Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/3616 E. 2026/231 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3616
- Karar No
- 2026/231
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2019/500 E., 2025/5 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar ve ek karar, asli müdahil vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; Davanın tarafları dışındaki üçüncü kişilerin görülmekte olan bir davaya müdahalesi, asli müdahale ve fer'î müdahale kurumları sayesinde mümkün olmaktadır. Medeni yargılama hukukunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemleri Kanunu'nun (HMK) yürürlüğe girmesinden önce asli müdahaleyi düzenleyen bir kanun hükmü bulunmamasına karşın, gerek doktrin gerekse Yargıtay kararlarında bir davaya asli müdahalenin mümkün olduğu kabul edildiğinden yeni kanun çalışmaları sırasında bu husus dikkate alınmış ve asli müdahale kurumu yasal düzenlemeye kavuşturulmuştur. Davaya asli müdahalenin düzenlendiği HMK'nın 65. maddesi; "Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir. Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır" hükmünü taşımaktadır. Kanun maddesinden açıkça anlaşılacağı üzere, asli müdahale davasında davacı, görülmekte olan ilk davanın konusu üzerinde kısmen veya tamamen hak iddiasında bulunan kişidir. Asli müdahale davası ilk davanın açıldığı mahkemede ve aynı dava dosyasında o davanın davacısı ile davalısına karşı açılan bağımsız bir dava çeşididir. Bu nedenledir ki asli müdahale davasının açılabilmesi için talepte bulunan üçüncü kişinin ayrıca dava harcını ödemesi gerekir. Aksi takdirde asli müdahale talebi mahkemece incelenemez. Asli müdahalede davasında, ilk davanın davacı ve davalısı zorunlu dava arkadaşıdırlar. Ancak, kendi aralarında devam eden asıl davadan dolayı menfaatleri birbiri ile çeliştiğinden birlikte hareket etme zorunlulukları bulunmamaktadır. Asli müdahalenin özelliğinden dolayı sadece davanın açılışı bakımından zorunlu dava arkadaşlığı vardır. Asli müdahale davasının ilk davanın açıldığı mahkemede görülüp çözümlenebilmesi için o mahkemenin asli müdahilin açtığı dava bakımından da görevli ve yetkili olması gerekir. Birbirinden bağımsız iki dava bulunduğu için mahkemece davalar hakkında ayrı ayrı karar verilir. Her davada olduğu gibi asli müdahilin de müdahale davası açmakta hukukî yararının bulunması gerekir. Bu ise ilk davada ileri sürülen iddia ve savunma ile çatışan bir talebin ileri sürülmesi, diğer bir anlatımla ilk davanın konusu olan hak veya şey üzerinde hak iddia edilmesiyle gerçekleşir. Bir davanın sonunda verilen hüküm, yalnız davanın tarafları ile bunların külli halefleri hakkında kesin hüküm teşkil eder (HMK. m. 303/1-3). Eğer hüküm, bir üçüncü kişinin hukukî durumunu dolaylı olarak etkiliyorsa bu kişiye de davaya müdahale imkânı getirilmiştir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, İstanbul 2001, s. 3451). Üçüncü kişinin taraf sıfatını kazanması mümkün olmadığından bu katılma, özel bir usule tabi tutulmuştur. Üçüncü kişinin davayı kazanmasında hukukî yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar davada yer almasına "fer'i müdahale" denir (HMK m. 66). Fer’î müdahalenin temel amacı, davanın, yanında yer alınan taraf yararına sonuçlanmasını sağlamaktır. Fer’î müdahale dilekçesi üzerine mahkeme, müdahale talebinin kabulüne veya reddine dair bir karar verir. Müdahale talebinin kabulü hâlinde talep sahibi fer’î müdahil sıfatını kazanır ve lehine katıldığı tarafla birlikte hareket ederek davayı bulunduğu noktadan itibaren takip eder. Fer'î müdahil yargılamaya katılmak konusunda bir sıfat edinmiş olmakla birlikte hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verilir (HMK m. 69); müdahil hakkında karar verilemez. Buna bağlı olarak fer'î müdahil hükmü ancak, lehine katıldığı tarafla birlikte temyiz edilebilir (Kuru, IV, s.3476). Somut olayda; dava konusu taşınmazın satışına ilişkin sözleşmeyi asli müdahilin kızı ... vekaleten imzaladığı, asli müdahil ... vekilinin 09.09.2015 tarihli dilekçesi ile asli müdahale talebinde bulunarak dava konusu taşınmazın asli müvekkili adına tescilini talep ettiği, 10.12.2015 tarihli celsede, ...'ın asli müdahil olarak davaya kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkemece 30.05.2025 tarihli ek kararı ile; her ne kadar ihbar olunan ... temyiz başvurusunda bulunmuş ise de bu kişinin üst yargı yoluna başvuru yolu kapalı olduğu gerekçesiyle asli müdahilin temyiz talebinin reddine karar verilmişse de; müdahale talebi kabul edilmesine rağmen asli müdahale davası hakkında hüküm kurulmayan asli müdahil ...'ın kanun yoluna başvurma hakkı bulunduğu anlaşılmakla; mahkemenin temyiz yoluna başvuru talebin reddine dair 30.05.2025 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Asli müdahil vekilinin duruşma isteminin miktardan reddine, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili; davacının, davalı şirket ile yapılan sözlü anlaşma gereğince ... İlçesinde bulunan ... Sitesindeki 22 nolu bağımsız bölümün ödemeler tamamlandıktan sonra tapu devir işleminin gerçekleştirilmesi kaydıyla satışı hususunda anlaştıklarını, davalıya toplamda 125.000,00 TL ödeme yaptığını, gönderilen ihtara rağmen tapu devri gerçekleştirilmediği gibi ödenen bedelin de iade edilmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 125.000,00 TL’nın ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. 2.Asli müdahil vekili; davacı ile müvekkili arasında adi ortaklık ilişkisi olduğunu, adi ortaklık sebebiyle müvekkilinin davacının banka hesabından bir çok kez işlem yaptığını, davacının müvekkilini adi ortaklıktan kaynaklanan işleri yapabilmesi için vekili tayin ettiğini, adi ortaklığın tespiti amacıyla Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/532 Esas sayılı davası açtıklarını, dava konusu taşınmazın alım satımına ilişkin tüm işlemlerin müvekkili tarafından yürütüldüğünü, davalı şirkete satış bedeli olarak verilen çeklerde satış sözleşmesinde, peşinat için yapılan ödemeler için alınan makbuzlada ve banka dekontlarında müvekkilinin adı ve imzasının bulunduğunu, davacının hesabından çıkmış gibi gözüken 75.000,00 TL'nin müvekkilinin adi ortaklıktan alacağı olması sebebiyle müvekkilini adına adi ortaklık hesabından yatırılan bedel olduğunu, çekin müvekkili tarafından ciro edilerek davalıya verildiğini, davacı tarafından açılan davanın reddinin gerektiğini, müvekkilinin taşınmazın alım satımına ilişkin tüm işlemleri kendi adına yürütmekle birlikte adiortaklık hesabından kendi payına düşen miktarı kullandığını ileri sürerek; asli müdahale talebinin ve davacı tarafından yapılan ödemelerin müvekkili tarafından yapıldığının kabulüyle dava konusu taşınmazın müvekkili lehine tapuya tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; satış ilişkisinin şirket ile ...-... adi ortaklığı arasında gerçekleştiğini, gönderilen paraların da adi ortaklık adına gönderildiğini, davacının adi ortağı olan dava dışı Şükrü Yazkan’ın talimatı ile dava konusu paranın davacıya iade edilmediğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 10.12.2015 tarihli kararıyla; davacı ile davalı arasında taşınmaz satışı konusunda yazılı bir sözleşme bulunmamakta olup davacının davalıya ... Noterliğinin 07.01.2014 tarihli ... nolu ihtarnamesi ile tapunun verilmemesi sebebi ile yapmış olduğu ödemelerin geri iadesini talep ettiği, davalı tarafından ihtarnameye cevap verilmediği, davacı tarafından bu kapsamda davalının belirtmiş olduğu hesaplarına ayrı ayrı olmak üzere toplam 75.000,00 TL nakit ve 50.000,00 TL çek karşılığı olmak üzere 125.000,00 TL ödendiğinin tespit edildiği, Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/432 esas sayılı dosyası kapsamında ... ve taraflar arasında adi ortaklığın tespiti davasının bulunduğu bu davanın davacının talep konusu bakımından sonuca etkili olmadığının anlaşıldığı, ... ile davalı şirket arasında düzenlenen satış sözleşmesi ile Büyükçekmece ..., 1188 ada, 21 parselde bulunan ... blok 22 nolu dairenin 05.08.2013 teslim tarihli olmak üzere 280.000,00 TL ye satışı konusunda anlaşıldığı, satış sözleşmesinde belirtilen 22 nolu dairenin satış bedellerinin belirtilen banka hesaplarına nakit ve bir kısmının da çek olarak davacı tarafından ... aracılığı ile yatırıldığı, yatırılan bedelin 125.000,00 TL olduğu davacının dairenin tapusu verilmesi talebinin kabul edilmediği, bu nedenle yapmış olduğu ödemeyi geri isteme hakkının bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile, 125.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, karar süresi içinde davalı vekili ve asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Yargıtay(kapatılan) 13. Hukuk Dairesince verilen 26.02.2019 tarihli ilamla; davacının, davalı şirketle yapılan sözlü anlaşma gereğince satın aldığı dairenin bedelini de ödediği halde tapu devrinin gerçekleştirilmediğini ileri sürerek satış bedeli olarak ödenen bedelin davalıdan tahsilini istediği, davalı şirketin ise, satış sözleşmesinin, davacı ile ... arasında kurulan adi ortaklık ile yapıldığını ve ...’ın talimatı ile davacıya ödeme yapılmadığını savunduğu, diğer adi ortağa davanın ihbar edilmesini istediği, eldeki davanın, ...’a ihbarı üzerine müdahale talebinde bulunulduğu ve davalı şirket ile kurulan satış ilişkisinin tarafının davacı ile birlikte kurdukları adi ortaklık olduğunu, adi ortaklığın tespiti ve tasfiyesi amacıyla açılan davada bu hususun ileri sürüldüğünü ve bu davanın bekletici mesele yapılmasını talep ettiği, dosya kapsamındaki belgelerden, ... tarafından eldeki davanın davacısı aleyhine Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2014/532 E. sayılı dosyası üzerinden adi ortaklığın tespiti ve tasfiyesi amacıyla dava açıldığının anlaşıldığı, bu dava sonucunda verilecek hükmün, elde ki davanın sonucunu etkileyeceği açık olduğundan, eldeki dava bakımından bekletici sorun olarak kabul edilmesi gerektiği, hâl böyle olunca, mahkemece, Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2014/532 E. sayılı dosyasının bekletici mesele yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, değinilen bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirdiği, bozma nedenine göre asli müdahil ve davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmediği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının davalı şirkete verdiği 50.000,00 TL'lik çek keşidecisinin ... İnşaat Ltd. Şti. olduğu, lehdarının ... Mühendislik-... olduğu, çekin "... Mühendislik-...” tarafından ...'a ciro edildiği, ... tarafından da ... İnşaat Ltd. Şti. ne ciro edildiği, bu bağlamda meşru hamilin davalı şirket olduğu, davalı şirketin çeki ...'dan iktisap ettiği, ödemenin ise dava dışı keşideci tarafından meşru hamile yapıldığı, davacının fer'i müdahil ... ile arasında mevcut şahsi ilişkiden kaynaklanan defileri çekin meşru hamili olan davalı şirkete karşı ileri süremeyeceği dikkate alınarak, davacının çek bedeli olan 50.000,00 TL'nin iadesini davalı şirketten talep edemeyeceği, davacı ile ... arasında adi ortaklık ilişkisinin mevcut olduğu, ancak ... ile davalı şirket arasında akdedilen 05.08.2013 tarihli gayrimenkul satış sözleşmesinde alıcının ...'e velayeten ... olduğu, adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin olarak İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/253 E., 223/935 K, sayılı dosyasında açılan davada da, davalı şirket ile yapılan gayrimenkul satış sözleşmesinin ve bu sözleşme gereğince ödenen bedellerin tasfiye hesabına dahil edilmediği dikkate alındığında, ...'ın söz konusu satış sözleşmesini kendi şahsi nam ve hesabına olarak akdettiğinin anlaşılabileceği, İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/253 E. -223/935 K. sayılı dosyasında verilen kararda taraflar arasında kurulan adi ortaklığın feshine, ...'ın ...'dan 86.239,18 TL alacaklı olduğunun tespitine karar verildiği dikkate alınarak, 125.000,00 TL'nin 86.239,18 TL'sinin ...'ın adi ortaklık ilişkisinden kaynaklı alacağı sebebi ile davalı şirkete ödenmiş olabileceği, bu bağlamda davacının 38.760,82 TL iade talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 38.760,82 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya yönelik talebin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde asli müdahil vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Mahkemenin 30.05.2025 tarihli ek kararı ile; her ne kadar ihbar olunan ... temyiz başvurusunda bulunmuş ise de bu kişinin üst yargı yoluna başvuru yolu kapalı olduğundan temyiz talebinin bu nedenle reddine karar verilmiş, karara karşı asli müdahil vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Asli müdahil vekili; müvekkili ...'ın yargılama konusu olan hak veya şey üzerinde tamamen hak iddia etmesi sebebiyle asli müdahale talebinde bulunulduğunu, asli müdahilin kararı tek başına temyiz etme hakkına sahip olduğunu, mahkemenin bilirkişi raporunu değerlendirirken hata ve yanılgıya düştüğünü, bilirkişi raporunun sonuç kısmındaki ilk üç tespite neden itibar edilmediğinin ve neden son tespite itibar edilerek hüküm kurulduğu mahkeme tarafından açıklanmadığını, davacı hesabından davalı hesabına yalnızca 75.000,00 TL ödeme yapıldığını, 50.000,00 TL'nin ise asli müdahil tarafından davalıya çekle ödeme yapıldığını, bilirkişi heyeti tarafından da yapılan ilk tespitte çekle ödeme yapılan 50.000,00TL’nin davacı tarafından davalı şirketten geri istenemeyeceğinin belirtildiğini, çekin yetkili hamilinin ve zilyedinin asli müdahil olduğu ve ödemenin dava konusu gayrimenkulün satış sözleşmesine istinaden yapıldığının kabulünün gerektiği, davacı hesabından ödenen 75.000,00 TL’nin ise müvekkilinin nam ve hesabına 09.05.2013 tarihli sözleşmeye istinaden yapıldığı açık olduğunu, asli müdahil müvekkilinin sözleşme ve davalı tarafın talepleri doğrultusunda bütün ödemelerini tam ve eksiksiz olarak hatta fazlasıyla tamamladığını, davacı taraf hesabından davalı şirkete ''papatya 22'' açıklamasıyla yapılan 75.000.00 TL ödemenin asli müdahil nam ve hesabına yapılmış olduğunun sabit olduğunu, bu sebeple 75.000,00 TL ödemenin iadesinin sebepsiz zenginleşme ve rücu hükümleri uyarınca davalı şirketten değil ancak asli müdahilden talep edilebileceği,asli müdahil tarafından yetkili hamil iken cirolanarak davalıya verilen 50.000,00 TL bedelli çekin bedelinin davacı tarafından davalıdan istenemeyeceği hususlarının sabit olması sebebiyle, davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı şekilde davanın kısmen kabulü ile davacının davalı şirketten 38.706,82 TL iade talep edebileceği yönündeki yerel mahkeme kararının bozulmasının gerektiğini ileri sürerek; asıl ve ek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, asıl davada, geçersiz taşınmaz satışından kaynaklanan bedelin iadesi, asli müdahale talebinde ise dava konusu taşınmazın asli müdahil lehine tapuya tescili istemine ilişkindir. Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 65. maddesi gereği Mahkemece, asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülerek her iki davanın karara bağlanması gerekirken, Mahkeme tarafından asli müdahale davası hakkında bir değerlendirme yapılmadığı, asli müdahale davası ile ilgili olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği anlaşılmaktadır. Buna göre, asli müdahale davası hakkında herhangi bir incelemeyi içermeyen mahkeme kararı usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Bozma sebebine göre; asli müdahil vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi gereğince asli müdahil yararına BOZULMASINA, Bozma sebebine göre, asli müdahil vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Temyiz eden taraf harçtan muaf olduğundan fazla yatırılan temyiz harcının istek halinde iadesine, 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Kanun'un 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,19.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.