Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/2591 E. 2026/451 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/2591
Karar No
2026/451
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/645 E., 2024/724 K. DAVA TARİHİ : 15.05.2012

Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, dahili davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; harici sözleşmeler ile satın alınan dava konusu taşınmaz üzerine, kadastro ihtilafı devam ederken müvekkili tarafından kalıcı nitelikte yapılar yapıldığını, ancak açılan tapu iptali ve tescil ile el atmanın önlenmesi davaları neticesinde, 18.12.2008 tarihinde müvekkilinin taşınmazdan tahliye edildiğini, yapıların müvekkiline ait olduğu konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığını, davalının yapılar için kâl talebinde bulunmadığını, bu nedenle sadece el atmanın önlenmesine karar verildiğini, bu yapılar yıkılmadığı gibi davalılar tarafından tasarruf edilmek ve kiraya verilmek suretiyle kullanıldığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 50.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 10.06.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 530.604,20 TL'ye artırmıştır. II. CEVAP Davalılar vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, davacının hiçbir hakkı olmamasına rağmen taşınmazı fiilen işgal ederek, kaçak nitelikte yapılar yaptığını ve yıllarca kullandığını, davacı tarafça açılan tapu iptali ve tescil davasının reddedilerek, taşınmaza el atmasının önlenmesine karar verildiğini, tazminata konu muhdesatların taşınmazın değerini arttırmadığını savunarak, davanın reddini istemiş, ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı def'inde bulunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 23.06.2016 tarihli kararıyla; bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Dairece verilen 24.09.2018 tarihli ilamla; dosya kapsamında da yer alan Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/367 E. sayılı dava dosyasında davacı/karşı davalının eldeki davanın davacısı, davalı/karşı davacının ise dava dışı Aber Metal şirketi olduğu, davacı talebinin; dava konusu taşınmaza yapılan yapıların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 723. maddesine dayalı, şimdilik 50.000,00 TL yapı ve muhdesat bedeli istemi olduğu, Mahkemece asıl dava yönünden; davacının taleplerini yeni malik olan davalı şirkete değil, taşınmazı kendisine satan kişilere yöneltebileceği gerekçesiyle ret kararı verildiği, söz konusu kararda kesinleşme şerhi bulunmadığı ancak gerekçeli kararın davacı ...’a 19.04.2012 tarihinde tebliğ edildiği, davacının bu tarih itibariyle davalılara karşı sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak dava açma hakkı olduğunu öğrendiğinin kabulü gerektiği, eldeki davanın ise 15.05.2012 tarihinde açıldığı açık olmakla, yasada öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı gözetilerek davanın esasına hakkında bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle, davacı vekilinin sair temyiz itirazları incelenmeksizin, hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 2. Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taşınmaz üzerinde bulunan dava konusu yapıların davacıya ait olduğu hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, davacının taşınmazı satın aldığı davalılardan, taşınmaz üzerinde yaptığı yapıların bedellerini talep etme hakkı bulunduğu, buna göre yapıların dava tarihi itibariyle değerlerinin belirlendiği bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğu, dava dilekçesinde dava değerinin fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 50.000,00 TL gösterildiği, buna göre davanın belirsiz alacak davası olarak açılmadığı, dava dilekçesinde bu hususa ilişkin açıkça bir beyanın bulunmadığı, bu nedenle dava konusu edilen alacağın kısmi davaya konu edilmiş olduğu, ıslah talebine karşı davalılarca zamanaşımı def'inde bulunulduğu gerekçesiyle; dava değeri olarak gösterilen 50.000,00 TL yönünden davanın kabulüne, ıslah edilen kısım yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde dahili davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Dahili davacılar vekili; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, ıslah edilen kısım için zamanaşımı yönünden verilen ret kararının hatalı olduğunu, dava tarihinde dava değerinin tam olarak belirlenmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle de davanın niteliği itibariyle belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı alacağın tahsili istemine ilişkindir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2021 tarihli ve 2021/(22)9-485 E. ve 2021/971 K. sayılı kararında "...30. Belirsiz alacak davası niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişi bunu açıkça dilekçesinde belirtmelidir." şeklinde açıklandığı üzere, davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) “Belirsiz alacak davası” kenar başlıklı 107. maddesi “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır. Bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi, belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz. Kısmi dava açılabilmesinin ön koşulunu, dava yoluyla yerine getirilmesi istenen edimin bölünebilir bir nitelik taşıması oluşturur. Nitekim, 6100 sayılı Kanunun 109/1 maddesinde de, talep konusunun, yani istenen edimin, sadece niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda, kısmi dava açılması yoluna gidilebileceğine açıkça vurgu yapılmıştır. Edimin bölünüp bölünemeyeceği sorunu ise, bir usûl hukuku sorunu değil; maddi hukuk sorunudur ve edimin bölünebilirliğinden maksat, niteliğinde herhangi bir değişme ve değerinde herhangi bir azalma meydana gelmeksizin kısmen ifasının talep edilebilmesidir. Kısmi dava ile davacı, mahkemeden sadece dava konusu yaptığı kısmın hüküm altına alınmasını istemektedir. Bu nedenle kısmi dava bakımından dava açılmasına bağlanan sonuçlar, sadece alacağın dava konusu yapılan kısmı bakımından sonuç doğuracaktır. Kısmi dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesi mümkündür. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; gerek dava dilekçesinde yapılan açıklamalar, gerekse dosya kapsamı incelendiğinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açılmadığı, dava dilekçesinde bu hususa ilişkin açıkça bir beyanın da bulunmadığı, bu nedenle dava konusu edilen alacağın kısmi davaya konu edilmiş olduğunun kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harçlarının temyiz edenlere yükletilmesine, 6100 sayılı Kanunun Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/2591, K. 2026/451, T. 03.02.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-2591-e-2026-451-k-ceaa77bbb529