Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/4112 E. 2026/1120 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4112
- Karar No
- 2026/1120
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/95 Esas, 2025/451 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 26. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/314 E., 2024/622 K.
Bölge Adliye Mahkemesinin asıl ve ek kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 24.02.2026 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat...dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
KARAR
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirkette 10.12.2013 tarihinden 12.12.2018 tarihine kadar genel müdür olarak çalıştığını, müvekkilinin iş sözleşmesinin davalı tarafça bildirimsiz, kötüniyetle tek taraflı olarak feshedildiğini, müvekkilinin özel eşyalarını ve şirket kasasında bulunan şahsına ait 24.000,00 USD nakit parasını almasına izin verilmeden şirketten gönderildiğini, müvekkilinin yeni eve taşınma ve yerleşme sürecinde güvende olması amacıyla şirket kasasına geçici olarak emaneten zarf içinde şirket yetkililerince de kayıt düşülerek 24.000,00 USD koyduğunu, davalı tarafça müvekkiline gönderilen ihtarnamede "kasada bulunan meblağlar" ibaresi ile tevil yollu ikrarda bulunulduğunu, şirkette nakit tahsilat uygulaması olmadığını, yasal mevzuat gereği şirketlerin belli bir meblağın üzerinde tahsilat ve ödemeleri banka kanalı ile yapması gerektiğini, söz konusu paranın müvekkilinin şahsi banka hesaplarından çektiği meblağlar olduğuna dair dekontlar bulunduğunu, müvekkilinin kişisel eşyaları kendisine teslim edilmesine rağmen nakit parasının bulunduğu zarfın teslim edilmediğini, müvekkilinin şikayeti üzerine başlatılan ceza kovuşturmasının devam ettiğini, 26.04.2019 tarihli yeminli Mali Müşavir raporunda kasa sayımı neticesinde şirket kasasında şirket kayıtlarında yer almayan 24.000,00 USD bulunduğunun tespit edildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 24.000,00 USD'nin şimdilik 12.000,00 USD'lik kısmının faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; ispat yükünün davacıda olduğunu, davacının müvekkiline 24.000,00 USD teslim ettiğini 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 561. maddesine göre ispat etmesi gerektiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 200. maddesi gereği de senetle ispatının şart olduğunu, tanık dinletilmesine muvafakatları bulunmadığını, ceza soruşturmasında takipsizlik kararı verildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu paranın davacı tarafından, davalı şirket kasasına para konulduğunu ve bu paranın kendisine ait olduğunu ispat yükünün davacıya ait olduğu, dava değeri nedeniyle tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği, davacının yemin deliline dayanmadığı, dava konusu paranın davacıya ait olduğunun geçerli delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça davalının kasasındaki para hakkında istihkak iddiasında bulunulmuş ise de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 991. maddesi uyarınca para dışındaki taşınır eşyalar hakkında istihkak davası açılabileceği gözetildiğinde davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf isteminin yerinde görülmediği, davacı tarafından davalı şirketin kasasına emaneten para konulmasına yönelik iddianın, niteliği itibarıyla saklama ilişkisine yönelik bir hukuki işlem olduğu, HMK'nın 200/1 hükmünde bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerektiğinin düzenlendiği, senetle ispat zorunluluğu bulunan durumlarda tanık dinlenebilmesi için HMK’nın 200/2 hükmüne göre karşı tarafın tanık dinlenmesine açıkça muvafakat etmesi ya da 202. maddede düzenlenen delil başlangıcının yahut 203. maddesinde sayılan istisnalardan birinin mevcut olması gerektiği, davacının eşyalarını almasına izin verilmeden işten çıkarılması, dava dilekçesi içeriği ve iddianın ileri sürülüş şekline göre irade fesadı kapsamında olmadığı gibi bu hususun davacı tarafından Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma ilamından sonra dile getirilmesine göre İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen bu iddianın dinlenmesinin mümkün olmadığı, somut olayda ticari geleneğe ve iki tarafın durumuna göre senede bağlanması veya ticari defterlere geçirilmesi usulden olmayan bir ticari işlem bulunmadığı, bu durumda HMK'nın 203. maddesinde yazılı senetle ispat kuralının istisnai hallerinin mevcut olmadığı, davalının kasasında bulunan paranın davalıya ait denetim raporunda şirket kayıtlarında yer almadığı tespit edilmiş ise de davalı tarafça bu paranın davacıya ait olduğu kabul edilmediğinden ispat yükünün davacı üzerinde olduğu, davalı şirkette eskiden genel müdür olan davacının şahsına ait olduğunu iddia ettiği parayı, herhangi bir ihtirazı kayıt koymaksızın veya bu hususu tutanak altına almaksızın davalı şirket kasasına koyduğunu iddia etmesine karşılık davalı şirkette bu yönde bir teamül de bulunmadığı gözetildiğinde davacının, dosya kapsamındaki delillerle dava konusu edilen paranın kendisine ait olduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi 10.06.2025 tarihli ek karar ile HMK'nın 366/1 hükmü yollamasıyla aynı Kanun'un 346. maddesi gereğince davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmiş, ek karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, davacıya ait olup geçici süre için davalı şirket kasasına konulduğu iddia olunan paranın davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Bölge Adliye Mahkemesinin 10.06.2025 tarihli ek karar ile HMK'nın 366/1 hükmü yollamasıyla aynı Kanun'un 346. maddesi gereğince davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmiş ise de yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere dava dilekçesinde davacının davalı şirkette genel müdür olarak çalıştığı dönemde şirket kasasına 24.000,00 USD koyduğu, daha sonra şirket yönetimince iş akdi feshedilerek özel eşyaları ve şirket kasasında bulunan şahsına ait 24.000,00 USD'yi almasına izin verilmeden şirketten gönderildiği ileri sürülerek fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak şimdilik 12.000,00 USD'lik kısmının ödenmesi talep edilmiştir.
Temyizdeki parasal sınırların uygulanmasına ilişkin HMK'nın Ek-1 inci maddesine 14.11.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7531 sayılı Kanun'un 22. maddesi ile “İstinaf ve temyiz kanun yoluna başvuruda esas alınan parasal sınırda yeniden değerleme nedeniyle meydana gelen artış, bölge adliye mahkemesinin kaldırma veya Yargıtayın bozma kararları üzerine yeniden verilen kararlar hakkında uygulanmaz, ilk karar tarihinde geçerli olan parasal sınırlar esas alınır." şeklinde üçüncü fıkra eklenmiş, akabinde bu fıkra 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun ile HMK'nın Ek-1. maddesinin ikinci fıkrası "2 00... . maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341, 3 62... . maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır." şeklinde değiştirilmiştir.
Mahkemenin 23.02.2021 tarihli, davanın kabulüne dair ilk kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 27.02.2024 tarihli kararı ile kaldırılmış olup ilk karar tarihindeki kesinlik sınırı ve dava dilekçesinde 24.000,00 USD (24.000, 00... .72 kur=137.280,00 TL) alacağın fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile şimdilik 12.000,00 USD'lik kısmının tahsilinin talep edilmiş olmasına göre 2021 yılı itibarıyla temyiz kesinlik sınırı 78.630,00 TL olup bu hâlde davacı vekilinin temyiz dilekçesi temyiz kanun yoluna tâbidir. Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine ilişkin 10.06.2025 tarihli ek kararın kaldırılmasına karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmesi gerekmiştir.
2.Yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere davacı, davalı şirkette genel müdür olarak çalıştığı dönemde şirket kasasına geçici olarak 24.000,00 USD koyduğunu, bu durumu şirketin muhasebe müdürü...ve muhasebe görevlisi ...'in gördüğünü ve bildiğini, davalı şirket tarafından 26.04.2019 tarihinde dava dışı...Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim A.Ş.'ye kasa mevcudiyetinin doğruluğu hususunda rapor düzenlettirildiğini, söz konusu raporda şirket kasasında şirket kayıtlarında yer almayan 24.000,00 USD bulunduğunun tespit edildiğini ileri sürmüştür.
Davacının, şirket kasasına 24.000,00 USD koyduğunu davalı şirket muhasebe müdürü ve muhasebe servisi görevlisi olan tanıklar, ceza soruşturma dosyasında ve işbu dosyada alınan ifadelerinde açıkça belirtmişlerdir. Davalı şirket tarafından kasa mevcudunun tespiti bakımından yaptırılan inceleme sonucu düzenlenen 26.04.2019 tarihli raporda da şirket kayıtlarına alınmamış 24.000,00 USD olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Davalı şirketin, davacının iş akdinin feshedilmesinden sonra söz konusu parayı yanında götürdüğüne dair bir savunması da bulunmamaktadır.
Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince hukuki işlemlerin, kişilerin hukuki sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamaları olduğu, bir veya birden fazla kişinin, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde hukuki sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamaları olarak nitelendiği, somut olayda da davacı tarafından davalı şirketin kasasına emaneten para konulmasına yönelik iddianın, niteliği itibarıyla saklama ilişkisine yönelik bir hukuki işlem olduğu belirtilmiş ise de bu niteleme yerinde olmayıp saklama ilişkisinin doğması için saklayanın söz konusu taşınır şeyi emin bir yerde muhafaza etmeyi borçlanması, bu yönde iradesi olması gerekir. Somut uyuşmalıkta ise davalının bu yönde idaresi bulunmamaktadır. Bölge Adliye Mahkemesinin kabulünün aksine hukuki ilişki ya da saklama ilişkisi değil hukuki bir eylem bulunduğunun kabulü gerekir.
Bu durumda Mahkemece, mevcut delil durumuna göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ek karara yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile 10.06.2025 tarihli ek kararın KALDIRILMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin asıl karara yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 26.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.