Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/5436 E. 2026/3506 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/5436
Karar No
2026/3506
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi EK KARAR TARİHİ : 11.07.2025 SAYISI : 2024/1522 E., 2025/924 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: Arhavi Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/6 E., 2023/73 K.

Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkindir.

Davacı vekili; müvekkilinin mirasbırakan babası ...'in babası olan kök muris ... ...'in maliki olduğu ve üzerinde ev ve eklentileri bulunan...Cad. No:18'de kain taşınmazı 2004-2005 yılları arasında bir tarihte davalı kızı ... (...) adına doğrudan mirasçıları olan davacılardan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak intikallerini sağladığını, yapılan devir her ne kadar tapuda satış olarak gösterilmiş ise de gerçekte bedeli ödenmek suretiyle gerçekleştirilen satış olmadığını, gizli bağış niteliğinde olduğunu, mirasbırakanın ekonomik bir sıkıntısı olmadığını, ölmeden önce ciddi bir rahatsızlık ya da olağanüstü harcama gerektirecek herhangi bir durum içerisinde de bulunmadığını, taşınmazların gerçek satış değeri ile tapuda gösterilen satış değerleri arasında büyük fark olduğunu, davalı hayatı boyunca çalışmadığı için tüm bu taşınmazları alım gücü bulunmadığını, mirasbırakanın devir tarihinde banka hesaplarında bu satışlara ilişkin para çıkmadığını ileri sürerek yapılan devirlerin diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak yapılmış olması nedeniyle davalı ... adına kayıtlı bulunan dava konusu taşınmazdaki davalıya ait payların müvekkilinin miras payı oranında iptali ile adına tesciline, muvazaa hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil talebinin kabul edilmemesi halinde, tenkis talebinin kabulü ile saklı paylara yapılan tecavüzün aynen veya nakden giderilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı; dava konusu taşınmazı mirasbırakan babasının sağlığında ...'da çalışırken kendi parası ile aldığını, babasından miras yoluyla gelen bir taşınmaz olmadığını, bahse konu taşınmazdaki hissesini kendisine sattığını, babası ve annesinin ...de bu evde kaldığını babasının inşaat ustalığı yaptığını ve sağlığında sosyal güvencesinin olmadığını, ihtiyacı oldukça daire ve dükkanları sattığını, en son da kendisinin ziynet eşyalarını vererek taşınmazı satın aldığını, sonrasında da babasının ayaklarının şeker hastalığı nedeni ile kesildiğini, babasını yanına alarak 2 sene baktığını, bu süre içinde davacı ve diğer çocuklarının murise hiçbir şekilde bakmadığını, davacının iddia ve taleplerinin haksız olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; murisin malvarlığının tamamını ...a devretmediği, hala daha adına kayıtlı taşınmazların olduğu, dinlenen davacı tanıklarının da mirasbırakanın diğer çocukları ile arasında mal kaçırmasını gerektirir bir problemi olduğu şeklinde beyanda bulunmadıkları, murisin kendisinden mal kaçıracağı kişiye taşınmaz bırakmasının da hayatın olağan akışına aykırı olacağı, tapuda işlemin satış şeklinde yapılmasına rağmen her zaman semenin para olması gerekmediği, satışın karşılığının belirli bir hizmet veya emek de olabileceği, sadece satış karşılığında para alınmamasının tek başına murisin mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla devirleri yaptığının ispatı olamayacağı kaldı ki dava dışı mirasçılar olan davalı tanıkları tarafından da murisin davalıdan aldığı borca karşılık taşınmazın devredildiği hususunda yeminli beyanda bulunulduğu, taşınmaz satış bedeli ile taşınmazın gerçek değeri arasındaki farkın tek başına muvazaanın kanıtlanmasına yeterli olmadığı, muvazaa iddiasına dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerektiği, bu kapsamda HMK 190. madde ve TMK 6. madde gereğince herkesin iddiasını ispatla mükellef olduğu anlaşıldığından ispat yükü kendisine düşen davacı tarafından bu hususun ispatlanamamış olduğu, temlikin muvazaalı olduğuna dair hükme yeterli delilin dosyada mevcut olmadığı; terditli talep olan tenkis iddiası yönünden yapılan incelemede ise mirasbırakan ... ...'in 01.06.2006 ölüm tarihi itibariyle tenkis davasının hak düşürücü süreye tabi olduğu, davacının muvazaalı satış işlemlerini dava tarihinde yeni öğrendiğini, muris ......'nin ölümü zamanında mirasçı sıfatını haiz olmadığını iddia etmiş ise de davacının murisi ...'in 1987 yılında, kök muris ... ...'in ise 2006 yılında vefat ettiği, kök murisin ölümü tarihinde davacının yasal mirasçı durumunda olduğu, davacı tanığı ve davacının annesi olan ... tarafından dava konusu taşınmazın satışının 2004 yılında öğrenildiği ve muris ile bu hususta konuşma yapıldığı, davacının hakkının dava zamanına kadar da davalı tarafından verilmediğinin beyan edildiği, yine davacı tanığı ...'in alınan yeminli beyanında 2006 yılında davacı ve dedesi ......'nin konuşmalarına şahit olduğunu, davacının dava konusu edilen taşınmazı ne maksatla davalıya devredildiği hususunda konuşmalarda bulunduklarını belirttiği anlaşıldığından 1 yıllık hak düşürücü sürenin tenkis istemi yönünden geçtiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davacıların muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil talebinin reddine, tenkis talebinin ise hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine 11.07.2025 tarihli ek karar ile; teknik bilirkişi ... ... ...'nun 31.12.2020 havale tarihli raporunda dava tarihinde taşınmazın toplam değerinden hisse itibari ile davalıya düşen bedelin 268.812,00 TL olduğu, temyiz sınırının daire kararının verildiği 2025 yılı için 544.000,00 TL olduğu, HMK'nın 362/1-a ve 362/2. maddeleri gereğince, kararın temyizi kabil nitelikte olmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin 6100 HMK'nın 362/1-a ve 362/2. maddeleri gereğince reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararı ve asıl kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R -

Bilindiği üzere 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca, gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda dava değerinin gayrimenkulün değerine göre belirleneceği öngörülmüştür. Dava değerinin belirlenmesinde taşınmazın dava tarihindeki keşfen saptanacak gerçek değerinin esas alınacağı açıktır.

Öte yandan pay oranında açılan muris muvazaası hukuki nedenine dayalı davalarda, dava değerinin davayı açan mirasçının payına isabet eden değer olacağı da kuşkusuzdur.

Diğer taraftan, 04.06.2025 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile; 12.01.2011 tarihli 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ek 1. maddesinin 2. fıkrası "(2) 2 00... . maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341, 3 62... . maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır." şeklinde değiştirilmiştir.

O halde, 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile yapılan yasal düzenleme gereğince dava konusu 43... parsel sayılı taşınmazın devre konu 11/40 payının dava tarihi itibariyle keşfen saptan değerinin 268.812,50 TL, bu değer üzerinden davacının 1/10 payına düşen değerin ise 26.881,25 TL olduğu, belirtilen değerin dava tarihi (28.10.2016) itibariyle kesinlik sınırı olan 25.000,00 TL'yi aştığı nazara alındığında, Bölge Adliye Mahkemesi kararı kesin nitelikte olmadığından, Bölge Adliye Mahkemesinin temyiz dilekçesinin miktar yönünden reddine ilişkin 11.07.2025 tarihli ek kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

Davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesinin asıl kararına yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama kuralları ve kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı 116,60 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.04.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/5436, K. 2026/3506, T. 11.07.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2025-5436-e-2026-3506-k-cc9ee4a901e6