Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/3869 E. 2026/353 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3869
- Karar No
- 2026/353
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2184 E., 2025/595 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 20.01.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davacı ... ve vekili Avukat ... ile temyiz edilen davalı ... mirasçıları ... vd. vekili Avukat ... geldiler, Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava, yolsuz tescil (sahtecilik) hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil ile manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Davacı, uzun yıllardır ...’da yaşadığını, diyaliz hastası olduğunu, ... ve ... köylerinde tarlaları bulunduğunu, yıllardır bu yerleri davalı yeğeni ...’ın kullandığını, ...’ı çiftçilikle ilgili işleri yapması için vekil tayin ettiğini, ... 3. Noterliğinde sahte kimlik kullanılarak 06.04.2014 tarihli ve ... yevmiye numaralı sahte vekaletnamenin noter katip adayı ... tarafından düzenlenildiğini öğrendiğini, soruşturma başlatıldığını, anılan sahte vekaletname ile davalı ...’ın 3 81... parsel sayılı taşınmazlarını davalı ...’a sattığının tespit edildiğini, ...’ın da taşınmazları davalı ...’a muvazaalı olarak devrettiğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline, 20.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, aşamada ölümü üzerine mirasçıları yargılamayı devam ettirmiştir.
Davalı ...; taşınmazı satın alırken kullanılan vekaletnamenin sahte olup olmadığını bilmediğini, soruşturma devam ettiği için hala da bilinmediğini, iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ...; taşınmazları 745.000,00 TL karşılığında satın aldığını, 680.000,00 TL bedelin babası tarafından davalı ...’ın banka hesabına gönderildiğini, taşınmazdaki ...nin ipoteğinin kaldırılması için de 53.500,00 TL ödediğini, Sulama Birliğine de 12.000,00 TL ödeme yaptığını, taşınmazı boş aldığını ve ekim yapmak için sürdürdüğünü, aile işletmeleri olduğunu, 2.000 dönüm tarım arazileri bulunduğunu, davalı ...’ı dava konusu taşınmazların satışında tanıdığını, öncesinde tanımadığını, iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş, aşamada ölümü üzerine mirasçıları davaya dahil edilmiştir.
Davalı ..., beyan dilekçesi ile; davalı ...’a borcu olduğunu, ...’ın davacı amcasının kimlik bilgilerini istediğini, ... ...’ın resmini yapıştırarak kimlik oluşturduğunu, sahte vekaletname düzenlendiğini, amacının ...’a teminat olarak taşınmazı vermek ve geri almak olduğunu, ...’ın taşınmazlara hiç zilyet olmadığını, davalı ... ve ailesinin taşınmazları görmeden aldıklarını, köyün küçük olduğunu, sorulması halinde taşınmazları kendisinin kullandığının söyleneceğini bildirmiş, aşamada ölümü üzerine mirasçıları davaya dahil edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; ceza dosyasında davalı/kısıtlı ...'un ceza aldığı, ...'a yönelik tescilin de yolsuz tescil olduğu, dava konusu taşınmazın ...'tan ...'nın babası ...'nın hesabından yapılan ödemeler ile satın alındığı, bedelin ödendiği ve bedelin de muvazaa şüphesi uyandıracak bir bedel olmadığı, gerçek bedel ile arasında fahiş fark bulunmadığı, oldukça yakın miktarlar olduğu, taşınmazın üzerindeki başkaca şerhler vb değere etki eden unsurların da bulunduğu, iyiniyetin aksinin ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; banka kayıtlarının incelenmesinde davalı ...'ın babası ...'in 02.10.2014 tarihinde davalı ...'a 680.000,00 TL (tarla bedeli açıklaması ile) havale ettiği, keşif sırasında dinlenilen davalı tanıkları ... ile ...'in 2014 yılının Ekim-Kasım ayları gibi taşınmazlara davalı ...'ın traktörlerinin girip taşınmazları sürdüğünü doğruladıkları, davalı ...'ın satın alma tarihinden itibaren de taşınmazlar üzerinde fiilen zilyetlik kurduğu, davalılardan ... ile ...'ın ... ili, ... ilçesi, davalı ...'ın ise ... ili, ... ilçesi nüfusuna kayıtlı oldukları, davalı ...'ın taşınmazların sahte vekaletname kullanılmak sureti ile el değiştirdiğini bilerek ve kötüniyetli olarak taşınmazları temlik aldığına ilişkin dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden; ... 3. Noterliğinin 06.02.2014 tarihli ve 1419 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile davalı ...’ın davacı adına vekil tayin edildiği, ...’ın anılan vekaletname ile davacının kayden maliki olduğu 381 parsel sayılı taşınmaz ile 91 parsel sayılı taşınmazın 1111/2912 payını davalı ...’a satış suretiyle temlik ettiği, ...’ın da taşınmazları 02.10.2014 tarihinde davalı ...’a devrettiği, ... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/83 Esas, 2018/329 Karar sayılı kararı ile davalı ...’ın resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından mahkum edildiği ve kararın kesinleştiği; davacının 10.08.2015 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak eşi ve çocuğu ...’un kaldığı, davalı ...’ın 05.08.2020 tarihinde öldüğü, geriye miraçsı olarak eşi Necla ile çocukları ... ve ...’nun kaldığı, davalı ...’ın 12.08.2023 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak annesi ve babasının kaldığı görülmüştür.
Bilindiği üzere; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış-verişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988. ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK'nın 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden, iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli olup-olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse, diğer yanda ise kendisi için maddi hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle, "kötüniyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve Mahkemece kendiliğinden (re'sen) nazara alınacağı” ilkeleri 08.11.1991 tarih l990/4 Esas l99l/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.
Öte yandan; 14.02.1951 tarihli 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince vakıa ve karinelerden, halin icaplarından kendisinden beklenen özeni sarfetmemiş olması itibariyle kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacağı belirmiş olan kimsenin TMK’nın 1023. maddesinden yararlanamayacağında bir tereddüt bulunmamaktadır.
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 16.05.2025 tarihli ve 2024/1 Esas, 2025/2 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, üçüncü kişilerin TMK'nın 3. maddesi çerçevesinde iyiniyetli olması asıldır. Burada aranan iyiniyet, tescil isteminin yevmiye defterine kaydı esnasında mevcut olmalıdır. Ancak, üçüncü kişi kütükteki tescilin belgelerle çeliştiğini bilmesine ya da şüphelenmesine rağmen bunu incelemekten veya gerekli özeni göstermekten kaçınır ise iyiniyet iddiasında bulunamaz. Üçüncü kişinin iyiniyetli olmadığını ispat etme yükü, iddia eden tarafa aittir. Ancak iyiniyetin olmadığını kanıtlamak zor olduğundan bunu iddia eden arsa sahibi bazı fili karinelerden yararlanarak üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu ispat edebilir. Örneğin, üçüncü kişinin yapacağı küçük bir araştırmayla, taşınmazın gerçek sahibini öğrenmesinin mümkün olduğunu, malın kısa sürelerde el değiştirdiği veya düşük bedelle el değiştirdiğini iddia ve ispat ederek iyiniyetle ayni hak iktisap ettiğini iddia eden üçüncü (bazen dördüncü, beşinci) kişinin iyiniyet iddiasını çürütebilir.
Somut olayda; davalı ...’ın dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede taşınmazları olduğu ve bu bölgede tüccarlık yaptığı, ...’ın babası ...’in ceza mahkemesinde tanık olarak verdiği beyanından vekaletnamenin sahte olduğunu bilen vekil ...’ı tanıdığı hususları tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde davalı ...’ın yukarıda yer alan ilkeler ve kararlar uyarınca yapacağı küçük bir araştırmayla taşınmazın gerçek sahibini öğrenmesinin mümkün olduğu, bedel ödemesinin iyiniyetli olduğu anlamına gelmediği gibi bedel ödemenin kötü niyetli alıcının TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanmasına imkan da sağlamadığı hususları gözetildiğinde iyiniyetli kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın tapu iptal ve tescil istemi yönünden kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacı ... vekilinin değinilen yönlerden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden davacı ... vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davalılardan alınmasına, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.