Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/3225 E. 2026/351 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/3225
- Karar No
- 2026/351
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/162 E., 2024/68 K.
Mahkeme kararı davalı ... vekili, mirasçı ... vekili (duruşma istemli) ve tereke temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 20.01.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden asli müdahil ... vekili Avukat ..., temyiz edenler davalı ... vekili Avukat ... ve tereke idare memuru ... ile temyiz edilen davacı ... vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı. Yokluklarında duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir. Davacı; 453 61... ve 8 parsel sayılı taşınmazlardaki payının davalı ... tarafından vekâlet görevi kötüye kullanılarak diğer davalılara danışıklı biçimde satış suretiyle temlik edildiğini, yapılan işlemlerden haberi olmadığını, satış bedelinin de ödenmediğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde 5.000,00 TL tazminatın davalı ...'ten tahsiline, 28.02.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile tapu iptali ve tescil talebi geçerli olmak üzere terditli tazminat talebi yönünden 107.300,00 TL'nin davalı ...'ten tahsiline karar verilmesini istemiş; aşamada ölümü üzerine ... tereke temsilcisi tayin edilmiştir.
Davalı ... ve ..., öncelikle davacının vesayet altına alınması gerektiğini, satışların davacının bilgisi dahilinde yapıldığını ve 105.000,00 TL ödendiğini, 2013/178 Esas sayılı davaya konu satışlarla birlikte bedelin tüm kardeşlere eşit olarak dağıtıldığını, bu dağıtımın da davacının bilgisi ve talebi üzerine yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Davacının oğlu ..., 16.08.2016 tarihli dilekçesi ile, dava sonucunun müstakbel miras hakkını etkileyeceğini, davacı yanından fer’i müdahil olarak davaya katılmak istediğini bildirmiştir.
Mahkemenin 13.05.2014 tarihli ve 2013/179 Esas, 2014/146 Karar sayılı kararıyla; davacı tarafından davalılardan ...’a satış yetkisi veren vekaletname doğrultusunda davalı vekil tarafından üçüncü kişilere yapılan satışların geçerli olduğu, dava konusu taşınmazların davacı hissesine düşen satış bedelinin davalı (vekil) ... tarafından davacıya (vekil edene) ödendiği hususunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil istemine ilişkin davanın ve davalı ... dışında kalan davalılara yönelik davanın reddine, davalı ...’e yönelik bedel isteminin kabulüne karar verilmiş, kararın davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyizi üzerine Dairenin 08.10.2015 tarihli ve 2014/16608 Esas, 2015/11575 Karar sayılı kararıyla: davacının kısıtlanması için açılan davanın sonucunun beklenilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Mahkemenin 07.02.2017 tarihli ve 2016/84 Esas, 2017/20 Karar sayılı kararıyla; tapu iptali ve tescil istemine ilişkin davanın ve davalı ... dışında kalan davalılara yönelik davanın reddine, davalı ...’e yönelik bedel isteminin kabulüne karar verilmiş, kararın davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyizi üzerine Dairenin 10.12.2019 tarihli ve 2017/2520 Esas, 2019/6388 Karar sayılı kararıyla: HMK’nın 1 84... . maddeleri uyarınca işlem yapılmadığı ve ...’in davalı olarak gösterilmesi talebi hakkında olumlu olumsuz bir hüküm kurulmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Mahkemenin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; ölü davacı ... mirasçıları ..., ..., ..., ... ve ... yönünden dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren 3 ay içinde yenilenmediğinden bu davacıların açtığı davanın açılmamış sayılmasına, tapu iptali ve tescil istemine ilişkin davanın ve davalı ... ... dışında kalan diğer davalılara yönelik davanın reddine, davacının mirasçıları ..., ... ve ... yönünden davalılardan ... ...’a yönelik bedel istemine ilişkin davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden; davacının ... 48. Noterliğinin 07.07.2003 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekaletnamesi ile genel yetkili olarak davalı kızı ...’i vekil tayin ettiği, ...’in de murisin 453 61... parsel sayılı taşınmazdaki payını (202/397 payda elbirliği mülkiyet ile malik) ve 8 parsel sayılı taşınmazdaki payını (234/624 payda elbirliği mülkiyet ile malik) 02.08.2012 tarihinde satış suretiyle davalı ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’e satış suretiyle temlik ettiği; davacının 07.05.2018 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak çocukları ..., ..., ..., ... ..., ..., ... ve kendisinden önce ölen oğlu ...’ın çocukları ..., ... ve ...’in kaldığı, ...’ın 2025 yılında öldüğü; davalı ...’nın da 21.06.2016 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak eşi ... ile kızı ... ve kendisinden önce ölen çocuğu ...’ün kızı ... ...’nın kaldığı görülmüştür.
Bilindiği üzere; Türk Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nın 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır. Öte yandan; vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce, kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda; eldeki davanın vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası ile açıldığı, bu davalarda öncelikle vekil edenin iradesine uygun hareket edilip edilmediğinin, vekilin vekalet görevini kötüye kullanıp kullanmadığının saptanması, sonrasında ise vekil ile işlem yapan kişinin vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde olup olmadığı veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilen veya bilmesi gereken kişi olup olmadığının tespit edilmesi gerekeceği ve davanın tanık da dahil her türlü delille ispat edilebileceği açıktır.
Hâl böyle olunca, tarafların usulüne uygun olarak bildirdikleri tüm delillerin toplanılması, ...’ın dava konusu taşınmazlardaki elbirliği mülkiyete konu paylarının tespitine imkan sağlayacak veraset ilamlarının temin edilmesi, tüm delillerin yukarıdaki ilkeler uyarınca ve taraflar arasında aynı vekaletname ile yapılan işlemlerden kaynaklı başkaca davalar var ise bu davalar da gözetilerek değerlendirilmesi ile hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir.
Diğer taraftan; davacı ...’ın aşamada öldüğü ve terekesini temsilen ...'in temsilci tayin edildiği ve tereke temsilcisinin yargılamayı devam ettirdiği, davacı mirasçısı ...'ın davayı takip yetkisinin kalmadığı, hususunun göz ardı edilmesinin yanı sıra ... mirasçıları arasında zorunlu dava arkadaşlığı olmasına rağmen bir kısım mirasçılar yönünden dosyanın işlemden kaldırılmasına ve sonrasında da davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi ve hukuki değerlendirmenin yer aldığı bilirkişi raporunun hükme esas alınması da doğru değildir.
Davalı ... vekilinin, mirasçı ... vekilinin ve tereke temsilcisinin değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, davayı takip yetkisi kalmayan mirasçı ... vekilinin temyiz dilekçesinin reddine, Davayı takip yetkisi, haklılık ve vekille temsil edilme durumları gözetilerek 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden davalı ... vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davacı ... terekesinden alınmasına, Peşin alınan harçların istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın ... Batı 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.01.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.