Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/6303 E. 2026/90 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/6303
- Karar No
- 2026/90
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/293 E., 2024/430 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı; maliki olduğu 72 49... parseldeki 6 nolu bağımsız bölümü satış yoluyla davalıya temlik ettiğini, ancak yapılan devir işleminin gerçek bir satış olmadığını, taşınmazını davalı ve onun dava dışı eşi ...'a duyduğu güven nedeniyle devrettiğini, amacın ... ile ortak oldukları dava dışı şirkete kaynak sağlamak olduğunu, aralarında inanç sözleşmesinin bulunduğunu, devir sırasında kullanılan konut kredisinin şirketin %98 payına sahip olan ... tarafından değerlendirildiğini, ancak ilerleyen zamanda bu kaynakların düzgün kullanılmadığının anlaşıldığını, şirketin ödeme güçlüğü içerisine girdiğini, davalı ...'nin, eşi ile arasındaki anlaşmayı bilmesine rağmen kötü niyetli olarak kendisine ihtarname gönderdiğini, taşınmaz için kira bedeli talep ettiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescile karar verilmesini istemiştir.
Davalı, usulünce tebliğe rağmen davaya cevap dilekçesi sunmamış; aşamada, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, inançlı işleme ilişkin bir sözleşmenin bulunmadığını, taşınmazdaki konut kredisini kendisinin ödemekte olduğunu belirtip davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla ; davacı taraf dava konusu taşınmazı dava dışı şirkete sermaye sağlamak ve geri verilmek üzere davalıya devrettiğini iddia etmiş ise de inançlı işlem iddiasının tarafların imzasını taşıyan bir belge ile ispat edilemediği, yazılı delil başlangıcı bulunmadığı, davacı tarafından yemin deliline de dayanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla ; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının ikamet etmekte olduğu 72 49... parseldeki 6 nolu meskenini 04.12.2019 tarihinde davalıya satış suretiyle, 160.000,00 TL bedelle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.
Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı, taşınmazı inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.
İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. (6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 97. m.) Anılan sözleşmelerde taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini, devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK'nın 26... . maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.
Uygulamada, mesele 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile ilişkilendirilip bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. İçtihadı Birleştirme Kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme Kararının kapsamının genişletilmesi, hem de taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.
05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. İspat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir. Öte yandan, TBK'nın 97. maddesinde, “Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.”; TMK’nın 1023. maddesinde, “Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.", 1024. maddesinde ise, “ Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Böyle bir tescil yüzünden ayni hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
Somut olaya gelince; davacı, dava konusu taşınmazı inanç sözleşmesi ile davalıya devrettiğini, davalının temin ettiği konut kredisi taksitlerinin bir kısmını ödediğini ileri sürmüştür. Dairemizin 10.06.2025 tarihli geri çevirme kararı ile, davacının dava dilekçesinde delil olarak dayandığı banka kayıtları dosya arasına getirtilmiş, yapılan incelemede davalı tarafından ... Bankasından 02.12.2019 tarihli sözleşme ile konut kredisi temin edildiği, bu nedenle dava konusu taşınmaz üzerine ipotek tesis edildiği, davacı tarafından taşınmazın temlikinden sonra davalının banka hesabına 23.12.2019, 21.01.20 20... .02.2020 tarihlerinde sırasıyla, kredi için 1., 2. ve 3. taksit açıklamaları ile kredi taksit tutarlarının gönderildiği, böylelikle davalı tarafından temin edilen kredinin ilk 3 taksitinin davacı tarafından ödendiği, bu hususu taraflar arasındaki yazışmaların da doğruladığı anlaşılmıştır.
Diğer taraftan; davalı tarafından temin edilen kredi taksitlerinden bir kısmının davacı tarafından ödenmesine ilişkin kayıtların delil başlangıcı teşkil edeceği ve çekişmenin giderilmesinde göz ardı edilemeyeceği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 202. maddesi hükmü gereğince delil başlangıcı sayılabilecek belgelerin bulunması halinde tanık dinletilmesinin mümkün olduğu açıktır.
Hal böyle olunca; tanıkların dinlenmesi, süresinde bildirilen tüm delillerin toplanması, taraflar arasında inançlı işlem ilişkisinin olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, inançlı işlemin varlığı ispatlanır ise davacının inanç sözleşmesi gereğince edimini yerine getirip getirmediğinin saptanması; yerine getirmediğinin anlaşılması halinde TBK'nın 97. maddesi uyarınca öncelikle kendi edimini yerine getirmesi zorunluluğu gözetilerek kendisine bu yönde imkan tanınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile, temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.