Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2026/524 E. 2026/2684 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/524
- Karar No
- 2026/2684
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1954 E., 2022/1216 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: Menderes 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/182 E., 2020/96 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı tereke temsilcisi vekili tarafından ve ... mirasçıları vekili tarafından adli yardım talepli ve duruşma istekli olarak temyiz edilmiş olmakla; ... mirasçıları vekilinin adli yardım talebinin kabulüne, duruşma isteğinin reddine karar verildi. Kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması ve korkutma hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir.
Davacı ... tereke temsilcisi ...; dava dışı kişiler tarafından dolandırıldığını ve maddi sıkıntılar yaşadığını, içinde bulunduğu durumu bilen başta davalı ... ve yakınlarının kendisini, dolandırıldığı kişilerle ilgili sorunları çözmek için davalılar ...ve Olgun ile tanıştırdığını, bu kişilerin de sorunları çözemediği gibi daha sonraları kendisinden para istediklerini, bu taleplerini yerine getiremeyince bu kişiler tarafından silah zoru ile kaçırıldığını, ... ve bu kişilerin mirasbırakanı ...’ı “oğlun bizim elimizde, dava konusu taşınmazın satış vekaletini bize vermezsen oğlunu öldürürüz “ şeklinde tehdit ettiklerini ve...yi evinden zorla alarak tehditle dava konusu taşınmazın satışı hususunda davalı ...’i vekil tayin ettirdiklerini, vekil Selim’in mirasbırakan...nin maliki bulunduğu 28 33... parsel sayılı taşınmazını birlikte hareket ettiği diğer davalı ...’a, ...un da taşınmazı ...’a devrettiğini, vekaletnamenin tehditle alındığını, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını, davalıların birlikte hareket edip kötü niyetli olduklarını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile terekeye iade edilerek mirasçılar adına miras payları oranında tesciline, olmadığı takdirde taşınmazın rayiç değerinin, taşınmazın davalı ...'a devir tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek terekeye iadesi ve mirasçılara miras payları oranında ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ...; hak düşürücü sürelerin geçtiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, taşınmazın satılık olduğunu öğrenince emlakçı ile görüştüğünü, o tarihte taşınmazın değerinin 600.000,00 TL civarında olduğunu, ancak taşınmaz üzerinde ipotek bulunduğunu, yaptıkları pazarlık sonucu taşınmazı 500.000,00 TL 'ye satın aldığını, satış bedelinin 325.000,00 TL ve 130.000,00 TL'sinin ... ...şubesine havale edildiğini, bu miktardan 260.000,00 TL'nin taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldırılması için başka bir hesaba aktarıldığını, 194.805,00 TL'nin ise ... hesabına aktarıldığını, kalan 45.000,00 TL satış bedeli için 10.10.2007 tarihinde 15.000,00 TL ... hesabına, 15.000,00 TL ... hesabına yatırıldığını, ayrıca 15.000,00 TL de elden nakit olarak satıcıya ödediğini, bu ödemeleri satıcının isteğine uygun olarak havale ettiğini, taşınmazı emlakçı aracılığı ile uygun bedeli karşılığında satın aldığını, iyi niyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalılar ... ve ... davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesince; vekaletnamenin tehdit ve zorla alındığı iddialarının ispatlanamadığı ancak davalılar ...ve ...un mahkemenin 2008/649 Esas sayılı dosyasına sundukları beyan dilekçelerinde 02.10.2007 tarihli devrin gerçek olmadığı, herhangi bir satış bedeli ödenmediğini kabul ettikleri, vekilin vekalet görevini kötüye kullandığı, davalılar ...ve ...un birlikte hareket ettikleri, mirasbırakana herhangi bir satış bedeli ödenmediği, taşınmazın davalı ...’a 500.000,00 TL'ye satıldığı, ...’a yapılan satışın gerçek olduğu, satış bedelinden 260.000,00 TL'nin ipotek bedeli olarak Metin Dikmen’e havale edildiğini, yapılan satıştan davalılar ...ve ...un 240.000,00 TL gelir elde ettikleri, bu bedelin iadesi gerektiği gerekçesiyle tapu iptali ve tescil isteğinin reddine, tazminat talebinin kısmen kabulü ile 240.000,00 TL'nin 10.10.2007 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılar ...ve ...dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, kararın davacı tereke temsilcisi vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b/1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; ...’ın İzmir 22. Noterliğinin 25.09.2007 tarih ve ... yevmiye nolu vekaletnamesi ile maliki olduğu 1095 parsel sayılı taşınmazını dilediğine dilediği bedelde satması, satış bedellerini alması ve bu konuda gerekli işlemleri yapması için davalı ...’yı vekil tayin ettiği, vekil Selim’in de davacıya ait 1095 ( yeni 28 33... ) parsel sayılı taşınmazı 2.10.2007 tarihli 7061 yevmiye nolu işlemle 12.000,00 TL bedelle davalı ...’a ...un da 10.10.2007 tarihli 7321 yevmiye nolu işlemle 13.000,00 TL bedelle davalı ...’ye satış suretiyle devrettiği, yargılama sırasında tereke temsilcisinin değiştiği ve Menderes 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 26.09.2025 tarihli ve 2019/89 Esas, 2019/395 Ek karar sayılı kararı ile muris...nin terekesine Av....’ın tereke temsilcisi olarak atandığı, ek kararın 30.10.2025 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması durumunda, davanın tereke temsilcisinin veya bu sıfatla vekil kıldığı avukatın huzuru ile sürdürülmesi gerektiği tartışmasızdır. Tereke temsilcisinin atanması ile mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisi ortadan kalkmaktadır. Başka bir söyleyişle, mirasçıların davayı takip yetkisi sona erer ve bununla bağlantılı olarak da hükmü temyiz hakkı miras şirketini temsilen tereke temsilcisine geçer.
Bununla birlikte; 6098 s. Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu'nun 390.) aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nın 504/1. maddesi). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Diğer taraftan; aynı Kanun’un “İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı” başlıklı 1024. maddesi ise; “Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Böyle bir tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir” hükmünü içermekte olup bu madde ile de iyiniyetli olmayan kimsenin iktisabının korunmayacağına vurgu yapılmıştır. TMK’nın 1023. maddesi iyiniyetle mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımını korurken; tamamlayıcı madde niteliğinde bulunan 1024. madde ile de iyiniyetli olmayan üçüncü şahısların kazanımı hükümsüz sayılmıştır.
Görüldüğü üzere, tapuda taşınmazla ilgili kayıtlara ilişkin olarak “tapu siciline güven ilkesi” benimsenmiştir. Ancak; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hâllerde manevi büyük değer taşıyan aynî hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyiniyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Hemen Belirtilmelidir ki; dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile terekeye iade edilerek tüm ... mirasçıları adına tescil talebinde bulunulduğu, davanın tereke temsilcisi vekili tarafından açıldığı ve takip edildiği, yargılama sırasında tereke temsilcisinin değiştiği, terekeye temsilci atanmakla mirasçıların davayı takip yetkisi sona erdiğinden ve bununla bağlantılı olarak hükmü temyiz etme hakkı miras şirketini temsilen tereke temsilcisine geçtiğinden ... mirasçıları vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Somut olaya gelince; davalılar ...ve ...’ın davaya cevap vermedikleri ancak aynı taşınmaza ilişkin aynı hukuki nedene dayalı olarak bir kısım ... mirasçısı tarafından Menderes Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/649 Esas sayılı dosyası ile açılan davada sundukları beyan dilekçelerinde 02.10.2007 tarihli devrin gerçek olmadığı, muris...ye herhangi bir satış bedeli ödenmediğini kabul ettikleri, bu durumda vekilin vekalet görevini kötüye kullandığı, davalılar ...ve ...un birlikte hareket ettikleri, mirasbırakan...ye herhangi bir satış bedeli ödenmediği, kaldı ki bu hususun Mahkemenin de kabulünde olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda değinilen ilke ve olgular, 05.02.2025 tarihli 2024/1-706 E., 2025/830 Karar sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 14.02.1951 tarihli 1949/17-1951/1 ve 16.08.2025 tarihli 2024/1-2025/2 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararları da göz önüne alındığında; taşınmazı davalı ...’dan satın alan ...’ın, taşınmazı 500.000,00 TL bedelle satın aldığını, satış bedelinin 325.000,00 TL ve 130.000,00 TL'sinin ... ...şubesine havale edildiğini, bu miktardan 260.000,00 TL'nin taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldırılması için başka bir hesaba aktarıldığını, 194.805,00 TL'nin ise ... hesabına aktarıldığını, kalan 45.000,00 TL satış bedeli için 10.10.2007 tarihinde 15.000,00 TL ... hesabına, 15.000,00 TL ... hesabına yatırıldığını, ayrıca 15.000,00 TL'de elden nakit olarak satıcıya ödediğini beyan ettiği, ancak taşınmazın ...’a satış tarihindeki keşfen belirlenen değerinin 935.418,02 TL olduğu, satış bedelinin resmi senette ise 13.000,00 TL olarak gösterildiği, ...’ın taşınmazı ...’dan satın almasına rağmen satış bedelinin 194.805,00 TL'sini davacının vekili olan ...’ya ödediğini beyan ettiği, ayrıca...nin oğlu ...’in davalı ...’nin yeğeni ile evli olduğu, aynı muhitte ikamet ettikleri, ...’ın taşınmazın...ye ait olduğunu bildiği, ...ve ...’in başına gelen olaylardan haberdar olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, son kayıt maliki davalı ...’nin durumu bilen ya da bilmesi gereken kişi konumunda olup iyiniyetli bulunmadığı ve TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı sonucuna varılmaktadır. Hâl böyle olunca; davacının tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde vekil ...ve davalı ... yönünden bedele hükmedilmesi isabetsizdir.
Kabule göre de davacı tarafça tapu iptali ve tescil isteği kabul edilmezse, taşınmazın rayiç değerinin, davalı ...’a devir tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan tahsilinin talep edildiği, taşınmazın davalı ...’a satış tarihindeki değerinin keşfen 935.418,02 TL olarak belirlendiği, taraflarca bu değere itiraz edilmediği gözetilerek belirlenen bu değere göre ödenecek miktarın belirlenmesi gerekirken, taşınmazın davalı ...’a 500.000,00 TL'ye satıldığı kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi de doğru değildir.
Açıklanan sebeplerle,
1. ... mirasçıları vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, kararın adli yardım talepli temyiz edilmesi ve Dairemizce adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi nedeniyle harç hususunda karar verilmesine yer olmadığına,
2. Davacı tereke temsilcisi vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Tereke temsilcisinin adli yardım talebi yargılama sırasında kabul edilmesi nedeniyle harç hususunda karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın kararı veren Menderes 1. Asliye Hukuk Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.