İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/419 E. 2025/15 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2017/419
- Karar No
- 2025/15
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2017/419 KARAR NO : 2025/15 DAVA : Sözleşmenin İptali-Anonim Şirket Paylarının İadesi DAVA TARİHİ : 02/05/2017 KARAR TARİHİ : 09/01/2025 Mahkememizde görülmekte olan Sözleşmenin İptali-Anonim Şirket Paylarının İadesi davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri ile davalılar ... ve ...'nın kardeş olduklarının, davalıların ... Ticaret Odasının ... sicil numarasına kayıtlı ...Şirketi'nin eski ortağı ve hissedarı olan müris ...'nın vefatı ile ortaklık ilişkilerinin mevcut olduğunu, hile ve gabin nedeniyle iptal taleplerine ilişkin sözleşmelere konu şirketin paylarının dava konusundan önce şu şekilde olduğunu; hisse adedinin ve sermaye payının sırasıyla ortaklardan ...'nın 700 adet hisse /7.000.000 TL, ...'nın 222,50 adet hisse/ 2.225.000 TL, ...'nın 222,50 adet hisse/2.225.000 TL, ...'nın 100 adet hisse/ 1.000.000 TL, ...'nın 100 adet hisse/1.000.000 TL, ...'nın 100 adet hisse/ 1.000.000 TL, ...'nın 187.50 adet hisse/1.875.000 TL , ...'un 122,50 adet hisse/ 1.225.000TL, ...'ın 122,50 adet hisse/ 1.225.000 TL, ...'nın 122,50 adet hisse/1.225.000 TL sahip oldukları davalıların şirketin kurucularından olan tarafların babası ...'nın davalı şirket yönetim kurulunda yer aldıkları, ...'nın vefatından sonra şirketin yönetim kurulunun tarafların amcaları olan ... ve yeğenleri ..., ... ve ..., ... ve ...'ten oluşan aile erkeklerinden oluştuğunu, davacıların tamamının şirket yönetim kurulunda yer almak istemelerine rağmen söz konusu şirketin yönetim kurulunda yer alamadıklarını, davalıların ve diğer ortakların müvekkillerini babalarının vefatı sonrasında şirket yönetim kuruluna dahil etmedikleri gibi şirket yönetiminde fiilen dahil etmediklerini, müvekkillerinin şirket merkezine girmelerine izin verilmemesine kadar gidildiğini, söz konusu protokollerin hile ve gabin nedeniyle geçersiz olduğunu, dava konusu şirketi fiilen sevk ve idare eden davalıların ve diğer ortakların müvekkillerine aile arasında yapılan görüşmelerde şirketin mali durumunun kötüye gittiği, şirketin zarar ettiği, şirketin iflas aşamasına geldiği, şirketten kar beklentisi içinde olmamaları gerektiği, aksine şirketin nakit ihtiyacı karşısında şirkete para koymak durumunda kalacakları yönünde beyanlarda bulunularak müvekkillerinin duyguları ile oynandığını, her üç müvekkillinin de ilkokul mezunu ve ev hanımı olduklarını, müvekkillerinin babaları ...'nın vefatından önce ve sonra şirkette aktif ve fiilen görev almadıklarını, müvekkillerinin ev hanımı olması sebebiyle dava dışı şirketin işleyişi hakkında tek bir bilgilerinin dahi olmadığı, bunun yanı sıra şirket hissesine düşen paylarının karşılığını dahi bilmelerinin mümkün olmadığı, davalıların davacı müvekkillerinin hisselerinin davalılara devir tarihine kadar geçen süreçte müvekkillerine yansıttıkları bu olumsuz havayı giderek daha yaygın bir hale getirdiklerini nitekim sürecin sonuna doğru davalıları ve diğer şirket ortaklarının müvekkillerine ait hisselerinin kendilerine devri meselesini dillendirmeye başladıklarını, davalıların ve diğer şirket ortaklarının hileli beyanları, telkin ve baskılarının etkisiyle davacıların şirketteki paylarının tamamını davalıların önerdiği bedel karşılığında davalılar tarafından düzenlenen adi yazılı şekilde hisse devir protokolleri gereğince devretmek durumunda kaldıklarını, müvekkillerinden ... ile davalı ... arasında, müvekkili ... ile Metin ve ... arasında, Müvekkili ... ile ... arasında hisse devir protokolü düzenlendiğini, söz konusu devir protokollerine göre müvekkili Sema Yazıcının dava dışı şirkette bulunan hisselerini 2019 yılı Haziran ayında son bulacak şekilde toplam 1.400.000 TL ve 2016-2017 yılı için aylık 2.500 TL, 2017-2018 yılı için aylık 2.875 TL, 2018-2019 yılı için aylık 3.300 TL, 2019-2020 yılı için aylık 3.800 TL bedelle ...'ya ve Fikret Yazıcıya devrettiği, müvekkillerinden ...'un 2019 Haziran ayında son bulacak şekilde toplam 1.400.000 TL ve 2016-2017 yılı için aylık 2.500 TL, 2017-2018 yılı için aylık 2.875 TL, 2018-2019 yılı için aylık 3.300 TL, 2019-2020 yılı için aylık 3.800 TL bedelle ...'ya devrettiği, müvekkili ...'ın ise toplam 1.400.000 TL ve 2016-2017 yılı için aylık 2.500 TL, 2017-2018 yılı için aylık 2.875 TL, 2018-2019 yılı için aylık 3.300 TL, 2019-2020 yılı için aylık 3.800 TL bedelle ...'ya devrettiği, söz konusu protokollerin usulen geçersiz olduğunu, söz konusu protokollerde şirket tarafından hisse seneti bastırılıp bastırılmadığının anlaşılamadığını, hisse senetlerinin nama ya da hamiline yazılı olma mecburiyetinin bulunduğunu, dava konusu şirketin hisse senetlerinin nama yazılı olarak düzenlendiği hususunun şirket kuruluşunda açıkça yer aldığını, TTK 490.maddesi uyarınca nama yazılı pay senedinin zilletliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabileceği, davalıların olayı "oldu bittiye getirerek" müvekkillerinin hisselerinin hileli bir şekilde devrini sağladıklarını, müvekkilleri tarafından davalıları teslim edilmiş pay senedi bulunmadığını, müvekkilleri adına düzenlenmiş hisse senedi bulunmadığını, dolayısıyla taraflar arasında düzenlenen hisse devir protokollerinin usul yönünden kanuna aykırı olduğunu, ayrıca hile ve gabin nedeniyle de geçersiz olduğunu, hisselerin devir tarihindeki piyasa değerlerinin protokollerde belirlenen rakamların çok çok üstünde olduğunu, davalıların ve diğer avukatların müvekkillerini aile arasında yapılan görüşmelerde şirketin mali durumunun kötüye gittiği, şirketin zarar ettiği yönünde beyanlarda bulunarak müvekkillerinin dava konusu şirketin işleyişini bilmemelerinden ötürü usulsüz devir işlemine sebebiyet verdiklerini, davaya konu hisse devir protokollerinin müvekkillerinin kandırılması suretiyle hileli olarak imzalatılmasını takiben dava dışı şirket hakkında yapmış oldukları araştırma neticesinde davalılar ve diğer hissedarların beyanlarının aksine söz konusu şirketin kendi alanında Türkiye'nin en büyük şirketlerinden biri olduğu, davalıların beyanlarının aksine şirketin düzenli olarak çalıştığı ve kâr elde edildiğinin tespit edildiğini, dava konusu şirketin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde 19.08.2016 tarihli 9141 sayılı 299 sayfada yayınlanan tesciline göre 20.000.000 TL olan sermayesinin usulsüz işlemlerin ardından 33.000.000 TL'ye çıkarıldığı, sicil gazetesi incelendiğinde 1.735.064,83 TL'nin 2012 yılı, 2.444.175,40 TL'sinin 2013 yılı, 2.770.960,89 TL sinin 2014 yılı, 2.299.735,81 TL'sinin 2015 yılına ait geçmiş yıl karlarından, 1.858.287,77 TL'sinin ortaklara borç hesabından karşılandığı, geriye kalan 1.891.775,30 TL'nin gayrimenkul satış karından oluştuğu, bu durumun dahi kendilerinin kandırılarak hileli şekilde hisselerin davalıları tarafından alındığını açıkça ortaya koyduğunu, muris ...'nın 2012 yılında vefat etmesi sonrası şirketin sermaye arttırımının 2012 yılından 2015 yılına kadar geçmiş dönem kârları kullanılarak gerçekleştirildiği, dava dışı şirketin 2016 yılına kadar sermaye arttırımına gitmemişken 2016 yılında hisse devirlerinden sonra sermaye arttırımına gitmelerinin açıklanması gerektiği, bu durumun organize edildiğini, ...'nın vefatının ardından kar payı dağıtımının yapılmadığı ve müvekkillerine ait olan kar payları kullanılarak sermaye arttırımına gidildiğini, 2012-2015 yılları arasında şirketin kar payı dağıtımı dahi yapmadığını, davalıların bu işlemlerin uzun zamandır planlayarak yaptıklarının kanıtı olduğunu, dava konusu şirketin kendi alanında Türkiye'nin en büyük şirketlerinden birisi olduğunu, dava konusu payların belirlenmesi gerektiğini, kandırıldıklarını anlayan müvekkillerinin şirketin büyük ortağı amcalarına ve kardeşlerine giderek hisselerin iadesini talep ettiklerini, şirketin büyük ortağı olan amcalarının "sizin hakkınız yendi, ben bu durumu bir şekilde düzelteceğim ve hakkınızı size geri vereceğim" şeklinde beyanı üzerine müvekkillerinin haber beklediklerini, kardeşlerinden ve de amcalarından haber gelmemesi üzerine müvekkillerinin kandırıldıklarını anladıklarını, ... 40. Noterliğinin ... tarihli ... yevmiye sayılı ihtarnamesinin davalılara keşide edilerek sözleşmenin geçersiz olduğunun ve hisselerinin aynen iade edilmesinin ihtar edildiğini, müvekkillerinin hisse devir protokollerinin akdetmele ve neden olan işlem ve eylemlerin hem gabin hem de hile niteliğinde olduğunu, Borçlar Kanunu 28 ve 36.maddesi uyarınca müvekkillerinin sözleşmeyle bağlı olmadıklarını, davalıların dava konusu şirket değerini daha düşük göstermek gayesiyle hukuka aykırı eylem ve işlemlerde bulunduklarını, davalıların aldatma eylemleri sonucunda şirkette ki payları ve paylarının karşılığını bilebilmelerinin mümkün olmadığından ötürü yanılarak hisse devri saikine girdiklerini değerinin çok altında bedelle hisse devrine ilişkin prokotol imzaladıklarını, davalıların aldatma fiilleri olmasaydı müvekkillerinin hisse devir protokollerini imzalamayacaklarının açık olduğunu, müvekkillerinin hile ve gabin nedeniyle davalılara verdikleri şirket hisselerini geri istemelerinin haklarının olduğunu, bu nedenle ... Şirketi'ndeki müvekkilleri paylarının davalılara devrine ilişkin hisse devir protokollerinin hile ve gabin nedeniyle iptaline, müvekkillerinin paylarının davalılara devrine ilişkin hisse devir protokollerinin usulü eksiklikler nedeniyle iptaline, dava konusu protokoller ile davalılara devredilen müvekkillerine ait hisselerin müvekkillerine iadesine ve dava konusu hisselerin devrinin önlenmesi için tedbir kararı verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalılar ... ve ... vekilleri cevap dilekçesinde özetle; davanın TBK 28.maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı, davanın hak düşürücü süre geçirildikten sonra ikame edildiği, davanın bu sebeple reddinin gerektiği, davacıların dava tarihine kadar sözleşmeyi geçerli kabul ederek ihtirazı kayıt ileri sürmeden hisse bedellerini tahsile devam ettiklerini, davacı ...'a toplam 240.000 TL, davacı ...'ya 240.000 TL, davacı ...'a 240.000 TL ödendiğini, davacı ...'ın 35.000 TL tutarlı bedeli ihtardan sonra tahsil ettiğini, davacılardan ...'a teslim etmek üzere kızı tarafından alınan paraya karşılık imza dahi verilmediğini, davacı ...'ya elden 70.000 TL ödeme yapıldığını, her üç davacıya ilk yıl için toplam 90.000 TL ödeme yapıldığını, davacıların bunlarla ilgili makbuz vermediklerini, davacıların hisse bedellerine karşılık yapılan havaleleri gösterir dekontların sunulduğunu, imza verilmeyen kısımlar için mükerrer ödemeler yapıldığını, müvekkillerinin ...'a mükerrer ödeme yapmak zorunda 240.000 TL, ... 310.000 TL, ...'a 310.000 TL gönderdiklerini bunlara ilişkin 31.05.2017 ve 30.05.2017 tarihli ...Bankasına ait dekontların sunulduğunu, pay devirlerinde uyulması gereken şekil kurallarına ve davanın esasına dair cevapların kaynağının ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalında ... tarafından imzalı bilimsel mutaalada yer aldığını, henüz senete bağlanmamış anonim ortaklık paylarının devrine ilişkin bir sözleşmenin, alacağın devri hükümlerine uygun olarak yapılması gerektiğini, TBK 184.maddesi uyarınca alacağın devrinin geçerliliğinin yazılı şekilde yapılmış olduğuna bağlı olduğunu, senede bağlanmamış payların yazılı bir temlik beyanlıyla devrinin yapılması gerektiğini, nama yazılı hisse senetlerinde senedin ciro ve zilyetliğin teslimi ile pay devrinin mümkün olduğu gibi alacağın temliği hükümlerine göre pay devrinin mümkün olduğunu, ... A.Ş nin esas sözleşmesinde pay devrinin sınırlandırıcı bir bağlam hükmünün bulunmadığını, şirketin kuruluşuna ilişkin ... tarihli ... sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan ana sözleşmenin 6.maddesinde hisse senetlerinin nama yazılı olduğu ve 50.000.000 TL lik küpürler halinde bastırılabileceği, sermayenin tamamı ödenmedikçe hamiline yazılı hisse senedi çıkarılamayacağı ifadelerinin yer aldığını, ... A.Ş tarafından nama dayalı hisse senedi çıkarılmadığı dolayısıyla hisse senedine bağlanmamış payların devirlerinin alacağın devri (temliki) hükümlerine uygun olarak yapılması gerektiği, hisse devir protokollerinin alacağın temliği hükümlerine uygun olarak düzenlendiği, davacıların sahip oldukları tüm paylarla ilgili ... ve ... lehine devir beyanında bulundukları protokollerin taraflarca imzalandığı, davacıların hisse devrinin şeklen geçerli olmadığı iddialarının dayanaksız kaldığı, davacılar tarafından yapılan 18.04.2016 tarihli başvuru ile devrin tescili için yönetim kuruluna yönelik beyanlarının dilekçe ekinde sunulduğunu, davacıların bu beyanlarla pay devir beyanlarını tekrarladıklarını, dolayısıyla hisse devir protokollerinin geçerliliği konusunda tereddüt bulunmadığını, davacıların yönetim kuruluna yaptıkları başvuru dilekçesindeki yazılı beyanları ile sahip oldukları tüm payları davalılara devrettikleri, davacıların şirketin büyük ortaklarından ...'nın çocukları olduklarını, davacıların çocukluklarından itibaren kardeşlerinin kendilerinin ve çocuklarının sürekli olarak şirkette bir takım görevler aldıklarını, şirketin gelir ve kaynaklarından babaları vasıtasıyla azami ölçüde yararlandıklarını, gelir seviyesi yüksek ve şirket hakkındaki her türlü bilgiye sahip kişiler olduklarını, davacıların çocuklarının, çocuklarının eşlerinin halen şirkette aktif görevlerde ve hatta şirket muhasebesinde tüm finansal bilgilere sahip şekilde çalışmaya devam ettiklerini, bu açıdan davacıların şirketin mali durumu hakkında bilgi sahibi olmadıkları iddiasının dayanaksız kaldığını, dava konusu olayda davacıların, davalıların davranışı ile aldatıldıklarını söylemenin mümkün olmadığını, 2012 yılında gerçekleştirilen sermaye arttırımından 4 yıl sonra iç kaynaklardan sermaye arttırımını gerektiren sebeplerin oluştuğunun yönetim kurulu tarafından tespit edildiğini, genel kurulun 2016 yılında iç kaynaklardan sermaye arttırımına karar verdiğini, şirketin iç kaynaklardan sermaye arttırımının 2016 yılından önce gerçekleşmemiş olmasının aldatmanın varlığına işaret eden bir durum olarak telakki edilemeyeceğini, davacıların pay devri konusunda yanıltıldığından bahsedilmesinin mümkün olmayacağını, TBK 28.maddesi kapsamında deneyimsizlik iddiasının gerçek olmadığını, davacıların 4 yıl boyunca şirkette her türlü hakka sahip hissedar olarak bulunduklarını, Türkiye'de ticaretle uğraşan kişilerin eğitim düzeyi ortalaması düşünüldüğünde davacıların bilgisiz ve cahil olduklarını ileri sürmelerinin mümkün olmadığını, dava dilekçesinde esas itibariyle davacıların deneyimsiz olduklarına işaret eden ifadelerin yer aldığını, her üç davacınında ilkokul mezunu ve ev hanımı olduğuna davacıların şirkette aktif görev almadıklarına ve şirket işleyişi hakkında bilgilerinin olmadığına şirket hissesine düşen paylarını ve paylarının karşılığını bilmelerinin mümkün olmadığına değinildiğini, anonim şirket payının değerini bilmenin ilkokul mezunu veya ev hanımı olmak ile ilgili bir husus olmadığını, anonim şirket paylarının gerçek ve rayiç değerinin tespitinin ancak gerekli muhasebe bilgisine sahip uzman kişilerce yapılabileceğini, davacıların kendi paylarının ve şirketin kıymetini teknik bilgiye sahip kişiler tarafından öğrenme imkanlarının bulunduğunu, davacıların cüzi ödemelerle bir mali müşavir yada mahkemeden bu konunun tespitini yaptırabileceğini, davacıların ev hanımı ve ilkokul mezunu olmalarının deneyimsizlik göstergesi olarak kabul edilemeyeceğini, davacıların murisin ölümünden sonra sürekli olarak şirkete gidip geldiklerini, genel kurullara katıldıklarını, şirketin gidişatı hakkında bilgiye sahip olduklarını, devir için ödenen bedel ile devir tarihi itibariyle gerçek değeri arasında fark bulunmadığını, davacıların hisselerine karşı aldıkları bedelleri uhdelerinde tuttukları gözetilerek davanın reddine karar verilmesi, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacılara teşmiline karar verilmesi iddia ve talep edilmiştir. Davalılar ... ve ... vekili tarafından ibraz edilen 30.05.2017 tarihli, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ... imzalı hukuki mütalaada özetle; dava konusu hisse devir protokollerinin pay devrine ilişkin sözleşmenin şekil şartlarını taşıdığını, anonim şirketlerde pay devrinin TTK 489.maddesi ve devamında düzenlendiğini, anılan maddede senede bağlanmamış payların devri hususunun açıkça düzenlenmediğini, senede bağlanmamış payların devri konusunda herhangi bir hüküm bulunmadığını, bu nedenle senede bağlanmamış payların alacağın temlikine ilişkin hükümler çerçevesinde (TBK 183.maddesi ve devamına göre) devredilebileceğini, henüz senede bağlanmamış anonim ortaklık paylarının devrine ilişkin bir sözleşmenin alacağın temliki hükümlerine uygun olarak yapılması gerektiğini, TBK 184 maddesi uyarınca alacağın devrinin geçerliliğinin yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlı olduğunu, senede bağlanmamış payların yazılı bir temlik beyanıyla devredilmesinin gerektiğini, ... A.Ş tarafından payları temsilen nama yazılı hisse senedi çıkarılmadığının anlaşıldığını, bunların devirlerinin alacağın temliki hükümlerine göre yapılması gerektiğini, taraflar arasında yapılan hisse devir protokollerinin içeriklerinin birbirlerine benzediğini, protokollerin alacağın temliki hükümlerine uygun olarak düzenlendiğini, ..., ... ve ... tarafından sahip oldukları tüm paylarla ilgili ... ve ... lehine devir beyanında bulunduklarını, protokollerin taraflarca imza edildiğini, protokollerin kanunun aradığı şekil şartlarına uygun olduklarını, davanın tarafları arasında yapılan hisse devir protokollerinin davacıların ... A.Ş deki tüm paylarının davalılara devri sonucunun doğuracağını, TTK 499.maddesi uyarınca anonim şirketlerin tutmak zorunda oldukları pay defterlerinde kayıtlı bulunan kimselerin pay sahibi ve intifa hakkı sahibi olarak kabul edileceğini, pay defterinin yönetim kurulu tarafından tutulması sebebiyle pay devirlerinin ardından pay defterine kayıt için yapılacak olan başvuruların yönetim kuruluna yapılmasının gerektiğini, dava konusu olayda hisse devir protokollerinin yapılmasının ardından taraflarca aynı zamanda yönetim kuruluna başvurulduğunu, bu amaçla kaleme alınan yazıda payların devrine ilişkin beyanlarını tekrar ettiklerini ve gerekli işlemlerin yapılamasını talep ettiklerini, davacıların sahip oldukları payların devrine yönelik yeniden geçerli bir yazılı temlik beyanında bulunduklarını, netice itibariyle davacıların temlik beyanının şeklen geçerli olduğunu ve bu beyanlarının sahibi oldukları tüm ... A.Ş paylarının mülkiyetinin davalılara devri sonucunu doğurduğunu, TBK 36.maddesinde düzenlenmiş olan "aldatmanın" şartlarının oluşmadığını, aldatma sebebiyle sözleşme ile bağlı olunmaması için bir tarafın sözleşme yapma hususunda aldatılmış yani karşı tarafın davranışı ile yanıltılmış olmasının gerektiğini, karşı tarafı yanıltan davranışın kasten yapılması gerektiğini ve aldatmanın sözleşme yapılmasına sebep olması gerektiğini, dava konusu olayda davacıların pay devri konusunda aldatıldığını yani karşı tarafın davranışı ile yanıltıldığını söylemenin mümkün olmadığını, aldatma iddiasının somut delillerle ispat edilmesi gerektiğini, davacı beyanlarının tek başına yeterli olmadığını, dava dilekçesinde yer alan iddialar çerçevesinde hisse devir protokollerinin aldatma sebebiyle geçersizliğinin söz konusu olamayacağını, iddialar çerçevesinde aldatmadan bahsedilmesinin mümkün olmadığını, yönetim kuruluna kimlerin seçileceği konusunda takdir yetkisinin genel kurula ait olduğunu, pay sahipliği sıfatının kişiye şirket iş ve işlemleri hakkında bilgi talep hakkını vermeyeceğini, dava dilekçesinde pay sahiplerinin kanundan kaynaklanan bilgi alma haklarının engellendiğine ilişkin herhangi bir iddianın yer almadığını, bir pay sahibinin Türk Ticaret Kanunun öngördüğü çerçevenin dışına çıkılarak bilgilendirilmesi gerektiğine ilişkin iddianın dinlenemeyeceğini, aile arasında yapılan görüşmelerde söylendiği iddia edilen sözlerin gerçekten söylenip söylenmediğinin belirli olmadığını, davacılar tarafından kendilerine şirketin iflas aşamasında olduğu hususunun söylendiğinin iddia edildiğini, buna karşılık iflas aşamasında olduklarını zannettikleri bir şirketin paylarını toplam 1.400.000 TL X3 = 4.200.000 TL'nin devir ediyor olmalarının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini, bir anonim şirkette kâr payı dağıtılıp dağıtılmayacağı konusunda karar yetkisinin genel kurulda olduğunu, davalıların tek başlarına pay sahiplerine kar payı dağıtılması veya dağıtılmaması konusunda sorumlu tutulmalarının mümkün olmadığını, murisin hayatta olduğu dönemde dahi genel kurul toplantılarında pay sahiplerine kâr payı dağıtımı yapılmadığının anlaşıldığını, örneğin 25.06.2012, 01.06.2011, 09.06.2008, 02.06.2005, 24.12.2004 de yapılan genel kurul toplantılarında "ana sözleşme gereği yapılması gereken miktarlar ayrıldıktan sonra kalan kısmının şirket bünyesinde bırakılmasına " karar verildiğini dolayısıyla ortaklara kâr payı dağıtılmadığını yine 01.06.2010 ve 12.12.2006 tarihli genel kurul toplantılarında kâr payı dağıtımına ilişkin herhangi bir karar bulunmadığını, muris ...'nın vefatının ardından kâr payı dağıtımı yapılmamış olmasının ve davacılara ait olan kâr payları kullanılmak suretiyle sermaye arttırımına gidildiği iddialarının aldatmanın varlığının göstergesi olamayacağını, 25.06.2012 tarihli genel kurul toplantısında sermayenin dış kaynaklardan artırıldığını, bu tarihten sonraki ilk sermaye artırımı kararının 20.07.2016 tarihli genel kurul toplantısında alındığını, artırılan sermayenin geçmiş yıl kârlarından ortaklara borçlar hesabından ve gayrimenkul satış kârından karşılandığını, anlaşıldığı kadarıyla 2012 yılında gerçekleştirilen sermaye artırımından 4 yıl geçtikten sonra iç kaynaklardan sermaye artırımını gerektiren sebeplerin oluştuğunun yönetim kurulu tarafından tespit edildiğini, genel kurul toplantısında iç kaynaklardan sermaye artırımına karar verildiğini, şirketin iç kaynaklardan sermaye artırımı ihtiyacının 2016 da doğmuş olmasının aldatmanın varlığına işaret eden bir durum olarak telakki edilemeyeceğini, davacıların taraflar arasında düzenlenen hisse devir protokollerinin aşırı yararlanma nedeniyle geçersiz olduğunu iddia ettiklerini, "aşırı yararlanma" eski Borçlar Kanunundaki ifadesiyle "gabin"in TBK 28.maddesinde düzenlendiğini, TBK 28.maddesinin uygulanabilmesi için edimler arasında açık oransızlık bulunması gerektiğini, bu oransızlığın zarar görenin zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden karşı tarafın yararlanması ile meydana gelmiş olmasının gerektiğini, ... A.Ş paylarının karşılığında davalıların ödediği bedel ile payların devir tarihindeki değeri arasında fark bulunup bulunmadığı, fark varsa bunun davacılar aleyhine açık bir oransızlık teşkil edip etmediğinin uzman bilirkişiler tarafından tespit edilmesi gerektiğini, davalı pay sahiplerinin davacıların zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanmasının söz konusu olmadığını, bir anonim şirket paylarının gerçek ve rayiç değerini tespit etmenin özel ve teknik bilgi gerektiren bir husus olduğunu, değer tespitinin ancak gerekli muhasebe bilgisine sahip uzman kişilerce yapılabileceğini, davacıların şirkette aktif ve fiilen görev almış olmaları ihtimalinde dahi devir konusu paylarının gerçek değerini kendilerinin hesaplamasının veya kendilerinin mali tablolara bakarak tespit etmelerinin mümkün olamayacağını bu sebeple pay değerlerini bilmek bakımından davacıların "ilkokul mezun ve ev hanımı olmalarının " TBK 28.maddesi bakımından deneyimsizliğin bir göstergesi olarak kabul edilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Yargılama sırasında davalılar ...'nın ve ...'nın 16.06.2022 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği üzere tarafların pay sahibi oldukları şirketteki hisselerini ...'ya devrederek şirket ortaklığından ayrıldıkları ve devrin pay defterine kaydedildiği, ...'nın 140 adet hissesini, ...'nın 100 adet hissesini 27.05.2022 tarihli sözleşmeyle devrettiği anlaşılmış, bilirkişilerce şirketin pay defterinde yapılan inceleme neticesinde davacılar paylarının ..., ..., ..., ... ve ... tarafından devralındığı , pay devrinin tescilinin zorunlu olmadığı, şirketin pay defterinde yer alan pay devirlerine itibar edilmesi gerektiği, dava konusunun davalılar ..., ..., ..., ... ve ... tarafından devralındığı anlaşılmıştır. Davacı vekilinin 03.10.2022 tarihli dilekçesiyle HMK 125.maddesi uyarınca dava konusu hisseleri devralan kişilere karşı davanın yöneltildiğini, dava konusu hisselerin ..., ..., ..., ... ve ... tarafından devralındığını, davanın konusu hisseleri devralan bu kişilere yönelttiğini bildirmiştir. HMK 125. Maddesi uyarınca davanın yöneltildiği ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davada hisse devir sözleşmelerinin geçersizliğinin talep edildiğini, bu davanın müvekkiline yöneltilmesinin mümkün olmadığını, dava konusunun hisseler olmadığını, davalıların taraf değişikliğine muvafakatlerinin bulunmadığını, davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, davacılar tutumlarının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, mükerrer ödemelere ilişkin haklarını saklı tuttuklarını, hisse devir protokolünün alacağın temliki yükümlerine uygun şekilde yapıldığını, dava konusu hisselerin ... ve ...'dan satın alındığını, mahkemece verilen tedbir kararının orantısız olduğunu, şirketin yüzlerce çalışan olan milyonlarca liralık bütçeli ticari iş yapan şirket olduğunu, HMK 125 maddesi uyarınca davanın öncelikle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, TMK 2.maddesine aykırılık nedeniyle davanın esastan da reddinin gerektiği iddia ve talep edilmiştir. HKM 125 maddesi uyarınca davanın yöneltildiği ..., ..., ... ve... vekilleri cevap dilekçesinde özetle; HMK 125.maddesinin bu davada uygulanmasının mümkün olmadığını, davacıların hisse devir işleminden sonra şirket sermayesinin iki kez arttırıldığını ve toplam 50.000.000 TL bedele çıkarıldığı, hisse devrinden önce şirket sermayesinin 20.000.000 TL olduğunu, davacıların hisse devrinden önceki pay oranları toplamının %18,37 olduğunu dava konusunun devir tarihinde ise bu payların %7,35 e gerilediğini, dava konusu hisse devirlerinin yapılmamış olması davacıların sermaye artışlarına katılmaları halinde dahi hisse devir tarihindeki paylarının ve gerçek değerlerinin yine tamamen değişmiş olacağını, davacı tarafın sadece davalıların paylarının devredildiği gibi bir hava yaratmaya çalıştığını, gelinin noktada davalılara ait önceki paylarında devredildiğini, gelinen aşama itibariyle dava konusu hisselerin kime hangi oranda devredildiğinin hesaplanmasının mümkün olmadığı, davalılar tarafından yapılan hisse devir işleminde davalılara ait önceki hisselerininde mevcut olduğunu, HMK 125/1 maddesinin uygulanabilmesi için devralanın iyi niyetli olmadığını, davanın eda davası olmadığını bu nedenle HMK 125 maddesinin uygulanamayacağını, kar paylarının dağıtılmamasının sermaye artırımına gidilmesinin hile unsuru gibi anlatıldığını, oysa davacıların 1.699.213,41 TL tutarlı kar payını yok etmek için sermaye artışı yoluna gidildiği havası yaratılmaya çalışıldığını, müvekkillerinin davacı paylarını azaltmaları için hiçbir sebep bulunmadığını, TBK 28 ve 36 maddelerinin uygulanmasının mümkün olmadığını, davacıların şirketin faaliyetlerini öğrenmek için bir çaba sarf ettiğini gösteren bir delil olmadığını, hisselerin devir tarihindeki durumu ve davalıların davacı hisseleri yönünden hissedarlık durumunun tespitinin imkansız olduğunu, devrin yapıldığı 2022 yılında davacıların pay oranının %7,35 olduğunu, bu hisselerin ... ve ...'nın şahsi hisseleriyle birlikte iki kez devir işlemi gördüğünü sermaye artışları sonrasında bu hisselerin hangi davalıda hangi oranda bulunduğunun tespitinin imkansız hale geldiğini, davacıların hisselerini nominal ve reel değerlerinin tespitinin tamamen belirsiz olduğunu, dava tarihi itibariyle var olan hisse oranlarının artık mevcut olmadığını, hisse bedelleri arttığı için davacı hisselerinin aynı oranda tescilinin hukuken imkansız olduğunu, müvekkillerinin yokluğunda yapılan bilirkişi incelemelerine itiraz ettiklerini bu raporlara göre hüküm tesis edilemeyeceğini, hisse devir tarihinden sonra ortaya çıkan değer artışlarından davacıların yararlanmaması gerektiği, davanın reddine karar verilmesi gerektiği, iddia ve talep edilmiştir. Davacılar vekili 02.12.2022 tarihli dilekçesiyle davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'ya devredilen hisselerin aynen müvekkillerine iadesine karar verilmesin talep etmiş, mahkememizin 06.10.2022 tarihli ara kararı kapsamında her bir davacı yönünden 7.370.316,85 TL üzerinden 125.866,60 TL eksik harcı 28.02.2023 tarihinde depo etmiştir. Mahkememizce HMK 125. maddesi uyarınca davanın yöneltildiği davalılara; HMK 145. maddesi uyarınca pay devrinin yapıldığı sırada iyi niyetli oldukları konusunda delillerini ibraz etmek üzere süre verilmiş, davalılardan ... vekili tarafından sunulan 16.03.2023 tarihli dilekçe ve diğer davalılar ... vekili tarafından sunulan 16.03.2023 tarihli dilekçede tanık delilline dayanılmadığı; sermaye arttırımına ilişkin nizam ve mahsup fişleriyle hisse satın alma bedeline ilişkin dekontların ibraz edildiği başkaca bir delille dayanılmadığı anlaşılmıştır. Dava konusunun devri kurumu sayesinde, salt taraflardan birinin dava sırasında dava konusu malı veya hakkı bir üçüncü kişiye devretmesi hâlinde, davanın sıfat yokluğundan esastan reddedilmesinin önüne geçilmiştir (Börü, Levent: Dava Konusunun Devri, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk (Medeni Usul Ve İcra-İflâs Hukuku) Anabilim Dalı , Doktora Tezi, Ankara 2012, s. 32- 37). Bu durum, devre kadar elde edilmiş hukukî sonuçlar da korunarak yargılamanın ucuz, basit ve çabuk olması ilkelerini kapsayan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 141/4 ve HMK’nın 30. maddesinde yer verilen “usul ekonomisine” ilkesine de hizmet etmektedir. Somut olayda davalılar, dava konusunun devri ve davanın dava konusunu devralanlara yöneltilmesi nedeniyle dava konusunu devreden davalılara yönelik davadan feragat edildiği yönünde itiraz ileri sürülmüş ise de HMK 125.maddesinin usul ekonomisi gereği ihdas edildiği, davacının başka bir dava açmasına gerek olmaksızın ve yargılama sırasında tamamlanan usuli işlemlerin tekrarlanmasına gerek kalmadan davacıya yargılamaya devam etme imkanı tanıdığı, davacının dava konusunu devreden davalılara karşı davadan feragat etmiş sayılacağına dair açık bir kanun hükmünün bulunmadığı, HMK 309.maddesinde feragatin kayıtsız ve şartsız şekilde yapılması gerektiğinin açıkça düzenlendiği anlaşılmakla davacıların dava konusunu devreden davalaılara karşı tazminat istemlerinden fearagat ettiklerine yönelik karar verilmesi gerektiği yönündeki iddialarına itibar edilmemiştir. Davacılar ve davalılar tarafından bildirilen tanıkların beyanları tespit edilmiş, davalılar tanığı ...'nın beyanlarının tespitinden vazgeçilmesi ve davacılar vekilinin bu talebe muvafakat etmesi sebebiyle tanık ... beyanları tespit edilmemiştir. Davacılardan ...'un oğlu olan davacı tanığı ... duruşmada; annesinin ve teyzelerinin fabrikayla hiçbir bağlantısının bulunmadığını, dedesi vefat ettikten sonra annesine ve teyzelerine fabrikadan pay kaldığını bildiğini, davacıların ev hanımı olduklarını fabrikanın yolunu dahi bilmediklerini, tanığın babasının vefatından sonra davalıların annesini arayıp sormadıklarını, aradıkları zamandan da fabrikanın battığını, evini kaybedeceklerini söylediklerini, bir süre sonra ...'nın annesi ve iki teyzesini fabrikaya çağırdığını, annesini ve teyzesini fabrikaya kendisinin götürdüğünü, annesi ve teyzelerinin arabaya geldiklerinde ağladıklarını gördüğünü, sebebinin ...'nın fabrikanın battığını söyleyerek altlarındaki arabaların ve evlerin gideceğinden bahsetmesi ve hisselerini devretme isteminden kaynaklandığını, annesinin hisse devretmeyi kabul etmediğini gerekirse mahkemeye giderim dediğini, bu kez ...'nın mahkemeyi ve kayyımı ters çeviririm dediğini, ...'nın annesi ve teyzelerini fabrika batıyor altımızdaki ev ve araba gidiyor diyerek imza attırdığını, olayın tarihini hatırlamadığını, bu olaydan 4- 5 ay sonra da ...'nın eşinin, annesini arayarak ...'nın fabrikadan 30.000.000 TL para aldığını söylediğini bunun üzerine davacıların haklarının yenildiğini anladıklarını ve dava açtıklarını dava tarihinden sonra ...'nın davacıları önceki gibi aradığını, kendisinin iki yıl fabrikada çalıştığını, işten ne zaman çıkarıldığını hatırlamadığını, ablasının ve kendisinin işine son verdiklerini, ...'nın annesinin amcası ve büyüğü olduğunu, yapılan ödemelerle ilgisinin bulunmadığını, kendisinin depoda çalıştığı için fabrikanın batıp batmayacağıyla ilgili bir söylenti olup olmadığını bilmediğini, böyle bir şey duymadığını ancak davacılara telefonda sürekli böyle söylendiğini, davacıların görüşmek için fabrikaya gittiğini ancak gittiklerinde evrakların hazırlanmış olduğunu, Mustafa amcasının fabrika batıyor çabuk gelin demesi üzerine hisselerini devrettiklerini bildiğini ifade etmiştir. Davacı tanığı ... duruşmada; ...'ın ve kız kardeşlerinin babasından kalan hisselerinin bedellerinin ödenmediğini, yanlarındayken amcası ...'nın ...'yı aradığı görüşmeye gelin bu iş uzamasın tatlıya bağlayalım hisseleri devredin fabrika hiç iyi durumda değil evleriniz ve arabalarınız gidecek diye söylemesi üzerine davacıların görüşmeye gittikleri, akşamüzeri arkadaşının geldiği ve imzaları attıklarını söylediğini, sonradan fabrikanın gidişatının o kadar da kötü olmadığını öğrenerek dava açtıklarını ifade etmiştir. Davacı tanığı ... duruşmada; ... ile aynı apartmanda komşu olduklarını konuyla ilgili çokça konuşmuşluklarının bulunduğunu, amcasının gelin konuşalım dediğini, çocuğunu kendisine bırakıp gittiğini, döndüğünde anlaştık dediğini, amcasının çok baskı yaptığını, anlaşamazsak evler de gider dediğinden anlaşmak zorunda kaldığını, ...'nın karısının ...'yı aradığını, ...'nın da arkadaşı ...'yı aradığını ve ...'le ...'in ayrıldığını, yüklü miktarda para verildiğini söylediğini, bunun üzerine ...'nın amcasını arayarak neden haksızlık yapıldığını sorduğunu, amcasının bununla yetineceksiniz anlaşmamızı yaptık dediğini, arkadaşı davacıyla hisse devir bedelinin miktarı ve ne kadar süre ile ödeneceğini konuştuklarını ancak fabrika batıyorsa bu bedelin ne şekilde ödeneceğini muhakeme etmediğini ifade etmiştir. Davacılardan ...'un kızı olan davacı tanığı ...duruşmada; dedesi ve anneannesinin vefat etmesinden sonra ...'nın haber gönderdiğini, "işlerimiz çok kötü gelin konuşalım" diye haber gönderdiği için annesi ve teyzesini fabrikaya kardeşinin götürdüğünü, kendisinin o dönemde fabrikada çalıştığını, stajyer olarak 9 ay ön muhasebede çalıştıktan sonra depoda stok sayımlarını tuttuğunu, davacıların konuşmak için gittiklerini düşündüklerini, ...'nın odasına çıktıklarını, kendisi içeriye girecekken ...'nın bağırışlarını duyduğunu "kayyımı ters çeviririm kimse benim fabrikamı inceleyemez kimse benim koltuğuma oturup hesap soramaz teklifimizi kabul edin zaten batıyoruz işlerimiz iyi değil " dediğini duyduğunu, kendisinin içeriye girmediğini, annesi ve teyzesini aşağıya indirdiğini, kendisine sürekli evrak verdiklerini ve bunları annesine imzalattırmasını söylediklerini, ödeme için verilen paraları davacılara kendisinin götürdüğünü, ödeme belgeleri imzalandıktan sonra paraların çıkarıldığını, elden ödeme yapıldığını, ...'nın eşinin annesini arayarak kendilerinin de tam olarak haklarını alamadıklarını 15.000.000 TL ve daire aldıklarını söylediğini bunun üzerine annesinin hakkının yendiğini anladığını, ...'nın mahkemeden çekilmesi için kendisi aracılığıyla davacılara haber gönderdiğini, fabrikada çalıştığı dönemde işçilerin yanında mali durumuyla ilgili konuşulmadığını, fabrikanın durumunun iyi olduğunu, fabrikanın durumuyla ilgili kötü bir şey duymadığını, ...'nın davacıları fabrika batıyor diyerek konuşmak için çağırdığını, fabrikaya gittiklerinde hisseleri devrettiklerini, belge imzalamadan para alınmadığını, davacıların hisseleri devrettikten 1-2 ay sonra yengesinin annesini telefonla aradığını ve sonrasında da para alarak davacılara teslim ettiğini, tam olarak tarihleri hatırlamadığını, teslim edilen paraları 35.000 TL olarak teslim aldığını, ödemelerin 2016 Haziran ayında yapılmaya başlandığını, ...'nın yanında başka biri olup olmadığını bilmediğini, davacıların üçünün yanında olduğunu gördüğünü ifade etmiştir. Davalılar tanığı ... duruşmada; ... A.Ş de 40 yıldır mali müşavir olarak danışmanlık yaptığını, şirketin bünyesinde çalışmadığını, tarafların babasının kendisinin arkadaşı olduğunu, ...'nın vefatından sonra davacıların fabrikaya hiç gelmediklerini, hisse devir işlemlerinin tamamını kendisinin yaptığını, konuya vakıf olduğunu, hisse devrinden önce kendi aralarında hisse devriyle ilgili konuşmalar geçtiğini, bunları davalılardan ve davacıların şirkette çalışan çocuklarından duyduklarını, en son 2016 yılı Nisan ayında akşam üzeri işten çıkış sırasında ...'nın kendisini aradığını, davacılar ile aralarında fiyatla ilgili anlaştıklarını ve işlemleri hemen yapmasını istediğini, yaklaşık 1 saatte hisse devir işlemlerini yaptığını, ...'nın o esnada orada bulunmadığını, diğer tarafların hepsinin huzurunda evrakları imzaladığını, uzun vadede ödeneceği için devir bedelinin biraz yüksek tutulduğunu, düşük bir bedel olmadığını, gerçek değerin devir bedelinin 2-3 katı kadar olmasının mümkün olmadığını, kendisine göre hisse devir bedelinin makul olduğunu, davacıların babalarına çocuklarının hakkını koruyacağına dair söz verdiğini, hisse devirlerinin yapıldığı gün kendileriyle ve davalılarla öpüşerek anlaştıklarını, tarafların aralarında ne geçtiğini bilmediğini, her bir davacı için ayrı ayrı ikişer belge düzenlendiğini, birinin ödeme ve hisse devir protokolü olduğunu, birinin ise yönetim kuruluna hitaben hazırlanan belge olduğunu, davacılardan ...'un kızının depoda çalıştığını, davacıların çocuklarının şirkette çalıştığını, herkesin fabrikanın ne durumda olduğunu bildiğini ifade etmiştir. Davalılar tanığı ...duruşmada taraflar arasında hisse devri konusunda anlaşma yapıldığını bildiğini ancak bu işlem sırasında bizzat yanlarında olmadığını ifade etmiştir. Davalılar tanığı ... duruşmada ... A.Ş de genel müdür olarak çalıştığını, bildiği kadarıyla kardeşlerin kendi aralarında görüşüp anlaştıklarını, kendilerine düşen parayı aldıklarını sonra az para verildiğini iddia ederek bu davayı açtıklarını, hisse devrine ilişkin doğrudan bilgisi bulunmadığını, dava tarihinden sonra ...'nın kendisini arayarak kendisinin babası olan ...'nın haklarını yediğini söylediğini, şirkette yaklaşık 3 aydır faal olarak çalıştığını, hisse devirlerinin yapıldığı tarihte aktif olarak çalışmadığını, şirketin şuan ki mevcuduna göre davacıların hisselerinin gerçek bedelini aldıklarını, ...'nın ve ...'nın şirketten ayrılmadıklarını, resmi olarak ortak olduklarını beyan etmiştir. Davacılardan ... ile davalılardan ... ve ... arasında akdedilen hisse devir protokolünde; ... Şirketinde bulunan hisselerinin tamamının 1.400.000 TL bedelle ... ve ...'ya devredildiğini, devir bedeli olan 1.400.000 TL'nin 36 ayda ödeneceğinin kararlaştırıldığı protokolün davacı ... tarafından alacaklı sıfatı ile imzalandığı, davalılar ... ve ... tarafından borçlu sıfatıyla imzalandığı, dava dışı (yargılama sırasında payların bir kısmını devralan ve husumet yöneltilen) ...'nın şahit sıfatıyla protokolü imzaladığı, ayrıca ... ile ... arasında ... hisselerinin ...'ya devri nedeniyle 2016-2017-2018 ve 2019 yılı ödeme planının oluşturulduğuna dair protokol imzalandığı, protokolde davacı ...'ın alacaklı; davalı ...'nın borçlu sıfatıyla imzasının bulunduğu, ...'nın şahit sıfatıyla protokolü imzaladığı görülmüştür. Davacılardan ... ile davalılar ... ve ... arasında imzalanan devir protokolünde; ... Şirketinde bulunan hisselerinin tamamının 1.400.000 TL bedelle ... ve ...'ya devredildiğinin ve devir bedeli olan 1.400.000 TL'nin 36 ayda ödeneceğinin kararlaştırıldığı, protokolün alacaklı sıfatıyla ... tarafından imzalandığı, davalılar ... ve ...'nın borçlu sıfatıyla; dava dışı (yargılama sırasında payların bir kısmını devralan ve husumet yöneltilen) ...'nın şahit sıfatıyla protokolü imzaladığı, ayrıca ... ile... arasında ...hisselerinin ... ve ...'ya devri nedeniyle 2016-2017-2018 ve 2019 yıllarına ilişkin ödeme planının oluşturulduğuna dair protokol imzalandığı, protokolde davacı Sema Topuz'un alacaklı; davalı ... ve ...'nın borçlu sıfatıyla imzasının bulunduğu, dava dışı ...'nın şahit sıfatıyla protokolü imzaladığı görülmüştür. Davacılardan ... ile davalılar ... arasında imzalanan devir protokolünde; ... Şirketinde bulunan hisselerinin tamamının 1.400.000 TL bedelle ...'ya devredildiğinin ve devir bedeli olan 1.400.000 TL'nin 36 ayda ödeneceğinin kararlaştırıldığı, prokotolün alacaklı sıfatıyla ... tarafından imzalandığı, davalı ...'nın borçlu sıfatıyla; dava dışı (yargılama sırasında payların bir kısmını devralan ve husumet yöneltilen) ...'nın şahit sıfatıyla protokolü imzaladığı görülmüştür. Tarafların pay sahibi oldukları ... Şirketi'nin kuruluşuna ilişkin Sicil Gazetesi ve sicil kaydının tetkikinden; şirketin 5.000.000.000 ETL tutarlı sermayesinin her biri 50.000.000 TL kıymetinde 100 hisseye ayrıldığının ve hisse senetlerinin nama yazılı olduklarının, hisse senetlerinin 50.000.000 TL'lik küpürler halinde bastırılabileceğinin, ana sözleşmenin "Sermaye ve Hisse Senetlerinin Nevi" başlıklı 6.maddesinde yer aldığı, şirketin ilk yönetim kurulu üyelerinin ..., ... ve ...'nın olduğu ve kuruluş aşamasında davalılardan ...'nın şirket sermayesinin %5'ine, davalılardan ...'nın şirket sermayesinin %5'ine sahip olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arasında akdedilen hisse devir protokolünden önce ... Şirketi'nin 20.000.000 TL tutarlı sermayesindeki ortaklık paylarının; ...'nın 7.000.000 TL tutarlı 700 adet hisse, ...'nın 2.225.000 TL tutarlı 222,50 adet hisse, ...'nın 2.225.000 TL tutarlı 222,50 adet hisse, ...'nın 1.000.000 TL tutarlı 100 adet hisse, ...'nın 1.000.000 TL tutarlı 100 adet hisse, ...'nın 1.000.000 TL tutarlı 100 adet hisse, ...'nın 1.875.000 TL tutarlı 187,50 adet hisse, ...'un 1.225.000 TL tutarlı 122,50 adet hisse, ...'ın 1.225.000 TL tutarlı 122,50 adet hisse, ... (...)'un 1.225.000 TL tutarlı 122,50 adet hisse sahibi olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacılardan ...'un 18.04.2016 tarihli yazılı başvurusu ile 122,50 adet hissesinin ...'ya devrettiğini ve ...'nın bu hisseleri davacıdan devraldığına dair yönetim kurulu başkanlığına hitaben oluşturulan belgede imzasının bulunduğu, davacılardan ...'un 18.04.2016 tarihli yazılı başvurusu ile 87,50 adet hissesinin ...'ya devrettiğini ve ...'nın bu hisseleri davacıdan devraldığına dair yönetim kurulu başkanlığına hitaben oluşturulan belgede imzasının bulunduğu, davacılardan ...'un 18.04.2016 tarihli yazılı başvurusu ile 35 adet hissesinin ...'ya devrettiğini ve ...'nın bu hisseleri davacıdan devraldığına dair yönetim kurulu başkanlığına hitaben oluşturulan belgede imzasının bulunduğu, ... 18.04.2016 tarihli yazılı başvurusu ile 122,50 adet hissesinin ...'ya devrettiğini ve ...'nın bu hisseleri davacıdan devraldığına dair yönetim kurulu başkanlığına hitaben oluşturulan belgede imzasının bulunduğu, davacıların anılan belgelerdeki imzaların kendilerine ait olduğuna dair 02.11.2017 tarihli duruşmada beyanlarıyla tespit edildiği anlaşılmıştır. Davalılar tarafından davacıların, 12.05.2015 tarihli genel kurul toplantısına katıldıklarına dair hazirun cetvelinin ibraz edildiği, ibraz edilen hazirun cetveli ve dosya içine celp edilen sicil dosyasındaki 12.05.2015 tarihli genel kurul toplantı tutanağının tetkikinden ;toplantıda yönetim kurulu üyelerinin seçilmesine, bilanço kar zarar hesaplarının tasdikine, şirket karından kanun ve ana sözleşme gereği yapılması gereken miktarlar ayrıldıktan sonra kalan kısmının şirket bünyesinde bırakılmasına, 2015 takvim yılı ile ilgili bağımsız denetim işlemlerinin yapılması için bağımsız denetim şirketinin atanmasına karar verildiği, genel kurul toplantısında şirketin toplam 20.000.000 TL tutarlı sermayesine tekabül eden 2000 adet hissesinin asaleten temsil edildiğinin tutanağa geçirildiği anlaşılmış; davacıların katıldıkları bu genel kurul toplantısında kâr payına ilişkin herhangi bir rakam telaffuz edilmediği, toplantı tutanağında şirket sermayesi dışında bir bilgiye yer verilmediği,davacıların hisse devir işlemlerinden sonra ise kâr paylarının genel kurul toplantı tutanağında açıkça yazılı olduğu anlaşılmıştır. Davalılar tarafından hisse devir protokolleri kapsamında davacı ...'ya 140.000 TL, ...'a 140.000 TL ve ...'a 175.000 TL ödeme yapıldığı konusunda itilaf bulunmayıp, davalılar ... ve ... tarafından davacılara ayrı ayrı 30.000 TL şer elden ödeme yapıldığı ve davacı ...'a teslim edilmek üzere kızı ...'a 70.000 TL ve davacı ...'ya 70.000 TL elden ödeme yapıldığı iddia edilmiş, iddia edilen bu ödemeler ispat edilememiştir. Davacılar tarafından davalılar ... ve ...'ya ... 40. Noterliğinin ... yevmiye sayılı... tarihli ihtarnamesi ile ... Şirketi' indeki hisselerinin şirketin mali durumunun kötüye gittiği gerekçesiyle keşidecilerin duyguları kötüye kullanılarak hisse devir protokolleri düzenlendiği, keşidecilerin kendilerine düşen paylarını ve paylarının karşılığını bilebilmelerinin mümkün olmadığını, şirketin mali durumunun zarar etmediğini aksine düzenli olarak çalışıp kâr ettiğini, keşidecilerin hileli beyanlarla kandırıldıklarını anladıklarını, bu nedenle hisse devir protokollerinin feshedildiğini, hisselerin müvekkillerine iade edilerek adlarına tescil edilmesi gerektiğinin ihtar edildiği görülmüştür. Taraflar arasında akdedilen hisse devir protokollerinin fesih ihtarının davalılara tebliğinden sonra davalılar tarafından hisse devir protokolündeki bedellerin bakiyesinin davacılar hesaplarına gönderildiğine ve davacılar tarafından da isme havale edilen bedellerin teslim alınmayacağına ilişkin ( karşılıklı) ihtarnamelerin keşide edildiği anlaşılmıştır. Davalılardan ... tarafından davacı ... aleyhine tevdi mahalli talini istemiyle ... 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'nde ikame edilen davanın mahkemenin... D.İş ... K. Sayılı kararıyla kabul edildiği ancak kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin ... Esas ...K. Sayılı kararıyla kabul kararının kaldırılarak talep konusunda görevli mahkemenin mahkememiz olduğu yönünde hüküm tesis edildiği, dosyanın mahkememize gönderildiği anlaşılmıştır. ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin ...D.İş ve ... 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin... D.İş sayılı dosyalarda diğer davacılar yönünden aynı şekilde talepte bulunulduğu, davacılar tarafından adlarına banka hesaplarına yapılan bu ödemelerin kabul edildiğine dair işlem tesis etmediği , bu bedellerin tahsil edilmeyeceğinin davalılara bildirildiği anlaşılmıştır. Davacıların , sözleşme ile bağlı olmadıklarını bildirdikleri ihtarnamenin keşide edildiği tarihe kadar tahsil ettikleri bedelleri uhdesinde tuttukları konusunda ihtilaf bulunmamaktadır. Davacıların, bozucu yenilik hakkını dürüstlük kuralına aykırı olarak kullandıklarının söylenebilmesi için davacıların bu hakkını kullandığı tarihten sonra hisse devir bedellerini tahsil etmiş olması veya kendilerine bu tarihten sonra yapılan ödemeleri kabul etmeleri gerekir. Davacılar tarafından ... 40. Noterliğinin ... yevmiye sayılı ... tarihli ihtarnamesinin keşide edildiği tarihten sonra hisse bedellerinin tahsil edilmeye devam edildiği iddia ve ispat edilemediğinden davacıların sözleşme ile bağlı olmamayı talep etmelerinin dürüstlük kuralına aykırılık olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmıştır. Hisse devir tarihi itibariyle gerçek bilançonun çıkarılarak dava konusu hisselerinin değerinin tespiti ile sözleşmedeki bedel ile gerçek bedel arasında fahiş bir farkın olup olmadığı konusunda rapor düzenlenmesi için dosya bir makine mühendisi bir marka değerleme uzmana bir inşaat mühendisi bir yeminli mali müşavir ve bir nitelikli hesaplama konusunda uzman bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişiler 03.10.2019 tarihli raporda özetle; davacıların 18.04.2016 tarihinde dava dışı şirketteki ortaklık paylarını 1.400.000 TL bedel ile devrettikleri, hisse devir tarihinde mevcut 31.03.2016 tarihli kaydi bilançoya göre dava dışı şirketin öz kaynaklarının +32.075.643,84 TL olduğu, 31.03.2016 tarihli gerçek mal varlığı bilançosundaki öz kaynak tutarını +33.770.965,51 TL olduğu, davacıların 122,50/2000 ortaklık payına göre hisse değerinin 2.068.472 TL olduğu her bir davacı açısından 668.472 TL tutarlı farkın yaklaşık %32'lik bir fark oluşturduğu, Yargıtay içtihatlarına göre rayiç bedel ile ödenen bedel arasındaki farkın %25 ila %50 arasında olması halinde aradaki farkın fahiş olup olmadığının, mahkemenin takdirinde olduğu aldatmanın öğrenildiği tarihin tespit edilerek davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığının belirlenmesi gerektiği, hak düşürücü süre içinde açılmış olması halinde davacıların hisse devri sözleşmesi yapmaya davalıların aldatma teşkil eden beyanları nedeniyle ikna olmuş olmalarının gerektiği, bu hususunun takdirinin mahkemeye ait olduğu yönünde görüş belirtildiği anlaşılmıştır. Tarafların bilirkişi raporuna itirazları üzerine mahkememizce mahalinde keşif icra edilerek hisse devir tarihi olan 18.04.2016 tarihi itibariyle rayiç değer tespiti konusunda rapor tanzim edilmesi için bir inşaat mühendisi bir fen bilirkişisi ve bir SPK lisanslı gayrimenkul değerleme uzmanı işletme mühendisi bilirkişi görevlendirilmiş, keşif icra edilerek düzenlenen 21.10.2020 tarihli bilirkişi raporunda; şirket adına kayıtlı gayrimenkullerin 18.04.2016 tarihi itibariyle rayiç değerleri toplamının 102.019.176,50 TL olduğu yönünde tespitte bulunulduğu anlaşılmıştır. 21.10.2020 tarihli bilirkişi raporunda hisse devir bedellerinin 18.04.2016 tarihi itibariyle gerçek değerinin ve ödenen bedel ile gerçek değer arasındaki farklılığın raporlanmadığı dikkate alınarak ayrıca kök rapor ile ikinci bilirkişi raporu arasında taşınmaz değerleri yönünden çelişki oluştuğu gözetilerek dosya öncekilerden farklı bir fen bilirkişisi, bir SPK lisanslı gayrimenkul değerleme uzmanı bilirkişi, bir inşaat mühendisi bilirkişi, bir yeminli mali müşavir ve borçlar hukuku alanında uzman bilirkişiden oluşan heyete tevdi edilmiş, mahkememizce dosyasının bilirkişiye tevdiinden sonra mali müşavir bilirkişi imzalı ön rapor ile şirketin makine tesis ve cihazlarının araçlarının ve markasının rayiç değerlerinin tespiti için makine mühendisi ve marka değerleme konusunda uzmanı bilirkişilerin heyete dahil edilmesi gerektiği yönünde görüş belirtilmesi üzerine heyete bir makine mühendisi bilirkişi ve bir marka değerleme konusunda uzman bilirkişi dahil edilmiş, bilirkişilerden dava dışı şirketin ticari defter ve kayıtlarıyla mal varlıkları yerinde incelenerek kesinleşmiş hisse devir tarihi itibariyle şirketin gerçek malvarlığı bilançosu çıkarılarak devre konu hisse bedellerinin ve gerçek bedelle sözleşmedeki bedel arasındaki farkın tespit edilmesi istenilmiş, bilirkişi heyetince ibraz edilen 28.02.2022 tarihli raporda özetle; hisse devir tarihindeki kaydi bilançoya göre dava dışı şirketin öz varlığının 59.420.759,55 TL olduğu, dava dışı şirketin işletmenin devamlılığı esasına ve şirketin aktiflerinin muhtemel satış fiyatları üzerinden değerlendirilmesi neticesinde hisselerin devir tarihi itibariyle şirketin özvarlığının 143.188.846,51 TL olduğu, bu özvarlık üzerinden her bir davacının devir tarihindeki hissesinin değerinin 8.770.316,85 TL olduğu, her bir davacı yönünden devir bedeli ile gerçek bedel arasındaki farkın 7.370.316,85 TL olduğu, farkın fahiş olup olmadığının takdirinin mahkemeye ait olduğu yönünde görüş belirtildiği anlaşılmıştır. Yargılama sırasında mahkememizce tesis edilen tedbir ara kararına rağmen davacılara iadesi istenilen payların devredilmiş olması sebebiyle HMK 125.maddesi uyarınca payların devredildiği ..., ..., ..., ... ve ...'ya davayı yöneltip her bir davacı yönünden eksik harcın depo edildiği anlaşılmakla birlikte HMK 125.maddesi uyarınca husumet yöneltilen davalıların yokluğunda daha önce değer tespitine ilişkin bilirkişi raporu alınmış olduğundan dava dışı şirketin, kesinleşmiş hisse devir tarihi itibari ile gerçek malvarlığı bilançosu çıkarılarak devre konu hisse bedellerinin tespiti ve gerçek bedel ile sözleşmedeki bedel arasında fahiş farkın bulunup bulunmadığı, hisse bedellerinin dava tarihi itibari ile değeri, sermaye artırımının bedelsiz olup olmadığı, davacıların iadesini istedikleri payların sermaye artırımı sonrasında karşılıklı geldiği pay oranının belirlenmesi, iadesi istenen payların hangi davalılara devredildiğinin tespit edilmesi için ( Emsal Yargıtay 11. HD'nin ... E... K) dava dışı ... Şirketi'nin 2015-2016-2017-2018-2019-2020-2021-2022-2023 yılları ticari defterlerinde inceleme yapılarak ve son bilirkişi heyetine 1 finans uzmanı bilirkişi ile şirketler hukukunda uzman bilirkişi dahil edilerek rapor tanzim edilmesi için dosya yeniden bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişi heyetince ibraz edilen 20/11/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davacıların eski ortağı oldukları dava dışı ... Tic. A.Ş.'nin varlıkları içerisinde yer alan ... İli ... İlçesinde bulunan muhtelif sayıda taşınmazların yerinde keşfen yapılan incelemeleri, şirketin merkez ve fabrikasında keşfen ticari defter kayıt ve belgeleri, markaları ile ilgili kayıt ve belgeleri, makine tesis cihazları, demirbaşları, taşıt araçları üzerinde yapılan incelemeler ile ek rapor tanzimi aşamasında dava dışı ...Tic. A.Ş.'nin 2015, 2016, 2017, 2018, 2019, 2020, 2021, 2022, 2023 yılları ticari defter ve kayıtlarının 03/04/2023 günü şirketin merkezinde incelenmesi ile tüm dosya muhteviyatı belgeler üzerinde yapılan inceleme ve değerlendirmelerimize göre; davacıların dava dışı ... A.Ş.'ndeki hisselerini 1.400.000,00 TL. bedelle devir ettikleri, her bir davacının hisse devrinden önce dava dışı şirkette 122,50/2000 Ortaklık Payı olduğu, hisse devir tarihindeki kaydi bilançoya göre dava dışı şirketin Özvarlığının (+) 59.420.759,55 TL olduğu, davadışı şirketin işletmenin devamlılığı esasına ve şirketin aktiflerinin muhtemel satış fiyatları üzerinden değerlendirilmesine neticesinde hisselerin devir tarihi itibari ile şirketin Öz Varlığının 143.188.846,51 TL. olduğu, bu Özvarlık üzerinden her bir davacının devir tarihindeki hissesinin değerinin 8.770.316,85 TL. oduğu, buna göre davacıların hisse devir bedelleri ile hisse devir tarihindeki hisselerinin değeri arasında her bir davacı yönünden 7.370.316,85 TL. fark olduğu hususlarını, bu bağlamda ara kararda belirtilen “gerçek bedel ile sözleşmedeki bedel arasında fahiş farkın bulunup bulunmadığı” hususuna ilişkin nihai takdirin mahkememize ait olmak üzere, fahiş farkın varlığından söz edilebileceği, davadışı şirketin işletmenin devamlılığı esasına ve şirketin aktiflerinin muhtemel satış fiyatları üzerinden değerlendirilmesine neticesinde dava tarihi itibari ile şirketin Öz Varlığının 95.027.918,90 TL. olduğu, bu Özvarlık üzerinden her bir davacının dava tarihindeki hissesinin değerinin 3.527.551,53 TL. Olduğu, buna göre davacıların hisse devir bedelleri ile dava tarihindeki hisselerinin değeri arasında her bir davacı yönünden 2.127.551,53 TL. fark olduğu, sermaye artırımlarında bedelsiz arttırım olduğu, davacıların iadesini istedikleri payların sermaye arttırımı sonrasında karşılık geldiği pay oranının 306,25/5000 Ortaklık Payı olduğu, iadesi istenen paylardan ... ait 141,62 payın ..., 82,49 payın ..., 42,49 payın ..., 39,65 payın ...'ya devredildiği, ... ait 101,16 payın ...,58,93 payın ..., 62,58 payın ..., 46,05 payın ... , 37,53 payın ..., devredildiği, ... a ait 112,83 payın ... , 161,18 payın ... ,32,34 payın ...devredildiği yönünde tespitte bulunulduğu anlaşılmıştır. Yargılama sırasında verilen tedbir kararına rağmen davacıların iadesini istedikleri payların, yakın aile bireyleriyle tarafların ortaklık paylarının bulunduğu ... Tic. A.Ş'nin uzun süre ticari ilişkisinin bulunduğu şirket yetkilisine devredildiği, devir sonrasında sermaye artırımı kararları alınmasının yargılamayı uzatmak; iadesi ve tescili istenilen payların tespit edilmesini güçleştirmek amacıyla MK madde 2'ye aykırı şekilde pay devri ve sermaye artırımı yapıldığı, 20/11/2023 tarihli bilirkişi raporunda dava tarihi itibari ile iadesi istenilen payların bedellerinin tespit edilmiş olması karşısında sermaye artırımının bedelsiz olup olmadığının dava konusunun tespitine etkisinin bulunmadığı dikkate alınarak tahkikata son verilmiştir. Davacılar tarafından dava konusu hisse devirlerinin tescili için yönetim kuruluna başvurularını içerir 18/04/2016 tarihli belge altındaki imzaların kendilerine ait olmadığı gerekçesi ile şikayette bulunmaları ve davalılar Metin ve ... hakkında soruşturma başlatılmış olması sebebiyle davacılar hakkında 5237 sayılı TCK 267/1 maddesi kapsamında kovuşturma yapıldığı, ... 16. Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Esas ... K. Sayılı kararı ile davacıların 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği ancak hüküm açıklanmasının geri bırakıldığı anlaşılmıştır. Davacılar tarafından davalılara sözleşmenin iptal edildiğinden bahisle 12.04.2017 tarihinde ihtarname keşide edildiği, davanın 02.05.2017 tarihinde ikame edildiği, pay devrine konu şirket hisselerinin gerçek değerinin tespitinin özel ve teknik bilgi gerektirdiği gözetilerek pay devri sırasında veya sonrasında şirket ortaklık paylarının gerçek değerine davacıların vakıf olunduğunun ispat edilememesi, davalılar tanığı ... beyanlarından hisse devir protokolünün ve yönetim kuruluna başvurunun aynı tarihte; 18.04.2016 tarihinde yapılması, davacıların düşüncesizlik ve deneyimsizliğinin ortadan kalktığı tarihinin Eylül 2016 tarihine denk gelmesi karşısında TBK 28.maddesi kapsamında davanın Eylül 2016 tarihinden itibaren 1 yıl ve her halde sözleşmenin kurulduğu 18.04.2016 tarihten itibaren 5 yıl içinde açıldığı anlaşılmakla davalıların hak düşürücü süre itirazları reddedilerek tahkikata devam edilmiştir. Tüm Dosya Kapsamı Birlikte Değerlendirildiğinde Dava, anonim şirketteki ortaklık paylarının devrine ilişkin sözleşmenin, şekil şartlarında eksiklik ve aşırı yararlanma nedeniyle sözleşmenin iptali ve sözleşme konusu payların davacılara iadesi istemine ilişkindir. Davacılar, babaları olan ...'nın vefaatı nedeniyle miras yoluyla anonim şirkette pay sahibi olduklarını, şirketin kuruluşundan itibaren şirket yönetiminde aile erkeklerinin yer aldığını,davacıların ev hanımı olduklarını ve şirket yönetiminde yer almadıklarını, babalarının vefaatından sonra davalıların ve şirket sermayesinde pay sahibi olan yakınlarının; aile arasında yapılan görüşmelerde şirketin mali durumunun iyiye gitmediği,şirkete nakit sermaye konulması gerektiği yönünde söylemlerde bulunarak davacıların duygularını etkilediklerini ve davalılar tarafından teklif edilen bedel karşılığında hisselerin davalılardan erkek kardeşlere devredilmek zorunda kalındığını , sonrasında şirketin mali durumunun daha iyi olduğunun öğrenildiğini, devir bedeli konusunda kandırıldıklarını anladıklarını,devir işleminin şekil yönünden geçersiz olduğunu ayrıca hile ve gabin nedeniyle pay devrine ilişkin sözleşmenin iptal edildiğinin davalı kardeşlerine bildirilmesine rağmen payların iade edilmediğini iddia etmişlerdir. Davalılar ... ve ... ; davacıların çocuklarının ve eşlerinin şirkette çalıştıklarını, davacıların genel kurul toplantılarına katıldıklarını, davacıların ilkokul mezunu ve ev hanımı olmalarının deneyimsizlik iddiasının ispatı için yeterli sayılamayacağını, davacıların sözleşme bedellerinin bir kısmını tahsil ettiklerini, davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, aile şirketinde payların bilirkişi raporunda belirtilen değerde devredilmesinin gerçekçi olmadığını iddia etmişlerdir. Dava konusunu devralan ... dışındaki davalılar ise sermaye artırım kararları neticesinde artık davacıların dava ettikleri payların karşılıklarının tespitinin mümkün olmadığını, davacıların hisse devir tarihinden sonra gerçekleşen değer artışlarından faydalanamaması gerektiğini, bilirkişi raporundaki pay değerlerinin gerçeği yansıtmadığını iddia etmişlerdir. Dava konusunu devralan davalılardan ... ise dava konusunun hisseler olmadığını,davanın kendisine yöneltilemeyeceğini, davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını iddia etmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk Sebeplerinin Çokluğu” başlığı altında düzenlenen 60.maddesinde “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayanabiliyorsa hakim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkanı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” denilmiştir. Maddi vakıaları anlatmak taraflara; hukuki nitelendirme yapmak hakime ait bir görevdir. (HMK m.33) ... Şirketi paylarının senede bağlanmadığı, senede bağlanmamış anonim şirket paylarının devrinin alacağın temliki hükümlerine göre devredilebileceği ve taraflar arasında yapılan pay devrinin yazılı şekilde yapıldığı anlaşılmakla davacıların, dava konusu pay devrilerine ilişkin sözleşmenin geçerlilik şartlarına ilişkin iddia ve itirazlarına itibar edilmemiştir. Borçlar hukukunda temel kural sözleşme özgürlüğüdür.Tarafların karşılıklı edimleri tayin edebilme konusundaki özgürlüklerine getirilmiş olan sınırlamalardan biri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) “aşırı yararlanma” olarak adlandırılan, yürürlük tarihi itibari ile somut olayda uygulanması gereken BK’daki anlatımı ile “gabin” hâlidir. Sözleşme koşullarının oluşturulması sırasında taraflardan birinin içinde bulunduğu olumsuz koşullardan yararlanılmış, bu olumsuz koşullar nedeniyle bir taraf haksız yararlar temin etmişse, buna rağmen sözleşmenin geçerli olduğunu iddia etmek adalet duygularını sarsabilir. Gabin de taraflardan birinin içinde bulunduğu olumsuz koşulların diğer tarafça sömürülmesini ve dolayısı ile aşırı yararlanmayı engelleyen bir hukuksal koruma yoludur. 6098 sayılı Kanun’un “Aşırı yararlanma” başlıklı 28/1 inci maddesine göre bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilecektir. Aşırı yararlanmanın uygulanabilmesi üç şartın varlığı gerekir: Bu şartlardan ilki karşılıklı edimler arasındaki açık oransızlıktır. Bu şart, objektif nitelik göstermektedir. Oransızlığın tespitinde sözleşmenin kurulma anında edimin objektif kıymeti esas alınacaktır. Oransızlığın açık olması ise oransızlığın göze çarpan bir nitelikte olmasına işaret eder, yoksa sözleşmesel ilişkide zayıf tarafın sözleşmenin kurulma anında bu oransızlığa vâkıf olması gerekmez. “Açık nispetsizlik” soyut içerikli bir kavramdır. Yargısal uygulamalarla, yasal terimdeki soyutluğun açıklığa kavuşturulması gereklidir. İsviçre Federal Mahkemesine göre “açık nispetsizlik” karşılıklı ivazlar arasında “göze çarpan” aşırı bir fark mevcut olması anlamına gelir. Normal bir kimsenin hayat bilgi ve görgüsüne göre edimler arasında olağanüstü ve aşırı bir farkın var olması halinde açık nispetsizliğin oluştuğu kabul edilir. İvazların maddi ve ekonomik değerini bilirkişi tespit eder. İvazlar arasında açık nispetsizlik olup olmadığını ise hakim takdir edecektir.Yargılama sırasında pay dğerlerinin tespitine ilişkin tanzim ettirilen bilirkişi raporlarından ivazlar arasında açık oransızlık bulunduğu anlaşılmaktadır. Aşırı yararlanmanın ikinci şartı ise zarar görenin zor durumda kalması, düşüncesizliği yahut deneyimsizliğidir. Bu şart sübjektif nitelik taşır. Düşüncesizlik, kişinin yaptığı hukuki işlemin sonuçlarını düşünmeden karar vermesidir. Türk Ticaret Kanunu’na göre tacirlerin ticari işleri bakımından düşüncesizlik kabul edilemez. Deneyimsizlikten anlaşılması gereken, sözleşmenin niteliği bakımından yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamaktır. Zor durumda kalma ise kişinin maddi veya manevi olarak güç durumda olmasıdır. " Zarar görenin zor durumda kalma hali, kişisel nitelikte olabileceği gibi, ekonomik nitelikte de olabilir. Aşırı yararlanmanın gerçekleşmesi için, sözleşme yapma teklifinin (önerinin) mutlaka sömüren taraftan gelmesi şart değildir. Öneri, zarar gören (sömürülen) taraftan da gelebilir. TBK.m.28/1'e göre, zarar görenin zayıf durumları kısaca şunlardır: aa) Zor durumda kalma hali: Zor durumda kalma, sözlük anlamıyla darda kalma demektir. Darda kalma, yukarıda belirtildiği gibi ekonomik, kişisel, ailesel, siyasal nitelikte olabilir. ... ... Gerçek kişiler gibi tüzel kişiler, hatta tacirler de zor durumda kalabilirler. Zor durumda kalma hali, zarar görenin kusurundan kaynaklanabileceği gibi, kusurlu da olabilir. bb) Düşüncesizlik (Hafiflik ) hali: Buradaki düşüncesizlik, bir kişinin genel karakter olarak hafif düşünce ve yapıda olmasını değil, somut olayda yapılan sözleşme yönünden özen göstermeme ve düşüncesizlik halini ifade eder. ... cc) Deneyimsizlik hali: Genel anlamda deneyimsizlik, zarar gören kişinin hayat ve iş tecrübelerindeki bilgi eksikliğini ifade eder. Burada ise sömürülen tarafın genel bir deneyimsizliği değil, sadece yapılan sözleşmeye ilişkin yeterli bilgi, bilgi birikimi ve deney eksikliği söz konusudur. Fazla genç veya yaşlı kişilerde ve hatta normal zekada, mesleğinde başarılı kişilerde bile belirli konularda yeterli deneyim bulunmayabilir. Bu kişiler, ilke olarak fiil ehliyetine sahiptirler. Günümüzde, modern ilim ve teknikteki daimi gelişmeler kişileri bir çok konuda deneyimsiz (tecrübesiz), bilgisiz, kılmaktadır. Dolayısıyla, zarar gören kişi, somut olayda yapılan sözleşmenin kapsam ve anlamını, şart ve sonuçlarını doğru olarak tartıp değerlendiremiyorsa, takdir edemiyorsa ise, TBK m.28 anlamında deneyimsizdir.( Prof. Dr. Fikret Eren Borçlar Hukuku Genel Hükümler, syf. 471-474 ) Üçüncü şart ise sözleşmenin taraflarından birinin, karşı tarafın zayıf konumundan yararlanmasıdır. Bu şart bakımından yararlanan tarafın, zarar görenin durumunu bilmesi ve sözleşmenin kurulması esnasında yarar sağlama kastıyla hareket etmesi gerekmektedir. "...b) Yararlanma (Sömürme) kastı: Aşırı yararlanmanın ikinci önemli sübjektif şartı, taraflardan birinin, diğerinin yani zarar görenin özel durumunu bilmesi ve bu durumdan yararlanmak istemesidir. Buna "yararlanma= istismar= sömürme kastı" da denilmektedir. TBK.m.28/1'e göre karşı tarafın, zarar görenin zor durumda kalmasından, düşüncesizlik veya deneyimsizliğinden yararlanarak sözleşmeyi kurması gerekir. Böylece sömüren taraf, zarar görenin zayıf durumunu fırsat bilerek, bu durumdan yararlanmak, onu sömürmek kasdıyla sözleşmeyi yapmış olmalıdır. Sömüren tarafta sömürme kastı şart olup ihmal şeklinde beliren kusur, aşırı yararlanma için yeterli değildir. Sömürme kastı, sömürende hem karşı tarafın zor, zayıf durumunu bilme, hem de bundan yararlanma isteğini gerektirir. Sömürende "bilme" ve "isteme" unsurlarından biri mevcut değilse, sömürme kastı gerçekleşmez. Örneğin bizzat zarar görenin sözleşmeyi kurmak için çaba gösterip, uğraş verdiği ve karşı tarafı söz konusu sözleşmeyi yapmaya ikna ettiği hallerde durum böyledir. "( Prof. Dr. Fikret Eren Borçlar Hukuku Genel Hükümler, syf. 471-474 ) Aşırı yararlanma kastı olan tarafın özel itimat ilişkisini kullanarak edimler arasında açık oransızlık ortaya çıkardığı, sömürülen tarafın ise aşırı yararlanan tarafa güvendiği için zarar görmeyeceğine dair bir inanç beslediği durumlarda özen göstermeden ,acele ederek sözleşme ilişkisinin kurulması düşüncesizlik hâline örnektir. Angloamerikan Hukuk sisteminde "haksız etki" olarak düzenlenen düşüncesizlik hali Türk Hukukunda sözleşmenin kurulması aşamasında özen göstermeme,acele etme hâlini ifade eder Aşırı yararlanmanın subjektif unsurlarının varlığından söz edebilmek için sözleşmenin taraflarının konumlarının, birbirleri üzerindeki etkilerinin, sosyal ve ekonomik durumları ile sözleşmenin imzalanma yeri ve süresinin, sözleşme teklifinin kimden geldiğinin irdelenmesi gerekmektedir. Somut olayda davacıların, murisleri ...'nın vefatından önce ve vefatından sonra şirkette aktif olarak görev almadıkları, davacıların çocuklarının tarafların ortaklıklarının bulunduğu şirkette yönetici pozisyonunda çalışmadıkları, şirketin ortaklık paylarının gerçek değerinin tespitinin özel ve teknik bilgi gerektirdiği, ortaklık paylarının devri teklifinin davacıların aile büyüğü olarak nitelendirdikleri pay sahibi amcaları ... tarafından yapıldığı, pay devri teklifinin davacılar tarafından yapıldığının iddia ve ispat edilemediği, pay devrine ilişkin sözleşmenin kısa süre içinde teklifi yapan amcaları tarafından verilen talimatla şirketin mali konularında danışmanlık yapan çalışanı tarafından düzenlendiği, davacıların hisse devir sözleşmelerini hazırlama aşamasında katkılarının bulunmadığı, sözleşmelerin fabrika binasında şirketin mali müşavirliğini yapan ( tanık)... tarafından bir saat içinde düzenlendiği ve yine yönetim kuruluna yapılan başvuruların da aynı anda imzalatıldığı, hisse devir görüşmeleri sırasında evhanımı ve ilkokul mezunu olan davacıların şirkette çalışan çocuklarının yanlarında bulunmadığı , davacıların amcaları olan pay sahiplerinden ...'nın şirketin mali durumuna ilişkin bilgilendirmesine güvenerek; düşüncesizlik ve deneyimsizlikleri sonucu devir bedelini kabul ettikleri, hisse devirlerinin yapıldığı tarih itibari ile edimler arasında açık oransızlık bulunduğunun bilirkişi raporları ile tespit edildiği, TBK 28.maddesi kapsamında objektif ve subjektif koşulların mevcut olduğu davacıların deneyimsizliğini ve düşüncesizliklerini öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl içinde davanın ikame edildiği, davalılar beyanlarına ve bilirkişi raporlarındaki mali verilere göre ticari hacmi büyük olan ...Tic. A.Ş'nin sermayesinde pay sahibi olan davacıların akrabaları olup dava tarihinden sonra payları devralan davalılar ..., ..., ... ve...'nın iyi niyetle pay sahibi oldukları iddiasının dinlenemeyeceği; yine tarafların pay sahibi olduğu şirket ile uzun süre ticari ilişkisi bulunan şirketin yönetim kurulu başkanı ...'nın dava konusu payları iyi niyetle devraldığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacıların dava konusunu devralan davalılardan payların iadesini talep edebilecekleri, TBK 28.maddesi uyarınca hisse devir sözleşmeleri ile bağlı olmadıklarının dava tarihinden önce keşide edilen ihtarname ile sözleşmenin tarafları ... ve ...'ya bildirilerek bozucu yenilik doğuran hakkın kullanıldığı, davacılar tarafından bozucu yenilik hakkın kullanıldığı tarihten sonra devir bedellerinin tahsil edilmediği ve davalılar tarafından banka aracılığıyla gönderilen devir bedellerinin kabul edilmeyeceğinin cevabi ihtarnamelerle davalılara bildirildiği anlaşılmakla davanın kabulüne, davacıların hisselerinin devrine ilişkin sözleşmelerin iptaline ve davacıların ortaklık paylarının davacılara iadesine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜNE, Davacılar ..., ..., ...'un ... Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün ... sicil nosunda kayıtlı ... Şirketi'ndeki hisselerinin ... ve ...'ya devrine ilişkin Hisse Devir Protokollerinin ve 18/04/2016 tarihli hisse devir işlemlerinin İPTALİNE, Davacı ...'a iadesi gereken hisselerin karşılık geldiği (güncel) ... hissenin davalılardan (davalı ...'dan 141,62/5000, davalı ...'dan 82,49/5000, davalı ...'dan 42,..., davalı ...'dan 39,65/5000 ortaklık payı alınarak) alınarak davacıya iadesine, pay defterine kaydedilmesine, Davacı ...'dan iadesi gereken hisselerin karşılık geldiği (güncel) ... hissenin davalılardan (davalı ...'dan ..., davalı ...'dan ..., davalı ...'dan ..., davalı...'dan ..., davalı ...'dan 37,53/5000 ortaklık payı alınarak) alınarak davacıya iadesine, pay defterine kaydedilmesine, Davacı ...'a iadesi gereken hisselerin karşılık geldiği (güncel) 306,25/5000 hissenin davalılardan (davalı ...'dan 112,83/5000, davalı...'dan 161,18/5000, davalı ...'dan 32,24/5000 ortaklık payı alınarak) alınarak davacıya iadesine, pay defterine kaydedilmesine, Karar kesinleştiğinde kararın Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilanına, Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne bildirilmesine, 2-Davacı ... yönünden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre tahsili gereken karar harcı 240.967,05 TL (davalı ... 6.825,15 TL ile, davalı ... 3.975,47 TL ile, davalı ... 2.047,73 TL ile, davalı ... 1.910,86 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) olduğundan peşin yatırılan 152.331,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 88.635,45 TL (davalı ... 2.510,51 TL ile, davalı ... 1.462,30 TL ile, davalı ... 753,22 TL ile, davalı ... 702,87 TL ile sınırlı olmak kaydıyla)'nin davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davacı ... yönünden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre tahsili gereken karar harcı 240.967,05 TL (davalı ... 4.875,24 TL ile, davalı ... 2.840,03 TL ile, davalı ... 3.015,94 TL ile, davalı... 2.219,30 TL ile, davalı ... 1.808,69 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) olduğundan peşin yatırılan 152.331,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 88.635,45 TL (davalı ... 1.793,27 TL ile, davalı ... 1.044,66 TL ile, davalı ... 1.109,36 TL ile, davalı... 816,33 TL ile, davalı ... 665,30 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) 'nin davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine, 4-Davacı ... yönünden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre tahsili gereken karar harcı 240.967,05 TL (davalı ... 5.437,66 TL ile, davalı... 7.767,81 TL ile, davalı ... 1.553,76 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) olduğundan peşin yatırılan 152.331,61 TL'nin mahsubu ile bakiye 88.635,44 TL (davalı ... 2.000,15 TL ile, davalı... 2.857,25 TL ile, davalı ... 571,52 TL ile sınırlı olmak kaydıyla)'nin davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine, 5-Davacılar tarafından yatırılan ve mahsubuna karar verilen harçlar toplamı 456.994,81 TL'nin davalılardan tahsili ile davacılara verilmesine, 6-Davacılar tarafından yapılan 384,90 TL keşif harcı, 50.500,00 TL bilirkişi ücreti, 1.462,80 TL posta ve tebligat masrafı toplamı 52.347,70 TL'nin takdiren davalılardan eşit oranda tahsili ile davacılara verilmesine, 7-Davalılar tarafından yapılan 19.000,00 TL bilirkişi ücreti ile 2.200,00 TL posta ve tebligat masrafı toplamı 21.200,00 TL'nin davalılar üzerinde bırakılmasına, 8-Davacı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap ve takdir edilen 426.204,12 TL vekalet ücretinin (davalı ... 30.000,00 TL ile, davalı ... 30.000,00 TL ile, davalı ... 29.977,13 TL ile, davalı ... 27.973,48 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) davalılardan alınarak bu davacıya verilmesine, 9-Davacı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap ve takdir edilen 426.204,12 TL vekalet ücretinin (davalı ... 30.000,00 TL ile, davalı ... 30.000,00 TL ile, davalı ... 30.000,00 TL ile, davalı... 30.000,00 TL ile, davalı ... 26.477,80 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) davalılardan alınarak bu davacıya verilmesine, 10-Davacı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap ve takdir edilen 426.204,12 TL vekalet ücretinin (davalı ... 30.000,00 TL ile, davalı... 30.000,00 TL ile, davalı ... 22.745,65 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) davalılardan alınarak bu davacıya verilmesine, 11-Gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy çokluğu ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 09/01/2025 BAŞKAN ÜYE ÜYE KATİP KARŞI OY: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 28. maddesi (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 21. maddesi ) "Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği taktirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. (Y.1. H.D. 2014/403-4823 E/K) Gabinden (aşırı yararlanmadan) sözedilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik ) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki subjektif unsurun gerçekleşmesine bağlıdır. Gabinin (aşırı yararlanmanın) varlığı, zarar görene (sömürülene), sözleşme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı verir. Gabin (aşırı yararlanma) davasında öncelikle edimler arasındaki aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur ispatlandığı takdirde davacıların kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü, psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani subjektif unsur araştırılıp incelenmesi gerekmektedir. Hisse devri sözleşmesinin usule uygun şekilde yapıldığı ve davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. Hisse devir sözleşmesi kapsamında davacılara teklif edilen miktarın alınan bilirkişi raporları dikkate alındığında objektif unsur olarak gabinin objektif şartının gerçekleştiği anlaşılmıştır. Davacıların hisse devri sözleşmesi öncesinde davalı ...'nın ... Tic. A.Ş.'nin finansal anlamda batıyor ifadeleri nedeniyle davacıların bu hususa dayalı olarak gabin halinde olduğu kabul edilemez. Davacı tanığı...'ın ifadesinde de yer alan fabrikanın battığı, evlerin kaybedileceğinin sürekli söylenildiği; bir zaman sonra şirket merkezine davacı anne ve teyzeleri çağırılarak hisse devri sözleşmesinin imzalandığını beyan etmesi bu zaman diliminde davacıların uzun süre bu hususu irdelemeden şirket merkezinde hisse devri protokolünü imzaladıkları; davacı tanığı ...'nun da mahkememizde alınan ifadesinde şirkette çalıştığı ve şirket içerisinde 10 değil 13 trilyon şirketin ciro ettiğine dair ifadeleri duyduğu; davacı Selma'nın çocuklarının şirkette çalıştığı; şirketin genel durumu hakkında bilgilerinin bulunduğu; hayatın olağan akışı içerisinde davacıların deneyimsizlik iddiasının ispatlanamadığı; davacıların 12/05/2015 tarihli genel kurul toplantısına katılarak şirketin durumundan haberdar oldukları anlaşılmıştır.Subjektif koşul yönünden davacıların salt ev hanımı olması, deneyimsizlik kapsamında değerlendirilemeyeceği; davacıların genel kurul toplantısına katıldığı hususu da dikkate alınarak davalı tanığı ...'nun şirket merkezinde imzalaması için sunulan belgeleri inceleme imkanının olduğu anlaşılarak deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği iddiası ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği görüşündeyim. Sayın çoğunluğun davanın kabulüne karar verilmesi yönünde kararına iştirak etmemekteyim. ÜYE HAKİM