İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/850 E. 2026/844 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/850
Karar No
2026/844
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/850 Esas KARAR NO : 2026/844

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 08/10/2025 KARAR TARİHİ : 28/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkilinin davalı adına taşımacılık işlemleri yaptığını, bu hizmetleri karşılığında davalıya fatura keşide ettiğini ancak davalı borçlunun bu fatura bedellerini ödemediğini, Müteaddit ikazlara rağmen borcunu ödememekte ısrarcı olan davalı aleyhine alacağın tahsili için ... 12. İcra Müdürlüğünün... Esas sayılı dosyası ile takibe geçildiği ve borçluya ödeme emri tebliğ edildiği, borçlu davalının başlatılan icra takibine itiraz ettiğini, yapılan arabulucuk müracaatı üzerine yapılan görüşmeler neticesinde 07.07.2025 tarihinde arabuluculuk sürecinin olumsuz sonuçlandığını ve buna ilişkin tutanağın tarafların imzası ile dercedildiği, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalması kaydıyla, Davalının icra dosyasına vakii haksız itirazının iptali ile takibin devamına, Davalının % 20'dan aşağı olmamak kaydı ile icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine, Yargılama giderleri ve ücreti vekâletin davalıya tahmiline karar verilmesini arz ve talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacının her ne kadar faturaya dayanmış ise de davacı faturaları tebliğ ettiğine dair dosya içerisine bir kayıt sunmadığını, Yargıtayın yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere faturaya itiraz edilmemiş olması alacağın kabulu ve doğrulu noktasında kesinlik teşkil etmediğini, Davacı tarafından taşımacılık işi yapıldığı iddia edilmişse de taraflar arasındaki anlaşmaya dair, işe ilişkin, iş bedeline ilişkin ve yabancı para üzerinden anlaşıldığına ilişkin dosyaya her hangi bir delil sunulmadığını, fatura kesilmiş ve fatura sunulmuş olması borçları ispatlamaya yeter mahiyette olmadığı, Davayı ve iddiayı kabul etmemekle birlikte davacı tarafından taşımacılık işine ilişkin malın teslim edildiğine dair dosyaya bir teslim belgesi sunulmadığını ve müvekkiline de her hangi bir teslim belgesi iletilmediğini, Davayı ve iddia edilen alacağı kabul anlamına gelmemekle birlikte alacağın icra takibi veya mahkemeden hukuki koruma talep edilebilmesi için alacağın muaccel hale gelmiş olması gerektiği, Davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte mahkemece aksi kanaat ile davanın kabulüne karar verilmesi halinde, yabancı para hususunda ve faize dair taraflar arasında her hangi bir anlaşma olmadığı, temerrüt olgusuna dair bir delilin mevcut olmadığı aşamada yabancı para alacağı ve farklı bir faiz oranı talep edilmesinin hukuka aykırı olduğu, Davacının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davasının reddine, Davacının takibinde haksız ve kötü niyetli olması dolayısıyla alacaklı hakkında takip konusu alacağın % 20'sinden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesine, Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce Toplanan Deliller: 1-Taraflara ait BA BS formları vergi dairesinden celp edilerek incelenmiştir. 2-İcra takip dosyası UYAP sistemi arasından dosya arasına alınarak incelenmiştir. 3-Tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılmış, davacının defter ve kayıtları incelenmiş, davalı ise kesin süre içerisinde tebligata rağmen ticari defter ve kayıtlarını sunmamıştır. 4-Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi ve Kararın Hukuki Gerekçeleri: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile taraflar arasındaki taşıma işlerinin davacı tarafından ifa edilerek davalıya fatura kesildiğini, davalının faturaları ödemediği gibi icra takibine de itiraz ettiğini belirterek davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; öncelikle icra dairesinin ve mahkemenin davada yetkisiz olduğunu, taşıma işinin layıkıyla yerine getirilmediğini ve taşınan malların teslim edildiğine yönelik delil sunulmadığını, faturaların tebliğ edilmediğini ve kesinleşmediğini, yabancı para olarak anlaşıldığına dair bir delilin olmadığını iddia ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı tarafından icra dairesinin ve Mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş ise de; davaya konu alacağın para alacağı olduğu 6098 sayılı Kanun'un 89/1. Maddesi gereğince para alacaklarında alacaklının yerleşim yerinin de icra takibi ve davada yetkili olduğu, davacı alacaklının yerleşim yeri adresinin Mahkememiz ve ... İcra Dairesi'nin yargı çevresi kapsamında olduğu anlaşılmakla davalının icra dairesinin ve Mahkememizin yetkisine yönelik itirazına itibar edilmemiş, davanın esasına girilmiştir. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiş olup, davacının ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış tasdiklerinin yapıldığı, ancak 2024 yılı kapanış tasdiklerinin süresinden sonra yapıldığı, 2025 yılı açılış ve kapanış tasdiklerinin süresi içerisinde yaptırıldığı, sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir. Davalının defterlerinin incelenmesi için adresine talimat yazılmış ise de davalı tarafından ticari defterlerin kesin süre içerisinde tebligata rağmen incelemeye sunulmadığı, davalı mali müşaviri tarafından bilirkişiye defterlerin sunulmasına işletme sahibinin rızasının olmadığının beyan edildiği, davalı vekili tarafından sunulan 29.04.2026 tarihli dilekçe ile de defterlerin sunulmadığının davalının faaliyetinin sonlandığının belirtildiği anlaşılmıştır. Davacının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında 2025 yılı içerisinde ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından davalıya 4 ayrı fatura kesildiği, hepsinin davacının ticari defter ve kayıtlarına işlendiği 3 tanesinin BS formu ile vergi dairesine bildirildiği, bir tanesinin ise 4.000,00-TL altında olduğu ve bildirim sınırının altında kaldığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından düzenlenen faturaların e-fatura niteliğinde olduğu, sistem üzerinden kendiliğinden davalıya tebliğ edildiği, davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre faturalara yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edildiğine dair herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmıştır. Nitekim aşağıda açıklanacağı üzere faturaların tamamı davalı tarafından da BA formu ile vergi dairesine bildirilmiş olup, davalının cevap dilekçesindeki faturaların tebliğ edilmediğine yönelik itirazına itibar edilmemiştir. 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası şu şekildedir: "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." Bu kapsamda davacı tarafından davalıya kesilen faturalara davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince yasal süresi içerisinde itiraz edilmediği gibi faturaların tamamının davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, bu suretle faturaların içeriğinin davacı lehine kesinleştiği sabittir. Taraflara ait vergi kayıtları incelendiğinde; bildirim sınırını aşan 3 ayrı faturanın tamamının davacı ve davalı tarafından BA BS formları ile vergi dairesine bildirildiği anlaşılmıştır. Bilindiği üzere fatura kesilmiş olması tek başına alacağı ispat etmemekte olup, alacaklının faturaya konu taşıma sözleşmesindeki taşımayı ifa ederek malı teslim ettiğini de ispat etmesi gerekmektedir. Buna karşılık alacaklı taşıyıcı tarafından kesilen faturaların davalı borçlu taşıtan tarafından vergi dairesine BA formu ile bildirilmesi halinde faturaya konu taşımanın ifa edildiği ve malın teslim edildiği dolayısıyla faturanın içeriğinin kesinleştiği bu suretle alacaklı lehine karine teşkil etmekte olup, bu durumda aksini ispat yükü davalı - borçluya geçmektedir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi ...E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dosya kapsamına göre davacı tarafça takip dayanağı yapılan faturanın davalı iş sahibi tarafından muhasebesel işlem olarak BA/BS formu ile kullandığı anlaşılmakla , Yargıtay'ca taraflarca düzenlenen BA/BS formları ve Vergi Dairesine yapılan bildirimlerin fatura konu malın teslim edildiğine, işin yapıldığına ilişkin karine oluşturduğu ,bu durumda bunun aksinin ispat edilmesi gerektiği kabul edildiğinden, davalının da bu yönde ispatı bulunmadığından mahkemece davacı tarafından işin yapılıp teslim edildiği kabul edilerek ödendiği usulen kanıtlanamayan bakiye iş bedeline hükmedilmesinde usul yasa ve dosya kapsamına aykırı bir durum olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise...E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, takip dayanağının, toplamı KDV hariç 270.002,16 TL, KDV dahil 318.602,55 TL olan iki faturanın olduğu, davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerine kayıtlı oldukları, davalının ticari defterlerinde ise yer almadıkları, ancak davalıların oluşturduğu iş ortaklığı Vergi Dairesine verdiği 2018/4 dönemine ait BA formu ile davacı Erdal Karahan'dan iki belgeye dayalı olarak KDV hariç 270.002,00 TL'lik mal ve hizmet aldığı, faturaların adedi ve tutarlarının toplamının beyan edilen miktarla örtüştüğü, davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağladığı, dava tarihinden sonra 2018/4 dönemi BA formuna yönelik düzeltme beyanı verilmesinin de sonuca etkisinin olmadığı, bu durumda faturaya konu malların teslim edilmiş olduğu ve davalı tarafından ödeme belgesininde sunulmadığı, ayrıca faturadan kaynaklanan alacağın likit ve bilinebilir mahiyette olması nedeniyle mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise ... E....K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Davacı yan, davaya konu faturanın tahsili amacıyla davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatmış, ödeme emri davalıya 09.01.2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.Davaya konu faturanın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı ancak davalının bu faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirdiği anlaşılmaktadır. Davalı her ne kadar ödeme emrini tebliğ aldıktan bir gün sonra 10.01.2018 tarihinde Vergi Dairesine başvurup düzeltme beyannamesi vererek söz konusu faturayı BA formundan çıkarmış ise Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 23.03.2017 tarihli, ... E.,... K. sayılı kararının da belirtildiği üzere davalının faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirmesi faturaya konu malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluşturacak olup daha sonra düzeltme beyannamesi verilmesi davacı yararına oluşan bu karineyi ortadan kaldırmayacaktır. Bu karinenin aksini ispat külfeti ise davalıya aittir. Bu itibarla İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, yukarıda belirtilen sebeplerle fatura içeriğinde yer alan malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluştuğu, bu karinenin aksini ispat külfetinin davalıda olduğu gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken ispat külfeti hususunda yanılgıya düşülerek yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir." Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen takibe konu faturaların davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, davalı tarafından faturalara yönelik olarak 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği, bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği, yine davalı tarafından BA formu ile faturaların vergi dairesine bildirilmiş olması gözetildiğinde taşıma hizmetinin ifa edilerek malların teslim edildiğinin ve alacağın miktarının davacı lehine kesinleştiğinin karine kabul edilmesi gerektiği ve davacının alacağını ispatladığı değerlendirilmiştir. Mahkememizce alınan bilirkişi raporu incelendiğinde; takip tarihi itibariyle davacının ticari defter ve kayıtlarına göre davalının davacıya 2.267,41-Euro borçlu olduğu anlaşılmaktadır. Davalı tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek davacının defterlerinin süresi içerisinde kapanış tasdikinin yapılmadığı davacı lehine defterlerin esas alınamayacağı iddia edilmiş ise de taraflar arasında 2024 yılında ticari ilişki bulunmadığı, davaya konu faturaların 2025 yılına ait olduğu, 2025 yılında da açılış ve kapanış tasdiklerinin süresi içerisinde yapıldığı ve 2025 yılı defterlerinin davacı lehine delil vasfına haiz olduğu anlaşılmakla davalının aksi yöndeki iddiasına itibar edilmemiştir. Davalı tarafından rapora itiraz edilerek BA BS formları ile fatura miktarı arasında çelişki olduğu iddia edilmiş ise de yukarıda açıklandığı üzere bir adet fatura bildirim sınırının altında kalmakta olup, söz konusu faturanın BA BS kayıtlarında arasında çıkmamasından kaynaklı olarak fark oluştuğu anlaşılmakla davalının itirazına itibar edilmemiştir. Davacının alacağını ispatladığı gözetildiğinde, aksini ispat yükünün davalı üzerine geçtiği, davacının malları teslim ettiğini ve alacağını ispatladığı gözetildiğinde borcun ödendiğini ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, davalı tarafından ticari defter ve kayıtların tebligata rağmen kesin süre içerisinde inceleme gününde hazır edilmediği ve incelemeye sunulmadığı, 6100 sayılı Kanun'un 220. Maddesinin 3. Fıkrası ve 222. Maddesinin 3. Fıkrası gereğince davacının ticari defter ve kayıtlarının delil olarak kabul edilmesi gerektiği, davalının aksini ispatlayamadığı anlaşılmıştır. Nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesi ... Esas, ...Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "..ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü tarafın ticari defterleri yasada belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil olması mümkün değildir. Davacının da bu durumu bilerek ticari defterlere delil olarak dayandığı ve karşı tarafın ticari defterlerinin de incelenmesini istediği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü halinde davacının ticari defterleri tek başına delil niteliği taşımadığından dayanılan böyle bir delilin incelenmesine gerek de olmayacaktır. Karşı taraf ticari defterlerini sunar ise birlikte incelenip değerlendirildiğinden delil olup olmadığı sonucuna göre değerlendirilebilecektir. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK'ndaki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi ise...Esas ve ... Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Somut olayda, davalı müflis şirket kesin süreye rağmen, 2014 ve 2015 yılı ticari defter ve kayıtlarını sunmamıştır. Yukarıdaki Yargıtay kararında belirtildiği üzere mahkemece, HMK 220/3. madde gereğince, davalının sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunun kabul edebilmesi mümkündür. Bu durumda davacının sunduğu defter ve kayıtlara göre davacının cari hesap alacağı ve karşılıksız çıkan çeklerden dolayı 192.019,70 TL alacağı bulunduğunun kabul edilmesi gerekir." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi ise ... E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Davalı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılması gerekir. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir(Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 12/09/2017 tarih, ...Esas ve ... Karar sayılı İlamı - Yargıtay 11. HD'nin 07/02/2017 tarih ve ...Esas - ...karar sayılı ilamı - Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 28/01/2016 Tarih, ... Esas ve... Karar sayılı ilamı). Davacının ticari defterlerinin, Türk Ticaret Kanunu'na ve Türkiye Muhasebe Standartları Kurulunun düzenlemelerine göre usulüne uygun tutulmuş olması ayrıca alacağın konusunu oluşturan faturaların mevcut olması karşısında belgeleme ve kaydın belgeye(evrak-ı müsbiteye) dayanması ilkesine uygun olması nedeni ile davacı lehine delil teşkil edeceğinin kabulü gerekir. Hal böyleyken mahkemece, davanın ispatlanamadığından bahisle reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır. Buna karşın, aksine bir sözleşme olduğu veya taraflarca vade belirlendiği iddia ve ispat edilmediği gibi icra takibinden önce davalı/takip borçlusu temerrüde düşürülmediğinden takip tarihine kadar işlemiş faiz talebi yerinde değildir." Bu bağlamda tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; takip tarihinde davacının davalıdan 2.267,41-Euro alacaklı olduğunu ispatladığı, davalının ise borcun ödendiğine dair aksini ispatlayan herhangi bir delil veya belge sunmadığı anlaşılmakla davanın kısmen kabulü ile 2.267,41-Euro asıl alacak üzerinden davalının itirazının iptali ile takibin devamına, fazlaya ilişkin itirazın iptali talebinin ise reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından faiz oranına da itiraz edilmiş olup, davacı tarafından %24 oranında yasal faiz talep edildiği anlaşılmaktadır. Takibe konu borcun Euro olduğu ve faturaların Euro üzerinden kesildiği, davacı tarafından Euro üzerinden takip başlatılarak ancak 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işleyecek faiz talep edilebileceği anlaşılmakla 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden davalının itirazının iptaline karar vermek gerekmiştir. Takibe konu alacağın faturaya dayalı likit olduğu bu suretle tazminat koşullarının oluştuğu anlaşılmakla itirazın iptaline karar verilen asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığının %20'si oranında hesaplanan 19.930,53-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine de karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından da tazminat talep edilmiş olup, itirazın iptali talebinin reddine karar verilen asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığının %20'si oranında hesaplanan 89,58-TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine de verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, Buna göre; davaya konu .... 12. İcra Dairesi'nin ... E. Sayılı takip dosyasında davalının yetkiye, 2.267,41-Euro asıl alacak ve 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, 2-İtirazın iptaline karar verilen asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığının %20'si oranında hesaplanan 19.930,53-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-İtirazın iptali talebinin reddine karar verilen asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığının %20'si oranında hesaplanan 89,58-TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Harçlar yasası uyarınca davanın kabul edilen kısım yönünden alınması gereken 7.519,41 TL harçtan peşin alınan 1.395,15 TL harcın mahsubu ile bakiye 6.124,26 TL karar harcının davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA, 5- Harçlar yasası uyarınca davacı tarafından yatırılan 1.395,15 TL peşin harç ve 615,40 TL başvurma harcı davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 7- Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 924,55 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 8-Davacı tarafından yapılan 8.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 465,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 8.465,00 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 8.394,49 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 9- Kabul red oranına göre belirlenen 4.561,36 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 38,64 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı28/09/2026

Katip ... ¸e-İmzalıdır.

Hakim ... ¸e-İmzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/850, K. 2026/844, T. 28.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-850-e-2026-844-k-985e1c3bd20f