İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/807 E. 2026/840 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/807
Karar No
2026/840
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/807 Esas KARAR NO : 2026/840

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 08/08/2025 KARAR TARİHİ : 28/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket yukarıda belirtilen adresinde makina parçaları işi ile uğraşmakta ve bu parçaların satışını yapmakta olduğunu, Müvekkiliminin davalı taraftan olan alacağı da yapmış olduğu makina parçaları satış işinden kaynaklandığını, davalı tarafa takip dayanağı faturalarda belirtilen 4 kalem ürün satışı yapıldığını, yaptığı bu ürün satışı mukabilinde davalı tarafa fatura kesmiş ve davalı tarafa gönderildiğini, davalı da söz konusu faturaları teslim alarak ticari defterlerine kaydettiğini, davalı taraf takip konusu faturaları teslim alıp ticari defterlerine kaydetmesine rağmen müvekkilinin alacağını ödemediğini, Davalı tarafça müvekkilinin ödemesinin yapılmaması üzerine davalı aleyhine ... İcra Dairesi ...Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı taraf ödeme emrinin tebliği üzerine müvekkilime borcu olduğu halde hukuki dayanaktan yoksun ve kötü niyetli olarak borca, yetkiye, faize ve takibin ferilerine itiraz ettiğini, alacağının davalı taraftan tahsiliyle itirazın iptalini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle yetki itirazında bulunduklarını, davacının dava dilekçesinde de açıkça talebinin sebebini ve dayanağını ifade etmediğini, Müvekkili ile davacı arasında imzalanmış bir cari hesap sözleşmesine rastlanılmadığını, somutlaştırılmamış ve haliye ispatlanmamış dava reddi gerektiğini, itirazlarının yerinde olduğunu, kabul anlamına gelmemekle beraber bu sebeplerle itirazımız haksız olmadığından, icra inkar tazminatı talebinin evveliyatla reddi gerektiğini, izah edilen durumların değerlendirmeye alınması ve ispatlanamamış davanın reddi gerektiğini, Mahkeme ticari defterlerin incelenmesine karar verecek ise buna dair kurulacak ara kararın taraflarını tebliği gerektiğini savunmuştur. Mahkememizce Toplanan Deliller: 1-Taraflara ait BA BS formları vergi dairesinden celp edilerek incelenmiştir. 2-İcra takip dosyası UYAP sistemi arasından dosya arasına alınarak incelenmiştir. 3-Tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılmış, davacının ve davalının ticari defter ve kayıtları incelenmiştir. 4-Bilirkişi raporları taraflara tebliğ edilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile taraflar arasındaki ticari alım satım işleri sonucunda davalıya satılan malların teslim edilerek fatura kesildiği, davalının açık hesaptan kaynaklanan borcunu ödemediği gibi gibi icra takibine de itiraz ettiğini belirterek davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; icra dairesi ve Mahkemenin yetkisine itiraz ettiklerini, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi ve mutabakat olmadığını, davacı tarafından düzenlenen faturaların gerçeğe aykırı düzenlendiğini ve ayrıca malların tamamının teslim edilmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı tarafından öncelikle icra dairesinin ve Mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş ise de takip konusunun para alacağına ilişkin olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 89/1. Maddesine göre para alacaklarında alacaklının yerleşim yeri icra dairesi ve Mahkemelerinin de yetkili olduğu, davacının adresine göre icra dairesinin ve Mahkememizin yetkili olduğu anlaşılmakla davalının yetki itirazına itibar edilmemiş, davanın esasına girilmiştir. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiş olup, tarafların ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yapıldığı sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir. Davacının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında 2024 yılı içerisinde ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından davalıya 261.060,00-TL bedelli fatura kesildiği, faturanın davacının ticari defter ve kayıtlarına işlendiği, gelen vergi dairesi müzekkere cevabına göre 2024 yılı Kasım ayı bildirimlerine göre faturanın davacı tarafından BS formu ile vergi dairesine bildirildiği, davalı tarafından yapılan herhangi bir ödeme olmadığı, takip tarihi itibariyle davacının defter ve kayıtlarına göre davacının davalıdan 261.060,00-TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Davalının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında 2024 yılı içerisinde ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından davalıya davaya konu 1 adet fatura kesildiği, davacı tarafından kesilen faturanın davalının ticari defter ve kayıtlarına işlendiği, davalının bağlı olduğu vergi dairesinden gelen 14.08.2026 tarihli müzekkere cevabında davalının BA BS kayıtları incelendiğinde 2024 yılı Kasım ayına ait kayıtların 8. Sayfasında davacı tarafından kesilen davaya konu faturanın davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, davalının kendi defter ve kayıtlarına göre davalı tarafından yapılmış herhangi bir ödeme olmadığı takip tarihi itibariyle davalının kendi defter ve kayıtlarına göre davacının davalıdan 261.060,00-TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Davacı tarafından düzenlenen faturaların e-fatura niteliğinde olduğu, sistem üzerinden kendiliğinden davalıya tebliğ edildiği, davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre faturalara yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edildiğine dair herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmıştır. 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası şu şekildedir: "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." Bu kapsamda davacı tarafından davalıya kesilen faturaya davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği gibi faturanın davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği ve davalının ticari defter ve kayıtlarına işlendiği bu suretle faturanın içeriğinin davacı lehine kesinleştiği sabittir. Taraflara ait vergi kayıtları incelendiğinde; davacı tarafından kesilen faturanın davacı ve davalı tarafından BA BS formları ile vergi dairesine bildirildiği anlaşılmıştır. Bilindiği üzere fatura kesilmiş olması tek başına alacağı ispat etmemekte olup, alacaklının faturaya konu satış sözleşmesindeki malı teslim ettiğini de ispat etmesi gerekmektedir. Buna karşılık alacaklı satıcı tarafından kesilen faturanın davalı borçlu alıcı tarafından vergi dairesine BA formu ile bildirilmesi ve defterlerine işlenmesi halinde faturaya konu satışın ifa edildiği ve malın teslim edildiği dolayısıyla faturanın içeriğinin kesinleştiği bu suretle alacaklı lehine karine teşkil etmekte olup, bu durumda aksini ispat yükü davalı - borçluya geçmektedir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi ...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dosya kapsamına göre davacı tarafça takip dayanağı yapılan faturanın davalı iş sahibi tarafından muhasebesel işlem olarak BA/BS formu ile kullandığı anlaşılmakla , Yargıtay'ca taraflarca düzenlenen BA/BS formları ve Vergi Dairesine yapılan bildirimlerin fatura konu malın teslim edildiğine, işin yapıldığına ilişkin karine oluşturduğu ,bu durumda bunun aksinin ispat edilmesi gerektiği kabul edildiğinden, davalının da bu yönde ispatı bulunmadığından mahkemece davacı tarafından işin yapılıp teslim edildiği kabul edilerek ödendiği usulen kanıtlanamayan bakiye iş bedeline hükmedilmesinde usul yasa ve dosya kapsamına aykırı bir durum olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise ... E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, takip dayanağının, toplamı KDV hariç 270.002,16 TL, KDV dahil 318.602,55 TL olan iki faturanın olduğu, davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerine kayıtlı oldukları, davalının ticari defterlerinde ise yer almadıkları, ancak davalıların oluşturduğu iş ortaklığı Vergi Dairesine verdiği 2018/4 dönemine ait BA formu ile davacı Erdal Karahan'dan iki belgeye dayalı olarak KDV hariç 270.002,00 TL'lik mal ve hizmet aldığı, faturaların adedi ve tutarlarının toplamının beyan edilen miktarla örtüştüğü, davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağladığı, dava tarihinden sonra 2018/4 dönemi BA formuna yönelik düzeltme beyanı verilmesinin de sonuca etkisinin olmadığı, bu durumda faturaya konu malların teslim edilmiş olduğu ve davalı tarafından ödeme belgesininde sunulmadığı, ayrıca faturadan kaynaklanan alacağın likit ve bilinebilir mahiyette olması nedeniyle mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise ...E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Davacı yan, davaya konu faturanın tahsili amacıyla davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatmış, ödeme emri davalıya 09.01.2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.Davaya konu faturanın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı ancak davalının bu faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirdiği anlaşılmaktadır. Davalı her ne kadar ödeme emrini tebliğ aldıktan bir gün sonra 10.01.2018 tarihinde Vergi Dairesine başvurup düzeltme beyannamesi vererek söz konusu faturayı BA formundan çıkarmış ise Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 23.03.2017 tarihli, ... E., ...K. sayılı kararının da belirtildiği üzere davalının faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirmesi faturaya konu malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluşturacak olup daha sonra düzeltme beyannamesi verilmesi davacı yararına oluşan bu karineyi ortadan kaldırmayacaktır. Bu karinenin aksini ispat külfeti ise davalıya aittir. Bu itibarla İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, yukarıda belirtilen sebeplerle fatura içeriğinde yer alan malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluştuğu, bu karinenin aksini ispat külfetinin davalıda olduğu gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken ispat külfeti hususunda yanılgıya düşülerek yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir." Yargıtay 17. Hukuk Dairesi de ... E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Mahkemece, dosya kapsamı, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporu gereğince, davacının davalıdan takibe konu faturalardan kaynaklanan toplam 118.004,63.-TL alacağının bulunduğu, söz konusu faturaların davalının ticari defter ve kayıtlarında işlendiği gibi vergi dairesine de bildirmiş olduğu BA-BS form örneklerinde de bildirildiği, faturaların davalının defterlerinde ve vergi bildiriminde kayıtlı olması nedeniyle davacı lehine malların davalıya teslimi hususunun karine olarak sabit olduğu, bu karinenin aksinin davalı tarafından ispat edilememesi karşısında davalının icra takibine borcun 2.701,03.-TL'lik kısmını kabul etmesi de dikkate alınarak davalının 115.303,60.-TL'lik kısma itirazının haksız olduğu, alacağın faturalara dayalı ve likit olması karşısında davacının ayrıca icra inkar tazminatına müstahak bulunduğu anlaşılmakla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 10/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi." Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Yargıtay'ın yerleşik hale gelmiş emsal kararlarına göre; faturayı alan tarafın söz konusu faturayı ticari defterlere ve muhasebe kayıtlarına işlemesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına ilişkin olarak lehine delil teşkil eder. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp sözleşmenin ifası safhasıyla ilgili olduğundan, faturanın sözleşmeyi değiştirir nitelikte olmaması ve sözleşmeye uygun biçimde düzenlenmesi gerekir. Bu nedenle, sözleşmeye aykırı düzenlenmiş faturaya itiraz edilmemesi aleyhe sonuç doğurmaz. Ancak fatura kabul edilerek ticari defterlere işlenmiş ise, faturadaki miktar kadar iş bedeli bulunduğunu iş sahibi kabul etmiş sayılacağından ticari defterlere itibar edilerek iş bedeli miktarı belirlenir. Ticari defterlerin kesin delil olması da bu sonucu gerektirir. Zira, faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. Fatura karşı tarafça ticari defterlerine kayıt edilmiş ise burada delil olan fatura değil ticari defterlerdir. Ticari defterler uyumlu olmadığı için lehe delil değeri bulunmasa dahi, karşı çıkılan faturanın ticari deftere kayıt edilmiş olması halinde ticari defter aleyhe delil oluşturacaktır. Bu durumda ,takip konusu faturaların davalının ticari defterlerine işlenmesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına karine teşkil ettiği kabul edilmelidir. Zira, Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK 21/2). Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen ve ticari defterlere de işlenen faturadaki alacakla illgili olarak sonradan iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç değildir. İtiraz süresi geçtikten sonra, iade faturası kesilmesi alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır. Bu haliyle davalı tarafın icra takibine konu faturadan kaynaklı borcu olmadığı yönündeki istinaf talebi yerinde görülmemiştir." Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de ... E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Mahkemece yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde; davacı tarafından davalının faturalarına itiraz edilmediği, davalının faturalarının tamamının davacının ticari defterlerine işlendiği, protokol tarihi itibariyle tarafların ticari defterleri incelendiğinde ise, protokol kapsamında yer alan çeklerin davalı şirket kayıtlarında 05.10.2016 tarihinde kayıt altına alındığı, davalı kayıtlarında protokol tarihi itibariyle görülen borcun protokol tutarı ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Dosyanın tetkikinde; sözleşmede imalat bedelinin malzeme + %22,5 kâr şeklinde belirlendiği, cari hesaba göre davalı tarafından düzenlenen faturaların davacıya gönderildiği, bu faturaların her iki tarafın defterlerine kaydedildiği, 04.10.2016 tarihli protokolde de bakiye borcun 1.457.000 TL olarak taraflarca kabul edildiği tespit edilmiştir. Bu durumda davacının borçlu olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalı olmuş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir." Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen takibe konu faturanın davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, davalı tarafından faturanın 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği, bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği, yine davalı tarafından BA formu ile faturaların vergi dairesine bildirilmiş olması ve davalının kendi ticari defterlerine itirazsız olarak işlenmiş olması gözetildiğinde faturaya konu malların teslim edildiğinin ve alacağın miktarının davacı lehine kesinleştiğinin karine kabul edilmesi gerektiği ve davacının alacağını ispatladığı değerlendirilmiştir. Davalı tarafından cevap dilekçesinde ve aşamalarda; davacı tarafından kesilen faturaya konu malların teslim edilmediği iddia edilmiş ise de; davacı tarafından kesilen faturaların davalı tarafından itirazsız olarak BA formu ile vergi dairesine bildirilerek davalının kendi ticari defterlerine işlendiği ve 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre davalı tarafından faturalara yasal süresi içerisinde itiraz edilmediği gözetildiğinde malların teslim edildiğinin karine olarak kabul edilmesi gerektiği ve aksini ispat yükünün davalı üzerine geçtiği, davalı tarafından davacıya eksik teslime yönelik herhangi bir bildirim veya ihtarda bulunulmadığı, 6102 sayılı Kanun gereğince tacir olan davalının basiretli tacir olarak davranma yükümlülüğünün de bulunduğu ve bu davranışın basiretli tacir olarak davranma yükümlülüğüne de uymadığı gibi hayatın olağan akışına da uygun olmadığı anlaşılmakla davalının soyut beyandan ibaret savunmalarına itibar edilmemiştir. Yukarıda açıklandığı üzere karine olarak davacının teslimi ispatladığı aksini ispat yükünün davalı üzerine geçtiği gözetildiğinde davalının söz konusu rapora itirazına itibar edilmemiştir. Son olarak davalı tarafından cevap dilekçesinde yemin delili de yazılmış ise de davacının alacağını davalının ticari defter ve kayıtları ile ispatladığı, davalının kendi defterlerinde dahi davacıya borçlu göründüğü ve eksik teslim/teslim edilmeme iddialarını somutlaştıramadığı gibi kendi kayıt ve defterlerinde dahi buna yönelik bir yansıtma faturanını bulunmadığı ve somutlaştırılmış bir mahsup takas talebinin kendi defterlerinde dahi bulunmadığı ve miktar tespitinin olmadığı, ticari defterlerin kesin delil niteliği gözetilerek davalıya yemin delili hatırlatılmamıştır. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi...E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İcra takibine konu faturaların ödendiğinin davacının ve dahi davalının defterlerinde tarih olarak uyumlu ,belgelendirilmiş ödemelerin faturalara mahsup eden davacının kaydın aksini ileri sürdüğü , mevcut durumda tarafların kesin delil niteliğindeki ticari defterleriyle faturaların ödendiğinin belirlenmesi karşısında ispata muhtaç bir durum bulunmadığından davacının yemin delilinin hatırlatılmadığına ilişkin istinaf nedeni yerinde bulunmamıştır. Tacirin ticari defterlerinde ki kayıtlar lehine delil olabildiği gibi aleyhine kayıtlarda aleyhe delil teşkil etmektedir.İcra takibinde gösterilen borç ve borcun sebebi ile bağlılık kuralı gereğince davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan bir alacağının kabulü ile ödemelerin o alacağa mahsup edilmesi sözkonusu olamayacağından davacı vekilinin karara ilişkin istinaf nedenleri yerinde bulunmamıştır." Bu bağlamda tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; takip tarihinde davacının davalıdan 261.060,00-TL alacaklı olduğunu ispatladığı, davalının ise borcun tamamının ödendiğine dair aksini ispatlayan herhangi bir delil veya belge sunmadığı gibi davalının davacıya borcunun davalı defterleri ile de ispatlandığı anlaşılmakla davanın kabulü ile 261.060,00-TL asıl alacak üzerinden davalının itirazının iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiştir. Davacı tarafından takip tarihine kadar işlemiş faiz de talep edilmiş ise de davacı tarafından davalının takipten önce temerrüde düşürüldüğüne dair bir delil sunulmadığı anlaşılmakla davacının işlemiş faize yönelik talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından faiz oranına da itiraz edilmiş olup, davacı tarafından avans faizi talep edildiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafından daha düşük oranda bir akdi faiz kararlaştırıldığının ispat edilememesi karşısında 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden de davalının itirazının iptaline karar vermek gerekmiştir. Takibe konu alacağın faturaya dayalı likit olduğu bu suretle tazminat koşullarının oluştuğu anlaşılmakla itirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 2.212,00-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine de karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİNE, Buna göre: davaya konu .... İcra Dairesi'nin ...E. Sayılı takip dosyasında 261.060,00-TL asıl alacak, 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faiz oranı ve yetki yönünden davalının itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 2-İtirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 52.212,00-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Harçlar yasası uyarınca davanın kabul edilen kısım yönünden alınması gereken 17.833,00 TL harçtan peşin alınan 5.258,32 TL harcın mahsubu ile bakiye 12.574,68 TL karar harcının davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA, 4- Harçlar yasası uyarınca davacı tarafından yatırılan 5.258,32 TL peşin harç ve 615,40 TL başvurma harcı davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6- Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 7-Davacı tarafından yapılan 13.500,00 TL bilirkişi ücreti ve 470,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 13.970,00 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 11.844,43 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8- Kabul red oranına göre belirlenen 3.899,88 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 700,12 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.28/09/2026

Katip ¸e-İmzalıdır.

Hakim ¸e-İmzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/807, K. 2026/840, T. 28.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-807-e-2026-840-k-45069e2204d5