İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/927 E. 2026/849 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/927
- Karar No
- 2026/849
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/927 Esas KARAR NO : 2026/849
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 14/01/2026 KARAR TARİHİ : 28/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı borçlu arasında ... marka termos gibi ticari ürünlerin alım satımı hususunda anlaşıldığını, taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunduğunu, müvekkil şirket tarafından satılan ticari ürünlere ilişkin faturaların düzenlenerek davalıya eksiksiz teslim edildiğini, malların teslim edildiğinin sistem üzerinden gönderilen ve itiraz edilmeyen imzalı e-irsaliyeler ile teslim evrakları ile sabit olduğunu, davalı borçlu şirketin malların teslimine rağmen ödeme hususunda müvekkil şirketi oyaladığını, müvekkilin tüm iyi niyetli yaklaşımlarına rağmen bakiye 84.409,20 TL tutarındaki alacağın tahsil edilemediğini, bu cari hesap alacağının tahsili amacıyla ... 15. İcra Müdürlüğü ... E. sayılı icra dosyasından icra takibi başlatıldığını, ancak davalı borçlu tarafça haksız olarak icra takibine itiraz edilmesi üzerine takibin durduğunu, müvekkil şirketin alacağının ticari defter ve kayıtlar ile Vergi Dairesi'ne bildirilen Ba Bs formları ile sabit olduğunu, davalı borçlu tarafça faturalara Türk Ticaret Kanunu'nun 21/2 maddesi uyarınca 8 gün içerisinde itiraz edilmediğini, bu nedenle fatura içeriklerinin kesinleştiğini, davalının aksini yazılı delillerle ispat edemediğini, alacağın likit ve muayyen nitelikte olduğunu, davalının alacağı sürüncemede bırakma kastıyla kötü niyetli olarak itiraz ettiğini, bu nedenle davalı aleyhine asıl alacağın yüzde 20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, ticari uyuşmazlıklarda dava şartı olan arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığını belirterek itirazın iptali ile takibin devamını, asıl alacağın yüzde 20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunduğu iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, Türk Ticaret Kanunu'nun 89/2 maddesi uyarınca cari hesap sözleşmesinin yazılı yapılması gerektiğini, taraflar arasında imzalı bir sözleşme bulunmadığını, tutulan kayıtların tek taraflı açık hesap niteliğinde olduğunu, bu kayıtların kesin delil teşkil etmediğini, davacının malların teslim edildiğini e-irsaliyelerle ispatlamaya çalıştığını, malların teslim anında ayıplı olup olmadığının Türk Ticaret Kanunu'nun 23/1-c maddesi uyarınca incelenmesi gerektiğini, faturaların kesinleştiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, fatura içeriğindeki birim fiyatların ve iskonto oranlarının hatalı düzenlendiğini, İstanbul Defterdarlığı kayıtları ile davacı hesapları arasında KDV ve matrah farkları bulunduğunu, davacının Türk Ticaret Kanunu'nun 65. maddesi uyarınca defter tutma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini, dava konusu alacağın likit olmadığını, taraflar arasında mutabakat sağlanmadığını, hesaplamayı gerektiren tartışmalı alacaklar için icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini, Yargıtay uygulamalarının bu yönde olduğunu ve haksız olarak açılan davanın reddini talep etmiştir. Mahkememizce Toplanan Deliller: 1-Taraflara ait BA BS formları vergi dairesinden celp edilerek incelenmiştir. 2-İcra takip dosyası UYAP sistemi arasından dosya arasına alınarak incelenmiştir. 3-Tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılmış, davacının ve davalının ticari defter ve kayıtları incelenmiştir. 4-Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile taraflar arasındaki ticari alım satım işleri sonucunda davalıya satılan malların teslim edilerek fatura kesildiği, davalının açık hesaptan kaynaklanan borcunu ödemediği gibi gibi icra takibine de itiraz ettiğini belirterek davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; taraflar arasında cari hesap sözleşmesi olmadığını, davacı tarafından düzenlenen faturalardaki fiyatların ve iskonto oranlarının gerçeğe aykırı düzenlendiğini ve ayrıca malların fiilen ne kadarlık kısmının teslim edildiği ve ayıp olup olmadığının belirli olmadığını iddia ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiş olup, tarafların ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yapıldığı sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir. Davacının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında 2025 yılı içerisinde ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından davalıya 4 ayrı fatura kesildiği, hepsinin davacının ticari defter ve kayıtlarına işlendiği kesilen 4 faturanın hepsinin BS formu ile vergi dairesine bildirildiği, davalı tarafından yapılan ödemelerin de davacının defterinde kayıtlı olduğu, ödemeler mahsup edildikten sonra takip tarihi itibariyle davacının defter ve kayıtlarına göre davacının davalıdan 84.409,20-TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Davalının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında 2025 yılı içerisinde ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından davalıya 4 ayrı fatura kesildiği, davacı tarafından kesilen 4 ayrı faturanın hepsinin davalının ticari defter ve kayıtlarına işlendiği kesilen 4 faturanın hepsinin BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, davalı tarafından yapılan ödemelerin de davalının defterinde kayıtlı olduğu, ödemeler mahsup edildikten sonra takip tarihi itibariyle davalının kendi defter ve kayıtlarına göre davacının davalıdan 87.791,20-TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Davacı tarafından düzenlenen faturaların e-fatura niteliğinde olduğu, sistem üzerinden kendiliğinden davalıya tebliğ edildiği, davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre faturalara yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edildiğine dair herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmıştır. 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası şu şekildedir: "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." Bu kapsamda davacı tarafından davalıya kesilen faturalara davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince yasal süresi içerisinde itiraz edilmediği gibi faturaların tamamının davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği ve davalının ticari defter ve kayıtlarına işlendiği bu suretle faturaların içeriğinin davacı lehine kesinleştiği sabittir. Taraflara ait vergi kayıtları incelendiğinde; davacı tarafından kesilen faturaların tamamının davacı ve davalı tarafından BA BS formları ile vergi dairesine bildirildiği anlaşılmıştır. Bilindiği üzere fatura kesilmiş olması tek başına alacağı ispat etmemekte olup, alacaklının faturaya konu satış sözleşmesindeki malı teslim ettiğini de ispat etmesi gerekmektedir. Buna karşılık alacaklı satıcı tarafından kesilen faturaların davalı borçlu alıcı tarafından vergi dairesine BA formu ile bildirilmesi ve defterlerine işlenmesi halinde faturaya konu satılın ifa edildiği ve malın teslim edildiği dolayısıyla faturanın içeriğinin kesinleştiği bu suretle alacaklı lehine karine teşkil etmekte olup, bu durumda aksini ispat yükü davalı - borçluya geçmektedir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi ...E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dosya kapsamına göre davacı tarafça takip dayanağı yapılan faturanın davalı iş sahibi tarafından muhasebesel işlem olarak BA/BS formu ile kullandığı anlaşılmakla , Yargıtay'ca taraflarca düzenlenen BA/BS formları ve Vergi Dairesine yapılan bildirimlerin fatura konu malın teslim edildiğine, işin yapıldığına ilişkin karine oluşturduğu ,bu durumda bunun aksinin ispat edilmesi gerektiği kabul edildiğinden, davalının da bu yönde ispatı bulunmadığından mahkemece davacı tarafından işin yapılıp teslim edildiği kabul edilerek ödendiği usulen kanıtlanamayan bakiye iş bedeline hükmedilmesinde usul yasa ve dosya kapsamına aykırı bir durum olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise ...E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, takip dayanağının, toplamı KDV hariç 270.002,16 TL, KDV dahil 318.602,55 TL olan iki faturanın olduğu, davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerine kayıtlı oldukları, davalının ticari defterlerinde ise yer almadıkları, ancak davalıların oluşturduğu iş ortaklığı Vergi Dairesine verdiği ... dönemine ait BA formu ile davacı ...'dan iki belgeye dayalı olarak KDV hariç 270.002,00 TL'lik mal ve hizmet aldığı, faturaların adedi ve tutarlarının toplamının beyan edilen miktarla örtüştüğü, davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağladığı, dava tarihinden sonra ... dönemi BA formuna yönelik düzeltme beyanı verilmesinin de sonuca etkisinin olmadığı, bu durumda faturaya konu malların teslim edilmiş olduğu ve davalı tarafından ödeme belgesininde sunulmadığı, ayrıca faturadan kaynaklanan alacağın likit ve bilinebilir mahiyette olması nedeniyle mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise ...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Davacı yan, davaya konu faturanın tahsili amacıyla davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatmış, ödeme emri davalıya 09.01.2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.Davaya konu faturanın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı ancak davalının bu faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirdiği anlaşılmaktadır. Davalı her ne kadar ödeme emrini tebliğ aldıktan bir gün sonra 10.01.2018 tarihinde Vergi Dairesine başvurup düzeltme beyannamesi vererek söz konusu faturayı BA formundan çıkarmış ise Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 23.03.2017 tarihli, ... E.,...rarının da belirtildiği üzere davalının faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirmesi faturaya konu malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluşturacak olup daha sonra düzeltme beyannamesi verilmesi davacı yararına oluşan bu karineyi ortadan kaldırmayacaktır. Bu karinenin aksini ispat külfeti ise davalıya aittir. Bu itibarla İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, yukarıda belirtilen sebeplerle fatura içeriğinde yer alan malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluştuğu, bu karinenin aksini ispat külfetinin davalıda olduğu gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken ispat külfeti hususunda yanılgıya düşülerek yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir." Yargıtay 17. Hukuk Dairesi de ...E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Mahkemece, dosya kapsamı, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporu gereğince, davacının davalıdan takibe konu faturalardan kaynaklanan toplam 118.004,63.-TL alacağının bulunduğu, söz konusu faturaların davalının ticari defter ve kayıtlarında işlendiği gibi vergi dairesine de bildirmiş olduğu BA-BS form örneklerinde de bildirildiği, faturaların davalının defterlerinde ve vergi bildiriminde kayıtlı olması nedeniyle davacı lehine malların davalıya teslimi hususunun karine olarak sabit olduğu, bu karinenin aksinin davalı tarafından ispat edilememesi karşısında davalının icra takibine borcun 2.701,03.-TL'lik kısmını kabul etmesi de dikkate alınarak davalının 115.303,60.-TL'lik kısma itirazının haksız olduğu, alacağın faturalara dayalı ve likit olması karşısında davacının ayrıca icra inkar tazminatına müstahak bulunduğu anlaşılmakla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 10/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi." Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi ...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Yargıtay'ın yerleşik hale gelmiş emsal kararlarına göre; faturayı alan tarafın söz konusu faturayı ticari defterlere ve muhasebe kayıtlarına işlemesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına ilişkin olarak lehine delil teşkil eder. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp sözleşmenin ifası safhasıyla ilgili olduğundan, faturanın sözleşmeyi değiştirir nitelikte olmaması ve sözleşmeye uygun biçimde düzenlenmesi gerekir. Bu nedenle, sözleşmeye aykırı düzenlenmiş faturaya itiraz edilmemesi aleyhe sonuç doğurmaz. Ancak fatura kabul edilerek ticari defterlere işlenmiş ise, faturadaki miktar kadar iş bedeli bulunduğunu iş sahibi kabul etmiş sayılacağından ticari defterlere itibar edilerek iş bedeli miktarı belirlenir. Ticari defterlerin kesin delil olması da bu sonucu gerektirir. Zira, faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. Fatura karşı tarafça ticari defterlerine kayıt edilmiş ise burada delil olan fatura değil ticari defterlerdir. Ticari defterler uyumlu olmadığı için lehe delil değeri bulunmasa dahi, karşı çıkılan faturanın ticari deftere kayıt edilmiş olması halinde ticari defter aleyhe delil oluşturacaktır. Bu durumda ,takip konusu faturaların davalının ticari defterlerine işlenmesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına karine teşkil ettiği kabul edilmelidir. Zira, Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK 21/2). Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen ve ticari defterlere de işlenen faturadaki alacakla illgili olarak sonradan iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç değildir. İtiraz süresi geçtikten sonra, iade faturası kesilmesi alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır. Bu haliyle davalı tarafın icra takibine konu faturadan kaynaklı borcu olmadığı yönündeki istinaf talebi yerinde görülmemiştir." Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Mahkemece yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde; davacı tarafından davalının faturalarına itiraz edilmediği, davalının faturalarının tamamının davacının ticari defterlerine işlendiği, protokol tarihi itibariyle tarafların ticari defterleri incelendiğinde ise, protokol kapsamında yer alan çeklerin davalı şirket kayıtlarında 05.10.2016 tarihinde kayıt altına alındığı, davalı kayıtlarında protokol tarihi itibariyle görülen borcun protokol tutarı ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Dosyanın tetkikinde; sözleşmede imalat bedelinin malzeme + %22,5 kâr şeklinde belirlendiği, cari hesaba göre davalı tarafından düzenlenen faturaların davacıya gönderildiği, bu faturaların her iki tarafın defterlerine kaydedildiği, 04.10.2016 tarihli protokolde de bakiye borcun 1.457.000 TL olarak taraflarca kabul edildiği tespit edilmiştir. Bu durumda davacının borçlu olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalı olmuş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir." Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen takibe konu faturaların tamamonon davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, davalı tarafından faturalara yönelik olarak 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği, bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği, yine davalı tarafından BA formu ile faturaların vergi dairesine bildirilmiş olması ve davalının ticari defterlerine itirazsız olarak işlenmiş olması gözetildiğinde satış sözleşmesine konu malların teslim edildiğinin ve alacağın miktarının davacı lehine kesinleştiğinin karine kabul edilmesi gerektiği ve davacının alacağını ispatladığı değerlendirilmiştir. Davalı tarafından cevap dilekçesinde ve aşamalarda; davacı tarafından kesilen faturalardaki iskonto oranının ve fiyatların taraflar arasındaki anlaşmayı yansıtmadığı iddia edilmiş ise de yukarıda detaylıca açıklandığı üzere faturanın sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu, davacı tarafından kesilen faturaların davalı tarafından itirazsız olarak BA formu ile vergi dairesine bildirilerek davalının kendi ticari defterlerine işlendiği ve 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre davalı tarafından faturalara yasal süresi içerisinde itiraz edilmediği gözetildiğinde faturaların içeriğinin kesinleştiği, aksinin davalı tarafından yazılı belge ile ispatlanması gerektiği, davalı tarafından taraflar arasındaki anlaşmanın fiyat ve iskonto oranlarının daha farklı olduğuna dair yazılı bir delil sunulmadığı gözetildiğinde ispat yükü üzerine düşen davalı tarafından bu iddianın ispatlanamadığı, taraflar arasında yazılı bir sözleşme de olmadığı gözetildiğinde davalının savunmasını ispat edemediği anlaşılmıştır. Davalı tarafından teslim edilen malların ayıplı olup olmadığı ve eksik teslim olup olmadığı yönünden de savunma yapılmış ise de söz konusu iddiaların somutlaştırılmadığı, ayıp yönünden muayene ve ihbar külfetinin yerine getirilerek davacıya ayıp ihbarında bulunulduğuna dair yazılı bir delil sunulmadığı gibi eksik teslime yönelik de teslim sonrasında davacıya bir bildirim veya ihtarda bulunulmadığı, faturalardan sonra davalı tarafından kısmi ödemeler yapıldığı, son fatura tarihinden sonra 3 aylık süre boyunca davalının herhangi bir talep veya iddiada bulunmadığı gibi ihtirazi kayıtsız olarak ödemeler yaptığı, 6102 sayılı Kanun gereğince tacir olan davalının basiretli tacir olarak davranma yükümlülüğünün de bulunduğu ve bu davranışın basiretli tacir olarak davranma yükümlülüğüne de uymadığı anlaşılmakla davalının soyut beyandan ibaret savunmalarına itibar edilmemiştir. Davalı vergi dairesinden gelen kayıtlardaki fatura miktarı ile davacının fatura miktarları arasında çelişki olduğunu iddia ederek rapora itiraz etmiş ise de vergi dairesinden gelen BA BS bildirimlerindeki tutarın vergi hariç tutar olduğu anlaşılmakla davalının itirazına itibar edilmemiştir. Davalı bilirkişi raporuna itiraz ederek malları teslim alanların teslim yetkileri hususunda inceleme yapılmadığını iddia etmiş ise de; yukarıda da açıklandığı üzere faturaların tamamının davalı tarafından BA formu ile bildirilmesi, defterlerine itirazsız olarak işlenmesi ve son fatura tarihinden sonra 3 aylık süre içerisinde davalı tarafından kısmi ödemeler yapılması gözetildiğinde ve yukarıda açıklandığı üzere karine olarak davacının teslimi ispatladığı aksini ispat yükünün davalı üzerine geçtiği gözetildiğinde davalının söz konusu rapora itirazına itibar edilmemiştir. Son olarak davalı tarafından cevap dilekçesinde yemin delili de yazılmış ise de davacının alacağını davalının ticari defter ve kayıtları ile ispatladığı, davalının kendi defterlerinde dahi davacıya borçlu göründüğü ve eksik teslim ile ayıp iddialarını soyutlaştıramadığı gibi kendi kayıt ve defterlerinde dahi buna yönelik bir yansıtma faturanını bulunmadığı ve somutlaştırılmış bir mahsup takas talebinin kendi defterlerinde dahi bulunmadığı ve miktar tespitinin olmadığı, ticari defterlerin kesin delil niteliği gözetilerek davalıya yemin delili hatırlatılmamıştır. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi ...E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İcra takibine konu faturaların ödendiğinin davacının ve dahi davalının defterlerinde tarih olarak uyumlu ,belgelendirilmiş ödemelerin faturalara mahsup eden davacının kaydın aksini ileri sürdüğü , mevcut durumda tarafların kesin delil niteliğindeki ticari defterleriyle faturaların ödendiğinin belirlenmesi karşısında ispata muhtaç bir durum bulunmadığından davacının yemin delilinin hatırlatılmadığına ilişkin istinaf nedeni yerinde bulunmamıştır. Tacirin ticari defterlerinde ki kayıtlar lehine delil olabildiği gibi aleyhine kayıtlarda aleyhe delil teşkil etmektedir.İcra takibinde gösterilen borç ve borcun sebebi ile bağlılık kuralı gereğince davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan bir alacağının kabulü ile ödemelerin o alacağa mahsup edilmesi sözkonusu olamayacağından davacı vekilinin karara ilişkin istinaf nedenleri yerinde bulunmamıştır." Bu bağlamda tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; takip tarihinde davacının davalıdan 84.409,20-TL alacaklı olduğunu ispatladığı, davalının ise borcun tamamının ödendiğine dair aksini ispatlayan herhangi bir delil veya belge sunmadığı gibi davalının davacıya borcunun davalı defterleri ile de ispatlandığı anlaşılmakla davanın kabulü ile 84.409,20-TL asıl alacak üzerinden davalının itirazının iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından faiz oranına da itiraz edilmiş olup, davacı tarafından avans faizi talep edildiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafından daha düşük oranda bir akdi faiz kararlaştırıldığının ispat edilememesi karşısında 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden de davalının itirazının iptaline karar vermek gerekmiştir. Takibe konu alacağın faturaya dayalı likit olduğu bu suretle tazminat koşullarının oluştuğu anlaşılmakla itirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 16.881,84-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine de karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜNE, Buna göre; davaya konu ... 15. İcra Dairesi'nin ...E. Sayılı takip dosyasında 84.409,20-TL asıl alacak ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden davalının itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, 2-İtirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 16.881,84-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Harçlar yasası uyarınca alınması gereken 5.765,99 TL harçtan, peşin yatırılan 1.019,45 TL harcın düşümü ile geri kalan 4.746,54 TL harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 4-Davacı tarafından yapılan 1.019,45 TL Peşin harç ve 732,00 TL başvurma harcı 8.500,00 TL bilirkişi ücreti ve 415,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 10.666,45 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 7- 6.000,00 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.28/09/2026
Katip ... ¸e-İmzalıdır.
Hakim ... ¸e-İmzalıdır.