İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/470 E. 2026/127 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/470
- Karar No
- 2026/127
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 28. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/470 Esas KARAR NO : 2026/127
DAVA : Alacak (Vade Farkından Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 30/12/2024 KARAR TARİHİ : 23/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Vade Farkından Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında taşınmaz satım sözleşmesi imzalandığı, davalının zamanında devir ve teslim yapmadığı gibi müvekkil adına gönderilen ihtarnameye verdikleri cevapla sözleşmenin geçersizliğini ileri sürdükleri, ayrıca sözleşme hükümlerine riayet etmediği, sözleşme taşınmazların 24 ay sonra (31.01.2013 tarihinde) teslim edileceğinin kararlaştırıldığı, ancak iskanın 23.06.2014 tarihinde alındığı, geçersiz sözleşmeye dayalı ödenen 416.000,00 TL nin sebepsiz zenginleşme, haksız fiil ve TTK hükümleri uyarınca iadesi için 31.12.2013 tarihinde açılan icra takibi yapıldığı ve davalının da icra takibine itiraz ettiği , bunun üzerine itirazın iptali davası açılmış olup kararı istinaf etmemiz üzerineİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi istinaf incelemesi neticesinde ...Esas ... Kararı ile davalı yanın ... 14. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin 416.000.00 TL üzerinden aynı zamanda ana alacak olan bu miktara 3095 Sayılı Yasanın 2/2 maddesi uyarınca % 13,75 ve değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle takibin devamına karar verilmiş ve kararın kesinleştiğini, bu karar kesinleştiği için bu karardaki alacak ilamlı takibe dönen icra takibinde malesef yıllara yaygın bir şekilde borçlu tarafından ödeme gücü olduğu halde ödenmediğinden oluşan munzam zarar sebebiyle denkleştirici adalet ilkesine göre yapılan hesaplama ile güncel alım gücü değerinden mevcut icra takibi ve faiz mahsuben faizin karşılamadığı munzam zarar için icra takibi açıldığını, açılan bu takibe de borçlu tarafça haksız itiraz sebebiyle durması üzerine itirazın iptali dava sürecinde usulden reddedilen dava sebebiyle bu arada bugüne kadar devam eden munzam zarar tutarı değiştiğinden belirsiz alacak niteliğindeki her gün değişen munzam zararın işbu dava tarihine kadar tahsili için belirsiz alacak davası açıldığını, işbu dava ve icra takibi konusu sebepsiz zenginleşme, haksız fiil ve TTK hükümleri uyarınca iadesi için açılan takibe karşılık ödenmeyen satım sözleşmesine dayalı olarak ödenen 416.000,00 TL'nin alacağın güncel alım değerinin denkleştirme alacağı Adalet Komisyonuna kayıtlı denkleştirme hesaplarında hassas hesap uzman uzman bilirkişisi mali müşavir Sayın ... tarafından Uzman Adli Bilirkişi Özel Mütalaa Raporu ile hesaplandığını, değer kaybından kaynaklı olarak yapılan denkleştirme hesaplamasına göre davacının hakediş tutarı olan sözleşme kapsamında ödemesi yapılmış 416.000,00 TL asıl alacağın denkleştirici adalet ilkesi gereğince 8 farklı parametre esas alınarak yapılmış hesaplamalarının ortalamasına göre güncel tarih itibariyle alım gücünün 26.02.2024 tarihi itibariyle reel değerinin 6.166.222,97 TL olduğu ve ... 14. İcra Dairesi ... E Sayılı dosyada BK 100 e göre 07/02/2024 tarihinde 1.095.154,00 TL kısmi ödemeye mahsuben aradaki fark yani davacının munzam zararının 5.562.857,04 TL olarak tespit edildiği ve aradaki fark bakiye munzam zararın tahsili için Tarafımızca tahsilde tekerrür olmamak üzere ... 14. İcra Dairesi ...E sayılı icra takibi açılmıştır ancak borçlu bu takibe de itiraz edilmesi üzerine açılan itirazın iptali davası usulden reddedildiğinden ve takibin açıldığı 28.02.2024 tarihine kadarki munzam zararı konu ettiğinden tahsilde tekerrür olmamak üzere açılan işbu belirsiz alacak davası ile bugüne kadarki munzam zarar dava konusu olup tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla açıldığını, davalı şirket, Mahkeme kararını uygulamamış itirazın iptaline karar verilen icra dosyasını bile isteye geç ödediğini, arabuluculuk sürecinde uzlaşma sağlanamadığını, davalı kurum müvekkilinin yekun ödemesini yapmayıp sebepsiz zenginleşme suretiyle yurt dışında yatırımlara imza attığını, munzam zararın dava tarihine kadar yeniden hesaplanması elzem olduğunu, ek munzam zararların mevcut olduğunu, davalı yüzünden krediler çektiğini, ek faizler ödediğini, bazı taşınmazlarını satmak zorunda kaldığını, yine Finans ihtiyacı devam eden müvekkili icradan ödemeyi tahsil edemeyince 10/12/2017 tarihinde tekrar kredi çektiğini, 01/08/2020 tairihinde güncellemek zorunda kaldığını, bu krediye göre 500.000,00-TL ye 707.612 TL (180.532 TL+ faiz ) ödediğini, denkleştirici adalet ilkesi hesabında takip edilen 5 farklı parametre yöntem ile hesaplanan munzam zarar sebebiyle daha düşük tutarda işbu icra takibi açıldığını, borçlunun kastının söz konusu olduğunu, davalı icra takibinin satışı sırasında kıymet takdirlerine itiraz etse de açtığı davalar reddedildiğini, kaldı ki davalın icra takibine karşı yapmış olduğu itiraz ve şikayetlerin reddedilse de açtığı bu itirazlar borcunu ödemesine mani olmadığı gibi mahkemenin belirlediği tutar ile ilk icra takip tarihinde bedeli yatırmasına hiçbir mani bulunmadığını ancak davalı hiçbir zaman ödeme yapmak istemediğini, esasen davalı kimseye ödeme yapmadığı gibi tüm ödemesini yapmış dava dışı 3. kişi mağdurların da (65 kişinin) dairelerini mülkiyetini devretmemiş üzerine gerçeğe aykırı hacizler ve anlaşmalı bankalardan ipotekler koydurmak suretiyle bu 3. Kişileri tüketici mahkemelerinde süründürerek kelimenin en hafif tabiriyle kötü niyetini her daim muhafaza ettiğini, şu anda davalının bildiğimiz kadarıyla üzerinde 80'den fazla haciz olan 4 adet aşınmazı kaldığını, borçlu ... hakkındaki itirazın iptali davası BAM kararı ile icrasına engel olmadığı günden itibaren ödenmesi gerektiği halde ödenmediğini, değer kaybından kaynaklı olarak yapılan denkleştirme hesaplamasına göre davacının hakediş tutarı olan 416.000,00 TL sinin aslında 26.02.2024 tarihi itibariyle reel değerinin 6.166.222,97 TL olduğu ve ... 14. İcra Dairesi ... E Sayılı dosyada BK 100 e göre 07/02/2024 tarihinde 1.095.154,00 TL kısmi ödemeye mahsuben aradaki fark yani davacının munzam zararının 5.562.857,04 TL olarak tespit edildiği ve aradaki fark bakiye munzam zararın tahsili için Tarafımızca tahsilde tekerrür olmamak üzere ....14. İcra Dairesi .... Esas sayılı icra takibi açıldığını ancak borçlu bu takibe de itiraz ettiğini, ... 14. İcra Dairesi ...E Sayılı dosyada BK 100'e göre 07/02/2024 tarihinde 1.095.154,00-TL kısmi ödemeye mahsuben aradaki fark yani davacının munzam zararının 5.562.857,04-TL tahsili için tahsilde tekerrür olmamak üzere ... 14. İcra Dairesi ...E sayılı dosyaya itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi gerektiğini belirterek davacı vekili davanın kabulü ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını istemiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı taraf dava dilekçesinde dava değerini 5.562.857,04-TL olarak gösterdiğini, dava değeri üzerinden harcını yatırmadığı, 01.12.2013 tarihinde ... 14. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile talep edildiği düşünüldüğünde söz konusu davaya konu alacak zamanaşımına uğradığını, taraflar arasında ... İlçesi ... Mahallesi ... pafta 3991 ada, 3 parselde bulunan recidans projesinde 159 ve 183 nolu bağımsız bölümün davacı şirket tarafından satın alınması ile ilgili olarak 31/01/2011 tarihli adi konut satış sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 9.1. maddesinde "Konut sahibi imza tarihinden itibaren şayet talep ederse en geç 1 ay içinde işbu sözleşmenin aynı şartları dahilinde noterde resmen düzenleme şeklinde yapılabileceğini, ancak noter harç ve masraflarının kendisine ait olduğunu kabul ve taahhüt eder" hükmüne rağmen davacı tarafça talep edilmesi halinde sözleşmenin şekil şartı noksanlığın giderilebilmesi imkanı varken davalı firmadan böyle bir talepte bulunulmadığını, devamında davalı firma tarafından inşaat tamamlanmış ve davacı tarafından taşınmaz bedelinin büyük bir bölümü ödendiği için davacı tarafa icra takibinden önce 30 Aralık 2013 tarihinde e-mail gönderilerek tapu devir işlemleri için hazır olduğumuz bildirilmiş ve harç masrafları talep edildiğini, bu maile takiben yine icra takibinin bize tebliğinden önce 7 Ocak 2014 tarihinde davacıya tekrar e-mail gönderilerek tapu devir işlemi için gerekli olan belgeler ile tapu masraf listesi gönderildiğini, bu e-maile davacı tarafça 8 Ocak 2014 tarihli cevabi e-mailde de tapu devir işlemleri kabul edildiğini, davacı tarafça tapu devir alınmadığını, bu hususlar göz önüne alındığında davacı tarafın iddia ettiği gibi davalı şirket tarafından tapu devri işleminden yapılmadığı, teslimden kaçınıldığı, bu sebepler ile haksız fiil hükümlerinin oluştuğu gibi bir durum söz konusu olmadığını, tüm bu işlemler davacı tarafından ikame edilen icra takibinden önce gerçekleştiğini, ayrıca davacı tarafça taşınmazların teslimde gecikildiği ileri sürülmüş olsa dahi, öncelikle sözleşmede geç teslim ile alakalı hükümler bulunmakla birlikte ayrıca davacı yanca gecikme ile birlikte 1 yıl beklenmiş, bu bir yıl boyunca ödemeler düzenli yapıldığını, davalı firma tarafından inşaat tamamlandıktan ve teslime hazır olunduktan ve dahi taşınmazların teslimi ve devri teklif edildiklten ve kabul edildikten sonra yani davalı firmaca bütün yükümlülükler yerine getirildikten sonra sözleşmenin geçersizliğinden bahisle bedelin iadesi talep edildiğini, tüm bunlara rağmen davacı tarafından ...14. İcra Müdürlüğü'nün ...E. sayılı dosyası ile 416.000.00-TL'nin ticari avans faizi ile birlikte iadesini talep etmiş tarafımızca itirazımız üzerine davacı tarafça ...3. Asliye Ticaret Mahkemesinin... E sayılı dosyasından itirazın iptali davası açılmış; İlk Derece Mahkemesi olan ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin... E.-... K. Ve 28.12.2016 tarihli kararı ile davanın reddine karar verdiğini, istinafın davanın kabulüne karar verildiği, müvekkilinin kusuru bulunmadığını, Yargıtay tarafından kesin kararın verildiği 27.05.2021 tarihine kadar süreç devam ettiğini, bu sürecin uzamasına sebep olan ilk derece mahkemesinin davacının davasını red etmesi olup bu hususta müvekkil firmanın nasıl bir kusurunun olduğunun anlaşılamadığını, davacı tarafından faiz oranı hatalı talep edildiğinden takibe karşı şikayet yoluna gidildiğini, şikayetin kabul edildiğini, icra tarafından yapılan kıymet takdirine itiraz edildiğini, davanın kabul edildiğini, davacının somut munzam zararı bulunmadığını, borcun geç ödenmesinde müvekkilin kusuru olmadığını, davacının itirazın iptali davasının ilk başta ilk derece mahkemesince reddedilmesi davalı firmanın kusuru olmadığı gibi, davacının söz konusu takipte faiz oranını hatalı talep etmesi, müvekkillerinin taşınmazların satışı için yapılan icra dosyasında ki kıymet takdiri raporunda taşınmazlara rayiçlerinden düşük değer biçilmesi sebebi ile müvekkilinin ikame ettiği şikayet ve itirazların -üstelik bu şikayet ve itirazların Mahkemelerce kabulüne karar verildiğini, görüleceği üzere ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebinin, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemeyeceğini, ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı olmadığını, çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzlukların, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacağına kararında yer vereceğini, davacı dava dilekçesinde salt denkleştirici adalet ilkesine göre zarara uğradığını iddia etmiş somut olarak zararını ispatlayamadığını, taraflar arasındaki davada yapılan yargılama neticesinde Mahkemece maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder nitelikte gerek asıl alacağa gerekse de faize ilişkin karar verildiğini, istinaf ve yargıtay incelemesi ile karar kesinleşmiş ve davacı tarafından tahsil edildiğini belirterek davalı vekili davanın reddini, davacı aleyhine %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesi ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Dava, munzam zararın tazmini istemine ilişkindir. Davacı, davalıdan olan alacaklarının tahsilinin davalının itirazları ve hakkın kötüye kullanılmasını teşkil eden fiilleri nedeniyle tahsilinin geciktiğini beyanla gecikmeden kaynaklanan munzam zararlarının davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı, aynı alacağa ilişkin olarak davacı tarafından ...10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde de dava açıldığını, bu nedenle derdestlik itirazında bulunduklarını, alacağın zamanaşımına uğradığını, esas açısından ise davacının haksız olduğunu kendilerinin satışa konu inşaatı tamamladıklarını, davacının tapuda devir için davet edildiğini ancak davacı tarafın devirden kaçındığını ve sözleşmeden dönerek dava süreçlerini başlattığını, ilk derece mahkemesi tarafından davacının açtığı itirazın iptali davasının reddedildiğini, bu da kendilerinin itirazlarının haklı olduğunu gösterdiğini akabinde istinaf dairesinin davanın kabulüne karar verdiğini, hükmün kesinleşmesi akabinde icra dosyasına ödemeyi yaptıklarını, haksız itiraz veya dava süreçlerinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkememizce toplanan deliller ve belgeler ile dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, resen seçilen nitelikli hesaplamalar uzmanı bilirkişiden rapor aldırılmış olup, 25.11.2025 Tarihli Bilirkişi Raporu'nda; Soyut yönteme göre, 416.000,00 TL’ nin ödeme tarihine kadar 6.140.550,99 TL değer kaybettiği, ilgili dönemde asıl alacağa ise 603.519,12 TL faiz işlediği, bu durumda soyut yönteme göre munzam zararın 5.537.031,87 TL olduğu, Somut Yöntem Bakımından, gayrimenkul değerleme alanında bir uzmanlığı bulunmadığından terditli bir hesaplama yapılamadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Dava, davacı alacağının davalının haksız itiraz ve dava süreçleri sonucunda geç ödendiğinden bahisle munzam zararın tahsiline dayalı alacak davasıdır. Davacı ile davalı arasında 31.01.2011 tarihli Harici Satım Sözleşmesi ile 2 adet konutun 440.000,00-TL'ye davacıya satımı konusunda anlaşma yapıldığı, davacı tarafından toplam 416.000,00-TL tutarında ödeme yapılmış olup bakiye 24.000,00-TL borcunun kaldığı, davalının inşaatı tamamlayarak konutları teslime ve tescile hazır hale getirdiği, ancak bu aşamada davacının taşınmaz satış sözleşmesinin geçersizliğini ileri sürerek taşınmazı devralmaktan kaçındığı ve adi yazılı sözleşmeye göre yaptığı ödemelerin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesi istemi ile davalı hakkında... 14. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibine geçtiği, davalının itirazı üzerine takibin durduğu, davacı tarafından itirazın iptali istemi ile ...3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile dava açtığı, bu mahkeme tarafından yapılan yargılama sonunda "Sözleşmenin tanzim tarihinden sonra geçen yıllar içinde davacı satın alan kişinin sözleşmeye takip tarihine kadar bağlı kalmışken sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, davacının davalı hakkında başlatmış olduğu icra takibinin TMK 2. maddesi gereğince dürüstlük kurallarına aykırı olduğundan" bahisle açılan itirazın iptali davasının reddine karar verildiği görülmüştür. Bu hükmün istinafı üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin ...Esas ...Karar sayılı ilamı ile "Davacının icra takibi yapmasının esasen sözleşmeden dönme iradesinin bir açıklanma şekli olduğu, davacının takip yaparak sözleşmeden dönme iradesini ortaya koyduğu, davalının bu irade açıklamasına yönelik karşı dava veya takas mahsup adı altında ayrı bir talebinin bulunmadığı, buna göre davacının satın almaktan vazgeçtiği konut için ödediği parayı talep etmekte haklı olduğu" gerekçesiyle kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verildiği, hükmün yargıtay incelemesinden geçerek 27.05.2021 tarihinde kesinleştiği, davacı tarafça ilamın ...14. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas (Yeni Esası: ... Esas) dosyası üzerinden takibin sürdürüldüğü akabinde 07.02.2024 tarihinde ödemenin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Davacı sözleşmeden dönme iradesi anlamına gelen icra takibini 2013 yılında başlatmış, davalının takibe itirazı üzerine açılan itirazın iptali davası ilk derece mahkemesi tarafından reddedilmiş, akabinde istinaf dairesinin kararı kaldırarak davayı kabul etmesi üzerine yargıtay incelemesi akabinde karar kesinleşmiş ve sürdürülen icra takibine davalı tarafından 07.02.2024 tarihinde ödemenin yapıldığı yukarıda açıklandığı üzere sabittir. Somut olayda davacı, sözleşmeden döndüğü 2013 tarihi itibariyle alacağını alması gerekirken davalının haksız itiraz ve yargısal süreçlerle alacağın ancak 2024 tarihinde tahsil edildiğinden bahisle alacağı tahsil etmesi gereken tarih (2013) ile tahsil ettiği (2024) tarihi arasındaki bedelin faizle karşılanamayan kısmını munzam zarar olarak işbu davada talep etmektedir. Yukarıda da açıklandığı üzere, davacının 440.000,00-TL'ye satın aldığı iki taşınmaz için toplam 416.000,00-TL ödeme yaptıktan sonra, davalının "Taşınmazların teslime ve tescile hazır olduğunu" bildirerek, bakiye 24.000,00-TL ile tapu satış ve masraflarını hazır etmesi halinde taşınmazların derhal teslim ve tapuda devrinin gerçekleştirileceğinin davacıya bildirildiği, ancak davacının teslime ve tescile yanaşmayarak doğrudan icra takibi başlatmak suretiyle davalıya ödemiş olduğu 416.000,00-TL'nin faiziyle davalıdan tahsilini istediği, davalının takibe itiraz ettiği, akabinde davacının itirazın iptali davası açtığı, davalının ...3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28.12.2016 tarih ve ... Esas -..Karar sayılı ilamı ile "Davacı talebinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olması nedeniyle" davanın reddine karar verildiği, ardından istinaf ve yargıtay incelemelerinin gerçekleştiği görülmüştür. Özellikle ilk derece mahkemesinin davanın reddine dair vermiş olduğu kararı, davacının talep ettiği alacağının tartışmalı olduğunu, iddia ettiği gibi 2013 yılı itibariyle derhal ödenmesi gereken muaccel alacak niteliğinde olmadığını, bu nedenle de davalının icra takibine itiraz ve sonraki aşamalarda yargısal haklarını kullanmasının alacağın geciktirilmesine yönelik olmayıp bir hakkın icrası anlamında olduğunu göstermiştir. Davacının, her iki tarafın harici satım sözleşmesine uygun davrandığı ve uzunca bir süre tarafların sözleşmeye bağlılık gösterdiği bir süreçte satın aldığı iki adet taşınmazın kendisine teslimi sırasında taşınmazları almaktan vazgeçerek icra takibi başlatmayı tercih etmiştir. Davacının takip tarihinde davalıya 24.000,00-TL borçlu olduğu sabittir. Her ne kadar taraflar taşınmaz satımını resmi şekle uygun olarak yapmamışlar ise de davacının 440.000,00-TL tutarlı satış bedelinden toplam 416.000,00-TL'yi ödemiş olması ve davalının da inşaatı bitirerek davacıya teslim ve tescil çağrısı yapması hususu gözetildiğinde davalının iyi niyetli olduğu ilk derece mahkemesi (... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... Esas -...Karar sayılı kararı) tarafından da kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi davalının hukuki süreçleri sürdürmesinde hukuki yararının bulunduğu anlamına gelmektedir. TBK'nın 122. maddesi uyarınca alacaklının temerrüt faizini aşan zarara uğraması halinde borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe bu zararı gidermekle yükümlüdür. Munzam zarar, para borcunun zamanında ifa edilmemesi nedeniyle temerrüt faizinin karşılamadığı gerçek zarar niteliğindedir. Dolayısıyla bu hükmün uygulanabilmesi için yalnız alacağın geç ödenmiş olması yeterli olmayıp, somut olayın özellikleri itibariyle TBK 122. maddede öngörülen sorumluluk şartlarının gerçekleşmesi gerekir. Somut olayda davacının 2013 yılında başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali istemi ile açılan davada ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce davanın reddine karar verilmiş, alınan karar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin ...Esas - ... Karar sayılı ilamıyla kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmiş ve uyuşmazlık bu şekilde davacı lehine sonuçlanmıştır. Ancak bu süreç davalının başlangıçtan itibaren haksız ve dayanaksız biçimde borcunu ödemekten kaçındığı şekilde değerlendirilemez. Zira ilk derece mahkemesi uyuşmazlığın esasını inceleyerek davalının savunmasını haklı bulmuş, davacının bedel iadesi talebinin ve buna dayalı icra takibinin hukuki koşullarının oluşmadığı sonucuna ulaşmış, hatta davacının sözleşmenin geçersizliğini ileri sürerek bedel iadesini talep etmesine HMK'nın 2. maddesi kapsamında dürüstlük kurallarına aykırı bulmuştur. Her ne kadar anılan karar bölge adliye mahkemesince kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davalının bu karara karşı kanun yoluna başvurması, hukuken kendisine tanınmış bir başvuru hakkının kullanılması niteliğindedir. Bir tarafın hakkında verilen ve aleyhine sonuç doğuran bir karara karşı kanun yoluna başvurmuş olması, tek başına TBK'nın 122. maddesi anlamında kusurlu davranış olarak kabul edilemez. Somut olayda yukarıda ayrıntılı şekilde açıklanan kronoloji karşısında, davalının kesinleşmiş bir mahkeme kararına rağmen borcu ödemekten uzun süre ve haksız biçimde kaçındığı söylenemeyeceği gibi, kesinleşmeden önceki dönemde kanun yollarını kullanmasınında kusurlu bir davranışı olduğu kabul edilemez. Özellikle ilk derece mahkemesinin davalı lehine hüküm kurması, davalının uyuşmazlığın hukuki durumunu kendi lehine değerlendirmesinin objektif bir hukuki dayanağının bulunduğunu göstermektedir. Bu itibarla davalı TBK'nın 122. maddesi kapsamında kendisine yüklenen kusursuzluk olgusunu somut olayın özellikleri itibariyle ispatlamıştır. Öte yandan kararın 2021 yılında kesinleşmesinden sonra davacının başlattığı/sürdürdüğü icra takibi kapsamında davalının ödeme yaptığı anlaşılmaktadır. Devam eden bu icra takibi sırasında davalının faize yönelik itirazının kısmen kabulüne karar verildiği ayrıca kıymet takdirine itirazının da kısmen kabul edildiği dosyadaki icra dosyası ve belgeler ile anlaşılmaktadır. Kararın kesinleşme tarihi ile ödeme tarihi arasında davalının kusurlu temerrütü olduğunu gösterir somut bir vakıa da tespit edilememiştir. Her ne kadar bilirkişi raporunda davacının geçmiş tarihte yapmış olduğu ödemeler ve iade talebi kapsamındaki tahsilat tarihleri dikkate alınarak denkleştirici adalet ilkesi çerçevesinde hesaplama yapılmış ve davacı tarafça buna uygun olarak bedel artırımı yapılmış ise de; bilirkişi hesabının paranın belirli bir tarihteki ekonomik değerinin başka bir tarihteki karşılığını ortaya koyduğu, bu hesaplamanın tek başına davacının hesaplanan fark tutarı kadar TBK 122. maddesi anlamında zarara uğradığı ve bu zarardan davalının sorumlu olduğu anlamına gelmeyeceği, nitekim güncel Yargıtay uygulamasında da "Ekonomik göstergeler ve enflasyon dikkate alınarak aşkın zarar hesabı yapılabileceği kabul edilmekle birlikte, hesaplanan ekonomik değer kaybının TBK 122. maddesi kapsamında davalıya yüklenebilmesi için temerrüt, zarar, uygun illiyet bağı ve kusur koşullarının da bulunması gerektiği", yukarıdaki tüm anlatımları uyarınca davalının kusursuzluğu kabul edildiğinden salt ekonomik değer kaybına ilişkin bilirkişi hesabının davalı yönünden tazminat sonucu doğurmasının mümkün olmadığı dikkate alınarak munzam zarar koşulları oluşmadığı düşüncesiyle davanın reddine karar verilmiştir. HÜKÜM; Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 732,00-TL karar harcından dava açılırken yatırılan 1.707,75-TL peşin harç ve 92.859,00-TL ıslah harcı olmak üzere toplam 94.566,75-TL harcın düşürülmesi ile fazla kalan 93.834,75-TL harcın dosyanın kesinleşmesinden sonra talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davalı taraf yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükteki bulunan AAÜT uyarınca 718.962,55-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınması ile kendisini vekil ile temsil ettiren davalıya verilmesine, 6-7155 Sayılı Kanun ile değişik 6325 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanunun 18/A maddesinin 14. fıkrası uyarınca arabulucuk ücreti olan 3.600,00-TL'nin davacıdan alınması ile Hazine'ye gelir kaydına, 7-Kullanılmayan yargılama gider avansının 6100 Sayılı HMK 333. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesine müteakiben yatırana iadesine, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 vd. maddeleri gereğince(5235 sayılı Kanunun 2. maddesi de dikkate alınarak) davacı vekili ve davalı vekilinin yüzlerine karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Mahkememize verilecek veya başka bir Mahkeme aracılığıyla gönderilecek dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 23/09/2026
Başkan e-imzalıdır Üye e-imzalıdır Üye e-imzalıdır Katip e-imzalıdır