İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/78 E. 2026/839 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/78
- Karar No
- 2026/839
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/78 Esas KARAR NO : 2026/839
DAVA : Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 27/01/2026 KARAR TARİHİ : 13/10/2026
Taraflar arasında görülen davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda: GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle;müvekkil ile davalı ... arasında 1.4.2016 tarihinde imzalanan Taşınmaz Yatırım Sözleşmesi uyarınca müvekkilin 5.000.000 TL ödeme yaptığını, davalının ise ... Çorlu'da bulunan taşınmazları satın alarak kurulacak ... Dış Tic. A.Ş. bünyesine devretmeyi ve şirketin en az %17 hissesini müvekkile devretmeyi taahhüt ettiğini, ancak davalıların sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirmediğini, .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/... E. sayılı dosyasında verilen 11.12.2024 tarihli kararla davalıların asıl alacak ve cezai şarttan müteselsilen sorumlu olduğunun hüküm altına alındığını, buna rağmen enflasyonist ortamda paranın değer kaybı ve taşınmaz değerlerindeki artış nedeniyle müvekkilin temerrüt faiziyle karşılanamayan munzam zarara uğradığını, davalıların kötü niyetli eylemleri ve borcun ifasındaki kusurları nedeniyle müvekkilin kredi kullanmak zorunda kalarak yüklü faiz ödemeleri yaptığını, sözleşme gereği devredilmesi gereken 4.000 m2 taşınmaz değerinin, paranın değer kaybının ve ödenen faizlerin toplamından hangisi yüksekse bu tutarın munzam zarar olarak hesaplanması gerektiğini, alacağın belirsiz olması nedeniyle HMK m. 107 uyarınca şimdilik 10.000 TL munzam zararın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının diğer davalı ... ile imzaladığı 01.04.2016 tarihli taşınmaz yatırım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasının kabul edildiğini, ancak müvekkili ... A.Ş. 'nin söz konusu sözleşmenin tarafı olmadığını, ...'na ait şahıs şirketini devralmış olsa dahi bu devrin sadece ticari işletmeye ilişkin aktif ve pasifleri kapsadığını, dava konusu borcun ise şahıs şirketinin faaliyet konusu ve kuruluş tarihinden önce imzalanan şahsi bir borç niteliğinde olduğunu, bu nedenle müvekkil şirketin borçtan sorumlu tutulamayacağını, şirket birleşmesi sürecinde yapılan ilanlara rağmen davacının yasal süresi içerisinde herhangi bir alacak bildiriminde bulunmadığını, munzam zarar talebinin ise Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinde aranan şartları taşımadığını, davacının faizi aşan bir zarara uğradığını ve müvekkil şirketin bu zararın oluşumunda kusurlu olduğunu somut delillerle ispatlayamadığını, genel ekonomik koşulların ve enflasyonun tek başına munzam zarar iddiasını kanıtlamayacağını, davacının sözleşmeden dönerek bedel iadesi talep etmesine rağmen taşınmazın güncel değeri üzerinden hesaplama yapılmasını istemesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkil şirketin borcun aslından sorumlu olmadığı gibi munzam zarardan da sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, davanın dayanağı olan kararın istinaf incelemesinin devam ettiğini belirterek haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; Dava, munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. Somut olayda; Taraflar arasında akdedilmiş olan Taşınmaz Yatırım Sözleşmesi uyarınca edimlerin gereği gibi yerine getirilmediğinden bahisle davacı tarafından ödenen bedelin iadesi amacıyla davalılar aleyhine İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2022/... Esas sayılı dosyasından başlatılmış olan takibe davalıların yapmış olduğu itirazın iptali istemiyle .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/... Esas sayılı dosyasından açılan davada davanın kabulüne karar verildiği, anılan davada davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan ödemenin davacının gerçek zararını karşılamadığından bahisle HMK m. 107 uyarınca şimdilik 10.000,00 TL munzam zararın dava tarihinden itibaren işleyecek olan ticari avans faiziyle birlikte tahsili istemiyle işbu davanın açılmış olduğu görülmüştür. Uyuşmazlığın temelini oluşturan munzam (aşkın) zarara ilişkin olarak yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 122/1. maddesinde de "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı gidermekle yükümlüdür." düzenlemesi bulunmaktadır. Bundan hareketle uygulamada munzam zararın borçlunun temerrüdü nedeniyle uğranılmış olan ve temerrüt faizini aşması nedeniyle borçlu tarafından karşılanmayan zararlar olması, alacaklının temerrüt nedeniyle uğradığı ve temerrüt faizini aşan bakiye zararının borçludan tahsilini talep edebileceği ve munzam zararın olduğu hususunun alacaklı tarafından ispatlanması gerektiğinden Borçlar Kanununda karşılanması öngörülen, faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gereken bir durumdur. Munzam zarardan sorumluluk, borçlunun temerrüde düşmekteki kusuruna dayanan bir sorumluluk olup kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlunun temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlü olup borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını kanıtlayarak munzam zarar sorumluluğundan kurtulabilir. TBK'nın yukarıda belirtilen maddesi uyarınca borçlunun munzam zarardan sorumlu tutulabilmesi için uğranılan zararın varlığı ile miktarının davacı tarafından kanıtlanması gerekmekte olup soyut olarak aşkın zarar iddiası, enflasyon oranı, paranın alım gücü gibi değişkenlik arz eden durumlar bu zararın varlık ve miktarı için yeterli değildir. Örneğin davacının burada alacağını gününde alamaması nedeni ile başka bir bankadan kredi aldığını ve özellikle bu krediyi davalının borcunu vaktinde ödememesi nedeni ile aynı gün vadesi gelmiş başka bir borcunu ödemek üzere aldığını ispatlamış olması gerekir. (Bknz: Fikret Eren Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2015,Yetkin yayınları syf:1106-1107). 6100 Sayılı HMK'nın "Dava şartlarının incelenmesi" başlığını taşıyan 115. Maddesinin 1. Fıkrası "(1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." uyarınca yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığının re'sen incelenmesi gerektiğinden aynı kanunun "Dava şartları" başlığını taşıyan 114. Maddesi uyarınca " (1) Dava şartları şunlardır: a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması. c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması. e) Dava takip yetkisine sahip olunması. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması. (2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." Somut olay bakımından yapılan incelemede; celp edilen dava ve icra dosyaları, yazılan müzekkere cevapları uyarınca davacı tarafından davalılar aleyhine açılmış olan icra takibinden kaynaklı itirazın iptali davasının her ne kadar kabulüne karar verilmiş ise de anılan kararın istinaf incelemesinde olduğu, nitekim icra dosyasına yapılan herhangi bir ödemenin de bulunmadığı görülmüş olup munzam zararın talep edilebilme şartları için öncelikle davacının davalı borçlunun temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, akabinde bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını ve zarar ile borçlunun temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlü olup eldeki davada asıl alacak- borç ilişkisine dayalı açılan davada verilen karar henüz kesinleşmemiş olduğu gibi davalının yapmış olduğu bir ödemenin bulunmaması; yapılacak olan ödemenin faizi ile birlikte hesaplandıktan sonra davacı alacaklıya ödendikten sonra davacının gerçek zararını karşılayıp karşılamadığı, karşılamıyor ise davacının ne kadar munzam zararının olduğunun ispatlanması gerekmektedir. Bu şartların eldeki dava bakımından henüz oluşup oluşmadığının incelemediği, davacının eldeki davasını erken açmış olduğu, bu sebeple bu davayı açmakta dava tarihi itibari ile hukuki yararının bulunmadığı kanaatine varılmış olup mahkememizin işbu dosyası ile emsal mahiyette olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 57. Hukuk Dairesinin 2026/954 Esas, 2026/2087 Karar Sayılı, 02/09/2026 Tarihli "... Hukuki yarar dava şartlarından olup 6100 Sayılı HMK'nın 114. maddesine göre, davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan, olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Hanağası, s. 19-21). Bir davada, menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Pekcanıtez, s.946-949). Nitekim aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 24.11.1982 tarihli ve 1982/7-1874 E.-1982/914 K.; 05.06.1996 tarihli ve 1996/18-337 E.-1996/542 K.; 10.11.1999 tarihli ve 1999/1-937 E.-1999/946 K.; 25.05.2011 tarihli ve 2011/11-186 E. 2011/352 K. ve 01.02.2012 tarihli 2011/10-642 E.-38 K. sayılı kararları ve yukarıda emsal olarak gösterilen diğer kararlarda da benimsenmiştir. Nitekim anılan husus Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18.02.2022 tarihli ve 2019/5 E., 2022/1 K. sayılı kararında; ''ifa zamanı gelmemiş (vadesi gelmemiş, muaccel olmayan, müeccel) bir alacak için açılmış dava, erken açılmış dava niteliğinde olduğu anlaşıldığından, dava tarihi itibariyle, dava dilekçesi ile talep edilen, munzam zarara ilişkin alacak yönünden davanın açılmasında, dava tarihi itibariyle, iş bu alacak kalemi muaccel olmadığından henüz davacının hukukî yararı bulunmamaktadır. Hukuki yararın varlığı da HMK.m.114/1-h kapsamında dava şartı olarak düzenlenmiş olup mahkemece iş bu talep yönünden davanın reddine karar verilmiş olması yerindedir.'' şeklinde gerekçe ile açıkça ifade edilmiş olup, bu durumda henüz muaccel olmayan bir alacak için açılmış dava, erken açılmış dava niteliğinde olduğundan davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. " şeklindeki gerekçeli ilamı, ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 2025/149 Esas, 2026/794 Karar Sayılı, 24/06/2026 Tarihli "Davacı alacağın geç ödenmesi nedeni ile temerrüt faizini aşan zararını olduğu iddiası ile eldeki davayı açmıştır. Munzam zarar oluştuğuna dayanak yapılan alacağa ilişkin alacak dosyası dava tarihi itibari ile derdesttir. Yukarıda belirtildiği üzere munzam zarar borçlunun temerrüde düştüğü tarihten fiili ödeme tarihine kadarki zararını kapsamakta olup zararın hesabında temerrüt faizinin karşıladığı miktarın tenzil edilmesi zorunlu olmakla, hali hazırda temerrüt faizi miktarı ve ödenmesi gereken temerrüt faizini aşan bir zarar bulunup bulunmadığı henüz belirlenebilir değildir. Erken açılan işbu davada davacının hukuki yararı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 13/04/2021 tarih, 2020/4004 esas ve 2021/3611 karar sayılı ilamı. Mahkemece dava şartı olan bu hususta değerlendirme yapılmaksızın işin esasına girilmesi doğru olmamıştır." şeklindeki gerekçeli ilamı da göz önünde bulundurularak davacının davasının hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM :Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-Davacının davasının hukuki yarar yokluğundan usulden reddine 2-İşbu dava sebebiyle alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcı dava açılırken başlangıçta peşin olarak alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerine bırakılmasına, 4-Davacı tarafça yatırılan gider avansından geriye kalan kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya ödenmesine, 5-Tarafların dava şartı olan arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, arabuluculuk son tutanağı aslından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun'un 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Suçüstü Ödeneğinden ödenen 4.700,00-TL'nin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına. 6-Davalılardan ... yargılama esnasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT m.7/2 hükmü uyarınca hesap ve takdir olunan 10.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Davalılar tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına, Dair, davacı vekillleri ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İSTİNAF yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 13/10/2026
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır
* İş bu karar 5070 Sayılı Kanun hükümlerine göre güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.