Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/659 E. 2026/1715 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/659
Karar No
2026/1715
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/659 KARAR NO : 2026/1715

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 21/11/2023 NUMARASI : 2023/110 E. 2023/933 K. DAVANIN KONUSU : Sigorta (Mal Sigortası Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 07.02.2023 KARAR TARİHİ : 23.10.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 23.10.2026

İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.11.2023 tarih 2023/110 E. 2023/933 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, davalı sigorta şirketi tarafından kasko sigorta poliçesi ile sigortalı olan müvekkiline ait ... plakalı araçta sulu yakıt sebebiyle arıza oluştuğunu, davalı sigorta şirketine başvurduklarını, ancak ödeme yapılmadığını, İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1452 Esas 2019/914 Karar sayılı dosyasında açtıkları davanın kabulüne karar verildiğini, istinaf edilmesi üzerine İzmir BAM 20. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdiğini, kararı İzmir 11. İcra Müdürlüğünün 2019/14622 Esas sayılı dosyasında takibe koyduklarını, alacağın 20.11.2022 tarihinde tahsil edildiğini, alacağın geç ödenmesi sebebiyle 2017 yılından 09.11.2022 tarihine kadar geçen süre içerisinde ülkenin ekonomik şartlarına göre müvekkilinin munzam zarara uğradığını iddia ederek, belirsiz alacak davası niteliğinde olmak üzere şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP : Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, yetkili mahkemenin İstanbul Anadolu Ticaret Mahkemeleri olduğunu, munzam zarar talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, İzmir 3. ATM'nin 2017/1452 Esas sayılı dosyasında 02/10/2019 tarihinde 2019/914 sayılı kararla davanın kabulüne karar verildiği, davacının alacağını 09.11.2022 tarihinde tahsil edebildiği, 58.974,00 TL zararın 15.11.2017 - 09.11.2022 tarihleri arası yapılan hesaplamada, temerrrüt faizinin 47.859,03 TL, enflasyon hesabının 202.261,34-TL, TÜFE ve Yİ-ÜFE ortalamasının 292.485,92-TL, TCMB efektif dolar satış kurunun 282.133,29-TL olduğu, tespit edilen değerlerin ortalamasının 206.184,89-TL olduğu, İzmir 3 ATM'nin 2017/1452 Esas, 2019/914 sayılı kararı ile tahsil edilen ve davacının miktar artırım dilekçesinde bildirdiği 85.657,72 TL'nin mahsubu ile, davacının munzam zararının 120.527,17 TL olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile, 120.527,17 TL munzam zararın, 09.11.2022 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili, dava konusu talebin Sigorta Genel Şartları ve Sigortacılık Kanunu uyarınca 2 yıllık sürenin geçirilmiş olması nedeniyle zamanaşımına uğradığını, dava yetkisiz mahkemede açıldığını, davacının munzam zarar talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, Kasko Sigortası Genel Şartları ve poliçeye göre kasko sigortalarında bir hasarın teminat dahilinde değerlendirilebilmesi için ani ve harici etki ile meydana gelmiş olması gerektiğini, ilgili olayda sigortalı araca yakıtı koyduktan sonra 80 km gittiğini, olayın ani bir etki ile gerçekleşmediğini, motorun bozuk olduğu enjektör ile yakıt deposuna su kaçtığının anlaşıldığını, kasko sigortalarının yalnızca doğrudan zararları karşıladığını, değer kaybı tazminatının kasko poliçesinden ödenmeme sebebinin de bu olduğunu, munzam zarar taleplerinin dolaylı zarar talebi olduğunu ve kasko teminatı dışında olduğunu, bir an için teminat dahilinde olduğu düşünülse dahi munzam zararların kasko poliçesi kapsamında değerlendirilemeyeceğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE: Dava, temerrüt faiziyle karşılanmayan munzam zararın karşılanması istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Munzam zarar diğer bir adıyla aşkın zarar, 6098 sayılı TBK'nın 122. maddesinde düzenlenmiş olup anılan maddede "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder" şeklindedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.03.2022 tarihli 2021/11-938 E. 2022/401 K. sayılı kararında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Temerrüt faizi ise, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması sebebiyle borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Belirtilen hususular kapsamında aşkın (munzam) zararın varlığı ve talep edilebilirliği için bir takım koşulların gerçekleşmesi gerekmektedir. Aşkın zararın ilk koşulu, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. İkinci koşulu, kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhil olmak üzere borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Üçüncü koşulu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayalı olduğundan borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Bu nedenledir ki borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumlu olacaktır. Dördüncü ve son koşulu, borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. 6098 sayılı TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816). Dolayısıyla esasen zarar genel sübjektiflikten biraz daha fazla olacak şekilde doğrudan davacıya özgü olmalıdır. Açıklanan hususlar doğrultusunda munzam zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, munzam zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Munzam zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle munzam zararın varlığından söz edilemez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Munzam zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira munzam zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın munzam zarardan sorumludur. Munzam zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının munzam zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın munzam zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. O halde munzam zarar, alacağını vaktinde borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zararı ifade etmektedir. Munzam zararın tazmini için munzam zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının mevcut olması, borçlunun kusursuzluk kanıtı getirememiş olması gerekir. Ayrıca alacaklı uğradığı bu zararı ispat etmek zorundadır. Soyut olarak alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle munzam zarara uğranıldığı iddiası munzam zararın tazmini için yeterli değildir. Yine ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar tek başına munzam zararın ispatı olarak kabul edilemez. Bu nedenledir ki, davacının munzam zarara uğradığını genel ekonomik koşullar dışında yine davacıya özgü olacak şekilde somut vakalarla ispatlaması gerekir. Somut olay incelendiğinde, davacı tarafça yargılama sürecinde dava konusu hasar tazminatıyla alınması amaçlanan aracın fiyatının artmasından dolayı temerrüt faiziyle karşılanmayacak zararı oluştuğu ileri sürülmüş ise de, bu zararı ispat etmesi gerektiği gibi zararının salt davalının temerrüdü nedeniyle gerçekleştiğini ve davalının temerrüde düşmesi ile zarar arasındaki illiyet bağını da ispatla yükümlüdür. Davacının hasar bedelinin tahsiliyle yeniden edinmeyi planladığı aracın yargılama sırasında değerinin artmış olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Ancak, somut olayda, davacı zararının yalnızca ve tümüyle davalının ödememe eylemine bağlanabilmesi mümkün değildir. Davacıya ait araçta oluşan hasardan kasko sigorta poliçesi kapsamında davalı sorumlu ise de enflasyon ve araç fiyatlarındaki artışa bağlı olarak oluşan aleyhe durumdan davalının doğrudan sorumlu tutulması mümkün olmadığı gibi zarar ile kusur arasındaki illiyet bağının kurulması için de yeterli değildir. Bu durumda, davacının zarar iddialarının davalının temerrüdü nedeniyle gerçekleştiğine dair ispatın sağlanmaması ve zarar ile davalının temerrüdü arasında illiyet bağı gerçekleşmediğinden munzam zarar talep edebilmesinin koşullarının somut olayda gerçekleşmediği anlaşıldığından talebin reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle davanın kabulüne karar verilmiş olması hatalı olmuştur. Davacının bu bağlamda munzam zararını ispatladığından söz edilemeyeceğinden davanın reddi yerine kabulüne yönelik verilen karar yukarıda açıklanan ilkeler ışığında isabetli görülmediğinden davalı vekilinin istinaf istemi yerindedir. Bu durumda, yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.11.2023 tarih 2023/110 Esas 2023/933 Karar sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Davanın REDDİNE, Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 732,00 TL'den peşin alınan 179,90-TL'nin mahsubu ile bakiye 552,10-TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT uyarınca hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Kullanılmayan gider avansının ilgili taraflara resen iadesine, 3-İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan 1.169,40-TL istinaf yoluna başvurma harcı olan istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.23/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/659, K. 2026/1715, T. 23.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-659-e-2026-1715-k-97372a6c41fd