İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/713 E. 2026/871 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/713
Karar No
2026/871
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/713 Esas KARAR NO : 2026/871

DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 13/10/2022 KARAR TARİHİ : 25/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı sunduğu dava dilekçesinde özetle; davalının Almanya'da ... ... firması tarafından imalatı yapılan ... Zemin Analizörlerinin Türkiye'de satışının yapılması amacıyla davalı ve firma arasında 30/06/2011 tarihinde ön distribütörlük sözleşmesi 15/06/2012 tarihinde de ana distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, davalının sözleşme şartlarına uymayıp kötü niyetli bir şekilde firmanın markasını kendisi adına tescili için Türk Patent Enstitüsü'ne başvurduğunu ve kendi adına tescil ettirdiğini, 26/03/2014 tarihinde kendi adına ve elindeki yetki ile ... ... Firması sahibi ... ... menfaatine TPE nezdinde marka tesciline itirazda bulunduğunu ancak 14/04/2026 tarih ve ...-2013/... sayılı yazıyla TPE Markalar Dairesi Başkanlığı, itirazın süre içerisinde yapılmadığı gerekçesiyle itirazın yapılmamış sayılmasına karar verdiğini, 30/09/2014 tarihinde davalı ... aleyhine .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi nezdinde hükümsüzlük davası açtığını, ancak .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2014/... esas 2016/29 Karar ve 29/03/2016 tarihli kararı ile davanın reddine karar verdiğini, Yargıtay'a başvurduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/11553 esas 2018/3276 karar 07/05/2018 tarihli ilamı ile mahkeme kararını onadığını, bu kez yargıtay kararını düzeltilmesi talebinde bulunduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/4656 esas 2020/3483 karar ve 14/07/2020 tarihinde davalının marka tescilinde kötü niyetli olması, davacının da hükümsüzlük davası açmakta hukuki yararının bulunması karşısında davanın kabulü ile markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğinden Dairenin 07/05/2018 tarih 2016/11553 esas 2018/3276 karar sayılı onama ilamının kaldırılarak mahkeme kararının bozulması gerektiği şeklinde karar verdiğini, bunun üzerine davalının tarafından yargıtay kararına itiraz edildiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/1959 esas 2022/3988 karar 24/05/2022 tarihli ilamı ile davacının zarar görme ihtimaline karşı davayı açmakta hukuki menfaati olduğu, davalı hak sahibi olan dava dışı ... firmasının unvanını ve markasını 556 sayılı KHK'nın 8/1-b-2 hükmüne aykırı olarak kendi adına tescil ettirdiği, davalının bu tescili hak sahibinin Türkiye'de tescil yaptırmasına ve başkaları ile distribütörlük sözleşmesi yapmasına engel olmak ve aynı ürünün başkaları tarafından pazarlanmasına engel olmak gibi amaçlar ile hareket ettiği, tescilin kötü niyetli olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne, davalı adına kayıtlı 2013/... numaralı ..." markasının hükümsüzlüğüne, gerekçesi ile davalı vekilinin itirazlarının reddederek mahkeme kararını onadığını, 23/09/2022 tarihinde ... adına kayıtlı olan "..." markasının iptal yoluna girdiğini, kötü niyetli tescile dayanan hukuki korumanın hiç doğmadığı kabul edildiği takdirde, markanın tescilli olduğu süre içerisinde verilen zararlarda hukuka uygunluğun bulunduğunun söylenemeyeceğini, marka kötü niyetli olarak tescil edilmişse tecilli olduğu dönem boyunca verilen zararların tazminin gerekeceğini, belirsiz alacak davası olarak açılan davada 50.000,00 TL maddi tazminat, 25.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplamda 75.000,00 TL'nin davalıdan tamzinini, davalının mal varlığına ihtiyati tedbir kararı verilmesini, yargılama giderleri, vekalet ücreti ve tüm masrafların davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı sunduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafça dava değeri 75.000,00 TL olarak gösterilmiş olmakla eksik harcın bu miktar üzerinden tespiti ile davacıya eksik harcın tamamlanması için muhtıra çıkartılmasına, huzurdaki davanın Asliye Hukuk Mahkemeleri'nde görülmesine olanak bulunmadığından mahkemece görevsizlik kararı verilmesiyle davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine, mahkemeniz görevli mahkemelerin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu hususunda aksi kanaatte ise davanın Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri'ne gönderilmesine, davacı tarafça TTK Madde 5/A'daki dava şartı olan arabuluculuk şartının yerine getirilmediğinden davanın usulden reddine, davacının manevi tazminat talebinin belirsiz alacak davası kapsamında talep edilemeyeceğinin nazara alınmasıyla işbu talebinin tefriki ile bu talebi yönünden hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacının taleplerine karşı zamanaşımı def'inde bulunmuş olmamızın nazara alınmasıyla davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, tüm bu hususlar haricinde yukarıdaki hususlar bakımından mahkemeniz aksi kanaatte ise haksız ve kötüniyetli davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. ... 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Karar sayılı 04/05/2023 tarihli kararının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin ... karar sayılı 27/11/2023 tarihli " Taraflar arasında .... Fikri Haklar Hukuk Mahkemesinin anılan kararı ile davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilip kesinleşmekle uyuşmazlığın fikri sınai mülkiyet haklarını ilgilendiren kısmı kesin olarak sonuçlanmıştır. Eldeki dava, terkin olan markanın hak sahibi ile davacı arasında imzalanan distübütörlük sözleşmesinin uygulanma imkanı davalının eylemleriyle engellendiğinden tazminat istemine ilişkin olup; sözleşmesi fesih edilen davalı ile davalıdan sonra distrübütörlük sözleşmesi imzalayan davacı arasında ki uyuşmazlığın haksız eyleme dayalı maddi-manevi tazminat istemine ilişkin olup, uyuşmazlığın ihtisas mahkemesinde görülmesini gerektiren bir yanı bulunmamaktadır. Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 151. maddesinde hak sahibi (yurt dışı şirket) ile hakka tecavüz edenden talep olunacak tazminatın hesaplanma yöntemi düzenlenmiştir. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde Davacı, marka hakkı sahibi olmayıp zarar görebilecek üçüncü kişi olduğundan ilgili davada aktif husumet ehliyeti bulunduğu kabul edilerek dava sonuçlandırılmıştır.Davacı elde edebileceği kazanç kayıplarını talep ettiğine göre eldeki davada asliye ticaret mahkemesi görevli olup, davalı vekilinin fikri sınai haklar hukuk mahkemesinin görevli olduğuna yönelik istinaf nedeni yerinde bulunmamıştır. Ayrıca uyuşmazlığın distrübütörlük sözleşmesinin haksız marka tescili nedeniyle uygulanamadığından doğduğu ,ticari kayıpların tazmini talep edildiğine göre eldeki davanın ticari dava niteliğinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, istinaf nedeni yerinde olmayan davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir." gerekçeli bozma ilamı ile kaldırılarak mahkememizin yukarıdaki esasına kaydı yapılmıştır. DELİLLER : ... 11. Asliye Hukuk Mahkemesi, .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi yazı cevabı, bilirkişi incelemesi, tüm dosya kapsamında toplanan deliller. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, ticari kar kaybından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Bilirkişi 24/02/2025 tarihli raporunda; Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde, Davacı tarafça dava değeri 75.000,00 TL olarak gösterilmiş olmakla eksik harcın bu miktar üzerinden tespiti ile davacıya eksik harcın tamamlanması için muhtıra çıkartılmasına, huzurdaki davanın Asliye Hukuk Mahkemeleri'nde görülmesine olanak bulunmadığından mahkemenizce görevsizlik kararı verilmesiyle davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine, mahkemeniz görevli mahkemelerin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu hususunda aksi kanaatte ise davanın Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri'ne gönderilmesine, davacı tarafça TTK Madde 5/A'daki dava şartı olan arabuluculuk şartının yerine getirilmediğinden davanın usulden reddine, davacının manevi tazminat talebinin belirsiz alacak davası kapsamında talep edilemeyeceğinin nazara alınmasıyla işbu talebinin tefriki ile bu talebi yönünden hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacının taleplerine karşı zamanaşımı def'inde bulunmuş olmaları nazara alınmasıyla davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, tüm bu hususlar haricinde yukarıdaki hususlar bakımından mahkemeniz aksi kanaatte ise haksız ve kötüniyetli davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini vekaleten talep etmiştir. İnceleme Ve Sonuç; Huzurdaki dosyada davacı tazminat talep etmiştir. Bilirkişi heyetince Sayın Mahkeme’ye 28.01.2025 tarihinde eksikliklerin belirtildiği ve söz konusu eksikliklerin tamamlanması ardından gerekli incelemelerin yapılabileceği belirtilmiş, davalı vekili tarafından 13.02.2025 tarihinde Sayı Mahkemenize verilen dilekçede; “…Sayın Mahkeme, 10/02/2025 tarihli duruşma tutanağının 2 nolu ara karar ile bilirkişinin talep dilekçesinde belirttiği hususlarda beyanda bulunmak ve varsa belgesini sunmak üzere tarafımıza süre vermiştir. 28/01/2025 tarihli bilirkişi talep dilekçesinde yer alan bilgi ve belgelerin sunulması amacıyla müvekkilimizin muhasebecisi ile iletişim sağlanmıştır. Bahse konu dilekçede yer alan bilgi ve belgelerin muhasebeci tarafında hazırlanıp iletilmesi akabinde vakit kaybedilmeksizin bilirkişiye iletileceğini vekaleten bildiririz.” Denmiş olduğunu, aradan geçen süre zarfında davalı vekili ile de iletişim kurulmasına rağmen iş bu rapor tarihine kadar hiçbir belge ibraz edilmediğini, hal böyle olunca bilirkişi heyetince inceleme yapılabilecek bir husus olmadığını bildirmiştir. Bilirkişi 14.08.2025 tarihli ek raporunda; Dosya Üzerinde Yapılan İncelemeler, Mahkemenin 05.05.2025 tarihli ara kararı ve yukarıda belirtilen 24.02.2025 tarihli KÖK RAPOR’a tarafların yaptıkları itirazlar göz önüne alınarak dosyadaki mevcut belgeler yeniden incelendiğin de; Davacının, 2010 ve 2011 yıllarında işletme defteri tuttuğu, 2012 ve 2013 yıllarında ise Bilanço usulüne göre defter tuttuğu görülmektedir. işletme defteri tuttuğu dönem 2010 ve 2011 dönemi ile bilnço usulüne göre defter tuttuğu 2012 ve 2013 dönemlerine ait bilançolar farklılık gösterdiğinden rapor içerisinde gelir ve gider kalemleri ayrı ayrı listelendiğini, 2010 ve 2011 yılları ile 2012 ve 2013 yılları beyanname verileri aynı olmaması sebebi ile bir arada değerlendirme yapılamadığını, 2012 ve 2013 yıllarında davacının ortalama karlılık oranının 0,031357928 olduğunun hesaplandığını, (0,008424+0,07114)/2 İddiaya göre sözleşme 2014 yılında başlamış ve hemen feshedilmiştir. Davacının burada mahrum kaldığı karı hesaplayabilmek için bu işten ne kadar kar elde ettiğini ve bu işin sonlanması/özleşmenin feshi ile ne kadar bir kazanç kaybına uğradığının tespit edilmesi gerekeceğini, ancak anlaşıldığı kadarıyla zaten davacı bu sözleşmeden hiç gelir elde etmemiş olduğunu, yine de Sayın Mahkeme davacının haklı olabileceği kanaatinde ise afaki olarak yapılabilecek hesaplama sonucunda; 2013 yılında elde edilen net kar, 16.276,49.-TL olduğundan ve sözleşme eğer 5 yıl yürürlükte kalsa idi; net kar 1. yıl 2. yıl 3. yıl 4. yıl 5. yıl toplam 16.276,49 + 16.786,89 + 17.313,29 + 17.856,20 + 18.416,13 + 18.993,62= 89.366,13 Toplam 89.366,13.-TL kar elde edebilir olabileceği hesaplanmıştır. Takdir Sayn Mahkemeye aittir. Değerlendirmeler: Yukarıda yapılan tespitlerden sonra, Zemin yapısı itibarıyla Türkiye jeolojik olarak çok riskli bir bölgede bulunsa da ve yeraltı zenginlikleri bakımından oldukça verimli olsa da, yani zemin analizörü’ne çok ihtiyaç olsa da, dava dışı firma tarafından davacıya verilen “distribütörlük” görevi bu görevi davacıya veren dava dışı firma tarafından davacıya verilen hazırlık safhasında sona erdirildiğinden ve davacının ise gerekli hazırlıkları yaptığına dair herhangi bir belgeyi dosyaya sunarak olayı ispat edememesi göz önüne alındığında, davacının maddi zarara uğrağı konusundaki talebinin yerinde olmadığı, davacının manevi zarara uğradığı konusundaki talebinin Yüce Mahkeme’nin takdirlerine ait olduğunun, değerlendirildiğini, Sonuç: yukarıda yapılan değerlendirmelerden sonra; Davacının maddi zarar konusundaki talebinin yerinde olmadığı, ancak yine de hesaplama yapılması istenirse, 5 yıl sözleşmenin yürürlükte kalacağı varsayımı ile davacının toplam 89.366,13.-TL net kar elde edebileceği hesaplandığı, davacının manevi zarar konusundaki talebinin Yüce Mahkeme’nin takdirinde olduğu, görüş ve kanaatine varıldığını bildirmiştir. Bilirkişi 14.05.2026 tarihli ek raporunda; Dosya kapsamında verilen görev ve itirazlar değerlendirildiğinde; tarafların itirazları incelendiğinde, ispat kuralına ilişkin TMK. m. 6 hükmüne göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. HMK. m. 190/1 hükmüne göre: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir”. Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. Dolayısıyla anılan hükümler uyarınca davacının sözleşmenin sona erdirilmesine sebebiyet verilmiş olması nedeniyle uğramış olduğu zararları geçerli delillerle ispat etmesi gerektiği açıktır. Yine, haksız fiil sorumluluğunu düzenleyen TBK. m. 49/1 hükmüne göre, “kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür”. Zararın ve kusurun ispatına ilişkin TBK. m. 50/1 hükmüne göre de, “zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır”. Söz konusu hükümlerden de anlaşıldığı üzere, kusur sorumluluğunun esasları zarar, kusur, hukuka aykırılık ve illiyet bağıdır. Bir başka deyişle iddia sahibinin, uğramış olduğu zararın miktarını, hukuka aykırılığı ve illiyet bağını da ispatlaması gerekir. Davacının diğer bir talebi de manevi tazminata ilişkindir. Manevi tazminatla ilgili TBK. m. 56 hükmüne göre: “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir”. Yine TBK. m. 58 hükmüne göre: “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir”. Söz konusu hükümler uyarınca, manevi tazminat talebinin haklı görülebilmesi için davacının, davalının eylemi nedeniyle, bedensel bütünlüğünün veya kişilik haklarının zedelenmesi gerektiği açıktır. Somut olayda, davalı tarafından, davacının nasıl bir kişilik hakkının zedelendiği tespit edilememiştir. Dolayısıyla manevi tazminat talebi de yerinde olmamaktadır. Mali yönden yapılan incelemede, ek raporda da yer verildiği üzere, davacının, 2010 ve 2011 yıllarında işletme defteri tuttuğu, 2012 ve 2013 yıllarında ise bilanço usulüne göre defter tuttuğu görülmektedir. işletme defteri tuttuğu dönem 2010 ve 2011 dönemi ile bilnço usulüne göre defter tuttuğu 2012 ve 2013 dönemlerine ait olup; bilançolar farklılık gösterdiğinden gelir ve gider kalemlerinin ayrı ayrı listelendiğini, 2010 ve 2011 yılları ile 2012 ve 2013 yılları beyanname verileri aynı olmaması sebebi ile bir arada değerlendirme yapılamadığını, 2012 ve 2013 yıllarında davacının ortalama karlılık oranının 0,031357928 olduğunun hesaplandığını, (0,008424+0,07114)/2 İddiaya göre sözleşmenin 2014 yılında başladığını ve hemen feshedilmiş olduğunu, davacının burada mahrum kaldığı karı hesaplayabilmek için bu işten ne kadar kar elde ettiğini ve bu işin sonlanması/özleşmenin feshi ile ne kadar bir kazanç kaybına uğradığının tespit edilmesi gerekecektir ancak anlaşıldığı kadarıyla zaten davacının bu sözleşmeden hiç gelir elde etmemiş olarak göründüğünü, yine de Sayın Mahkeme davacının haklı olabileceği kanaatinde ise afaki olarak yapılabilecek hesaplama sonucunda; 2013 yılında elde edilen net kar, 16.276,49.-TL olduğundan ve sözleşme eğer 5 yıl yürürlükte kalsa idi; Toplam 89.366,13.-TL kar elde edebilir olabileceğinin hesaplandığını, davacı vekili, 2011-2022 yılları arasında hesaplama yapılması gerektiğini belirterek itirazda bulunmuş olup; 8 yıl 6 ay hesaplama yapılması gerektiği taktirde 0,062 karlılık oranı dikkate alındığında; (-0,008424+0,07114/2) toplam 228.349,48 .-TL kar elde edebileceğinin hesaplandığını, Sonuç: Yukarıda ayrıntılarıyla arz edildiği nedenlerden dolayı bilirkişi kurulu tarafından, davacının maddi tazminat taleplerinin ispata muhtaç olduğu, davacı açısından manevi tazminat talep etme şartlarının da oluşmadığını bildirmiştir. İddia veya savunmanın haklılığı, bu olay ve hukuki işlemlerin varlığının ispatlanmasına bağlıdır. İspat hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde bir temel hak olarak garanti altına alınmıştır. Anayasal dayanağı olan ispat hakkını, usûl hukukunda taraflar, kanunda belirtilen süre ve usûle uygun olarak kullanırlar. Bu hak yalnızca kanunla sınırlanabilir. İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususuna ise ispat yükü denir. İspat yükü üzerine düşen taraf ispat etmesi gereken hususu ispat edemediği durumda ispatsızlık durumu söz konusu olacaktır. Hâkim bir husus ispatsız kalmış olsa dahi medeni yargılamada karar vermek durumundadır. TMK 6. Maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” TBK. m. 56 hükmü: “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir”şeklindedir. TBK. m. 58 hükmü; “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir”şeklindedir. İncelenen tüm dosya kapsamı, iddia, bilirkişi raporu içeriğine göre, davacı her ne kadar davalının Almanya'da ... ... firması tarafından imalatı yapılan ... Zemin Analizörlerinin Türkiye'de satışının yapılması amacıyla davalı ve firma arasında 30/06/2011 tarihinde ön distribütörlük sözleşmesi 15/06/2012 tarihinde de ana distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, davalının sözleşme şartlarına uymayıp kötü niyetli bir şekilde firmanın markasını kendisi adına tescili için Türk Patent Enstitüsü'ne başvurduğunu ve kendi adına tescil ettirdiğini, davacının bundan haberi olmadan ... firması ile bir sözleşme imzaladığını, bu sözleşme ile Türkiye'nin tüm bölgelerinde temsil etme yetkisi verilip üç ay hazırlık aşaması için süre verildiğini, bu süre dolmadan ... ibareli firmanın davalı adına tescil edilmesinden dolayı ... adı altında Türkiye'de yapılan tüm faaliyetlerin durdurulmasını talep ettiğini, aksi halde satışlarda ve gümrüklerde yaşanacak tüm ürünlere el koyma gibi sorunlardan kendisinin sorumlu tutulacağını, kendisinin ve imalatçının bu kötü niyetli tescil yüzünden Almanya'dan gelecek olan cihazlara gümrükte el konulacağı endişesiyle Türkiye'ye olan mal satışlarını durdurduğunu, Fikri Sınai haklar Hukuk Mahkemesince davalı adına kayıtlı ... markasının hükümsüzlüğüne karar verildiği gelir kaybının olduğunu, ve kendisinin ruhsal çöküş içerisine girdiğini, bu nedenle ticari kazanç kaybına ilişkin maddi ve manevi tazminat talebiyle iş bu davayı açmış ise de; bilirkişi raporunda tespit edildiği gibi ... firması tarafından davacıya verilen “distribütörlük” görevi davacıya verilen hazırlık safhasında sona erdirildiğinden ve davacının buna ilişkin hazırlıkları yaptığına dair dosyaya ibraz edilen bir belge bulunmadığından, ayrıca manevi tazminat talebine ilişkin de TBK 56 ve 58. Maddeler gereği yasal şartlar sağlanmaması karşısında yapılan yargılama sonucu aşağıdaki şekilde davanın reddine karar verilerek hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın reddine, 2-Alınması gerekli 732,00 TL harçtan davacı tarafça yatırılan 80,70 TL harcın mahsubuyla bakiye 651,30 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacının yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafça posta / tebligat / bilirkişi gideri olarak yapılan (ayrıntısı uyapta kayıtlı) 749,50 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Reddedilen kısım üzerinden AAÜT gereğince hesap edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-manevi tazminat talebi bakımından AAÜT gereğince hesap edilen 25.000,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Arabuluculuk ücreti olan 1.320,00 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 8-Davalı tarafından yatırılan kullanılmayan gider avanslarının karar kesinleştiğinde istem halinde davalıya iadesine, 9-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Dair, 6100 sayılı HMK'nun 342 ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ilgili İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar davacı asilin ve davalı vekillinin yüzüne karşı açıkça okunup, usulen anlatıldı. 25/09/2026

Katip ... e-imzalıdır

Hakim ... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/713, K. 2026/871, T. 25.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-713-e-2026-871-k-4dfadbe8a52b