İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/653 E. 2026/69 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/653
- Karar No
- 2026/69
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 24. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/653 Esas KARAR NO : 2026/69
DAVA : Sigorta (Trafik Sigortası Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 25.07.2025 KARAR TARİHİ : 17.09.2026
Mahkememizde görülmekte olan Sigorta (Trafik Sigortası Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkiline ait ... plakalı araca 10.09.2021 tarihinde davalı sigorta şirketi tarafından ...poliçesi ile sigortalanan ... plakalı aracın çarpması neticesinde maddi hasar meydana geldiğini, kaza sonrası eksper incelemesi yaptırılarak sigorta şirketine başvuruda bulunulduğunu, davalı şirketin usulsüz başvuru iddiasıyla ödeme yapmaktan kaçındığını, hasar gören aracın bulunduğu adres bildirilmesine rağmen davalı şirketin inceleme yapmaktan imtina ettiğini, taraflarınca atanan ekspere gerekli belgelerin iletilmesine rağmen zararın giderilmediğini, Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyeti nezdinde 15.10.2021 tarihinde açılan ... sayılı dosyada ... plakalı aracın yüzde yüz oranında kusurlu olduğunun ve müvekkilin KDV dahil 87.522,12-TL tutarında maddi zarara uğradığının tespit edildiğini, davalı sigorta şirketinin bu karara kötü niyetli itirazda bulunduğunu, itirazın reddedilmesi üzerine kararı temyiz eden davalı şirketin süreci uzatarak müvekkilin alacağının alım gücünü düşürdüğünü, 01.01.2025 ile 31.12.2025 tarihleri arasında araç başına maddi zarar limitinin 300.000,00-TL seviyesine yükseldiğini, yüksek enflasyon ve döviz kuru dalgalanmaları nedeniyle müvekkilin munzam zarara uğradığını, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi tarafından verilen kararlar uyarınca enflasyonist dönemlerde borçlunun ödememe direncinden kaynaklanan zararların TBK'nın 50 ve 51. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, davalı sigorta şirketinin 31.05.2022 tarihli İtiraz Hakem Heyeti kararını temyiz etmesi ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından temyiz itirazlarının reddedilmesi neticesinde oluşan munzam zararın tazmininin zorunlu olduğunu, bu kapsamda munzam zararın ekonomi sepeti yöntemiyle bilirkişi marifetiyle hesaplanması gerektiğini, tüm bu nedenlerle; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100,00-TL tutarındaki munzam zararın ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Islah Dilekçesi: Davacı vekili 17.07.2026 tarihli dilekçesi ile HMK.nun M.107 uyarınca anılan bilirkişi raporu doğrultusunda, dava değerinin artırımı yoluna gidilerek dava dilekçesinde 100,00-TL tutarındaki munzam zarar talebini 143.603,57-TL'ye artırdıklarını ve davanın kabul edilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket nezdinde gerekli araştırmaların yapıldığını ve uyuşmazlığın ... numaralı ... Poliçesi ile sigorta teminatı altına alınmış olan ... plakalı aracın, ... plakalı araçla kazaya karıştığı ve meydana geldiği iddia edilen munzam zararın talebiyle ilişkili olduğunun anlaşıldığını, davacının taleplerinin haksız ve mesnetsiz olup reddi gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemek üzere; huzurdaki davanın kısmi dava olarak açılması gerekirken belirsiz alacak davası olarak açılmasının usuli bir eksiklik olup dava şartı olan hukuki yararın yokluğu nedeniyle davanın usulden reddi gerektiğini, davadan önce davacının zararının, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ... esas,... sayılı kararı ile kesinleşen hükme istinaden müvekkili sigorta şirketi tarafından karşılandığını, poliçeden kaynaklı başkaca sorumluluğunun bulunmadığını, davayı kabul anlamında olmamak üzere; davacı tarafın munzam zarar talebi soyut iddialara dayandığını, başvuranın aşkın zarara uğradığı ispat edilmediğinden talebin reddi gerektiğini, bu nedenle davacı tarafa yapılan hasar ödemesi ile sorumluluğun yerine getirildiği için munzam zarar oluşmasının önüne geçildiğini ayrıca salt iddiaya dayanan munzam zarar talebi Yargıtay kararları gereğince açıkça ispat edilemediğinden bu yöndeki talebin reddi gerektiğini, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek üzere davacının munzam zarar talebinde bulunabilmesi için iddia konusu alacak bakımından müvekkili şirketçe kusurlu olarak geç ödeme yapılmış olması gerektiğini, davaya konu dosyada yukarıda da izah edildiği üzere müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, aksine somut olayda aracın sigorta şirketince incelemesine imkan tanımayarak zararın giderilmesini engelleyen davacı tarafın kusurlu olduğunu, munzam zararın tazmin edilebilmesi için borçlunun kusurlu olmasının gerektiğini, kabul anlamında olmamak üzere, müvekkili şirketin söz konusu zarardan poliçe teminat limitleri dahilinde sorumlu olduğunu, müvekkilin sorumluluğuna gidilecekse bile faizin dava tarihinden itibaren yasal faiz olması gerektiğini, tüm bu nedenlerle; davacının taleplerinin haksız ve mesnetsiz olmakla birlikte, müvekkili şirket tarafından yürürlükteki Mevzuat hükümleri gereğince tüm işlemler gerektiği şekilde sonuçlandırılmış olup, işbu sebeple davacının Yasa, usul ve Yargıtay kararlarına aykırı taleplerinin reddine karar verilmesini, müvekkil şirket lehine vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava; Sigorta Tahkim Komisyonu, İtiraz hakem heyeti ve temyiz süreçleri dikkate alınarak paranın enflasyon, faiz miktarı ve satın alma gücündeki azalma sebebiyle munzam zarar talebine ilişkindir. Davalı tarafından ... poliçesi kapsamında sorumluluğu temin edilen ... plakalı araç ile davacıya ait ... plakalı aracın 10/09/2021 tarihinde trafik kazası yaşadığı, davacı tarafından davalıya hasar tazminatının tazmini için başvuruda bulunulduğu, davalı tarafından ödeme yapılmadığı, bunun üzerine davacı tarafından Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvurulduğu, talebin kabulüne karar verildiği ve poliçe teminatıyla sınırlı olmak üzere 43.000,00 TL hasar bedelinin 23.09.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, karara karşı davalı tarafça itiraz hakem heyetine başvurulduğu, başvurunun reddine karar verildiği, bunun üzerine temyiz kanun yoluna başvurulduğu ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 07.10.2024 tarih, ...esas, ...karar sayılı ilamı ile onandığı anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamına göre; 6098 sayılı TBK'nun "Aşkın Zarar" başlıklı 122. maddesinde; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." denilmiştir. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. HGK'nun ... Esas ... Karar Nolu 29.03.2022 tarihli ilamında da belirtildiği üzere; Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde; “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırıl- madıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127). Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiç bir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, dava- cının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğra- dığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olum- suzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816). Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alı- narak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla taz- minat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 22/04/2024 tarih, ..esas, ... karar sayılı ilamı) Davacı munzam zarar talebini, uzayan dava ve takip süreci sonunda Türk Lirasındaki değer kaybı, artan enflasyon oranı ve olumsuz ekonomik gelişmelere dayandırmaktadır. Salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi munzam zararın varlığını ispata elverişli değildir. Davacı bu sebeple zarara uğradığına dair açık ve somut delil ibraz edememiştir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nin 16/09/2026 tarih, ... esas,...karar sayılı ilamı) Açıklanan sebeplerle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın reddine, 2-Harçlar Kanununa göre alınması gerekli 732,00-TL karar harcının, davacı tarafından yatırılan 615,40-TL peşin harçtan ve 2.451,00-TL tamamlama harcından mahsubu ile bakiye hazineye gelir kaydına, artan 2.334,40-TL tamamlama harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yatırılan 732,00-TL peşin ve tamamlama harcın davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından 87,50-TL vekalet harcı olarak sarf edilen yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Ret olunan dava yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davalı lehine takdir olunan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Gerekçeli karar yazım tarihi itibariyle UYAP sistemi üzerinden yapılan kontrollerde arabuluculuk faaliyeti yönünden düzenlenmiş sarf kararı bulunmadığı anlaşılmakla; arabuluculuk sarf kararının düzenlenmesi halinde TTK 5/A maddesi ve 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A fıkrası ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca arabuluculuk ücretinin (sarf kararı ile belirlenecek tutarın) davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 8-Dosyada mevcut gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize dilekçe ile başvurarak veya zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle tutanağa geçirilmesi ve hakime onaylatılmak suretiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.17.09.2026
Katip ¸e-imzalıdır
Hakim ¸e-imzalıdır