İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/341 E. 2026/126 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/341
Karar No
2026/126
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 27. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/341 KARAR NO : 2026/126

DAVA : Alacak (Vade Farkından Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 28/06/2025 KARAR TARİHİ : 23/09/2026

DAVA: Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan iş bu davanın dava dilekçesinde özetle: Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 02.11.2009 tarihinde imzalanan yapım sözleşmesinin haksız olarak feshi ve teminat mektuplarının nakde çevrilmesi üzerine müvekkili şirketin 02/03/2011 tarihinde davalı aleyhine 5 nolu hak edişten doğan 240.151,20- TL alacağını, 1 ve 2 nolu hak edişlerden bloke edilmiş olan 40.000,00 TL hakediş alacağını, kar mahrumiyetinden kaynaklı zararları ile haksız olarak irat kaydedilen teminat mektup bedellerinin tahsili talebi ile dava açtıklarını, ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 09.12.2015 tarihli ... E., ... K. sayılı kararı ile; davalının müvekkili şirket ile ihaleye dayalı olarak yaptığı sözleşmeyi ileriye etkili feshinin haksız olduğu, müvekkili şirketin fesih tarihine kadar yaptığı işlerden dolayı 250.369,44-TL hakediş alacağı, yine haksız fesih nedeniyle 768.290,94-TL kar mahrumiyeti ve teminat mektuplarının haksız irad kaydından dolayı 617.000,00-TL zararı bulunduğunun tespit edildiğini ve bu alacak kalemlerinin 04/02/2011 tarihinden itibaren değişen ve değişecek olan avans faiz oranları uygulanmak suretiyle hesaplanacak faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, ayrıca müvekkili şirketin haksız fesihten dolayı ticari itibarının ciddi şekilde zedelenerek ciddi ve yoğun üzüntü yaşaması nedeniyle de koşulları oluşan manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile olayın oluş şekli paranın alım gücü ile tarafların durumu da göz önüne alınarak 12.500,00-TL manevi tazminata hükmedildiğini, müvekkillerinin alacaklarının tahsil süresinin makul sürenin çok ötesinde uzamış olduğunu, bu suretle ilam alacağı dışında doğrudan ve dolaylı ek zarara uğrayan müvekkillerinin bu ek zararlarının, Borçlar Kanunu’nun 122. ve 112. maddeleri uyarınca temerrüt faizinden ayrı olarak ve üstünde tazmin edilmesi gereken munzam zarar olduğunu,6100 sayılı Yasa’nın 107.maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak sonradan artırılmak üzere; davalı şirketin TBK 122. Md. Kapsamında müvekkilleri uğrattığı aşkın zararların tam olarak tespiti ile şimdilik 100.000,00-TL munzam zarar alacağının işleyecek değişen oranlardaki reeskont faizi ile birlikte davalıdan tazmin ve tahsiline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı .... A.Ş. vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle: davanın öncelikle husumet yokluğu nedeniyle reddine, işbu dava ile ileri sürülen talepler zamanaşımına uğradığından, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, davacılar tarafından işbu dava ile ileri sürülen taleplerin belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceğinden, davanın reddine, davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davada tespit edilen uyuşmazlık ve dosya kapsamına göre iddia, savunma ve toplanan deliller nazar alınarak, mahkememizce tespit edilen uyuşmazlık konularında ve uyuşmazlığın çözümüne yönelik denetime elverişli rapor düzenlenmesinin istenmesine, ayrıca munzam zarar bakımından Yargıtay kararları ışığında (Yargıtay 5.Hukuk Dairesi'nin ...Esas ve ... Karar sayılı ilamın, Yargıtay 3.Hukuk Dairesi'nin ...Esas ve ... Karar sayılı ilamında ve Yargıtay 6.Hukuk Dairesi'nin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı bkz.) davacının munzam zararı olup olmadığı bakımından yeniden değerleme yapılmasının istenilmesine karar verilmiş olup, Bilirkişi ... 22/02/2026 tarihli raporunda özetle; ...'ın parasının 13.965.882,35 TL değer kaybettiği, asıl alacağa tahsilat tarihine kadar 1.463.181,47 TL faiz işlediği, bu durumda soyut yönteme göre temerrüt faizi ile karşılanmayan munzam zararının 12.502.700,88 TL olduğu, ...'in parasının 363.070,30 TL değer kaybettiği, asıl alacağa tahsilat tarihine kadar 38.038,25 TL faiz işlediği, bu durumda soyut yönteme göre temerrüt faizi ile karşılanmayan munzam zararının 325.032,05 TL olduğu, ...'ın parasının 14.591.857,46 TL değer kaybettiği, asıl alacağa tahsilat tarihine kadar 1.435.023,67 TL faiz işlediği, bu durumda soyut yönteme göre temerrüt faizi ile karşılanmayan munzam zararının 13.156.833,79 TL olduğunu bildirmiştir. Dosyanın yeniden bilirkişiye tevdii ile mahkememizce tespit edilen uyuşmazlık konularında ve uyuşmazlığın çözümüne yönelik denetime elverişli rapor düzenlenmesinin istenmesine, ayrıca munzam zarar bakımından Yargıtay kararları ışığında (Yargıtay 5.Hukuk Dairesi'nin... Esas ve... Karar sayılı ilamın, Yargıtay 3.Hukuk Dairesi'nin ... Esas ve... Karar sayılı ilamında ve Yargıtay 6.Hukuk Dairesi'nin ...Esas ve ...Karar sayılı ilamı bkz.) davacıların munzam zararı olup olmadığı bakımından yeniden değerleme yapılmasının istenilmesine karar verilmiş olup, bilirkişi ... 04/05/2026 tarihli raporunda özetle; davacı şirket yönünden 02.03.2011 dava (temerrüt) tarihi ile 16.12.2015 temlik tarihi arasındaki ekonomik değişimlerin yüksek seviyede gerçekleşmediği; aynı devrede karar altına alınan anaparanın avans faiz oranı getirisinin daha yüksek olduğu; dolayısıyla davacı şirket yönünden faiz ile karşılanmayan munzam zararın oluşmadığı; TBK’nın 189 hükmü uyarınca alacak temlik edilmekle, davacı şirketin tasarruf hakkı sona erdiğinden, munzam zarar talep etme hakkı da temlik alana geçeceğinden, bu kabul biçiminde dahi talep hakkı bulunmadığı davacı Sakine Yönünden, 21.12.2015 temlik tarihi ile 02.01.2025 ödeme tarihi arasında munzam zarar hesabının yapıldığı; davacı Sakine’nin elde ettiği faizin indirilmesinden sonra faiz ile karşılanmayan zararın 7.495.590,69 TL olduğu, TBK.m.51 – 52 uyarınca, oluşan ekonomik menfaatten indirim yapılması gerektiği sonucuna varılması halinde, indirime esas alınacak tutarın 8.921.820,00 TL olduğu; bu tutardan yapılacak indirim sonucu bulunacak miktardan elde edilen 1.426.229,31 TL faizin indirilmesinden sonra, kalan miktarın munzam zararı temsil edeceği, davacı Nedim Yönünden 16.12.2015 temlik tarihi ile 20.12.2024 ödeme tarihi arasında munzam zarar hesabının yapıldığı; davacı Nedim’in elde ettiği faizin indirilmesinden sonra faiz ile karşılanmayan zararın 7.267.905,32 TL olduğu, mahkemece TBK.m.51 – 52 uyarınca, oluşan ekonomik menfaatten indirim yapılması gerektiği sonucuna varılması halinde, indirime esas alınacak tutarın 8.749.507,05 TL olduğu; bu tutardan yapılacak indirim sonucu bulunacak miktardan elde edilen 1.481.601,73 TL faizin indirilmesinden sonra, kalan miktarın munzam zararı temsil edeceğini bildirmiştir. Davacılar vekili dava değerini 100.000,00TL'den 14.778.496,01 TL'ye yükselttiğini beyanla tamamlama harcını da yatırmıştır. Açılan davanın, davacıların dava dilekçesinde dile getirilen nedenlerden ötürü munzam zarara uğrayıp uğramadığı, munzam zararı davalıdan talep edip edemeyeceği, talep edebilecek ise zarar miktarının belirlenmesi ve taraflar arasındaki meydana gelen uyuşmazlığın çözümü sırasında yapılan hukuksal harcamaların zarar olarak davalıdan talep edilip edilemeyeceği şeklinde olduğu anlaşılmıştır. Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak 6098 sayılı TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup, esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 816). Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise, artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, belirli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır (YHGK 29/03/2022 tarih 2021/11-938 Esas, 2022/401 Karar sayılı ilamı ) Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Davacı tarafça bu hususun iddia ve ispat edilmediği, munzam zarar koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla açılan davanın reddine karar verilerek aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm kurulmuştur. Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (AAÜT) 13/4. maddesi gereği; "Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur" Davacının talebi munzam zararın tahsili istemine ilişkin olup talep maddi tazminat niteliğinde bulunduğundan davanın tümden reddi nedeniyle davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi (Yargıtay 3.HD, 07/10/2025 tarih, ... Esas, ... Karar sayılı ilamı) gerekmekte olup davalı taraf lehine maktu vekalet ücretine hükmedilerek aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: AÇILAN DAVANIN REDDİNE, 1-Alınması gereken 732,00-TL harçtan, davacı tarafından peşin yatırılan 1.707,75-TL ile tamamlama harcı 250.672,03-TL'nin tenzili sonucu fazla yatırılan 251.647,78-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, 2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 3-Davalı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT'ne göre takdir olunan 45.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 4-Davacı tarafından yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgili tarafa İADESİNE, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, yapılan yargılama neticesinde kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize müracaatla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi istinaf yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup, anlatıldı.23/09/2026

Başkan ¸e-imzalıdır Üye ¸e-imzalıdır Üye ¸e-imzalıdır Katip ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/341, K. 2026/126, T. 23.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-341-e-2026-126-k-1cec0f4a3800