İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/1217 E. 2026/1034 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/1217
Karar No
2026/1034
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/1217 Esas KARAR NO : 2026/1034

DAVA : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 18/06/2026 KARAR TARİHİ : 02/11/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 20.07.2023 tarihinde ... Şube Müdürlüğü hizmet alanı içinde bulunan ... ilçesi ..... adresinde davalı tarafın yaptığı iddia olunan altyapı çalışması sebebiyle içmesuyu şebeke hattında hasar meydana geldiğini, söz konusu hasarın tazmini için ... 11. İcra Dairesi ... E. numaralı icra dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın kötü niyetli olarak icra takibine itiraz ettiğini, itirazın iptali ile davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğini, zaman aşımı def'imiz ve yetki itirazında bulunduklarını, davacının tesislerinin, müvekkili şirketin çalışmaları sırasında zarar gördüğü iddiasını kesinlikle kabul etmediklerini, davacı, müvekkili şirket'in yaptığı çalışma esnasında tesislerinin zarar gördüğünü iddia etmiş ise de işbu iddialarını ispata yarar herhangi bir delil sunamadığını, davacı tarafından iddia olunan hasar müvekkil şirket'in dağıtım şebekesinin işletilmesinden ya da herhangi bir çalışmasından kaynaklanmadığını, meydana gelen hasarda müvekkil şirket'e yükletilebilecek bir kusur bulunmadığını, dava konusu hasarın müvekkils şirket çalışmasından kaynaklanmadığını tekraren ifade etmekle birlikte davacının talep konusu ettiği zarar bedelinin de neye göre hesaplandığı belirli olmadığını, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacı tarafın talep etmiş olduğu icra inkâr tazminatına ilişkin şartlar somut olay bağlamında gerçekleşmediğini, talep edilen faiz, faiz türü ve faiz oranı usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla davanın tümden reddi gerektiğini savunmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile davalının gerçekleştirdiği kazı çalışmaları sırasında davacıya ait altyapı tesisatına zarar verdiğini iddia etmiş, yapılan onarıma ilişkin bedellerin haksız fiil hükümleri kapsamında davalıdan tahsili için başlatılan icra takibine de davalının itiraz ettiğini bu sebeple itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; öncelikle arabuluculuk ve zaman aşımı itirazında bulunmuştur. Davacı tarafından dava dilekçesinin ekinde arabuluculuk son tutanağının sunulduğu anlaşılmakla arabuluculuk dava şartı itirazına itibar edilmemiştir. Davalı tarafından yine zamanaşımı ilk itirazında bulunulmuş ise de meydana geldiği iddia edilen olaydaki hasar tarihi ile dava tarihi arasında 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmakla davalının zamanaşımı ilk itirazına da itibar edilmemiş, davanın esasına girilmiştir. Haksız fiillere ilişkin 6098 sayılı Kanun'un 49 ve 50. Maddesi şu şekildedir: "MADDE 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür. II. Zararın ve kusurun ispatı MADDE 50- Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır." İlgili hükümlerden görülebileceği üzere haksız fiil nedeniyle sorumluluğun söz konusu olabilmesi için kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil nedeniyle zararın meydana gelmesi gerekmekte olup, zarar ve kusuru ispat yükü davacı üzerindedir. Öncelikle ispat müessesesini açıklamakta fayda var. Bilindiği üzere, hakim, davada hangi vakıaların ispat edilmesini tespit ettikten sonra, bu vakıaların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği sorusuyla karşılaşır; buna ispat yükü denir. Kendisine ispat yükü düşen taraf için, bu bir yükümlülük(mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür(külfettir). Taraf kendisinin ispat etmesi gerektiği vakıayı ispat edemezse karşı taraf ve mahkeme onu mutlaka ispat etmesini isteyemez, bilakis kendisine ispat yükü düşen taraf , o vakıayı ispat edememiş sayılır.(Kuru, Medeni Usul Hukuku, 2016, sy 319) İspat kuralına ilişkin TMK. m. 6 hükmüne göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. HMK. m. 190/1 hükmüne göre: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir”. Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. Bu bağlamda davacı tarafından öncelikle davalının fiili ispatlanmalı ve zararın bu fiil neticesinde meydana geldiğine ilişkin olarak zarar ve fiil arasındaki illiyet bağı kurulmalı ve ispatlanmalıdır. Davacı tarafından davalının söz konusu zararı meydana getirdiğine yönelik olarak kendi personeli tarafından tutulan bir tutanağın sunulduğu, davacı tarafından delil olarak sunulan fotoğrafların incelenmesinde ise zarar ve davalının eyleminin fotoğraflardan belli veya belirlenebilir olmadığı, olayın meydana geldiği iddia edilen yerdeki davacı tesisatına zararın davalı tarafından verildiğine yönelik herhangi bir delilin dosya içerisine sunulmadığı anlaşılmaktadır. Davacı personeli tutanak tanığının ise 02.11.2026 tarihli celsede; olay yerine bizzat gidip görmediğini beyan ettiği kendisinin ofis personeli olduğunu beyan ettiği anlaşılmakta olup davacı tanığı tarafından davalının iddia edilen eyleminin bizzat görülmediği doğrudan görgü tanığı olmadığı anlaşılmıştır. Kaldı ki yalnızca tanık beyanları ile zarar, fail ve fiil arasındaki illiyet bağının kurulması ve ispatının da genel ispat kuralları uyarınca mümkün olmadığı, davacı tutanak tanığının olayın bizzat şahidi olmaması karşısında davacının meydana geldiğini iddia ettiği zararın davalının fiili neticesinde gerçekleştiğini ispat edemediği bu suretle davacının iddia ettiği zarar ile davalı arasında illiyet bağının kurulamadığı ve meydana gelen hasarın davalı tarafından yapıldığının ispatlanamadığı anlaşılmıştır. Mahkememizce ilgili adresin bağlı olduğu Belediye ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne müzekkere yazılarak kazı izin ruhsatları sorulmuş, davacının iddia ettiği olay tarihinde davalı adına düzenlenmiş alt yapı kazı ruhsatının bulunmadığı bildirilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi de ... E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi geregince, “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür”. Bu hüküm dikkate alındığında kusur sorumluluğu olarak tanımlanan haksız fiil sorumluluğunun kurucu unsurları; Fiil, zarar, illiyet bağı, kusur ve hukuka aykırılıktır. Haksız bir eylemin tazminat sorumluluğu doğurabilmesi için kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil sonucunda zarar doğması, zarar ile fiil arasında da illiyet bağı bulunması gereklidir. TMK'nın 6. maddesine göre; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” TMK'nın bu hükmü 6100 sayılı HMK'ın 190/1. maddesinde bir başka biçimde yinelenmiş olup; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” şeklinde düzenleme yapılmıştır.Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. İleri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı ispatlaması gerekir. Somut olayda; Davacı, tesisine davalı tarafından zarar verildiği iddiasını somut delillerle ispat edemediğinden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ... E.... K. Sayılı kararında da aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dosyada mevcut delil durumuna göre, ispat yükü kendisine düşen davacının 05.12.2019 tarihinde .... adresinde davalının yahut davalıya bağlı yüklenicinin çalışma yaptığı usulüne uygun bir biçimde ispat edilmemiştir. Davacı tarafından tanzim edilen hasar tespit tutanağı da usulüne uygun tanzim edilmemiştir. Bu durumda davalının davacıya zarar verdiği dosya kapsamından sabit olmayıp ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır." Bu bağlamda dosya kapsamındaki tüm deliller bir arada değerlendirildiğinde davacı tarafından meydana geldiği iddia edilen zararın davalı veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerce verildiğinin somut deliller ile ispat edilemediği anlaşılmakla davacının ispatlanamayan davasının reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gerekli 732,00 TL harcın peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına , 4-Davacı tarafça peşin yatırılmış olan gider avansından artan kısmın, karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 5-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre 6.196,09 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6- 6.000,00 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Dair;6100 Sayılı HMK'nın 341/2. Maddesi uyarınca KESİN olarak verilen karar davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 02/11/2026

Katip ¸e-İmzalıdır.

Hakim ¸e-İmzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/1217, K. 2026/1034, T. 02.11.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-1217-e-2026-1034-k-3eaca5c653ed