İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/943 E. 2026/1031 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/943
- Karar No
- 2026/1031
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/943 Esas KARAR NO : 2026/1031
DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 16/12/2025 KARAR TARİHİ : 02/11/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ...A.Ş. ile davalı ... A.Ş. arasında 27/05/2021 tarihli Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Hizmet Sözleşmesi akdedildiği, söz konusu sözleşme kapsamında davacı şirket tarafından davalı şirkete muhasebe hizmetleri, mali müşavirlik hizmetleri, vergi beyannamelerinin hazırlanması ve gönderilmesi, SGK işlemlerinin yürütülmesi ile mali danışmanlık hizmetlerinin sunulduğu ileri sürülmektedir. Davacı taraf, sözleşmenin yürürlükte bulunduğu süre boyunca yükümlülüklerini eksiksiz ve mevzuata uygun şekilde yerine getirdiğini, davalı şirketin muhasebe kayıtlarının tutulması, beyannamelerinin hazırlanması ve ilgili kurumlara gönderilmesi işlemlerinin düzenli olarak gerçekleştirildiğini belirtmektedir. Ayrıca 2023 yılı sonundan itibaren uygulanmaya başlanan enflasyon düzeltmesi hükümleri kapsamında gerekli muhasebe ve vergi işlemlerinin de davacı tarafından yerine getirildiği ifade edilmektedir. Dava dilekçesinde özellikle, 2024 yılı ikinci geçici vergi dönemine ilişkin enflasyon düzeltmesi çalışmalarının tamamlandığı, bu çalışmalar sonucunda geçici vergi beyannamesinin düzenlenerek ilgili vergi mevzuatına uygun şekilde beyan edildiği belirtilmektedir. Bu kapsamda davacı tarafından verilen hizmetlere ilişkin olarak 20/08/2024 tarihli ve ... numaralı faturanın düzenlendiği ve e-Fatura sistemi üzerinden davalı şirkete gönderildiği ileri sürülmektedir. Davacı taraf, söz konusu faturanın davalıya tebliğ edilmiş ve kesinleşmiş olmasına rağmen bedelinin ödenmediğini, alacağın tahsili amacıyla çeşitli girişimlerde bulunulduğunu ancak sonuç alınamadığını iddia etmektedir. Ayrıca davalı şirket tarafından belge ve bilgi paylaşımında gerekli iş birliğinin sağlanmadığı, bu nedenle muhasebe hizmetlerinin yürütülmesinde güçlükler yaşandığı ve bu durumun sözleşmesel ilişkinin sürdürülebilirliğini olumsuz etkilediği belirtilmektedir. Dilekçede, yaşanan ödeme ve iş birliği sorunları nedeniyle davacı tarafça hizmet sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği ileri sürülmektedir. Fesih sonrasında taraflar arasındaki sözleşmenin 8. maddesi uyarınca muhasebe defterleri ile sair belge ve kayıtların davalı tarafından belirli süre içerisinde teslim alınması gerektiği, aksi durumda bu kayıtların bağlı bulunulan vergi dairesine teslim edileceğinin ihtarname ile bildirildiği ifade edilmektedir. Davacı tarafça talep edilen alacak kalemlerinin; 2024 yılı Ekim-Kasım-Aralık hizmet bedeli, Enflasyon düzeltmesi işlemleri nedeniyle düzenlenen hizmet bedelleri, olduğu belirtilmektedir. Dava dilekçesinde, alacak miktarının dava tarihi itibarıyla tam ve kesin olarak belirlenemediği, hizmet bedellerinin ve diğer alacak kalemlerinin bilirkişi incelemesi sonucunda netleştirilebileceği ileri sürülerek davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı ifade edilmektedir. Bu nedenle dava değeri şimdilik 1.000,00 TL olarak gösterilmiş olup,fatura tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep edilmişlerdir. CEVAP: Davalı tarafın usulüne uygun tebligat rağmen yasal süresi içerisinde dosyamıza herhangi bir cevap dilekçesi sunmamıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu davada; davalı ile aralarında Mali Müşavirlik Hizmetlerine Dair sözleşmenin bulunduğunu, sözleşme kapsamında işlerin yapılarak ifa edildiği halde davalı tarafından ödemelerin yapılmadığı gibi sözleşme kapsamında olmayan enflasyon düzeltmesi işlemlerinin de mevzuat çerçevesinde ifa edildiğini buna karşılık davalı tarafından bu bedellerin de ödenmediğini, davacı tarafından ödemelerin yapılmaması nedeniyle sözleşmenin feshedildiği bu nedenle sözleşme kapsamındaki kalan süreye ilişkin alacakların da muaccel olduğunu belirterek alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiş olup, davacının ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir. Davalı ise kesin süre içerisinde tebligata rağmen ticari defter ve kayıtlarını incelemeye sunmamıştır. Davacının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından kesilen faturalara karşılık davalı tarafından ödemeler yapıldığı ancak 17.09.2024 sözleşmenin feshi tarihi itibariyle davacının ticari defter ve kayıtlarına göre; 27.08.2024 tarihli 10.800,00-TL tutarlı fatura ve 01.09.2024 tarihli 3.250,00-TL tutarlı faturanın davalı tarafından ödenmediği, fesih tarihi itibariyle davacının ticari defter ve kayıtlarına göre 14.050,00-TL davalıdan alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Davacı tarafından düzenlenen faturaların e-fatura niteliğinde olduğu, sistem üzerinden kendiliğinden davalıya tebliğ edildiği, davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre faturalara yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edildiğine dair herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmıştır. 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası şu şekildedir: "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." Bu kapsamda davacı tarafından davalıya kesilen faturalara davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince yasal süresi içerisinde itiraz edilmediği bu suretle faturaların içeriğinin davacı lehine kesinleştiği sabittir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi ...E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır." Bu bağlamda Mahkememizce alınan bilirkişi raporu, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen faturalara davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği, bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği aksini ispat yükünün ise davalı üzerine geçtiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafından düzenlenen 01.09.2024 tarihli 3.250,00-TL tutarlı fatura sözleşme feshinden önce düzenlenmiş olup taraflara arasındaki sözleşmeye göre 2024 yılı Eylül ayı hizmet bedeli niteliğinde olup bu fatura yönünden davalının hizmet verilmediğine yönelik bir itirazı bulunmamakta olup, sözleşme kapsamında düzenlenen fatura nedeniyle davacının alacaklı olduğu sabittir. 27.08.2024 tarihli 10.800,00-TL tutarlı fatura ise enflasyon muhasebesi düzeltmesine ilişkin olarak davacı tarafından davalıya verilen hizmet nedeniyle tanzim edilmiş olup, bu faturanın sözleşme kapsamında olmadığı ve ek iş niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Enflasyon muhasebesine ilişkin düzeltmelerin mevzuat kapsamında zorunlu olduğu, davacı tarafından muhasebe hizmetleri yürütülen davalıya sözleşme dışı ek iş kapsamında bu hizmetin verildiği, davalı tarafından faturaya itiraz edilmediği gibi ispat yükü üzerine düşen davalı tarafından hizmetin verilmediğinin de ispat edilmediği (başka bir muhasebeci tarafından enflasyon düzeltmesi işlemleri yapılmış ise buna yönelik de bir delil sunulmadığı) anlaşılmakla davacının 27.08.2024 tarihli 10.800,00-TL tutarlı faturadan kaynaklı alacağını da ispatladığı değerlendirilmiştir. Davacının alacağını ispatladığı gözetildiğinde, aksini ispat yükünün davalı üzerine geçtiği, davacının faturalara konu hizmeti ifa ettiğini ve alacağını ispatladığı gözetildiğinde borcun ödendiğini ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, davalı tarafından ticari defter ve kayıtların tebligata rağmen inceleme gününde hazır edilmediği, 6100 sayılı Kanun'un 220. Maddesinin 3. Fıkrası ve 222. Maddesinin 3. Fıkrası gereğince davacının ticari defter ve kayıtlarının delil olarak kabul edilmesi gerektiği, davalının aksini ispatlayamadığı anlaşılmıştır. Nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesi ... Esas, ... Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "..ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü tarafın ticari defterleri yasada belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil olması mümkün değildir. Davacının da bu durumu bilerek ticari defterlere delil olarak dayandığı ve karşı tarafın ticari defterlerinin de incelenmesini istediği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü halinde davacının ticari defterleri tek başına delil niteliği taşımadığından dayanılan böyle bir delilin incelenmesine gerek de olmayacaktır. Karşı taraf ticari defterlerini sunar ise birlikte incelenip değerlendirildiğinden delil olup olmadığı sonucuna göre değerlendirilebilecektir. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK'ndaki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi ise ...Esas ve ...Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Somut olayda, davalı müflis şirket kesin süreye rağmen, 2014 ve 2015 yılı ticari defter ve kayıtlarını sunmamıştır. Yukarıdaki Yargıtay kararında belirtildiği üzere mahkemece, HMK 220/3. madde gereğince, davalının sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunun kabul edebilmesi mümkündür. Bu durumda davacının sunduğu defter ve kayıtlara göre davacının cari hesap alacağı ve karşılıksız çıkan çeklerden dolayı 192.019,70 TL alacağı bulunduğunun kabul edilmesi gerekir." Davacının alacak talebine konu ettiği diğer alacaklar ise sözleşmenin davacı tarafından haklı nedenle feshi iddiasına dayalı olarak sözleşmenin 6.5. Maddesinde düzenlenen kalan sözleşme süresine ilişkin ücret alacağıdır. Bu bağlamda davacı tarafından sözleşmenin 6.5. Maddesinde düzenlenen kalan sözleşme süresine ilişkin ücret alacağına hak kazanılıp kazanılmadığının sözleşme hükümleri kapsamında ve feshin haklı olup olmadığı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Davacı tarafından davalıya gönderilen 17.09.2024 tarihli ihtarname ile alacakların tahsil edilememesi ve iletişim kurulamaması nedeniyle sözleşmenin davacı tarafından haklı nedenle feshedildiği ihtar edilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 6.5. Maddesi incelendiğinde; sözleşme ile kararlaştırılan ücretin iki kez üst üste ödenmemesi haklı nedenle fesih sebebi olarak kabul edilmiş ve iş sahibi davalının kalan sözleşme süresine ilişkin ücreti ödeyeceği hüküm altına alınmıştır. Buna karşılık davacının ticari defterleri incelendiğinde; davalı tarafından sözleşme fesih tarihine kadar yalnızca 01.09.2024 tarihli faturanın ödenmediği anlaşılmakta olup, davacının sözleşme kapsamında düzenlediği diğer hizmet faturalarının davalı tarafından ödendiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla sözleşme fesih tarihi itibariyle sözleşmenin 6.5. Maddesindeki "sözleşme ile kararlaştırılan ücretin iki kez üst üste ödenmemesi" fesih şartının gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. 10.800,00-TL tutarlı enflasyon düzeltmesine ilişkin hizmet faturasının ise sözleşme kapsamında olmadığı, ek iş niteliğinde olduğu, sözleşme kapsamında olmayan ve ek iş niteliğindeki bir faturanın ödenmemesinin sözleşmenin feshine sebebiyet gösterilemeyeceği gibi sözleşmenin 6.5. Maddesinde açıkça "sözleşme ile kararlaştırılan ücretin iki kez üst üste ödenmemesi" şartının öngörüldüğü dolayısıyla söz konusu ek işten kaynaklanan ücretin sözleşme ile kararlaştırılan ücret olmaması karşısında davacının feshinin haklı nedenle fesih olduğundan söz edilemeyeceği ve sözleşmedeki koşulun gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda davacı tarafından sözleşmenin kalan süresine ilişkin alacağın talep edilemeyeceği anlaşılmakta olup, davacının buna ilişkin talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek sözleşmede davalının kaşesinin olmadığı iddia edilmiş ise de süresi içerisinde davalı tarafından cevap dilekçesi verilerek imzaya itiraz edilmediği gibi diğer faturaların ödendiği anlaşılmakla davalının itirazına itibar edilmemiştir. Sonuç olarak davacının ıslahı gözetilerek davanın kısmen kabulü ile 14.050,00-TL'nin davacı tarafından davalıya gönderilen ihtarnamenin tebliğ tarihi olan 24.09.2024 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİNE, Buna göre; 14.050,00-TL'nin 24.09.2024 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 2-Harçlar yasası uyarınca davanın kabul edilen kısım yönünden alınması gereken 959,75 TL harçtan peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 344,35 TL karar harcının davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA, 3- Harçlar yasası uyarınca davacı tarafından yatırılan 615,40 TL peşin harç ve 615,40 TL başvurma harcı davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 14.050,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5- Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 9.750,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 6-Davacı tarafından yapılan 17.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 569,90 TL posta gideri olmak üzere toplam 17.569,90 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 10.372,14 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7- Kabul red oranına göre belirlenen 2.715,38 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 1.884,62 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Dair;6100 Sayılı HMK'nın 341/2. Maddesi uyarınca KESİN olarak verilen karar davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 02/11/2026
Katip ... ¸e-İmzalıdır.
Hakim ... ¸e-İmzalıdır.