İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/1181 E. 2026/711 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1181
- Karar No
- 2026/711
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2026/1181 Esas KARAR NO:2026/711
DAVA:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:01/04/2026 KARAR TARİHİ:24/09/2026
İstanbul'daki Asliye Ticaret Mahkemelerinin tek çatı altında toplanması amacıyla Bakırköy, İstanbul Anadolu ve Küçükçekmece Asliye Ticaret Mahkemelerinin yargı çevreleri kaldırılarak İstanbul (Çağlayan) Adliyesi bünyesinde birleştirilmiş olup, bu kapsamda ....Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/... Esas sayılı dosyası mahkememize tevzi edilerek mahkememiz 2026/1181 Esasına kaydı yapılmıştır. Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde: Müvekkili aleyhine, hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde başlatılan 3.414.054,61 TL bedelli icra takibi nedeniyle işbu menfi tespit davasını açma zarureti doğduğunu, müvekkilinin bu davanın gerektirdiği yüksek nispi harcı (yaklaşık 58.000 TL) ve yargılama giderlerini ödeme gücünün kesinlikle bulunmadığını, müvekkilinin üzerine kayıtlı herhangi bir gayrimenkul veya araç bulunmadığını, müvekkili hakkında halihazırda, işbu davaya konu takip dışında, bankalar tarafından başlatılmış 14 Milyon TL'yi aşkın icra takipleri mevcut olduğunu, tüm banka hesapları hacizli/blokeli olduğunu, müvekkilinin kağıt üzerinde bir şirketi bulunduğunu, şirket 631.512,27 TL Dönem Zararı ve 1.469.190,00 TL Geçmiş yıl zararı ile fiilen iflas noktasında olduğunu, şirketin vergilendirilebilir bir kârı bulunmamakta olduğunu, müvekkile herhangi bir kar payı veya gelir sağlaması imkansız olduğunu, müvekkili şu an güncel kredi kartı borçlarının asgari tutarını dahi ödeyemeyecek durumda olduğunu, müvekkilinin halihazırda herhangi bir işte çalışmadığını, eşi ...'ın da işten çıkarılmasıyla dört kişilik ailenin yegane geçim kaynağı eşinin 62.000 TL tutarındaki emekli maaşı olarak kaldığını, ne var ki ailenin ikamet ettiği konutun güncel kira bedeli 70.000,00 TL olduğunu, salt barınma gideri dahi mevcut geliri aştığını, mutfak masrafları ile eğitim çağındaki (7 ve 12 yaşlarında) iki kız çocuğunun zorunlu giderleri bir yana, aile kira bedelinin eksik kalan kısmını dahi eşten dosttan borçlanarak kapattığını, adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesini, müvekkilinin o dönem ortağı bulunduğu dava dışı ... Tic. A.Ş ticari faaliyetlerinde kullanmak üzere davalı ... firmasından araç kiralama hizmeti aldığını, bu kapsamda taraflar arasında 24.05.2021 imza tarihli Araç Kiralama Sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmenin imzalanması aşamasında davalı kiralama şirketi, sözleşmesel yükümlülüklerin (kira ödemesi ve hasar riskinin) teminatı olarak, sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olduğunu açıkça belirttiği ve sözleşme metninde bir adet teminat senedi talep ettiğini, müvekkili o tarihte şirket ortağı olması sebebiyle söz konusu senedin müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, müvekkili senedin yalnızca kefalet kısmına adını, soyadını ve T.C. Kimlik numarasını kendi el yazısı ile yazıp, imzaladığını, senedin asıl borçluya ait kısımları olan meblağ, vade ve tanzim tarihi gibi esaslı unsurları o tarihte boş bırakıldığını, senedin sol üst köşesinde yer alan ibaresi ve düzenlenme tarihinin kiralama sözleşmesinin imzalandığı tarihle aynı olması, senedin bu sözleşmeye özgülediğine dair hiçbir şüphe bırakmadığını, müvekkilinin dava dışı ... ... A.Ş şirket ortaklığından ve tüm resmi sıfatlarından 19/02/2024 tarihiyle ayrıldığını, araç kiralama sözleşmesine binaen kendisinin kullanmış olduğu aracı da hasarsız ve borçsuz olarak davalı ... firmasına teslim ettiğini, davalı şirket ise, müvekkilinin şirketteki tüm görevlerinden ayrılmasından ve aracını hasarsız teslim etmesinden tam 6 ay sonra haksız ve kötü niyetli bir şekilde harekete geçtiğini, senedin kambiyo vasfı bulunmamasına rağmen .... İcra Dairesinin 2024/... Esas sayılı dosyası üzerinden kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takibe koyduğunu, davalının sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı bu ağır kusuru neticesinde müvekkili ona ait olmayan bir borç, faiz ve masraflarla birlikte toplam 6 Milyon TL'yi aşan devasa bir haciz tehdidi altında bırakıldığını, haksız takip nedeniyle, davaya konu senedin bir bono değil, teminat senedi olması ve müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti amacıyla huzurdaki davayı açtıklarını, takibe konu senedin kambiyo vasfı olmadığını, senet, sözleşmeye bağlı bir teminat belgesi olduğunu, davalı/alacaklı tarafından takibe konulan belge, TTK madde 776 ve yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca bono (emre muharrer senet) vasfını haiz olmadığını, takibe konu senedin sol üst köşesinde açıkça ek-2 ibaresi yer aldığını, bu ibare, senedin müstakil bir ödeme aracı olmadığını, bir ana sözleşmenin fer'i ve ayrılmaz bir parçası olduğunu kanıtlayan en önemli maddi delil olduğunu, senedin düzenlenme tarihi (24.05.2021) ile Araç Kiralama Sözleşmesi'nin imza tarihi (24.05.2021) birebir aynı olduğunu, senedin sözleşme anında ve sözleşme nedeniyle verildiğini teyit ettiğini, dava konusu senet kira borcunun ödenmemesi veya hasar oluşması gibi ileride gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmayan şartlara bağlandığını, senedin borçlusunun sorumlu olup olmadığı, bir hasar varsa bunun miktarı, kusur oranları ve gerçek borç miktarı ancak bir mahkeme huzurunda yapılacak yargılama ve alınacak bilirkişi raporları ile belirlenebileceğini, davalının tek taraflı iradesiyle senede yazdığı 3.414.054,61 TL rakamı, hukuken geçerli ve likit bir alacağı temsil etmediğini, İİK madde 170/a ve yerleşik Yargıtay kararları gereği; alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirdiğinden (likit olmadığından), bu belge ile kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılması hukuken mümkün olmadığını, senedin teminat vasfı gözetilerek müvekkilinin borçlu olmadığının tespitinin gerektiğini, davalı yan, senedin üzerindeki bedel kaydı bölümünü nakden şeklinde düzenlediğini, nakden kaydı, senedin karşılığında nakit para alındığını gösterdiğini, taraflar arasındaki ilişki bir araç kiralama ilişkisi olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin 13.5. maddesi senedin teminat olduğunu yazılı olarak hüküm altına aldığını, davalının, sözleşmeye aykırı olarak senedi, sonradan kendisi nakden şeklinde doldurarak takibe koyması, aradaki hukuki ilişkiye ve senedin düzenlenme nedenine tamamen aykırı olduğunu, yazılı sözleşme karşısında, senedin üzerindeki nakden kaydının hükmü olmadığını, senedin teminat senedi olduğunu, takibe konu belge, TTK anlamında bir kambiyo senedi değil, şarta bağlı bir teminat senedi olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmede senede açıkça atıf yapıldığını, bizzat senet metninde de yer alan ek-2 ibaresiyle bu organik bağ karşılıklı olarak sabitlendiğini, senet kayıtsız şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadi taşımadığı, mücerretlik vasfını yitirdiği ve düzenlendiği sırada alacak likit olmadığı için hukuken bono olarak kabul edilemeyeceğini, bu nedenle bu belgeye dayanılarak İİK madde 167 uyarınca kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılması hukuken mümkün olmadığını, takibe konu belgenin mücerret bir borç ikrarı içeren bono vasfında olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmeye bağlı bir teminat senedi niteliğinde olduğunun tespiti gerektiğini, müvekkilinin senetteki imzası aval değil, tbk kapsamında kefalet hükmünde olduğunu, yasal şekil eksikliği nedeniyle kesin hükümsüz olduğunu, davalı yan senedin arkasındaki teminat ilişkisini gizleyerek ve senedi bir kambiyo senedi gibi göstererek müvekkiliin imzasını Türk Ticaret Kanunu kapsamında aval olarak nitelendirmek ve bu sayede Borçlar Kanunu'nun kefili koruyan emredici şekil şartlarından kaçınarak haksız tahsilat yapmak istediğini, senedin teminat vasfı ve emredici kanun hükümleri karşısında bu hukuki niteleme tamamen hatalı olduğunu, müvekkilinin imzası, senedin kambiyo vasfı bulunmadığını, aval hükmünde olmadığını, TBK anlamında bir kefalet olarak değerlendirildiğinde ise TBK madde 583'teki emredici şekil şartlarını (kendi el yazısı ile limit, tarih ve müteselsil ibaresi) taşımadığından dolayı mutlak butlanla batıldır/geçersiz olduğunu, hukuken geçersiz olan (batıl) bir kefalet işlemine dayanılarak müvekkilinin asıl borçlunun borcundan dolayı şahsi malvarlığı ile sorumlu tutulması ve hakkında 3.4 Milyon TL'lik icra takibi yapılması açıkça hukuka aykırı olduğunu, müvekkili yönünden iş bu borçtan dolayı borçlu olmadıklarının tespitinin gerektiğini, yargılama safahatında yapılacak inceleme ve hukuki nitelendirmenin, münhasıran senedin teminat vasfına ve müvekkilin kefalet imzasındaki emredici şekil eksikliklerine hasredilmesini, bu hukuki değerlendirme ışığında müvekkilinin söz konusu takipten dolayı şahsen borçlu tutulamayacağının tespitine karar verilmesini, davalı taraf senedin teminat olduğunu bildiğini, gerçeğe aykırı nakden kaydıyla kambiyo senedi takip başlattığını, % 20 kötüniyet tazminatına mahküm edilmesinin gerektiğini, İİK madde 72/5 uyarınca; borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan haksız ve kötü niyetli alacaklının, talepleri doğrultusunda dava değerinin %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesi gerektiğini, davalının ağır kusuru ve kötü niyeti hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde sabit olduğunu, davalı şirket, elindeki belgenin Araç Kiralama Sözleşmesi'nin 13.5. maddesi uyarınca teminat senedi olarak alındığını, taraflar arasındaki asıl ilişkinin ticari bir hizmet araç kiralama sözleşmesi olduğunu gayet iyi bildiğini, davalı taraf bir Ödünç Para Veren Finans Kurumu veya bnka olmadığını, bir araç kiralama şirketi olduğunu, taraflar arasında herhangi bir kredi veya karz (ödünç) sözleşmesi bulunmadığını, davalının, salt araç kiraladığı bir müşterisine hiçbir ayni teminat almaksızın, faizsiz, 3 yıl boyunca 3.414.054,61 TL gibi devasa bir nakit parayı kullandırdığını iddia etmesi ticari hayatın olağan akışına, aklın sınırlarına ve TTK m. 18'deki basiretli tacir yükümlülüğüne tamamen aykırı olduğunu, senedin bedel, vade ve nakden kısımlarını içeren ana gövdesinin sonradan, tek taraflı ve sözleşmeye aykırı olarak doldurulduğu da matematiksel olarak ortada olduğunu, senedin düzenlendiği 24.05.2021 tarihinde, ileride doğacak farazi bir borcun 61 kuruşuna kadar küsuratlı bir şekilde öngörülüp senede yazılmış olması fiziken ve mantıken imkânsız olduğunu, senet müvekkilinin dava dışı şirketten ayrılmasından aylar sonra davalı tarafça doldurulduğunu, davalının muhtemel şirketin bize sözleşme uyarınca kira/hasar borcu vardı, o yüzden senedi takibe koyduk şeklindeki savunmasına da hukuken itibar edilemeyeceğini, ticari alacağın var olduğu iddiası (kira veya hasar alacağı), alacaklıya elindeki teminat senedinin vasfını gizleme, senede gerçeğe aykırı olarak nakden kaydı düşme ve kanunun aradığı şartları taşımamasına rağmen Haksız Yere Kambiyo Senetlerine Özgü Haciz Yolu'na başvurma hakkı vermediğini, geçerli bir alacak iddiası varsa bunun tahsil yolu, senedin borçlusuna genel mahkemelerde eda davası açmak veya ilamsız takip olduğunu, hiç verilmemiş bir nakit parayı verilmiş gibi göstererek teminat belgesini haksız yere kambiyo takibine konu edip müvekkilinin malvarlığına haciz baskısı kurmak, Türk Medeni Kanunu m. 2'de düzenlenen Dürüstlük Kuralının açık bir ihlali ve hakkın kötüye kullanılması olduğunu, davalının, İİK m. 72/5 uyarınca dava değerinin %20’sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkûm edilmesini talep ettiklerini, takibe konu belgenin TTK anlamında mücerret bir bono vasfı taşımayan, şarta bağlı bir teminat senedi olduğunun tespiti ile; müvekkilinin senede attığı imzanın kambiyo hukuku anlamında aval sonucu doğurmadığını, TBK madde 583'teki emredici şekil şartlarına (kendi el yazısı ile müteselsil kefil beyanı, limit, tarih) aykırılık nedeniyle mutlak butlanla batıl (geçersiz) olduğunun tespitini, müvekkilinin davalıya .... İcra Dairesinin 2024/... Esas sayılı dosyası kapsamında ve işbu senet sebebiyle borçlu olmadığının tespitini, haksız kötü niyetli ve elindeki teminat senedinin vasfını gizleyerek gerçeğe aykırı nakden kaydıyla kambiyo takibi yapan davalının, İİK madde 72/5 uyarınca dava değerinin %20’sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkûm edilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde : Davacı tarafın tüm iddiaları, takibe konu senedin niteliği, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ve kambiyo hukuku ilkeleri karşısında mesnetsiz ve hukuken geçersiz olduğunu, davacı taraf, takibe konu senedin teminat senedi olduğunu iddia etmişse de dayanaksız bu iddianın kabulü mümkün olmadığını, bu iddianın ispat yükü davacı üzerinde olduğunu, davacı taraf, takibe konu senedin teminat senedi olduğunu açık ve kesin yazılı delillerle ispatlayamadığını, davacı tarafın dayandığı ek-2 ibaresi ve sözleşmede senet maddesi bulunması, senedin kayıtsız ve şartsız ödeme vaadi içeren kambiyo senedi niteliğini ortadan kaldırmadığını, senedin teminat senedi vasfını haiz olabilmesi için taşıması gereken bir takım özellikler olduğunu, senedin vade kısmına teminat senedi ifadesinin yazılması, senedin ön yüzüne senedin hangi sözleşmeye konu olarak verildiğinin yazılması, senedin arka yüzüne hangi konu için hazırlandığının özetlenmesi şeklinde açıklanabildiğini, dava konusu senet incelendiğinde anılan unsurlardan hiçbirinin mevcut olmadığı görüldüğünü, dava konusu senedin teminat senedi olmadığını, dava konusu senet üzerinde ek 2 ifadesinin yer alması münferiden o senedin teminat senedi olduğuna işaret etmediğini, bir senedin teminat senedi olarak adlandırılabilmesi için senedin vade kısmına teminat senedi ifadesinin yazılması, senedin ön yüzüne senedin hangi sözleşmeye konu olarak verildiğinin yazılması, senedin arka yüzüne hangi konu için hazırlandığının özetlenmesi gerektiğini, teminat senedinden söz edebilmek için anılan üç hususun birlikte bulunması gerektiğini, yerleşik Yargıtay içtihatları senette yalnızca teminat senedidir yazmasını dahi yeterli görmediğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 12. Hukuk Dairesi kararlarında da, senedin teminat senedi olduğunun kabulü için teminat kaydının senet metnine dahil olması ve hangi ilişkinin teminatı olduğunun açıkça gösterilmesi gerektiği kabul edildiğini, davacı taraf senet üzerinde yer alan ek-2 ibaresi ile senedin düzenlenme tarihinin araç kiralama sözleşmesi tarihiyle aynı olmasını, senet ile sözleşme arasında organik bağ bulunduğu ve bu nedenle senedin müstakil ödeme aracı olmadığı şeklinde yorumlamakta ise de bu değerlendirme hukuken isabetli olmadığını, taraflar arasında araç kiralama ilişkisi olması da senedin hangi borcun teminatı olduğu, hangi şartın gerçekleşmesiyle hüküm doğuracağı veya kayıtsız şartsız ödeme vaadini ortadan kaldıracak açık bir teminat kaydı bulunduğu anlamına gelmediğini, senet üzerinde yalnızca ek-2 ibaresinin bulunması, senedin teminat senedi olduğunu göstermediği gibi, kayıtsız ve şartsız ödeme vaadini de ortadan kaldırmadığını, sözleşmede senedin hangi hallerde işleme alınacağının düzenlenmiş olması, senedin TTK anlamında kayıtsız ve şartsız ödeme vaadi içerme niteliğini ortadan kaldırmadığını, davacı tarafın organik bağ olarak nitelendirdiği husus, tek başına takibe konu senedin teminat senedi sayılması ve kambiyo vasfını yitirmesi sonucunu doğurmadığını, senedin hangi ilişkinin teminatı olduğu belirtilmeksizin teminat senedi olduğu iddia edilemeyeceğini, davacı yanın dava konusu senet üzerinde yalnızca ek-2ifadesi yer almasına binaen senedin teminat senedi olduğunu iddia etmek mümkün olmadığını, senedin takibe konu edilmesinde herhangi bir hukuki engel bulunmadığını, davacı kendi imzasını havi senet borcundan sorumlu olduğunu, davacı tarafın, takip dayanağı senedin kayıtsız ve şartsız ödeme vaadi içermediği, alacağın likit olmadığı ve nakden kaydı nedeniyle kötü niyetle takibe konulduğu yönündeki iddiaları mesnetsiz olduğunu, davacının, takibe konu senedin boş olarak verildiği ve sonradan anlaşmaya aykırı şekilde doldurulduğu yönündeki iddiaları soyut olduğunu, kabulünün mümkün olmadığını, kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için teminat senedi olduğu düşünülse dahi boş olan senedin hukuka ve gerçeğe uygun bir şekilde bedelinin doldurulması ve kambiyo senetlerine özgü takibe konu edilebilmesi mümkün olduğunu, davacı taraf takibe konu senedi bizzat imzaladığını, senetten doğan sorumluluğunu TBK Madde 583 hükmüne dayanarak ortadan kaldırması mümkün olmadığını, davacı tarafın TBK m. 583’e dayalı tüm itirazları, takibe konu senedin kambiyo vasfını taşımadığı yönündeki hatalı ön kabule dayandığını, takibe konu senet teminat senedi olmadığını, TTK kapsamında kanuni unsurlarını taşıyan geçerli bir kambiyo senedi olduğunu, davacının senet üzerindeki imzasından kaynaklanan sorumluluğunun, TBK’da düzenlenen kefalet sözleşmesine ilişkin şekil şartları kapsamında değil, kambiyo hukuku hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, davacı tarafın imzasını taşıyan takip dayanağı belge, Borçlar Kanunu anlamında bir kefalet sözleşmesi niteliğinde olmadığını, kambiyo senedi hükümlerine göre düzenlenmiş bağımsız bir borç taahhüdü olduğunu, davacının sorumluluğu TBK m.583 uyarınca değil 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun kambiyo senetlerine özgü aval hükümleri çerçevesinde doğduğunu, Yargıtay’ın bu açık değerlendirmesi karşısında, kambiyo senedinde kefil ibaresiyle imza atılmış olsa dahi bu imzanın hukuken aval niteliğinde olduğunu, aval için TBK madde 584’te düzenlenen eş rızası şartının aranmayacağı tartışmasız olduğunu, davacının, dava dışı ... A.Ş.'deki ortaklık ve yetkililik sıfatının sonradan sona ermiş olması senetten doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını, takibe konu senet 24.05.2021 tarihinde düzenlendiğini, anılan tarihte davacı ...’ın dava dışı ... Tic. A.Ş.’yi temsile yetkili olduğu yargısal olarak da tespit edilmiştir. Nitekim aynı icra dosyasına ve aynı senede ilişkin olarak İstanbul Anadolu ... İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2024/... Esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada mahkemece ticaret sicil kayıtları incelenmiş, dava dışı ... Tic. A.Ş.’nin 24.11.2020 tarihinde kurulduğu tarihte ... ve ...’ın ayrı ayrı münferiden yetkili olduğu, senedin düzenlendiği 24.05.2021 tarihinde ...’ın şirket yetkilisi olduğu tespit edildiğini, yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde de takibe konu senette borçlu şirket adına atılan imzaların ...’ın eli ürünü olduğu belirlendiğini, imzaya itiraz davasının reddine karar verildiğini, davacının, senedin düzenlenmesinden yaklaşık üç yıl sonra şirket ortaklığı veya yetkililiğinden ayrılmış olmasını gerekçe göstererek senetten doğan sorumluluğunu bertaraf etmeye çalışması hukuken kabul edilemeyeceğini, kambiyo senedinden doğan sorumluluk, senedin düzenlendiği tarih ve senet üzerindeki imza esas alınarak değerlendirildiğini, davacının sonradan dava dışı şirketten ayrılması veya şirketin güncel cari hesap bilgilerine vakıf olmadığını ileri sürmesi, daha önce bizzat imzaladığı ve düzenlenme tarihinde yetkili olduğu senetten kaynaklanan sorumluluğunu sona erdirmediğini, davacının, dava dışı şirketten sonradan ayrıldığı ve güncel cari hesap bilgilerine vakıf olmadığı yönündeki beyanları, senedin düzenlendiği tarihte şirket yetkilisi sıfatıyla hareket ettiği ve aynı senette borçlu şirket adına atılan imzaların kendisine ait olduğu gerçeğini ortadan kaldırmadığını, davacının uyuşmazlığı yalnızca TBK madde 583 kapsamında şekil eksikliği iddiasına indirgeme çabası hukuken dayanaksız olduğunu, davacı tarafın kötüniyet tazminatı talebinin kabulü mümkün olmayıp reddi gerektiğini, haksız ve mesnetsiz davanın reddini, davacı tarafın kötüniyet tazminatı talebinin reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini, davacı tarafça ikame edilen haksız ve mesnetsiz menfi tespit davasının reddini, davacı tarafın, takibe konu senedin teminat senedi olduğu, kambiyo vasfı bulunmadığı, boş olarak verilerek sonradan anlaşmaya aykırı şekilde doldurulduğu, nakden kaydının gerçeğe aykırı olduğu ve TBK madde 583 kapsamında borçtan sorumlu olmadığı yönündeki tüm iddia ve taleplerinin reddini, davacı tarafın kötüniyet tazminatı talebinin reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı - borçlu üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME ve GEREKÇE: Dava, hukuki niteliği itibari ile davalıya .... İcra Dairesinin 2024/... Esas sayılı dosyası kapsamında ve işbu senet sebebiyle borçlu olmadığının tespiti talebine ilişkin menfi tespit davasıdır. Davacının dava şartı arabuluculuk koşulunu yerine getirdiği görülmüştür. ....İcra Müdürlüğü'nün 2014/... Esas sayılı dosyası UYAP sisteminden alınmış, yapılan incelemesinde; 3.414.054,61 TL senet alacağı (istenen yıllık reeskont avans) 4.840,47 TL işlemiş faiz 20.08.2024-21.08.2024 arası 1 gün % 51,75 olmak üzere toplam 3.418.895,08 TL alacağın tahsili için takip başlatıldığı, takip dosyasında ödeme emrinin tebliği ile ... vekili tarafından icra takibine, ödeme emrine, dayanak belgeye, borca, işlemiş ve işleyecek faize, faiz oranına ve borcun tüm ferilerine açıkça itiraz ettiklerini, itirazlarının kabulünü talep ettiği tespit edilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 4/1-a maddesinde düzenlenen; "Kiralanan taşınırların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalar" hükmüne göre sulh hukuk mahkemeleri kira ilişkilerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar bakımından görevli mahkeme olup, tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın bütün kira ilişkilerinden kaynaklanan uyuşmazlıklara bakma görevi sulh hukuk mahkemelerine aittir. Emsal nitelikteki İstanbul BAM 44. Hukuk Dairesi 2026/137 esas, 2026/322 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere "Somut olayda her ne kadar kambiyo senedinden dolayı menfi tespit isteminde bulunulmuş ise de dava dilekçesi ekinde ibraz edilen davacı ile davalı şirket arasındaki kira sözleşmesinin 6. maddesi kapsamında teminat olarak verildiği ifade edilen kambiyo senedinin dava konusu olduğu ve davalıların istinaf dilekçesinde kira sözleşmesine yönelik herhangi bir itirazının bulunmadığı anlaşılmıştır. Somut olayda, davacı vekili kambiyo senedinin kiralama sözleşmesine istinaden teminat senedi olarak verildiğini iddia ederek işbu menfi tespit davasını ikame etmiş olup görev konusunun davacının ileri sürdüğü maddi vakıalar ve talep sonucuna göre belirlenmesi gerekmiştir. Dolayısıyla uyuşmazlık, senedin kira sözleşmesi kapsamında teminat senedi olarak verilip verilmediği, verilmiş ise bedelsiz olup olmadığı noktasında toplandığına göre, davanın kira uyuşmazlıklarında münhasıran görevli olan sulh hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği kanaatine ulaşılmıştır." Anılan İstinaf kararı da dikkate alınarak dava konusu olan senedin taraflar arasındaki araç kiralama sözleşmesi kapsamında teminat senedi olarak verildiği iddiası bulunmakta olup, senedin kira sözleşmesi kapsamında teminat senedi olarak verilip verilmediği, verilmiş ise bedelsiz olup olmadığı hususları, kira uyuşmazlıklarında münhasıran görevli olan sulh hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmekte olup, mahkememizin görevli olmadığı kanaati ile aşağıdaki şekilde görevsizlik kararı verilmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Mahkememizin görevsizliği nedeniyle HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca görev dava şartı yokluğundan DAVANIN USULDEN REDDİNE, 2-HMK.nun 20. Maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde taraflardan birinin dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi halinde dava dosyasının (Davanın ilk olarak Anadolu Adliyesinde açılmış olması ve HSK kararı ile ticaret mahkemelerinin birleşmesi nedeni ile dosyanın İstanbul Anadolu ATM'den gelmiş olması da dikkate alınarak) görevli ve yetkili İSTANBUL ANADOLU SULH HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, süresi içinde talep olmaması halinde dosyanın Mahkememizce resen ele alınarak davanın açılmamış sayılacağı hususunun ihtarına, 3-Harç ve yargılama giderinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, HMK 331/2. Maddesi gereğince davaya başka bir mahkemede devam edilmediği taktirde talep halinde harç ve yargılama giderinin ve gider avansının harcanmayan kısmının Mahkememizce karar altına alınmasına, Dair, HMK 345 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğ edildiği tarihten başlayarak iki hafta içinde HMK 342 maddesi gereğince düzenlenmiş dilekçe ile HMK 343 maddesi uyarınca mahkememize veya başka bir mahkemeye yapılacak başvuru ile HMK 341/1 maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olarak davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 24/09/2026
Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır