İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/7 E. 2026/454 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/7
Karar No
2026/454
Karar Tarihi

T.C. .......... 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/7 Esas - 2026/454 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. .......... 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2025/7 Esas KARAR NO : 2026/454 ............... ............... ................... ...................... ........................... .............................. ................................. DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 03/01/2025 KARAR TARİHİ : 04/06/2026 KARAR Y. TARİHİ : 23/06/2026

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; davalı tarafından .......... 5. Genel İcra Müdürlüğü’nün 2024/67599 Esas numaralı dosyasından Vekil Eden .........'e kambiyo senetlerine özgü takip başlatıldığını, ancak takibin haksız olduğu kadar usul ve yasaya da aykırı olduğunu, nitekim takibe konu senet dava dışı üçüncü bir şahsa verilen teminat senedi niteliğinde iken hukuka aykırı bir şekilde davalı tarafça ele geçirilerek, tahrifat yapılarak ve bir çok kısım sonradan doldurularak icra takibine konulduğunu, davalı / alacaklı tarafın, bahse konu ödeme emri ile toplamda 2.450.000,00 TL tutarında alacağı talep ettiğini, söz konusu alacağın 20/06/2024 ödeme tarihli 3.650.000,00 TL bedelli bono alacağından kalan asıl alacak olduğunun belirtildiğini, müvekkilinin alacaklı olduğunu iddia eden davalı tarafla hiç bir ticari ilişkisi olmadığı gibi davalı tarafa hiçbir borcunun da bulunmadığını, kaldı ki müvekkilinin davalıya da tanımadığını, taraflarınca .......... 5. Genel İcra Müdürlüğü’nün 2024/67599 Esas numaralı dosyasıyla başlatılan takibe karşı itiraz edildiğini, fakat davaya konu İcra Takibi Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibi olduğundan İcra Müdürlüğünce icra takibinin durdurulmadığını, icra takibinin devamı üzerine konuya ilişkin .......... 18. İcra Ceza Mahkemesi 2024/126 Esas dosyası üzerinden şikayette bulunulduğunu, 17. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2024/370 Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibine itiraz edildiğini ve davalı hakkında .......... Cumhuriyet Başsavcılığına "Resmi Belgede Sahtecilik, Hukuka Aykırı Ele Geçirilen Senedin Kullanılması" sebebiyle suç duyurusunda bulunulduğunu ve dosyanın derdest olduğunu, takip dayanağı olarak gösterilen senetin, teminat senedi olarak 850.000,00-TL karşılığında verildiğini, borcun müvekkili tarafından senetin asıl alacaklısına ödendiğini, söz konusu senetin 06/05/2024 tarihinde .......... tarafından Yozgat'ta düzenlendiğini, ayrıca senetin müvekkili ve kefili ......... tarafından, kurbanda satmak üzere ........r'den aldığı küçükbaş hayvanların karşılığı olarak 850.000,00-TL ödeneceğine dair .............'e verildiğini, müvekkilinin 06/05/2024 tarihinde 150.000,00 TL elden nakit olarak ödediğini, geri kalanını ise 25/06/2024 tarihinde 500.000,00 TL, 26/06/2024 tarihinde 100.000,00 TL ve 26/06/2024 tarihinde 100.000,00 TL olmak üzere toplam 850.000,00-TL'yi .........'in banka hesabına ödediğini ve ............'in senedi müvekkiline teslim etmek üzere ..........'ya geldiğini, ancak müvekkilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çalıştığından dolayı izin alamayarak senette kefil olarak yazılı olan .........'a senedi teslim etmesini istediğini, müvekkili senedi istediğinden .........'ın senette kendisinin de imzasının bulunması nedeniyle yırtıp attığını söylediğini, senedin tesliminden bir iki ay sonra müvekkilinin .........'ın akrabası olduğunu düşündüğü ismini bilmediği bir avukat tarafından aranarak ......... adlı şahısa borcu olduğu ve bu borcun ödenmemesi halinde icra takibi başlatılacağı şeklinde uyarı ve tehditler almaya başladığını, müvekkilinin ...'ı tanımadığını bu sebeple kendisi ile arasında herhangi bir alacak borç ilişkisi olmadığını avukata da ilettiğini, akabinde .......... 5. Genel İcra Müdürlüğü’nün 2024/67599 Esas numaralı dosyasından icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin alacaklı .........'ı tanımadığını ve dava konusu bononun düzenlenmesini gerektirir herhangi bir temel ilişki olmadığını, müvekkilinin herhangi bir ticaretinin bulunmamakla birlikte alacaklıdan herhangi bir şey de satın almadığını beyan ederek; öncelikle .......... 5. Genel İcra Müdürlüğü’nün 2024/67599 Esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan icra takibinin, müvekkili yönünden ilerde telafisi imkansız zararlara sebebiyet vereceğinden tedbiren durdurulmasına, davaya ve icra takibine konu senedin müvekkili elinden rızası olmaksızın, hukuka aykırı bir yolla elde edilip doldurulmak suretiyle bir borç belgesi haline getirildiğinin tespiti ile müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının (menfi) tespitine, hukuka aykırı icra takibinin iptaline, müvekkilinin .......... 5. Genel İcra Müdürlüğü’nün 2024/67599 Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan tahsilatların iadesine, davalı/alacaklının, haksız ve kötü niyetli takip nedeniyle takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere vekil edene tazminat ödemesine karar verilmesini talep etmiştir.

SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın davacının borcunu ödememek için kötüniyetli olarak ikame ettiği haksız bir dava olduğunu, davacının tarafları aynı olan 13.11.2024 tarihli İcra Ceza Mahkemesi nezdindeki davasının .......... 8. İcra Hukuk Mahkemesi 2024/689 Esas sayılı dosyasına kaydedildiğini, bu dosyada .......... 5. Genel İcra Müdürlüğü’nün 2024/67599 Esas sayılı icra takibinin iptali ile müvekkil .........'ın cezalandırılmasının talep edildiğini, yine aynı taraflar arasında 13.11.2024 tarihinde .......... 17. İcra Hukuk Mahkemesi 2024/370 Esas sayılı dosyası ile bir dava daha açıldığını, bu dosyada takibin durdurulması, imza itirazı, ............. isimli kişilerin tanık olarak dinlenmesi ve senet üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması taleplerinde bulunulduğunu, davacının işbu menfi tespit davasında ise yalnızca borcu olmadığı iddiasını ileri sürdüğünü, oysa kambiyo senedi niteliğindeki belgelerin alacağın varlığına kesin kanıt oluşturduğunu ve aksi durumun ancak yazılı delille ispatlanabileceğini, Yargıtay kararları uyarınca açık bono düzenlenmesinin mümkün olduğunu ve anlaşmaya aykırı doldurulduğunun yazılı delille kanıtlanması gerektiğini, davacının sunduğu banka dekontlarının müvekkil dışındaki üçüncü şahıslara yapılmış ödemelere ilişkin olduğunu, müvekkile yapılmış herhangi bir ödeme bulunmadığını, davacının iddiasını yazılı belge ile ispatlamak zorunda olduğunu, bu nedenle tanık dinletilmesine muvafakatlarının bulunmadığını, davacının kötüniyetli olduğunu belirterek haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddini, davacının İcra ve İflas Kanunu'nun 72/4 maddesi uyarınca alacağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.

DELİLLER: Dava dilekçesi ekinde sunulan dava ve takip konusu senet fotokopisinin incelenmesinde senedin 06/05/2024 düzenleme tarihli, 20/06/2024 ödeme tarihli, 3.650.000,00 TL bedelli, lehtarı ........., borçlusunun ise ......... olduğu anlaşılmıştır. .......... 5. Genel İcra Dairesi'nin 2024/67599 esas sayılı dosyasının incelenmesinde; ......... tarafından borçlu .........'in aleyhine asıl alacak ve ferileri toplamı 2.450.000,00 TL üzerinden takip başlatıldığı, takip dayanağı olarak 2.650.000,00 TL Miktarlı 06/05/2024 Tanzim Tarihli,20/06/2024 Vade Tarihli Senedin gösterildiği, borçlu tarafından 13/11/2024 tarihli itiraz dilekçesiyle borca itiraz edildiği, .......... 5. Genel İcra Dairesi'nin 14/11/2024 tarihli tensip tutanağı ile itiraz mercinin İcra Hukuk Mahkemesi olması nedeniyle talebin reddine karar verildiği tespit edilmiştir. Darende Kaymakamlığı İlçe Tarım ve Orman Genel Müdürlüğü'nün 23/05/2025 tarihli yazısının incelenmesinde; ......... isimli şahsa ait 06/05/2024 tarihinde başlamak üzere 2024-2025 yılı işletmeye ait büyükbaş ve küçükbaş hayvanların hareket kayıtları ve güncel işletmede bulunan hayvan sayılarını gösteren raporlara göre işletmede 32 adet küçükbaş, 30 adet büyükbaş mevcut hayvan olduğu anlaşılmıştır.

Mahkememizce uyuşmazlık konusunda inceleme yapmak üzere Mali Müşavir ve Nitelikli Hesaplamalar Uzmanından oluşan bilirkişi heyetinden bilirkişi raporu alınmış, alınan bilirkişi raporunda; davanın kambiyo senetlerinden kaynaklı menfi tespit istemine ilişkin olduğu, davalı taraf vekilinin 09.04.2025 tarihli dilekçesinde müvekkilinin defter tutma zorunluğu olmadığından 2023 ve 2024 yıllarına ait ticari-defterlerin bulunmadığının beyan edildiğinden ticari defter ve kayıtları üzerinde herhangi bir incelemenin yapılamadığı, Gelir İdaresi Başkanlığı Malatya Defterdarlığı Darende Müdürlüğünün 15.04.2025 tarih 15982 sayılı yazı ekinde davalı tarafa ait 2023-2024 yılı karşılaştırılmalı alış satış analiz BA/BS formları ve Gelir İdaresi Başkanlığı Çorum Defterdarlığı Osmancık Mal müdürlüğünün 17.04.2025 tarih 14831 sayılı yazı ekinde davacı tarafa ait 2023-2024 yılı karşılaştırılmalı alış satış analizi ba/bs formları üzerindeki incelemeleru neticesinde de taraflar arasında mal ve hizmet alış-satışına ait her hangi bir kayda rastlanmadığı bildirilmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Davadaki uyuşmazlık; 20/06/2024 ödeme tarihli 3.650.000,00 TL bedelli bono alacağından kalan asıl alacak olarak davacının davalıya borcu olup olmadığı, varsa borcun miktarı ve faizin niteliği, başlangıcı ve miktarı, konularında toplanmaktadır. Kıymetli evrak nitelikli borç senedi mahiyetindedir (TTK m. 646). Borç senedi ise borç ikrarını içerir. Kıymetli evrakta -senette- hile veya ağır kusuru bulunmadıkça, borçlu vade geldiğinde senedin niteliğine göre alacaklı olan kimseye ödemede bulunmakla borcundan kurtulur (TTK m. 646/2). Davacı , kambiyo senedinden dolayı borçlu olmadığının tespitini istediğine göre, konunun hem kambiyo hem de ispat hukuku açısından ele alınıp, değerlendirilmesi gerekir. İlkesel olarak kambiyo senetlerinin illetten mücerret olması ve bononun içerdiği hakkın senetten ayrı olarak ileri sürülememesi ve başkalarına da devredilememesi, vasıflı ve soyut bir borç ikrarı olması ilkeleri karşısında; eski borç ''asıl borç ilişkisi olarak'' varlığını korumaktadır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir ‘gayeye’ ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye, bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan bu ilişki "kambiyo ilişkisi" olarak anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu "kambiyo taahhüdü"nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl/temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 23.11.2022 tarih, 2021/4112 Esas, 2022/8251 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, .........., 1969, s.16). Yargıtay HGK'nun 13.06.2018 tarih, 2017/19-1627 2018/1187 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere ''Kıymetli evrak ve bu bağlamda bir kambiyo senedi olarak bono, içerdiği hakkın senetten ayrı olarak ileri sürülemediği ve başkalarına da devredilemediği vasıflı ve soyut bir borç ikrarıdır (Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, 2.b., .......... 1997, s.975; Kınacıoğlu, N.: Kıymetli Evrak Hukuku, 5.b., .......... 1999, s.247). Bononun keşidecisi bonoda gösterdiği belirli bir bedeli kayıtsız ve şartsız olarak bizzat ödemek konusunda soyut bir taahhütte bulunmaktadır. Soyutluk (mücerretlik) ise senedin içerdiği hakkın doğumuna sebep olan temel hukuki ilişkinin senet metninden anlaşılamaması anlamına gelir. Soyutluğun senede yüklediği ilk özellik, hamilin artık senette gösterilen alacağın alacaklısı olduğu konusunda, senetten başka bir delil sunmasına gerek bulunmaması; alacağını sadece bu senetle ispatlayabilmesidir (Öztan, s.173; Poroy, R./Tekinalp, Ü.: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 15.b., İstanbul 2001, s.25).

Türk hukuk öğretisinde kambiyo senetlerinin içerdiği hakkın doğumu konusundaki baskın görüş sözleşme teorisi ile açıklanmakta bu da güven ilkesi ile desteklenmektedir. Bu teoriye göre kambiyo senedinin düzenlenmesi ile içerdiği hak derhal vücut bulmaz, borcun doğumu için ayrıca senedin borç altına girmek kastıyla lehdara da verilmesi yani teslime ilişkin bir de ayni sözleşmenin mevcudiyeti gerekir (Bozer, A./Göle, C.: Kıymetli Evrak Hukuku, 7.b., .......... 2017, s.21; Yılmaz, A.L.: Kambiyo Senetlerinde Def’iler, İstanbul 2007, s.51; Öztan, s.106; Kınacıoğlu, s.30 vd.). Bu sözleşmenin kurulması Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri gereği karşılıklı ve aynı yöndeki iradelerin açıklanması ile mümkündür. İradelerin açıklanması ve sakatlanması konusunda da aynı Kanunun hükümleri dikkate alınır.'' TTK’nın 778/1-a maddesi atfıyla uygulanacak olan aynı Kanun’un 687. maddesi gereğince; senedin teminat senedi olduğuna dayalı bedelsizlik şeklinde ortaya çıkan kişisel def’înin senet hamiline karşı ileri sürülebilmesi için öncelikle, senedin bedelsizliğine dair def’în yazılı delille ispatlanması zorunludur. İspat yükü bakımından ise; Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2021/(19)11-659 Esas, 2022/82 Karar sayılı kararı) Davacı vekili dava dilekçesinde senedin açık bono olarak düzenlendiğini kabul etmiştir. Taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlık işe açık bononun anlaşmaya aykırı doldurulduğu hususundadır. Açık bono, anlaşmaşa göre senedi düzenleyen tarafından imza dışındaki şekil unsurları boş bırakılmış ve tedavüle çıkartılırken doldurulacak olan kambiyo senedidir. TTK 680/1'de “tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış bulunan bir poliçe, aradaki anlaşmalara aykırı bir şekilde doldurulursa, bu anlaşmalara uyulmadığı iddiası, hamile karşı ileri sürülemez; meğerki, hamil poliçeyi kötüniyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında kendisine ağır bir kusur isnadı mümkün bulunmuş olsun” denilerek açık poliçenin mümkün olduğuna işaret edilmiştir. Anılan hüküm TTK . 778/2-f bendi gereğince bonoda da uygulama alanı bulur. Açık bonoda mutlak surette düzenleyenin imzasının yer alması gerekirken diğer unsurların bulunması şart değildir. Yargıtay, bir bölümü boş olan bononun da geçerli olduğu, boş olarak senet kendisine verilen kişice bir başkasının adının yazımının senedin sağlığını etkilemeyeceği ve adı yazılı lehdarın senede dayanabileceği kabul edilmektedir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04/06/2012 tarih, 2012/6963 Esas ve 2012/9669 Karar) Diğer bir ifadeyle, açık bonoyu doldurma yetkisi, tamamlamayı olduğu gibi bu yetkiyi diğer hamillere geçirme salahiyetini de içerir; açık bono kendisine verilen, başkasının adını yazmak suretiyle de bonoyu tedavüle koyabilir. Bu bağlamda somut olaya gelindiğinde; davacının bonolardaki imzaya itirazı bulunmadığı gibi iddianın ileri sürülüş şekline göre davacının dava dışı üçüncü kişiye hamil kısmı boş olarak verilen bonoların davalının adının yazılmak suretiyle icra takibine konu edilmesinin tek başına uyuşmazlık konusu bonoların geçerliliğine etki etmediği ve davacının kambiyo taahhüdü ile bağlı olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır. Bu bağlamda da alacağın senede dayandırılmış olması sebebiyle eldeki davada ispat yükü, davacının üzerindedir. Davacının bonoların teminat amacıyla üçüncü kişilere verildiği ve senetler nedeniyle borçlu olmadığına yönelik iddiasına gelindiğinde ise, davacının bu iddiası, davanın tarafı olmayan üçüncü kişilere yönelik olup doğrudan davalının kendisinden kaynaklanmadığı, teminat senedinin hangi ilişkinin teminatı olduğunun belirtilmesi gerektiğinden davacı yanın dava konusu senedin teminat senedi olduğuna yönelik iddialarına itibar edilmemiştir. Netice itibariyle davacı dava konusu bononun açık bono olduğu veya anlaşmaya aykırı doldurulduğuna ve üçüncü bir kişiye devredildiğine ilişkin ya da düzenleyenin senedin anlaşmaya aykırı doldurduğuna , üçüncü kişinin senedi kötüniyetli ve ağır kusur bulunarak iktisap ettiğine ilişkin yemin deliline dayanılmadığı gibi yazılı bir delil ile de ispatlayamadığından davanın reddine karar vermek, eldeki dava nedeniyle takibin durdurulması veya icra veznesine giren paranın ödenmemesi hususunda dosyada herhangi bir tedbir kararı bulunmadığı, davanın açılmasında davacı tarafın kötü niyetli olduğuna dair herhangi bir ispatın bulunmaması göz önünde tutularak şartları oluşmadığından davalı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin de reddine dair aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM.: Açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davacının tazminata mahkum edilmesi yönündeki davalı isteminin İİK'nun 72 maddesi gereğince REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL harçtan, peşin yatırılan 41.839,88-TL harcın mahsubu ile bakiye 41.107,88-TL harcın talep halinde karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 4-Davalı duruşmada kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 360.500,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 7-Zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.600,00 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde .......... Bölge Adliye Mankemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.04/06/2026

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/7, K. 2026/454, T. 04.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-7-e-2026-454-k-6635e2b498ef