İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/185 E. 2026/673 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/185
- Karar No
- 2026/673
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 22. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/185 Esas KARAR NO : 2026/673
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 04/09/2025 KARAR TARİHİ : 25/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... hakkında .... İcra Müdürlüğü’nün 2025/... E. sayılı dosyasında 154.380,00 USD bedelli, 25.09.2024 tanzim ve 03.10.2024 vade tarihli kambiyo senedine istinaden takip başlatıldığını, müvekkilin senette kefil sıfatıyla yer aldığını, asıl borçlunun ... olduğunu, davalı tarafından .... İcra Müdürlüğü’nün 2025/... E. sayılı dosyasında müvekkil aleyhine başlatılan kambiyo senedine dayalı takipte, ifa edilmiş ödemeler dikkate alınmaksızın senet bedelinin tamamı üzerinden takip başlatıldığını, senedin arkasında alacaklı ile asıl borçlu arasında muvazaalı bir hukuki kurgu bulunduğunu, müvekkilinin kefalet sürecinin hatır maksadıyla verilmiş ve hukuken geçersiz bir irade beyanına dayandığını, müvekkilinin borçla fiili ve hukuki bağlantısı bulunmadığını, zorunlu arabuluculuk sürecinde İstanbul Arabuluculuk Bürosu'nun 2025/ 129324 sayılı dosyası ile taraflar arasında anlaşma sağlanamadığını, müvekkilinin borcun bir kısmını ... ile birlikte ödediğini, bu ödemelere rağmen müvekkili aleyhine senedin tamamı üzerinden cebri icraya girişilmesinin hukuki güvenlik ve dürüstlük ilkelerini ihlal ettiğini, 16.058 USD tutarındaki kısım yönünden müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptalinin gerektiğini, borç miktarı ve müvekkilinin ekonomik durumu dikkate alınarak teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ettiğini, 16.058,00 USD tutarındaki kısım yönünden müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile icra takibinin iptaline karar verilmesini, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğunu, dava süresince HMK m. 392/1 gereğince teminatsız şekilde ihtiyati tedbir kararı verilerek icra takibinin durdurulmasını, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili tarafından davacı ve dava dışı borçlu ... aleyhine .... İcra Müdürlüğü'nün 2025/... E. sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi başlatıldığını, borçlu ... tarafından takibe herhangi bir itirazda bulunulmadığını ve takibin kesinleştiğini, takibin kesinleşmesi ve alacağın tahsili amacıyla cebri icra işlemlerinin yürütülmesinin ardından davacı tarafından huzurdaki davanın kötü niyetli şekilde ikame edildiğini, davacının takibe konu senetlerde kefil olarak yer aldığını ve takibin asıl borçlusunun ... olduğunu iddia ettiğini, takibin müvekkili ile diğer borçlu tarafından muvazaalı şekilde organize edildiğini öne sürdüğünü ancak bu iddialarını ispata yarar herhangi bir delil sunamadığını, davacının iddialarının hukuki açıdan kabul edilebilir bir yanının bulunmadığını, davacının kendisine tebliğ edilen ödeme emrini almasına rağmen takibe ve borca itiraz etmediğini, usul ekonomisi ilkesi gereğince icra hukuk mahkemesinde ulaşabileceği bir sonuca huzurdaki davayı açarak ulaşmaya çalışan davacının hukuki yararının bulunmadığını, davanın öncelikle bu nedenle reddi gerektiğini, kambiyo senetlerinin illetten mücerret oluşu ilkesi gereği senette yer alan hak ile temel borç ilişkisi arasındaki bağın koptuğunu, senedin temel borç ilişkisinden soyutlanarak bağımsız bir varlık kazandığını, aksinin ispat edilememesi halinde kambiyo senetlerinin ifa amacıyla verildiğinin kabulü gerektiğini, senetlerin teslim edilme sebebini ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, kambiyo senetlerinin doğumuna sebep olan ilişkideki aksaklıkların kıymetli evrakın geçerliliğine etkili olmadığını, davacının takip konusu borcun bir kısmını ödediğini öne sürerek takibin bir kısmının iptalini talep etmesinin ve akabinde aval şerhini hatır kefaleti olarak değerlendirerek iradesinin sakat olduğunu iddia etmesinin kendi içinde çelişen ve gerçeğe aykırı beyanlar olduğunu, davacının takibin muvazaalı olduğu yönündeki iddialarının asılsız olduğunu, davacının dava dilekçesinde yer verdiği ... hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin bilgilerin dava konusu ile ilgisinin bulunmadığını ve yargılamayı ilerletici etkisi olmadığından değerlendirme dışı bırakılması gerektiğini, takip konusu borca dair müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını, davacının aval şerhi nedeniyle diğer borçlu gibi sorumlu olduğunu, somut delil sunulamadığını belirterek haksız ve kötü niyetli davanın reddini, davacı aleyhine dava değerinin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. DELİLLER : .... İcra Müdürlüğü’nün 2025/... Esas sayılı icra dosyası, senet aslı, banka kayıtları dosya arasına alınmış, davalının isticvap ve yemini yaptırılmıştır. .... İcra Müdürlüğü’nün 2025/... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davalı alacaklı tarafından 23.07.2025 tarihinde 154.380,00 USD bedelli, 25/09/2024 tanzim tarihli, 03/10/2024 vade tarihli senede dayanılarak davacı borçlu ve dava dışı ... hakkında kambiyo senetlerine mahsus icra takibi yapıldığı görülmüştür. HUKUKİ NİTELENDİRME VE GEREKÇE: Dava, takibe konu kambiyo senedi arkasındaki ödeme şerhleri uyarınca kısmen ifa edildiği iddia edilen 16.058,00 USD yönünden borçlu olunmadığının tespiti (Menfi Tespit) ve takibin kısmen iptali istemine ilişkindir. Mahkememiz ve icra dairesi zararın meydana geldiği yer sebebi ile görevli ve yetkilidir. Tarafların incelenen icra dosyasına göre taraf ve dava ehliyeti vardır. Öncelikle, menfi tespit davası ile ilgili genel bir açıklama yapılmasında ve ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır: Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu (İİK)'nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi icra takibinden sonrada ileri sürülebilir. Borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır. Buna rağmen, borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması halinde borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Bunun dışında, icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür. Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 170/b maddesinin aynı Kanun’un 72. maddesine yaptığı yollama gereğince kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte de menfi tespit davası açılabileceği açıkça anlaşılmaktadır. İİK’nin 72/1. maddesi, “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir” hükmünü haizdir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818). Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir anlatımla borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s. 16). Başka bir ifadeyle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır. Bedelsizlik iddiası, TTK’nın 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 ve devamındaki maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’îni dermeyan etme hakkını vermektedir. Kural olarak kambiyo senetleri soyut borç ikrarını içeren senetlerdir. Kambiyo senetlerinde soyutluk prensibinin en önemli işlevi ispat açısından kendisini gösterir. Buna göre, bir kambiyo senediyle borç altına giren kimse, borçlu olmadığını iddia ediyor ise bu hususu ispat etmekle yükümlüdür. Bu bakımdan kambiyo senedinin bedelsiz olduğu iddiasıyla açılan menfi tespit davasında ispat külfeti davacı borçluya düşer. Bu itibarla, dava konusu senet sebebi ile ödeme yapıldığını iddia eden davacının öncelikle bu iddiasını HMK’nın 201. maddesi uyarınca yazılı delille ispatlaması ( karşı tarafın muvafakati ve delil başlangıcı varsa tanıkla ) gerekmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde ise, davacı taraf sunmuş olduğu fotokopi belgeler ile 16.058,00 USD ödeme yaptığından bahisle bu miktar yönünden borçlu olunmadığının tespitini talep etmiş olup mahkememizce belge asıllarının sunulması için süre verilmiş ise de davacı taraf belge asıllarının bulunmadığını beyan ederek herhangi bir belge aslı sunmamıştır. Belge aslı sunulmadığından ve fotokopi evrak üzerinden imza incelemesi yapılamayacağından bu hususta araştırma yapılamamıştır. Mahkememizce davalı asilin isticvabına karar verilmiş ve davalı alacaklının alınan beyanlarında davacı tarafından iddia edilen ödemeleri kabul etmemiştir. Davacı tarafa yemin delili hatırlatılmış ve davalı alacaklı yeminli beyanlarında ödeme iddialarını kabul etmemiş olup dosya kapsamında sunulan delillerden dava konusu senet sebebi ile ödeme yapıldığını iddia eden davacının bu iddiasını HMK’nın 201. maddesi uyarınca ispat edemediği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir. Davalının kötüniyet tazminatı talebi yönünden; İİK. 72/4 Maddesinde;'' (Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez,'' hükmü düzenlenmiş olup Davalı lehine kötüniyet tazminatının koşullarından biri ihtiyati tedbir kararının uygulanması olduğundan Mahkememizce davacı lehine ihtiyati tedbir kararı verilmiş ancak icra dosyasında uygulanmadığından kötüniyet tazminat talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın ve kötü niyet tazminat talebinin REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince 732,00-TL nispi karar harcının peşin yatırılan 11.305,60-TL harçtan mahsubu ile artan 10.573,60TL nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine, 3-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşamamaları nedeniyle 6325 Sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 4.600,00-TL'nin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydedilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama gideri ve vekalet ücretinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince reddedilen kısım üzerinden hesaplanan 105.302,51TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 6-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 7-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa re'sen iadesine, Dair, HMK'nın 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkca okunup usulen anlatıldı. 25/09/2026
Katip ... e-imzalıdır
Hakim ... e-imzalıdır