İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/739 E. 2025/944 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/739
Karar No
2025/944
Karar Tarihi

T.C. ... 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Türk Milleti Adına Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili ... 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2024/739 Esas KARAR NO : 2025/944

HAKİM : ... ... KATİP : ... ...

DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 22/10/2024 KARAR TARİHİ : 10/12/2025 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/12/2025

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili davacı ve davalının kardeş olduğunu, davalı/alacaklı tarafından, 01/02/1998 Keşide 21/08/2021 Vade tarihli 5.000,00 USD bedelli kambiyo senedi doğrultusunda ... .... .... esas numaralı dosya ile alacak ve faizi ile birlikte 8.607,44 USD (289.945,92 TL) bedelli icra takibi başlatıldığını, ancak, bu takibin dayanağı olan senede konu borcun müvekkili ve müteveffa eşi tarafından 1998 yılında ödendiğini, müvekkilinin davalıya herhangi bir borcu bulunmadığını, anılan icra takibi hakkında öncelikle borcun ödenmiş olması nedeniyle ve müvekkilinin kefil sıfatı ile imza attığını, bu nedenle alacağın zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin müteveffa eşinin mirasını reddettiği ile faiz hususunda şikayet ve itirazlarına ilişkin ... .... .... E. Sayılı dosyası dava edildiğini, taleplerinin kabulü ile davalı şahıs ile müvekkili arasında mevcut ve geçerli bir borç ilişkisinin bulunmadığının tespitine, mahkemece takdir edilecek teminat mukabilinde yahut teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilerek icra veznesine girecek paranın davalıya ödenmemesine, neticeten... .... .... Esas sayılı haksız icra takibinin durdurulmasına ve akabinde iptaline, dava sırasında icra baskısı nedeniyle borcun ödenmek zorunda kalınması halinde davanın istirdat davası olarak devam edilmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, bu dava sebebiyle uğramış oldukları zararların yasa gereği alacağın % 20'sinden az olmamak kaydıyla kötü niyetli davalıdan alınarak müvvekiline verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde özetle: Davacının, dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların tamamının mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun olup haksız davanın reddi gerektiğini, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkisizlik nedeniyle reddi gerektiğini, İİK'nın 72. Maddesi uyarınca takibe başlandıktan sonra menfi tespit davası açılmışsa takibin yapıldığı icra dairesinin bulunduğu yer mahkemenin yetkili olduğunu, haksız ve hukuka aykırı davanın reddini, davacı aleyhine %40'dan aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilesini talep etmiştir. Dava, bedelsizlik nedenine dayalı olarak açılan menfi tespit ve istirdat davasıdır. Davacı ve davayı gerçek kişi olmakla birlikte dava konusu senedinTürk Ticaret Kanununda düzenlenmiş olması nedeni ile Türk Ticaret Kanununun 4. ve 5. maddeleri gereğince mahkememiz görevli kabul edilmiştir. Davacı dava konusu senedin ödendiğini, davacının senette kefil olarak yer aldığını, bu nedenle alacağın zamanaşımına uğradığını , davacının eşinin vefatından sonra mirası reddetmesi nedeniyle borçtan sorumlu olmadığını, senedin doldurulurken vadesinin ve borç miktarının boş olarak bırakıldığı, senedin sonradan doldurularak icra takibine konululduğunu, davacını elinde iken kaybolduğu ve bedelsiz oldukları vakıalarını ileri sürmüş ve davalıya borçlu olmadığının tespitine, çekler için yaptığı ödemelerin ve çeklerin istirdatına, kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ise davaya cevap vermemiş, vekili duruşmalarda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Türk Medeni Kanununun 6. maddesine göre “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 190. maddesine göre “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.”. Türk Ticaret Kanununun 792. maddesine göre çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790'ıncı maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer, davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Aval ve kefil farklı hukuki müesseseler olup öncelikle davalının hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir. Aval, 6102 sayılı TTK'nın 700 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, anılan Yasanın 701/3. maddesi uyarınca muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere poliçenin yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır. Davacının senede kefil sıfatı ile imza atması aval hükmündedir. TTK'nun 702/2. maddesi uyarınca avalist bononun şekle aykırılık dışındaki sebepler nedeniyle borçlu olmadığını ileri süremez. Bu nedenle aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka sebepten batıl olsa da, avalın taahhüdü geçerli olacağından, keşideci ile lehtar arasındaki temel borç ilişkisinin tartışılması gerekmez. Dava konusu senetteki imza davacıya ait olup davacı aval olarak sorumludur. Davacı tarafça ...'nın mirasının reddedilmesi nedeniyle husumet itirazında bulunulmuş ise de davacının aval olduğundan bu itirazı yerinde görülmemiştir. Yine davacı tarafça her ne kadar zamanaşımı itirazında bulunulmuş ise de dava konusu senedin vade tarihi dikkate alındığında icra takip tarihi itibariyle alacağın zamanaşımına uğramadığı anlaşılmıştır. Davacı tarafça senedin miktar kısminin ve vade tarihinin boş olarak düzenlenip davalıya teslim edildiği ve ödeme yapıldığı ileri sürülmektedir. Senedin tanzim tarihi ile vade tarihi arasında belli bir süre olacağına, başka bir anlatımla süre kısıtlaması bulunduğuna dair hukuksal bir düzenleme mevcut yoktur. İmzası açıkça inkar edilmeyen davaya konu senet yönünden, senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu ve ödeme iddiasının, taraflar arasındaki borç ilişkisi senede bağlandığından ancak senetle ispatlanması gerekmektedir. Mahkememizce her ne kadar tanık dinlenilmiş ise de; taraflar kardeş olduğundan aralarındaki alacak-borç ilişkisinin tespiti için senetle ispat edilmesine gerek olmasa da somut olayda artık taraflar arasında borç ilişkisi için senet düzenlendiğinden ödemenin de senet ile ispat edilmesi gerektiğinden tanık beyanları hükme esas alınmamıştır. Dosyaya yansıyan mevcut delillere göre, davacı yan senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğunu yazılı delillerle ispatlayamadığı gibi, ödeme iddiasını da ispatlayamamıştır. Davacıya yemin hakkı hatırlatılmış, davacı tarafça yemin metni sunulmuş ve davalı tarafından "1998 yılında düzenlenen ve dosyada mevcut bulunan senedin, gerçekten 01/02/1998 tarihinde ve Kayseri’de, bizzat ... ve ... tarafından düzenlendiğine; senet üzerinde sonradan herhangi bir değişiklik, doldurma, tarih veya rakam eklemesi yapılmadığına; ... ile eşi tarafından söz konusu borcun tamamen ödenmediğine; borç ödenmediğinden dolayı senedi iade etmediğime ve icra takibine koyduğuma, namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerler üzerine yemin ederim." şeklinde yemin eda edilmiş olması karşısında davacının davasını ispatlayamadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmış, yasal şartlar oluşmadığından davalının kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Davanın REDDİNE, 2-Davalının kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE, 3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan 615,40 TL harçtan peşin alınan 4.951,56 TL, tamamlama harcı olan 1.670,00 TL ve yine tamamlama harcı olarak yatırılan 30,00 TL'nin mahsubu ile fazla alınan 6.036,16 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-HMK'nın 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının yatırana iadesine, Dair, taraf vekillerin yüzlerine karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 10/12/2025

Katip ... e-imzalı

Hakim ... e-imzalı

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2024/739, K. 2025/944, T. 10.12.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-739-e-2025-944-k-0cb1a365986b