Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/971 E. 2026/1050 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/971
Karar No
2026/1050
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

15.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2022/971

KARAR NO:2026/1050

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:25/11/2021

NUMARASI:2020/719 Esas, 2021/789 Karar

DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ:16/07/2026

Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Dava, eser sözleşmesinden kaynaklı alacak iddiasına istinaden başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davası olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davalı tarafça istinaf edilmiştir.Davacı vekili, 4 adet çeke dayalı (2 adedi USD, 2 adedi TL cinsinden çek) olarak takip başlattıklarını, 102.836,00-USD asıl alacak, 4.614,94-USD işlemiş faiz, 363.226,00-TL asıl alacak ve 16.300,39-TL işlemiş faiz olmak üzere toplamda 107.450,94-USD ve 379.526,39-TL alacağın TBK m.99/3 uyarınca tahsil tarihindeki TCMB USD Efektif Satış Kuru üzerinden tahsili istenmiş olduğunu, alacaklarının TL olarak talep etme haklarını kullanılmış olduklarını, takip tarihindeki harca esas değerin 1.009.296,36-TL olduğunu, davalı- borçlunun 21.10.2019 tarihli dilekçesi ile borcun tamamına itiraz ederek takibi durdurduğunu, itiraz dilekçesinde sadece -borcum yoktur- yazmakta olduğunu, bu durumun dahi davalının haksız ve kötü niyetli olduğunu ortaya koymakta olduğunu, borcunun olmadığına dair hiçbir açıklama ve belgenin olmadığını, basiretli tacir olması gereken davalının bir borcu olmadığı halde 4 adet çeki farklı tarihlerde keşide ederek müvekkile teslim etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı/borçlunun haksız ve hukuka aykırı itirazının iptaline ve takibin devamına, alacağın likid ve muayyen olduğundan davalı/borçlunun, alacak miktarı üzerinden %20’tan aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacı tarafın işbu davayı ikame etmekte hukuki yararı bulunmadığını, davanın usulden reddinin gerektiğini, zamanaşımı itirazlarının mevcut olduğunu, itirazın iptali davası yasal süresi içinde açılmadığından davanın reddi gerekmekte olduğunu, takip dayanağı yapılan çeklerin kıymetli evrak vasfını yitirmiş olduğunu, davacı kıymetli evrak vasfını yitirmiş belgelere dayalı dava açmışsa da davanın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkil şirketten mutabakat alınmaksızın cari hesap düzenlemiş olduğunu, takip dayanağı belgelere riayet edilmesinin mümkün olmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının müvekkili aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi talebinin reddini, davacının haksız hukuka aykırı kötüniyetli icra takibi nedeniyle müvekkil şirket lehine icra takibi bedelinin %20 sinden aşağı olmamak kaydıyla kötüniyet tazminatı takdirine karar verilmesini talep ettiğini savunmuştur.Mahkemece, dava ve takibe konu olan çeklerin süresi içinde bankaya ibraz edilmediği, kambiyo evrakı olarak tahsil edilebilme imkanın kalmadığı, bankaya ibraz edilmeyen bu çeklerle ilgili 6102 TTK m.702 hükmen göre davacının çeklere dayalı olarak müraacat etme imkanının bulunmadığı, davanın eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedelinin tahsiline ilişkin olup, davacının, davalı lehine elektrik tesisat işlemlerinin yapımını üstlenmiş olduğunun sabit olduğu, taraf şirketlerin ticari defterlerinden de bu ticari ilişkinin varlığının anlaşıldığı, taraf şirketlerin ticari defter kayıtlarında da anlaşılacağı üzere takip ve davaya esas dört adet çekin bankaya ibraz edilmediği ve karşılıksız kaldığı, taraflar arasındaki ticari defter ve kayıtlara göre son işlem tarihi itibariyle dahi davalı şirketin 5.443.638,15 TL tutarında davacı şirkete borçlu olduğu, davacı şirketin ise alacaklı olduğu, 2018 yılı itibariyle altı adet faturanın ve 2019 yılındaki üç adet faturanın davalıda kayıtlı olduğu, yapılan kur değerleme kayıtları neticesinde davalının hesaplarında davacı alacağının 4.165.231,67 TL olarak devam ettiği, temel ilişki kapsamında belirlenen davacı alacağının davaya konu çek borcu dahil olacak şekilde ve açık ilişki çerçevesinde mevcut olduğu, kambiyo senedi niteliğinde olan çekin kambiyo senedine dayalı olarak takip ve tahsili mümkün değil ise de, temel ilişki içinde ileri sürülmesi ve delil başlangıcı olarak dikkate alınması mümkün olduğu (Yargıtay 15.H.D.2020/1393E. 2020/2531K.sayılı kararından hareket edilmiştir), buna göre çeklerin süresinde bankaya ibraz edilmemesi halinde kambiyo hukukundan kaynaklanan haklar yitirileceği ancak, arada temel ilişki varsa çeklerin delil başlangıcı niteliğine kavuşacağı, bu noktada taraf şirketlerinin incelenen ticari defter ve kayıtları dikkate alındığında taraflar arasındaki temel ilişkinin ispatlandığı, davalı şirketin kendi ticari defter ve kayıtlarının kendi aleyhine delil teşkil ettiği, davacının iddiasının delil başlangıcı niteliğinde olan çekler ve ayrıca davalı defterleri ile ispatlandığı, buna göre davacının davalı şirket aleyhine açmış olduğu davada, toplam 102.836,00 ABD doları olan çeklerden doğan alacak ile toplam 363.226,00 TL olan çeklerden doğan alacaklar ile ilgili davacının davasının kabulü gerektiği, davacının temerrüt faizine esas olarak göstermiş olduğu 19/08/2019 tarihli ihtarnamede takibe konu edilen alacak miktarlarının açık, net ve belirli olarak belirtilmediği, bu şekilde düzenlenmiş olan ihtarnamenin ise davalıyı temerrüde düşürmeye elverişli olmadığı (Yargıtay 13. HD. 2015/19794E. 2016/13698K.sayılı; Yargıtay 19. HD 2014/20021E. 2015/7868K.sayılı ilamı), takip talebi itibariyle davacı alacaklının işlemiş faiz talep etmesine elverişli herhangi bir temerrüt ihtarnamesine dayanılmadığı, bir başka deyişle takip talebinde işlemiş faiz talep eden ve ancak işlemiş faiz talebine esas herhangi bir belge, beyan ve açıklama sunmayan davacının, yapmış olduğu takip talebindeki işlemiş faize yönelik davalı itirazının yapıldığı tarih itibariyle ve "takip talebiyle bağlılık" kaidesi de gözetildiğinde haklı bir itiraz olduğu, tahkikat duruşmalarının sonuna doğru sunulan ihtarnamenin dahi temerrüt faizi hesaplanmasına elverişli olmadığı, kaldı ki bu ihtarnamenin davalı borçluya usulen uygun tebliğ olunmasının dahi somutlaştırılmadığı ve delillendirilmediği, dayanak çekin kambiyo evrakı niteliği taşımadığı, hal böyle olunca konuyla ilgili Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereği kambiyo niteliği kalmamış olan belgedeki tarihin faiz başlangıcı olarak kabul edilebilmesinin dahi mümkün bulunmadığı, sonuç itibariyle davacının işlemiş faize yönelik itirazın iptali ve takibe devamına yönelik talebi sübut bulmadığı, davacının takip talebinde açıkça takip tarihinden itibaren bile yasal faiz talebinde bulunduğu, bu nedenle 363.226,00TL miktar yönünden ancak yasal faize hükmedileceği (Yargıtay 13 HD. 2015/19794E 2016/13698K.sayılı ilamı), o halde 363,226,00 TL açısından ve talebe uygun olarak yasal faiz işletilmesi gerektiği gibi yabancı para açısından yasal faiz olarak 3095 sayılı Kanun 4/a hükmü gereği devlet bankalarının takip konusu olan yabancı para durumundaki ABD doları cinsinden bir yıllık vadeli hesaba ödenen en yüksek faiz uygulanması gerektiği, somut olayda yabancı paranın takip tarihindeki efektif satış kur isabet eden TL miktarının bulunduğu, bulunan miktarlar üzerinden davacı lehine icra inkar tazminatı hükmedildiği, buna mukabil ret olunan kısım yönünden davacının kötü niyetli takip yaptığı ispatlanamadığından davalının tazminat talebinin reddedildiği, dosyada mevcut arabuluculuk tutanağı gözetildiğinde davalı asil veya vekilin yapılan davete rağmen ve geçerli mazeret göstermeksizin toplantıya katılmadığı, arabuluculuk faaliyetinin bu şekilde sona erdiği, bu durumun tutanakta gösterildiği anlaşılmakla davalı taraf kısmen haklı çıkmış olsa dahi bu dava nedeniyle davacı tarafından yapılmış olan yargılama giderlerinden tamamından sorumlu tutulması gerektiği, yine davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği takdir olunduğu belirtilerek; davacının davasının kısmen kabulüne, İstanbul 24. İcra Müdürlüğünün ....sayılı icra dosyasına konu 102.836,00-ABD doları asıl alacak ve 363.226,00-TL asıl alacak kısmına yönelik itirazın ayrı ayrı iptali ile bu miktarlara ilişkin takibin devamına, hükmedilen 102.836,00-ABD doları alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a hükmü gereği devlet bankalarının ABD doları cinsinden bir yıllık vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizin uygulanmasına; ayrıca 363.226,00-TL asıl alacağa ise takip tarihinden itibaren ve talep gereği değişen oranlarda yasal faizin uygulanmasına, hükmedilen 102.836,00-ABD dolarına takip tarihi olan 14/10/2019 tarihindeki ABD dolarının TL olarak efektif satış kur karşılığı olan 609.796,91-TL nın %20'sine isabet eden icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine; ayrıca 363.226,00-TL asıl alacağın % 20'sine isabet eden icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacının işlemiş faizi de içeren fazlaya ilişkin itirazın iptali ve takibin devamına yönelik talebinin sübut bulmadığından red olunmasına, red olunan kısım açısından davacının kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalının tazminat talebinin reddine dair karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde, bahsi geçen çekler kıymetli evrak vasfına haiz olmadığı için itirazın iptali davası olarak nitelenemeyeceği, dava açmakta davacının hukuki yararının bulunmadığı, davanın zamanaşımına uğradığını, husumet itirazlarının bulunduğunu, cari hesap düzenlenmesinde müvekkilinin muvafakatının alınmadığını, icra inkar tazminatı talebinin reddi gerektiği, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.DEĞERLENDİRME Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir.Davacı vekili özetle, 4 adet çeke dayalı olarak takip başlattıklarını, ancak davalının takibe itiraz ettiğini beyan ederek itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.Davalı vekili özetle, davacının takibe konu yaptığı çeklerin kıymetli evrak vasfını yitirdiğini, işbu davanın süresinde açılmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin davacıya borcu bulunmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece özetle, davacının alacak miktarının davacı ve davalı şirket kayıtlarından anlaşılabildiği, davacıya verilen 4 ayrı çekin davalı defterlerinde de kayıtlı olduğu, yine ticari defter ve belgelerden takip dayanağıı 4 adet çekin bedellerinin davacıya ödenmediğinin anlaşıldığı belirtilerek davanın kısmen kabulü ile icra inkar tazminatına hükmedilmiştir.Dosya kapsamındaki deliller ele alındığında;Taraflar arasındaki uyuşmazlığın takibe esas olan ve bankaya ibraz edilmeyen dört (4) adet çek nedeni ile taraflar arasındaki temel ilişki çerçevesinde davacının alacak hakkının doğup doğmadığı, çekten dolayı tarafların ilgili yıllara ait ticari defter ve kayıtlarında çeklerin hangi şekilde gözüktüğü, davacının çeklerin ödenmemesi ile ilgili ticari defter ve kayıtlarında hangi kaydın mevcut bulunduğu, çekin bankaya ibraz edilmemesi durumunda kambiyo evrakı niteliği ortadan kalkmış olmakla bu çerçevede işlemiş faiz talebinin mümkün olup olmadığı, mümkün ise ne olduğu noktalarında toplanmaktadır.Taraflar arasında akdi ilişkinin varlığının inkar edilmediği, dayanak dört adet çek içeriğindeki imzaya davalı tarafından itiraz edilmediği gibi çeklere göre taraflar arasında temel ilişkinin mevcut olduğu, bu çeklerin bankaya ibraz olunmadığı, çeklerden iki adedinin ABD doları, iki adedinin TL bedelli olduğu, takip talebinde işlemiş faiz talebine esas herhangi bir delil, temerrüt ihtarnamesi ve benzeri ve herhangi bir belgeye dayanılmadığı gibi süresi içinde ibraz edilmediği için kambiyo niteliği kalmayan çeklerin kambiyo belgesi niteliğinin takip tarihi itibariyle bulunmadığı hususları tartışmasızdır.Denetçi - SMMM bilirkişisinin hazırlamış olduğu rapora göre; davalı kayıtlarında davacıya ilişkin dört ayrı hesapta işlemlerin kayıtlandığı, sunulan hesaplar uyarınca en son Haziran ayında davacının hakedişinin kayıtlandığı, ticari ilişkinin bu tarihten sonra devam etmediği, davalının davacıya 5.165.230,32 TL borçlu kaldığı, 31.12.2019 tarihindeki 5.165.230,32 TL davalı borcunun 2020 yılında yapılan kur değerleme kayıtları neticesinde 4.165.231,67 TL davacı alacağı olduğu tespit edildiği, davacının takibe konu ettiği 363.226,00 TL ve 102.836 USD tutarındaki çeklerin 320 hesapta kayıtlı olup incelendiğinde, davalı tarafından verilen ... nolu 181.613,00 TL ve ... nolu 181.613,00 TL tutarındaki çeklerin 26.12.2018 tarihinde davacıya verildiğine ilişkin kayıtlara alındığını, davalı tarafından ... nolu 51.418 USD ve ... nolu 51.418 USD tutarındaki çeklerin temel ilişki kapsamında davacıya olan borç sebebiyle 26.12.2018 tarihinde davacıya verildiğine ilişkin kayıtlara alındığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 30.06.2019 tarihinden sonra fatura ve ödeme işlem kaydının olmadığı, karşılıklı temel ilişkiye dair ticari defter kayıtlarında son işlem tarihi 30.06.2019 itibariyle davacı kayıtları uyarınca davalı şirketin 5.443.638,15 TL davacı şirkete borçlu olduğu kayıtlı olup, buna mukabil davalının sunulan kayıtları uyarınca 5.165.230,32 TL davacı şirketin alacaklı olduğu, davacının yukarıda tespit edilen 2018 yılındaki 6 adet faturasının ve 2019 yılındaki 3 adet faturasının davalıda kayıtlı olduğu, davacının alacaklandığı tutarları oluşturan faturaların incelenen dönem itibariyle davalı kayıtlarında mevcut olması sebebiyle davacının alacağının davalı kayıtları kapsamında da belirlendiği, söz konusu kayıtlardaki davacı alacağının davalının kur değerleme kayıtları neticesinde 2020 yıl sonunda hesaplarda 4.165.231,67 TL olarak devam ettiği, takibe konu edildiği bildirilen ..., ..., ... ve ... nolu çeklerin 26.12.2018 tarihinde davalı tarafından davacıya verildiğinin her iki taraf kayıtlarında mevcut olduğu, temel ilişki kapsamında belirlenen davacı alacağının söz konusu davaya konu çek borcu dahil şekilde olduğu, davacının tüm faturalarının davalıda kayıtlandığı, davacının davalıdan olan alacağının faturalar kapsamında her iki taraf kayıtlarında mevcut olduğunu, çekten dolayı tarafların ilgili yıllara ait ticari defter ve kayıtlarında çeklerin hangi şekilde gözüktüğü hususunda; davacının tanzim ettiği faturalar sebebiyle alacaklandığı ve bu alacağa ilişkin/temel ilişki kapsamında doğan borca karşılık çeklerin verildiği, davacının çeklerin ödenmemesi ile ilgili ticari defter ve kayıtlarında hangi kaydın mevcut bulunduğu hususunda; çeklerin karşılıksız kaydının yapılarak kayıtlarda en son ticari ilişki kapsamında davaya konu karşılıksız çek borçları dahil 5.443.638,15 TL davalıdan alacaklı kaldığı şeklinde görüş bildirmiştir. İstinaf konusu hususlar ele alındığında;Her ne kadar davalı tarafından ilk derece mahkemesi kararına yönelik olarak istinaf talebinde bulunulmuş ise de, esasen istinaf gerekçelerinin aynı zamanda davaya cevap dilekçesinde ileri sürülen hususlar olduğu, ilk derece yargılamasında alınan bilirkişi raporlarında davaya konu dört adet çekin davalı tarafın defter ve kayıtlarında da göründüğünün tespit edildiği, buna karşılık davalı tarafından yapılan bir ödemeye rastlanmadığı, her ne kadar davacı taraf eser sözleşmesine dayandığından eserin davalı yana teslim edilip edilmediğinin keşif yapılarak tespiti gerekmekte ise de, davalı tarafından eserin teslim alınmadığına yönelik bir itiraz ileri sürülmediği, bunun yerine çeklerin kıymetli evrak niteliğini kaybetmesi üzerine inşa edilmiş bir beyan ve savunmada bulundukları, bu itibarla eserin teslimine ilişkin bir itiraz söz konusu olmadığından bu hususta keşif yapılmamasının yerinde olduğu, çeklerin kıymetli evrak vasfını yitirmiş olmasının temel ilişkiye dayalı alacak talebine engel olmadığı, davalı tarafın ticari defter ve belgelerinde dahi davacının alacaklı durumda olması karşısında davalı yanın istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1 - İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 25/11/2021 tarih ve 2020/719 Esas, 2021/789 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,

2 -Alınması gereken 79.929,38 TL nisbi istinaf karar harcından davalı tarafça peşin olarak yatırılan 19.982,35 TL harcın mahsubu ile bakiye 59.947,03 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

3 -Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,

4 -İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 16/07/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/971, K. 2026/1050, T. 16.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-971-e-2026-1050-k-443ec64cce7c