İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/337 E. 2025/598 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/337
Karar No
2025/598
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/337 Esas KARAR NO : 2025/598

DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) DAVA TARİHİ : 12/02/2024 KARAR TARİHİ : 26/06/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 16/07/2025 Yukarıda isim ve adresleri yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın açık yargılaması ve dosyanın tetkiki sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: davacı vekili özetle; davalı tarafından Silivri İcra Müdürlüğü’nün .... esas numaralı dosyası kapsamında tebliğ edilen ödeme emrine karşı süresi içerisinde yapılan itiraz üzerine İcra Müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına karar verildiğini, söz konusu karar ve borçlu tarafın itiraz dilekçesi tarafımıza tebliğ edildiğini, işbu davayı açma zorunluluğu doğduğunu, arabuluculuk başvurusunun anlaşamama olarak tamamlandığını, davalının takibe itirazının haksız olduğunu, davacının .... Projesi’nde bulunan İstanbul İli ... İlçesi .... Ada 100 Parselde -satış bedeli ödendiğinde Parsel Numarası 51 olduğunu, sonradan değiştiğini, bulunan B blok 177 bağımsız bölüm numaralı taşınmazı satın almak üzere, 20.05.2022 tarihinde 243.000 Türk Lirası tutarında depozito bedelini Davalı’nın ... Bankası, .... IBAN numaralı banka hesabına, 08.07.2022 tarihinde 112.967 Amerikan Doları tutarında satış bedelini ise yine Davalı’nın ..... Bankası, ... IBAN numaralı banka hesabına ödediğini, davacının Eylül 2022’ye kadar taşınmazı devralma iradesini gösterdiğini, bunun üzerine davalının, ilgili taşınmaz üzerinde tedbir bulunduğunu, her halükarda taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkının bulunmadığını, dolayısıyla, satıcı sıfatının olmadığını ve taşınmazı devredemeyeceğini beyan ettiğini, fakat depozito ile satış bedelini iade etmediğini, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu madde 706 uyarınca Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin resmi şekilde düzenlendikleri sürece geçerli kabul edileceğini, Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ("TBK") madde 237, 2644 Sayılı Tapu Kanunu madde 26 ve 1512 Sayılı Noterlik Kanunu madde 60 gereğince noter huzurunda ve resmi şekilde düzenlenmek zorunda olduğunu, bu hükümler göz önünde bulundurulduğunda, davacı ve davalı arasında imzalanmış sözleşmenin adi yazılı sözleşme olarak kabul edileceğini ve geçerliliğini yitireceğini, sözleşmedeki şekle aykırılığın, kamu düzenine ilişkin olduğunu ve hukuki sonuç olarak sözleşmenin geçersizliğini doğuracağını, yine aynı şekilde sözleşmenin geçersizliği sebebiyle, taraflar sözleşmeye konu edimlerin ifasını talep edecemeyeceklerini, ancak ifa edilmiş edimlerin geri alınması söz konusu olabileceğini, bu nedenle davacı Şirketin 112.967 Amerikan Doları ve 243.000 Türk Lirası tutarındaki ödemesini TBK madde 62'de düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak davalıdan talep hakkı doğacağını, TBK madde 90 uyarınca borcun doğumu anında muaccel olacağını, davacının alacağının sözleşmenin geçersizliği karşısında muaccel olmuş bir para alacağı halinde olduğunu, söz konusu ödemelerin banka dekontları ile sabit olduğunu beyanla tedbir taleplerinin kabulüne, davanın kabulü ile davalının yerinde olmayan itirazının kaldırılarak takibin devamına, asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacının 177 numaralı bağımsız bölümün satışına esas 112.967,00 USD ödeme yaptığını iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının, davaya konu ödemeyi davalıya olan borcuna ilişkin yaptığını, nitekim dava dilekçesi ekinde sunulan sözleşmeden görüleceği üzere 177 numaralı bağımsız bölümün satış bedelinin 137.000,00 USD olduğunu ve ödeme günü 05.06.2022 olduğunu, davaya konu ödeme tutarının 112.967 USD, tarihinin ise 08.07.2022 olduğunu, davacının dayandığı sözleşme ile banka dekontundaki ödeme tutarı ve tarihin örtüşmediğini, davacı, işbu taşınmaz üzerinde devri engeller mahiyette Bakırköy .... Tüketici Mahkemesinin ... E. Dosyasından tedbir konduğundan taşınmazın satışına esas ödeme yapmadığını, dosyanın derç edilmesi gibi nedenlerden ötürü davalının bu tedbir kararının verilmesinde bir dahili, kusuru olmadığını, dekont incelendiğinde görüleceği üzere dekontta ödemenin 177 numaralı bağımsız bölümün satışına esas yapıldığına ilişkin herhangi bir açıklama da olmadığını, zira ödemenin borca ilişkin yapıldığını, Yüksek Mahkemenin açıklama olmaksızın yapılan ödemelerin borç ödemesine ilişkin olduğunu, ispat yükünün ödemeyi yapan tarafa ait olduğunu istikrarlı bir şekilde vurguladığını, davacının depozito bedeli yönünden huzurdaki davayı ikame etmesinde hukuki yararı olmadığını, HMK 114.'ün hukuki yararın dava şartı olduğunu belirttiğini, tedbir kararı nedeni ile taşınmaz devrini gerçekleştiremeyen davalının sözleşmeye bağlı kaldığını, 177 numaralı bağımsız bölümden daha büyük ebatta aynı projede, aynı bedelin ödenmesine karşılık 124 numaralı bağımsız bölümün devrini gerçekleştirmek istediğini, davacınn kötü niyetle hareket ettiğini ve davalının teklifini kabul etmediğini, davalının adi yazılı sözleşmede taahhüt ettiği taşınmazdan daha büyük ve elverişli taşınmazı devretmeyi beyan ettiğini hala daha etmekte olduğunu, bu kapsamda davacının davasında gerekçe gösterdiği "taşınmazın kendisine devredilmediği" iddiasının doğmadığını, davalının alınacak ödemeye karşılık davaya konu taşınmazdan daha büyük taşınmazın devrine hazır olduğunu, davacının davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını, davacının keyfi olarak taşınmazı teslim almaktan vazgeçtiğini, sözleşmenin şekle aykırılığını kötü niyetle ileri sürerek huzurdaki davayı ikame ettiğini, kötü niyetin hukukumuzda korunmasının söz konusu olmadığını, izah edildiği üzere depozito bedeli hakkında davanın esasa girilmeden usulden reddi gerektiğini, bu noktada TMK M.2 hükmüne değinmek gerektiğini, amir hüküm ile herkesin hakkını kullanırken dürüstlük kuralına uyması gerektiği ve hakkın kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı ifade edildiğini, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre sözleşme şekle aykırı dahi olsa sözleşmenin tarafları sözleşmeden doğan edimlerini karşılıklı olarak yerine getirmiş ise de artık taraflardan birinin sözleşmenin geçersizliğini ileri sürme hakkının bulunmadığını, zira bu noktadan sonra şekle aykırılığın ileri sürülmesi hakkın açıkça kötüye kullanılması anlamına gelmediğini, emsal kararlara konu olaylar üzerinden açıklamak gerekirse; alıcının taşınmaz satış bedelini ödemiş olması ve taşınmazın kullanımının kendisine tahsis edilmesi ancak yüklenicinin tescili yapmaması halinde Yargıtay'ın alıcının şekle aykırı sözleşmeye dayalı tescil talebinde bulunabileceğini, yüklenicinin sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürerek tescilden kaçınmasını ve sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanmasını hakkın kötüye kullanılması olarak ettiğini, somut olayda da aynı durumun söz konusu olduğunu, davaya konu taşınmazın teslime hazır, bitmiş ve eksiksiz vaziyette olduğunu, taşınmazın zilyetliğinin davacıya teslim edilebilecek vaziyetteyse de uyuşmazlık tüketici mahkemesinin tedbiri nedeniyle tescilin gerçekleştirilemeyecek olmasından kaynaklandığını, davalının taşınmazı davacı adına tescil ettirmeme veya taşınmazın zilyetliğini devretmeme gibi bir gayesi bulunmadığını, davacının her koşulda bakiye ödemeyi yapmaktan ve taşınmazı teslim almaktan kaçındığını, davacının kötü niyetli olduğunu, davacının, davalının elinde olmayan nedenler ile 177 numaralı bağımsız bölümü devredemediğini bilerek sözleşmenin adi yazılı olmasından doğan hakkını kötüye kullandığını, depozito bedelinin iadesini istediğini, 177 numaralı bağımsız bölümden daha elverişli ve büyük taşınmazın devrini kabul etmediğini, Davacının satış bedelini ödemediğini, 124 numaralı bağımsız bölümün devrini kabul etmeyerek kötü niyetini net bir şekilde belli ettiğini, davalının, davacıdan aldığı paranın üzerine konma gibi bir iradesinin olmadığını, sözleşme her ne kadar şekle aykırı olsa da ifa yükümlülüğünü yerine getirmek istediğini gösterdiğini, davalı sözleşmeye bağlı kalma iradesi somut deliller ile ortaya koyduğunu, hukukun yalnızca şekilden ibaret olmadığını, yargılamaların asıl amacının adalet duygusunu tatmin etmek olduğunu, somut olayı uyuşmazlık haline getiren tarafın davacı olduğunu, davacının borç ödemesine ilişkin davalının sebepsiz zenginleştiğini ileri sürerek geri tahsil etme çabasının da yine kötü niyetini gösterdiğini, davacının alacağı olmadığını bildiği halde kötü niyetli hareket ederek, davalı hakkında icra takibi başlattığını, Kötü niyet tazminatına ilişkin düzenleme İİK m.67'de yer aldığını, düzenlemeye göre takibinde haksız ve kötü niyetli görünürse alacaklı hakkında alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedileceğini beyanla davanın reddine, davacının alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: Davaya konu taşınmazın tapu kaydı, ticaret sicil kayıtları, Silivri İcra Müdürlüğü'nün ...esas sayılı icra dosyası, Bakırköy ..... Tüketici Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dava dosyası, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava Silivri İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali, takibin devamı, %20 icra inkar tazminatı isteminden ibarettir. ASIL Konu : Taraflar arasında akdedilen adi yazılı Tapu Satış Sözleşmesi karşılığında davalıya 112.967 Amerikan Doları ve 243.000 Türk Lirası ödeme yapılıp yapılmadığının tespiti ile itirazın hukuki sebebi noktasında toplandığı anlaşılmıştır. Silivri .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... esas, .... karar sayılı, 13/02/2024 tarihli ilamı ile verilen görevsizlik kararı neticesinde dosya mahkememize tevzi edilerek; ... esasına kaydının yapıldığı görülmüştür. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve dava sonuçlandırılmıştır. Silivri İcra Müdürlüğü'nün .... esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; Alacaklı davacı şirket tarafından ile borçlu davalı şirket hakkında 18/09/2023 tarihinde 112.967,00 USD fiili ödeme tarihi satış bedeli, Asıl Alacak 6.044,82 USD fiili ödeme tarihi satış bedeline işleyen faiz, toplam 119.011,82 USD, 243.000,00 TL depozito bedeli, 28.520,88 TL depozito ödemesine işleyen faiz olmak üzere toplam 271.520,88 TL tutarındaki toplam alacağın fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla takip tarihinden itibaren fiili ödeme tarihine kadar ve fiili ödeme günündeki döviz alış kuru üzerinden USD alacak için işleyecek Yıllık % 5 USD Mevduata Kamu Bankalarınca Fiilen Uygulanan Azami Yıllık Faiz ve değişen oranlardaki faizi ile, asıl alacağa işleyecek Yıllık % 9 Yasal Faiz ve değişen oranlardaki faizi ile, icra giderleri , avukatlık ücreti ile birlikte Borçlar Kanununun 100.maddesi uyarınca yapılacak kısmi ödemelerin öncelikle faiz ve masraflara mahsubuyla tahsili istemli olarak icra takibi başlattıkları, icra takibine dayanak olarak ; 2 adet Banka dekontunu gösterdikleri, davalı borçlu tarafça ödeme emrine, borca, takibe, faiz oranına, faize, işlemiş faize ve takibin tüm ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine 20/11/2023 tarihinde takibin durdurulmuş olduğu anlaşılmıştır. Kural olarak tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığı sürece geçersizdir. (TMK'nın 706, BK'nın 213, Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60.maddesi) Geçersiz olduğu için de taraflarına hak ve borç doğurmaz. Ancak taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Zira; haklı bir sebep olmaksızın başkası zararına mal edinen kimse onu iade ile yükümlüdür. Cezai şart; asıl borca ilişkin fer'i bir hak olup, geçersiz sözleşmelerde yer alan cezai şartlar da geçersizdir. Tapuya kayıtlı olan taşınmazlar için düzenlenen adi yazılı sözleşmelere dayanarak taraflar birbirlerinden cezai şart isteyemezler. Taşınmaz satışına ilişkin adi yazılı sözleşme gereğini yerine getirmek istemeyen taraf, diğer tarafa aldıklarını geri vermek ve diğer taraftan da verdiklerini geri alma hakkına haizdir. (Bkz Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 21/03/2016 tarih, Esas no: 2015/6478 Karar no: 2016/4224 sayılı ilamı) Eğer satışı vaad edilen taşınmaz tapusunda temliki tasarrufu engelleyen kayıt varsa veya 3194 sayılı İmar Kanununun 18/son maddesi hükmüne aykırı şekilde satış vaadinde bulunulmuşsa veyahutta vaade konu taşınmaz bir başka mahkemede mülkiyet uyuşmazlığına konu olmuşsa bu gibi hallerde de sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez.(Yargıtay 14. HD. 2003/3550 E.-2003-5635 K.) T.B.K 117.Maddesi; “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır “hükmündedir. İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususuna ise ispat yükü denir. İspat yükü üzerine düşen taraf ispat etmesi gereken hususu ispat edemediği durumda ispatsızlık durumu söz konusu olacaktır. Hâkim bir husus ispatsız kalmış olsa dahi medeni yargılamada karar vermek durumundadır. TMK 6. Maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” İddia veya savunmanın haklılığı, bu olay ve hukuki işlemlerin varlığının ispatlanmasına bağlıdır. İspat hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde bir temel hak olarak garanti altına alınmıştır. Anayasal dayanağı olan ispat hakkını, usûl hukukunda taraflar, kanunda belirtilen süre ve usûle uygun olarak kullanırlar. Bu hak yalnızca kanunla sınırlanabilir. İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususuna ise ispat yükü denir. İspat yükü üzerine düşen taraf ispat etmesi gereken hususu ispat edemediği durumda ispatsızlık durumu söz konusu olacaktır. Hâkim bir husus ispatsız kalmış olsa dahi medeni yargılamada karar vermek durumundadır. TMK 6. Maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” HMK m.190’da ispat yükü, “ İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” Buna göre, bir vakıayı kimin ileri sürdüğü değil, kimin bundan lehine bir hak çıkardığı önemlidir. Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişlerse, bu durumda hâkimin ispat yükünün kime düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. İlk olarak hâkim tarafların göstermiş oldukları delilleri incelemekle yükümlüdür. Tarafların göstermiş oldukları delillerle çekişmeli vakıalar ispat edilmişse bu durumda da ispat yükünün hangi tarafta olduğunun araştırılmasına gerek yoktur. Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıa iddialarının doğru olduğu veya karşı taraf iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlayabilmek amacıyla çekişmeli vakıalar hakkında deliller sunarak gerçekleştirdikleri usûli bir faaliyettir. Delil ikame etmemenin veya delil ikame faaliyetinin başarısız kalmasının yaptırımı, bu faaliyet için zorlanmak değil, sadece ulaşılmak istenen usuli hedefe ulaşamamak ya da aleyhte sonuçlara katlanmaktır.Bu bakımdan ispat yükü ile delil gösterme yükü, aynı kavramlar değildir. Nitekim ispat yükü, olayın ispat edilmeme riskinin kime ait olduğunu belirlerken; delil gösterme, ispat yükünün yerine getirilmesinin biçimi ve yöntemi ile ilgilidir. Delil ikame yüküyle ilgili kurallar, ispatın biçimini ve yöntemini belirleyen kurallar olduğu için usul hukukuna ilişkindir ve bir vakıanın ispat edilememiş olmasının sonuçlarına yönelikken, delil ikame yükü, bir vakıa hakkında kendi iddiasının doğruluğu veya karşı tarafın iddialarının asılsızlığı hususunda hâkimde kanaat oluşmasını sağlamaya yönelik olup yargılamanın ilerleyişine ve hâkimin takdirine göre, taraf değiştirebilir. Çoğu kez ispat yükü taşıyan taraf delil gösterme yükünü de taşır fakat bu her zaman böyle değildir. Zira ispat yükünün sabit olmasına rağmen delil ikame yükü, taraf değiştirir. Üzerinde delil ikame yükü bulunmayan taraf, karşı tarafın iddia ve savunmalarının haklılığı bağlamında, delil göstermesini beklemeden, asılsızlığı ortaya koymak maksadıyla delil gösterebilir. Bu halde karşı delilden söz edilir. Karşı delil göstermiş olan taraf, bu davranışı nedeniyle ispat yükünü üzerine almış sayılmayacaktır (HMK m.191,c.2) Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, taraflar arasında akdedilen sözleşme, icra dosyası, ödeme dekontları ve tüm dosya kapsamına nazaran; Taraflar arasında 20/05/2022 tarihli, müşteri rezervasyon formu başlıklı, TMK'nın 706, BK'nın 213, Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60.maddeleri gereği geçerli bir sözleşme halinde olmayan ancak tarafların kabulü dahilinde adi yazılı sözleşme şeklinde bir akit bulunduğu, davacının iş bu sözleşme uyarınca davalının iban hesaplarına, 20/05/2022 tarihinde 243.000,00 TL, 08/07/2022 tarihinde ise 112.967,00USD göndermiş olduğu, dekontlarda her ne kadar açıklama taşınmaz satışına ilişkin olduğuna dair bir açıklama bulunmasa dahi, dosya kapsamında tarafların taşınmaz satışına ilişkin kabul beyanları doğrultusunda davacının göndermiş olduğu bedellerin davalının iddia ettiği gibi borç geri ödemesi şeklinde olmadığını gösterdiği, dosya kapsamında davacı ticari kayıt ve defterlerini delil olarak gösterdiği, ancak mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak inceleme yapılmak üzere bilirkişi incelemesi ara kararı kurulmasına rağmen, davacı tarafça bilirkişi ücretinin dosyaya depo edilmediği, davalı vekilinin de mahkememizin 26/06/2025 tarihli celsesinde; bilirkişi ücretini yatırmak istemediklerini, defter incelemesi de talep etmediklerini bildirdiği, bu aşamada, taraflar arasında taşınmaz satışına ilişkin akitin kabul edildiği nazara alınarak, yapılan ödemelerin buna ilişkin olduğu, davalı tarafın ödemesi yapılan 112.967,00 USD'nin borç olarak ödendiğini ispat yükü üzerine aldığı, ancak dosya kapsamında yapılan bu miktardaki ödemenin borç geri ödemesi olduğunu ispat eder somut bir delil sunmamış olduğu, bilirkişi ücreti yatırmak istememesi ve defter incelemesi talep etmemesi nedeniyle mahkememizce bu delilin araştırılamadığı, haklı bir sebep olmaksızın başkası zararına mal edinen kimse onu iade ile yükümlü olduğu, taşınmaz satışına ilişkin adi yazılı sözleşme gereğini yerine getirmek istemeyen taraf, diğer tarafa aldıklarını geri vermek ve diğer taraftan da verdiklerini geri alma hakkına haiz olduğu, (Bkz Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 21/03/2016 tarih, Esas no: 2015/6478 Karar no: 2016/4224 sayılı ilamı) TBK 62. Maddede düzenlenen sebepsiz zenginleşmeye sebebiyet verilmemesi, davacının sunduğu dekontlar, tarafların taşınmaz satışına ilişkin ortak kabulü, davalının ticari kayıt ve defterlerinin incelenememesi karşısında ödenen 112.967,00 USD'nin borç olarak ispat edilemediği, adi sözleşme kapsamında ödenen 243.000,00 TL'nin depozito bedeli olarak ödendiği konusunda da şüphe bulunmadığı anlaşıldığından, davanın kabulü ile Silivri İcra Dairesi .... Esas sayılı dosyasındaki itirazın iptali ile, takibin aynı koşullarda devamına karar vermek gerekmiş, alacağın belirlenebilir ve dolayısıyla likit olması dikkate alınarak davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin kabulü ile, takip tarihi itibariyle toplam alacak tutarının %20'si oranında 660.214,63 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın KABULÜ İLE, Silivri İcra Dairesi .... Esas sayılı dosyasındaki itirazın iptali ile, takibin aynı koşullarda devamına, İcra inkar tazminatı olan 112,967USD + 243.000,00TL depozito bedeli olan %20 icra inkar tazminatı olan 660.214,63TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 268.129,31 TL harç peşin alınan 42.058,79 TL harcın mahsubu ile eksik 226.070,52 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan ayrıntısı UYAP'ta kayıtlı 128,00 TL posta masrafından oluşan giderler ile toplam harç gideri 42.486,39 TL ki toplam 42.614,39 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 4-HMK'nun 333. maddesi uyarınca yatırılan avanstan kullanılmayan gider avansının (iş bu kararın tebliğ gideri avanstan karşılanmak ve bu gider mahsup edilmek kaydıyla) kararın kesinleşmesinden sonra resen davacıya iadesine, 5-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap edilen 526.231,05 TL avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 6-HMK'nun 333. maddesi uyarınca davalı tarafından yatırılan avanstan kullanılmayan bakiye avansın kararın kesinleşmesinden sonra resen davalıya iadesine, 7-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 3.600,00-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, Dair karar, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde HMK'nun 342.maddesi gereğince dilekçe ile mahkememize veya başka bir yer mahkemesine İstinaf kanun yolu harcı, tebliğ giderleri dahil olmak üzere tüm giderler ödenerek istinaf yolu açık olmak üzere davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 26/06/2025

Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2024/337, K. 2025/598, T. 26.06.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-337-e-2025-598-k-e7a2796a1f7f