Diğer ·

2024/252 E. 2026/214 K.

Mahkeme
Diğer
Esas No
2024/252
Karar No
2026/214
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/252 Esas KARAR NO : 2026/214

DAVA : Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 27/12/2024 KARAR TARİHİ : 24/09/2026

Mahkememizde görülmekte bulunan Markanın Hükümsüzlü davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının 1997 yılında yarattığı “...” markasının dünya çapında ... sınıflarda tescilli gerçek hak sahibi olduğunu, Markanın 2018’den bu yana ödeme sistemleri ve finansal hizmetler üzerinde aktif olarak kullanıldığını, davalı, müvekkilin markasını aynen içeren ... no.lu “...”, ...no.lu “...” ve ... no.lu “...” markalarını ...sınıflarda kendi adına tescil ettirdiğini, bu tescillerin kötü niyetli olduğunu ileri sürülerek, dava konusu markaların SMK’nın 6/3, 6/4, 6/6, 6/9 maddeleri kapsamında hükümsüzlüğüne karar karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkiline ait “...” markasının ilk olarak 2018 yılında tescil edildiğini, huzurdaki davanın ise Aralık 2024 tarihinde ikame edilmiş olduğundan 5 yıllık hak düşürücü süre geçtiğini, davacının iddialarının kesinlikle kabul anlamına gelmemekle beraber, davacının dava dilekçesinde sayfalarca Tarafların aynı sektörde faaliyet gösterdiğini ifade ettiğini, dolayısıyla, davacının, bizzat kendi açıklamaları çerçevesinde, Türkiye’nin en eski ve önde gelen bankalarından olan Müvekkilinin markalarından haberdar olmamasının mümkün olmadığını, kaldı ki, davacının müvekkili adına tescilli ... no’lu “...” ibareli markanın kullanıldığını bildiğinin de açık olduğunu, Zira ...şirketi tarafından daha önce ... no’lu “...” markasının tesciline Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde itiraz edilmiş ve söz konusu itiraz Yeniden İnceleme Değerlendirme Kurulu tarafından 16.08.2019 tarihli karar ile nihai olarak haksız bulunduğunu, davalı tarafından da 2 aylık yasal süre içerisinde YİDK kararının iptali için dava açılmayarak söz konusu kararın haklılığı kabul edildiğini, Davacının ... no’lu “... ” ibareli markaya ilişkin olarak, daha evvel Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde yapmış olduğu itirazın nihai olarak reddedilmesi üzerinden dahi, 5 yılı aşan bir süre geçtiğini, aslen davacı da bu hususun farkında olduğundan, 5 yıllık hak düşürücü sürenin tek istisnası olan “kötü niyetli tescil” iddiasında bulunmakta; hayatın olağan akışına ve mantığa aykırı şekilde, 81 yıldır finans sektöründe faaliyet gösteren, ulusal ve uluslararası düzeyde sayısız başarılara ve ilklere imza atmış Müvekkilinin davacının tanınmışlığından yararlanmak adına dava konusu markaları tescil ettirdiğini ileri sürdüğünü, Bankanın “...” esas unsurlu seri markalarından olan ... Markaları’nı tescil ettirmek istemesinin “ haksız yarar sağlama” olarak nitelendirilmesi ve kötü niyet teşkil iddiasının hukuken mümkün olmayacağını, ..., hem fiziki hem de online alışverişlerde ödemelerin hızla ve kolayca yapılmasını sağlayan ve Müvekkili Bankanın mevcut ...’lü müşterilerine sunulan bir ödeme yöntemi olduğunu, ... Markaları, ...’ün bir parçası olarak sunulan bir ödeme yöntemine ilişkin olduğundan; Müvekkili adına tescilli markası ile İngilizce “ödemek” anlamına gelen “...” ibarelerinin birleşiminden oluşan bir seri markası olduğunu, özellikle,“...” kelimesinin kelimesinden ayrı ve daha büyük yazılması, bu markanın da, Müvekkili Banka’ya ait esas unsurlu seri marklarından biri olduğu algısını kuvvetlendirdiğini, 2007 yılında tescil edildiği belirtilen “...” markaları hali hazırda geçersiz durumda olduğunu, üstelik 2007 yılında tescil edilen markaların kullanıldığına dair davacının herhangi bir beyanı olmadığı gibi dosyada tek bir delil dahi bulunmadığını, müvekkili adına tescilli ... Markaları,...’ün bir parçası olarak sunulan bir ödeme yöntemine ilişkin olduğundan; Müvekkili adına tescilli markası ile İngilizce “ödemek” anlamına gelen “..” ibarelerinin birleşiminden oluşan bir seri marka olduğunu, diğer bir ifade ile davaya konu edilen Müvekkilinin markalarındaki “...” ibaresinin zaten Müvekkili adına 2007 yılında tescil edilmiş bir marka olduğunu, finansal hizmetler alanında Müvekkili ile özdeşleşmiş olan ... ibaresinin yanına eklenen “...” ibaresinin ise taraf markalarının tescilli olduğu sınıflar yönünden tanımlayıcı nitelikte olduğundan kimsenin tekeline bırakılabilmesi hukuken mümkün olmadığını, nitekim bu nedenle, kendi ödeme yöntemleri bulunan birçok firma, kendi ana markaları yanında “...” ibaresini ek olarak kullandığını, ayrıca,... hizmetlerinin erişilebildiği veya tanıtıldığı/duyurulduğu tüm mecralarda zaten Müvekkili Banka ile bütünleşmiş Vadaa karakteri ve hatta Müvekkili Banka adına TPMK nezdinde tanınmış marka olarak ... no ile tescilli “...” markası yer aldığını, bilindiği üzere, önceden tescil edilmiş kök markanın asli unsurlarını barındıran, aynı sınıflarda tescilli ve bu kök markalar ile bağlantılı olan markalar seri marka olarak kabul edildiğini, davaya konu edilen ...Markaları’nın bu unsurları taşıyarak Müvekkili Banka’nın esas unsurlu seri markası olduğunu, ayrıca hak düşürücü süre dolduğundan taraf markalarının uzun sürelerden beri birlikte var olduğunu, müvekkili Banka’nın yıllardır sorunsuz bir şekilde markalarını ürün ve hizmetlerinde kullandığının da tartışma konusu olmadığını, müvekkili Banka’nın “...” esas unsurlu seri markalar üzerindeki kazanılmış hakka sahip olduğu, 1991 yılından beri hizmetlerini bu şekilde piyasaya sunduğunu, davanın reddine ve marka üzerinde devrin önlenmesine yönelik verilen tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmişlerdir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava konusu uyuşmalık; Davalı adına tescilli ..., nolu markaların hükümsüzlüğü kapsamında açıldığı anlaşılmaktadır. Davanın açılmasını müteakip davacının dava, davalının cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, duruşmada hazır olanlar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, arabuluculuk kurumundan faydalanmak istenilmediğinden tahkikat duruşmasına devam olunmuş, her ne kadar yabancılık teminatı itirazında bulunulmuş ise de davacının tabiyeti, eşit işlem ilkesi ve davacının Paris Sözleşmesine taraf olması nedeniyle bu itirazlar yerinde görülmemiş, hak düşürücü süre itirazı esas hükümle incelenmiş, tarafların beyanlarında geçen deliller toplanmış, bilirkişi incelemesi yaptırılmış, HMK 184.madde kapsamında hazır olanlardan tahkikat ile ilgili beyanları sorulmuş, HMK 186. madde kapsamında ise karar duruşmasında hazır olanlardan esas ile ilgili son diyecekleri sorulmuştur. HMK 266. Madde kapsamında bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişiler ... tarafından düzenlenen 18/02/2026 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Mali yönden; Davalı tarafın 2018 yılı öncesinde de “...” emaresinin maruf hale gelmesi için reklam tanıtım harcamalarında bulunduğu, İşbu tanıtım harcamalarının süreklilik arz ettiği, ... Kredi kartı ürünü başta olmak üzere davalının gerekli yatırımları yapmış olduğu, ilgili “...” kredi kartının banka adı ile özleşmiş olduğu, Bilişim yönünden yapılan inceleme neticesinde; Dosyada davacı tarafa ait olduğu belirtilen ... alan adının 21.06.1997 tarihinde alındığı/kayıt edildiği, mevcut durumda web sitesinde şeklinde kullanım olduğu,... web archive kaydı kontrol edildiğinde 02 Aralık 1998 ile 20 Ocak 2026 tarihleri/aralığında toplamda 10.010 kez kaydedildiği, 02 Aralık 1998 tarihli web archive kaydında ... Ltd ibaresinin olduğu, web sitesi dil seçenekleri arasında Türkçe dil seçeneğinin olmadığı, web sitesinde ödeme yöntemlerine ilişkin faaliyet gösterildiği,...linkinde ... ve ...’den Yeni İş Ortaklığı başlıklı yazının 12 Ocak 2018 tarihinde yayınlandığı ve 23 Ağustos 2025 tarihinde güncellenen yazının olduğu, bu siteye ait uzantıların da raporda gösterildiği, Dosyada davalıya ait olduğu belirtilen ...alan adının ise 21 Aralık 2001 tarihinde alındığı/kayıt edildiği, alan adı sahibi/yetkilisi bilgilerinde... A.Ş. bilgisinin olduğu, mevcut durumda web sitesinde -... şekil ... gibi kullanımların olduğu, ...web archive kaydında 15 Şubat 2002 ile 31 Aralık 2025 tarihleri/aralığında toplamda 1.050 kez kaydedildiği, 15 Şubat 2002 tarihli web archive kaydında ... şekil şeklinde kullanım olduğu,... linkinde ödeme yöntemleri konusunda hizmet verildiği, ... linkinde bulunan 09 Kasım 1992 tarihli ... gazetesinde ...’de yazdığı, ... linkinde ...tarihli ... gazetesinde ... başlıklı haberin olduğu ... linkinde bulunan ...tarihli ... gazetesinde ... yazdığı, ... linkinde bulunan ...tarihli ... gazetesinde ...ibarelerinin olduğu, ... linkinde bulunan ... tarihli ... gazetesinde... Yazdığının tespit edildiği görüldüğünü, Hükümsüzlük Yönünden yapılan incelemede; Davalı yan adına tescilli;... no’lu “...”, ...no’lu “...” ve ... no’lu “....” markalarının tescilli olduğu sınıflarda davalı tarafın ciddi kullanımının bulunduğu ve reklam harcamaları yaptığı, davalının b u m a r k a l a r ı n ı n esas unsurlu ... seri markası kapsamında sayılabileceği bu sebeple ... tescilli markanın hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, marka tescillerinin kötüniyetle yapıldığı yönünde bir bulguya ulaşılmaması sebebiyle davaya konu markaların tescil kapsamındaki tüm mal ve hizmetler açısından hükümsüzlük koşullarının mevcut olmadığı yönünde görüş bildirmişlerdir. ...tarafından sunulan uzman mütaalasında özetle; Hükümsüzlüğü istenen “...” ibareli markaların, davalının 1991 yılından beri finansal hizmetlerde kullandığı ve 2007 yılında söz konusu hizmetleri de kapsayacak şekilde tek başına tescil ettirdiği “...” kök markasının seri markası niteliğinde olduğu, söz konusu kök markaya ayırt edici niteliği olmayan "..." kelimesinin eklenmesiyle oluşan seri markaların davalının tescilli “...” kök markasının kapsamında kaldığı, dolayısıyla davalının söz konusu seri markalar bakımından müktesep hakka sahip bulunduğu; davacının “...” ibaresi üzerinde davalıya göre üstünlük sağlayacak gerçek hak sahipliği elde ettiğinin ispatlanamadığı, davacı ile ... arasındaki ortaklık kapsamında davacı tarafından yurt dışında hizmet sunulduğu, hükümsüzlüğü istenen “....” ibareli markaların, davalının 1991 yılından beri finansal hizmetlerde kullandığı ve 2007 yılında söz konusu hizmetleri de kapsayacak şekilde tek başına tescil ettirdiği “...” kök markasının seri markası niteliğinde olduğu, söz konusu kök markaya ayırt edici niteliği olmayan "..." kelimesinin eklenmesiyle oluşan seri markaların davalının tescilli “..” kök markasının kapsamında kaldığı, dolayısıyla davalının söz konusu seri markalar bakımından müktesep hakka sahip bulunduğu; hükümsüzlüğü istenen markalarının esas unsuru olan “...” markasını davalının uzun yıllardır kullandığını ve “...” markasına ilişkin tescil başvurusunda bulunulduğunu davacının bilmesine rağmen beş yıllık süreni dolmasına iki gün kala hükümsüzlük davası açmasının da TMK m. 2 uyarınca hakkın kötüye kullanımını teşkil edeceği bildirilmiştir. ...ve ...tarafından sunulan uzman mütalaasında özetle; sessiz kalmaya ilişkin 5 yıllık sürenin, başvuru tarihinden değil, başvurunun marka olarak tescil edildiği tarihten başlayacağını, Hükümsüzlüğü istenen davalı ...BANKASI adına tescilli ... ibareli ...ve .... sınıf ürün ve hizmetleri içeren 08.11.2018 gün ve... sayılı markanın ...Alışveriş Kredisi, ... ibareli .... sınıf ürün ve hizmetleri içeren 11.11.2022 gün ve ... sayılı markanın ...ve ... ibareli ... ve .... sınıf ürün ve hizmetleri içeren ...gün ve ... sayılı markanın da 21.10.2024 tarihinde tescil edilmiş oldukları, işbu hükümsüzlük davasının ise 28.12.2024 tarihinde açılmış olduğu; dava tarihi ile davalı markalarının tescil olunduğu 30.12.2019, 05.11.2024 ve 21.10.2024 tarihleri arasında 5 yıllık süre geçmediğinden, sessiz kalma savunmasının yerinde olmadığını, davacının ilk ticaret unvanı tescili 1997 yılında yapılan, ..., ... markasıyla ilgili ticari faaliyetlerini 21.06.1997 tarihinde tahsis ettirdiği ... alan adlı internet sitesinde kamuya sunarak tanıtan, davalı marka tescil başvuru tarihinden önce dünyanın birçok ülkesinde ve tüm Avrupa Birliğini kapsayacak biçimde 2012 yılında tescil olunan, Türkiye’de 2006-2016 yılları arasında tescili bulunan, 2017 yılı sonu ve 2018 yılı başından itibaren Türkiye’de de ... aracılığıyla kullanılan davacıya ait ... ibareli markanın Paris Sözleşmesi’nin 1. Mükerrer 6. maddesi kapsamında tanınmışlık kazanan bir marka olduğunu, davalının ise aynı sektörde yer aldığı ve basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gerekirken , davacının ... ibareli markasının İyzico aracılığıyla Türkiye’de kullanılmasının hemen ardından, davalının öteden beri kullanmakta olduğu ... markasından uzaklaşarak davacının ... markasına yakınlaştırılarak tescil ettirdiğini, davalının tescil anında iyi niyetli olmadığı, somut olayda davacı yanca ileri sürülen gerçek hak sahipliği, kötüniyetli tescil, tanınmışlık ve ticari unvan kapsamındaki tüm davacı taleplerine dayanak hükümsüzlük taleplerinin gerçekleştiği ve davalı markalarının hükümsüz kılınması gerektiği bildirilmiştir. TOPLANAN DELİLLERİN TARTIŞILMASI 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 282 inci maddesinde belirtilen "hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." hükmünden hareketle davacı vekilinin sundukları uzman görüşü kapsamında yeniden bir inceleme yapılması talepleri itiraz sebeplerinin hukuki nitelikte olması nedeniyle kaldi ki bilirkişilerin ve uzmanların görüşü hakim için bağlayıcı olmayıp HMK'nın 282. maddesinde uyarınca hakimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği hususu yasal düzenleme ve yüksek yargı uygulamaları ile sabit olduğundan davacının yeni bir inceleme yapılması yönündeki talebi usul ekonomisi de gözetilerek yerinde görülmemiştir. Kaldi ki yüksek Mahkeme uygulamasında da: (.. sunulan uzman görüşünün, davalının yazılı belgeye bağlı beyanı niteliğinde olduğuna işaret edilmiş, … yerinde görülmeyen istinaf isteminin reddine karar verilmiştir. BAM 16.HD ... Esas ...karar nolu ilamı ) Öte yandan tamamı hukuki nitelikte olan gerçek hak sahipliği, kötüniyet, hak düşürücü süre savunması, tanınmışlık, unvan üzerindeki üstün hakka dayalı hükümsüzlük sebeplerinin tamamının değerlendirilmesi hakimin hukuki bilgisi ile çözümlenecek nitelikte olup, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2016 gün ve E...., K.... sayılı kararında da işaret edildiği üzere hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak HMK 266 madde kapsamında sunulan rapor, uzman görüşlerinin nihai olarak takdiri Mahkememizce yapılmış olup, sunulu delillere göre yapılan incelemede: Türk Patent ve Marka Kurumundan celp edilen marka tescil belgelerinin incelenmesinde; Davalı adına ... tescilli ... ibareli.... sınıf ürün ve hizmetleri içeren markanın 08.11.2018 tarihi itibarıyla tescil edildiği, 30.12.2019 tarihlinde sicil tescilinin yapıldığı, resmi marka gazetesinde ise 31.1.2020 tarihinde yayınlandığı anlaşılmıştır. Davalı adına ... tescilli ..., ... ibareli... sınıf ürün ve hizmetleri içeren markanın 11.11.2022 gün tarihi itibarıyla tescil edildiği, 5.11.2024 tarihinde sicil tescilinin yapıldığı, resmi marka gazetesinde ise 31.1.2025 tarihinde yayınlandığı anlaşılmıştır. Davalı adına ... tescilli ... ibareli.... sınıf ürün ve hizmetleri içeren markanın 11.11.2022 gün tarihi itibarıyla tescil edildiği, 21.10..2024 tarihinde sicil tescilinin yapıldığı, resmi marka gazetesinde ise 29.11.2024 tarihinde yayınlandığı anlaşılmıştır. Davacı dışı ... adına ... nolu ... şekil markasının başvurunun geçersiz olduğundan bahisle keza ... nolu ... ibareli markanın başvurularının geçersiz olduğundan bahisle marka belgelerinin gönderildiği anlaşılmıştır. Öte yandan davacı ve davalının delil listelerinde flash bellek içinde sunduğu marka tescil dosyaları da incelenmiş olup, davacının yurtdışında tescilli woldpay ibareli markalarının ... ve ... nezdinde tescilli olduğu, (davacının ... ibareli markasının ... sınıf ürün ve hizmetler için yurtdışında tescil ettirdiği ve ... nezdinde 1997 başvuru tarihli... sınıf içiren ... markalarına sahip olduğu sunulu deliller kapsamından anlaşılmıştır. Davalının ise sunduğu deliller arasında ... tescil nolu “...” kök markasını tek başına ... Sınıflarda 2.10.2007 başvuru tarihi ile 9.1.2009 yılında tescil ettirdiği anlaşılmıştır. Davalının ayrıca ... esas unsurlu 2003 yılından beri seri markalar şeklinde tescilli markalarının ağırlıklı olarak ....sınıflar olmak üzere seri marka olarak yıllar içinde tescil edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla somut olayda davalı ve davacı delilleri , marka tescil belgesi, faturalar, reklamlar, davacı ve davalının Flash bellek içinde sunduğu deliller bir bütün halinde marka hukuku kapsamında incelendiğinde; Davacı yanca hükümsüzlüğü istenen “...” markası, davalının 1991 yılından itibaren kullandığı ve 2007 yılında tek başına tescil ettirdiği “...” ibaresi ile oluşturulmuş olup, ayırt edici niteliği bulunmayan “...” kelimesinin birleşmesinden oluşmaktadır. Davalının sunduğu delil listesinde TPMK’nun 5.4.2019 tarihli yazıları kapsamına göre davacı ... şirketi tarafından daha önce... no’lu “...” markasının tesciline Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde itiraz edildiği ve Yeniden İnceleme Değerlendirme Kurulu tarafından 16.08.2019 tarihli karar ile nihai olarak talebin red edildiği anlaşılmıştır( YİDK tarafından davacının 6/3 eskiye dayalı kullanım, 6/4-5madde gereğince tanınmış olduğu, ,6/6,6/8, ve kötüniyet iddialarının haksız bulunduğu anlaşılmıştır.) Dolayısıyla sunulu delillere göre davacının ... no’lu “...” ibareli markaya ilişkin olarak, daha evvel Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde yapmış olduğu itirazın nihai olarak reddedildiği ve davacının huzurdaki hükümsüzlük davasını ise 27.12.2024 tarihinde açtığı dolayısıyla davalının hak düşürücü süre itirazında bulunduğu ve davacının dava hakkını kötüye kullandığı hususu davalı yanca savunulmuştur. Davacının TPMK nezdinde tescile bağlanan marka yönünden YİDK tarafından itirazı nihai olarak red edildiğinde basiretli bir tacirden beklenen marka sicilinin takip edilmesi, tescil başvurusunun takip edilmesi , tescil edildiği tarihte ise ivedi olarak YİDK kararının iptali yada hükümsüzlük davasının açılmasıdır. Davacı ise davalının başvuru tarihinden itibaren 6 yıl (8.11.2018 tarihi dikkate alındığında) , sicile kayıt tarihi itibarıyla da 5 yıl dolmasına 3 gün kala hükümsüzlük davasını açmıştır. Dolayısıyla hak düşürücü süre her somut olayda sunulu delillere göre incelenmelidir. Zira TMK m. 2’den kaynağını alan söz konusu hüküm her somut olayda hakim tarafından değerlendirilmelidir. (..) SESSİZ KALMA SAVUNMASININ İNCELENMESİ Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki marka hakkı sahibinin hakka konu işareti ticari alanda iyiniyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak markayı koruma hakkını yitirmesi demektir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin temeli TMK'nın 2. maddesine dayanmaktadır. Anılan madde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” hükmünü haizdir. Buna göre anılan madde ile hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki temel ilkeye yer verilmiş olup öncelikle hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Zira iyiniyetli olarak ticaret unvanını, markasını tescil ettirmiş ve kullanmaya başlamış olan tacirin, para ve emek sarf ederek bu unvan altında yatırımlar yapması, markasal etki doğuracak düzeyde kullanıma başlaması, ancak önceki hak sahibinin bu durumdan haberdar olmasına rağmen uzun süre sessiz kaldıktan sonra dava açması “dava hakkının kötüye kullanılması” olarak nitelendirilmelidir. Markanın sahibi, haklı bir sebep olmaksızın markasına tecavüzden doğan haklarını uzun süre kullanmayarak bundan sonra da işaretin süregelen kullanımlarına karşı bu haklarını kullanmayacağı yönünde bir kanaat oluşturmuşsa artık bu hakkını kullanamaması gerekir. Bu nedenle önceki hak sahibinin, TMK’nın 2. maddesi gereğince belli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sonucu dava açma hakkını veya devam eden eylemli kullanımını men etme hakkını kaybettiği kabul edilmelidir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybında, hak genel olarak sona ermemekte, sadece bu haktan eylemine sessiz kalınan kişi ya da kişilerin yararlanmasına katlanılmaktadır. Zira tacirin, bir hakkını bilerek isteyerek belli bir süre kullanmaması sebebiyle markadan doğan hakkı kaybolmamakta, sadece uzun süredir var olan kullanıma sessiz kalmış olması sebebiyle bu duruma zımnen icazet verildiği kabul edilmektedir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için, önceki hak sahibinin markasındaki işaretin aynısının veya benzerinin ticaret unvanı olarak tescil ettirildiğini ve markasal anlamda kullanıldığını bilmesi ve buna rağmen kabul edilebilir bir süre sessiz kalmış olması gereklidir. Bununla birlikte önceki hak sahibinin uzun süre sessiz kalması mücbir sebep ya da objektif imkânsızlık gibi haklı bir nedene dayanıyorsa ve bunun ispatlanması hâlinde sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu olmayacaktır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için sonradan tescil ettiren ve markasal olarak kullanan kişinin de iyiniyetli olması gerekir. Zira bu kişi kötüniyetli ise sessiz kalma yoluyla hak kaybından söz edilemez. Sessiz kalmanın ne kadar süre geçtikten sonra hak kaybına sebep olacağı mülga 556 sayılı KHK kapsamında düzenlenmiş değildi, bununla birlikte 10.01.2017 tarihinde yürürlüğü giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile ilk defa marka hukukunda hükümsüzlük davaları yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. SMK’nın 26/6 maddesine göre; Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez” hükmünü haizdir. Buna göre marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerektiğine işaret edilmektedir. Ancak TMK’nın 2. maddesi ise her somut olayda öncelikle gözetilmek suretiyle her somut olayın özellikleri dikkate alınarak sürenin belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda sonraki markasal kullanımlar ve bu kullanımların başlangıcı nazara alınarak bu tarihten dava tarihine kadar geçen süre belirlendikten sonra açılan davanın TMK'nın 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanımı niteliğini haiz olup olmadığı da hakim tarafından değerlendirilmelidir. Zira sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’i olmayıp itirazdır. Zira sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin dayanağı TMK’nın 2. maddesi olduğuna göre, dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve bu durum dava dosyasından ortaya konulabiliyorsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı bir itiraz olarak kabul edilip hâkim tarafından resen dikkate alınacaktır. Keza TMK’nın 2/2. maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Davalı bankanın "..." ibareli markalarının esas unsurunun "..." kök unsuru olduğu ve davalının "..." markasını sosyal medyada, mali tablolarda ve pek çok projede uzun zamandır aktif olarak kullandığı , "..." ibaresinin finans ve bankacılık sektöründe "ödeme" anlamına gelmesi sebebiyle çok özgün olmadığı ve ayırt ediciliğinin yüksek bulunmadığı , Davalının "...", "..." gibi birden fazla tescilli markasında ortak ve ayırt edici unsurun "..." ibaresi olduğu, bu kelimeye farklı ekler getirilerek marka adlarının oluşturulduğu , Davalının "..." ve türevi markalarının, bankacılık hizmeti alan ortalama tüketici nezdinde davalının sunduğu hizmetler olarak algılanacağı ve bu nedenle "seri marka" olarak kabul edilebileceği davalının markaların davacının faaliyetleriyle karıştırılmasının mümkün olmadığı, Davalının "..." markasını tescil ettirmesinde kötü niyetli olduğuna dair somut hiçbir delil sunulmadığı, Davalının markayı kendi kurumsal renkleri ve şekilleriyle özgünleştirerek uzun zamandır yurtiçinde kullandığı, tarafların birebir aynı sektörde faaliyet göstermediği ve davacı markasının ülkemizde baskın ve yoğun bir kullanımının bulunmadığı , Davalının, dava konusu markaların başvuru tarihi olan 2018 yılı öncesinde de (2007-2014-2018 yılları) arası "..." emaresinin maruf hale gelmesi için süreklilik arz eden reklam ve tanıtım harcamaları (ulusal TV, radyo, görsel/yazılı basın, AVM içi ekran vb.) yaptığı , bu yatırımlar neticesinde "..." kredi kartının bankanın adı ile özdeşleştiği , Davacıya ait "..." alan adının 21.06.1997 tarihinde tescil edildiği, arşiv kayıtlarına göre sitede Türkçe dil seçeneğinin bulunmadığı ve ödeme yöntemlerine ilişkin faaliyet gösterildiği ,Davalıya ait "..." alan adının ise 21.12.2001'de kaydedildiği; ayrıca ... ve ... gazetelerinin 1991 ve 1992 yıllarına da arşiv kayıtlarında "..." ile "..." ibareli haber ve reklamlarının yer aldığı hususu bilirkişi raporu ve flash belleğe kayıtlarak Mahkememize sunulan deliller kapsamından anlaşılmıştır. Davalı yan SMK m. 25/6’da öngörülen beş yıllık sürenin en geç 2007 yılından itibaren hesaplanması gerektiğini ileri sürmüştür. Huzurdaki davanın açılma tarihi 28.12.2024’tür. Davalının ... esas unsuru yönünden uzun yıllardır kullanımının olması, 2007 yılından beri ciddi yatırım yapması hususları gözetildiğinde “...” kök markası üzerinde finansal hizmetlere ilişkin müktesep hakkını yaklaşık 17 sene önce elde ettiği, keza davalı “...” markasını tanımış marka haline getirdikten sonra davacının huzurdaki dava açtığı ileri sürüldüğünden bu husus da Mahkememizce bir itiraz sebebi olarak res’en incelenmiştir. Sunulu delillere göre ; davacının TMK m. 2 uyarınca ...nolu marka yönünden sessiz kalma sebebiyle hak kaybına uğradığını kabul etmek gereklidir. Zira dava “...” markasının tescilinden itibaren beş yıllık sürenin dolmasına üç gün kala, 27.12.2024 tarihinde açılmıştır. Her ne kadar SMK m. 25/6 maddesinde hükümsüzlük davaları için süre yönünden özel bir düzenleme getirilmişse de TMK m. 2’de öngörülen dürüstlük kuralının evveliyetle her somut olayda uygulanması ve sürenin de res’en Mahkemece dikkate alınması gereklidir. Gerçekten de söz konusu ilkenin kanunlaşarak yasal bir norm hâline gelmesi, onun tarihsel ve felsefi köklerinden koptuğu anlamına gelmez. Bu itibarla, kuralın somut uyuşmazlıklara uygulanmasında “dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı” ekseninde bir değerlendirme yapılması hakkaniyet gereği hukuki bir zorunluluktur. Hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde, markanın davalı tarafından kullanıldığını davacının bildiği halde, uzun süredir bu hakkını kullanmaması, sessiz kalması davalı tarafta hakkı kullanılmayacağı yönünde bir güven uyandırması , bu sırada davalının yatırım yapmasına, büyümesine göz yumması daha sonra ise uzun süreden sonra dava açması MK.2.madde anlamında değerlendirilmelidir. Doktrin uygulamada bu durumu örtülü bir feragat olarak da değerlendirilmektedir. Sessiz kalınarak karşı tarafta güven uyandırdıktan sonra, tamamen farklı bir davranışta bulunarak, karşı tarafı hukuken elverişsiz duruma sokmayı hukuk düzeni korumamaktadır. Hakkın kötüye kullanılma yasağının hukuki temelini dürüstlük kuralı oluşturmaktadır. Hak o hakkın tanınmasındaki amaca aykırı olarak kullanırsa ve bu kullanmada kullanan bakımından menfaat yoksa veya çok küçük bir menfaat varsa, bu takdirde o hakkın kullanılmasından değil, hakkın kötüye kullanılmasından bahsedilir. Önceki davranışı ile çelişen kişi, hakkını kullanırken objektif dürüstlük kuralına aykırı davrandı ise MK 2. maddesi ihlal edilmiştir. Bu ilke "sessiz kalmak suretiyle hak kaybı" olarak adlandırılmaktadır. Bu İlkenin kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla, ilkenin uygulanma şartlarını mümkün olduğunca objektif kıstaslara bağlanmalıdır. Aradan çok uzun süre geçtikten sonra, açılan davalar yoluyla yaratılan malvarlığı değerinin yok olması söz konusu olduğundan bu tür davranışlar MK 2. madde kapsamında himaye göremez. Zira MK. 2 md. uyarınca, "Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır". Davalının sunduğu delil listesinde yer alan TPMK’nun 5.4.2019 tarihli yazıları kapsamına göre davacı tarafından daha önce ... no’lu “...” markasının tesciline kurum nezdinde itiraz edildiği ve YİDK tarafından 16.08.2019 tarihli karar ile nihai olarak talebin red edildiği , davacının huzurdaki hükümsüzlük davasını ise 27.12.2024 tarihinde açtığı , davalının kuruma başvuru tarihinin 8.11.2018 tarihi olduğunu davacının bildiği, dolayısıyla tescilden da haberdar olduğu, ancak markanın sicile tescil tarihinden itibaren 5 yıllık sürenin dolmasına 3 gün kala dava açtığı, davacının öncesinde YİDK kararının iptali davası açmadığı, hükümsüzlük davasının ise açıldığı tarih itibarıyla davalının markasına önemli yatırımlar yaptığını bildiği, dolayısıyla davalının başvuru tarihinden itibaren 6 yıl (8.11.2018 tarihi dikkate alındığında) , sicile kayıt tarihi itibarıyla da 5 yıl dolmasına 3 gün kala hükümsüzlük davasını açtığından keza hak düşürücü süre her somut olayda sunulu delillere göre inceleneceğinden , TMK m. 2’ göre davacının ... nolu marka yönünden bilinçli olarak sessiz kaldığı, TPMK’na itiraz tarihinden itibaren bilinçli olarak davalının yatırımlarının daha çok büyümesine, tanınmasına göz yumduğu, dolayısıyla kötüniyetli tescil iddiasına sığınarak sürenin de sınırsız olarak davacı lehine yorumlanmasını talep etmesi Mahkememizce hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmiştir. Diğer seri markalar yönünden ise dava süresinde olmakla birlikte diğer markalarında kök markaların devamı ve serisi niteliğinde olduğundan davacının diğer hükümsüzlük istemlerinin incelenmesi gerekmiştir. “...” MARKASININ SERİ MARKA OLDUĞU SAVUNMASININ İNCELENMESİ Günümüzde markalaşma kavramı, bir şirketi veya ürünleri rakiplerinden ayırmaya yardımcı olan pazarlama ve iletişim tekniklerinin ve araçlarının yöneticisinin, müşterilerin zihninde kalıcı bir izlenim yaratmayı hedefleyerek genişlemiştir. Bir markanın araç kutusunu oluşturan temel bileşenler arasında bir markanın kimliği, kişiliği, ürün tasarımı, marka iletişimi (logolar ve ticari markalar gibi), marka bilinirliği, marka sadakati ve çeşitli markalama (marka yönetimi) stratejileri bulunur. Marka değerinin üç temel bileşeni vardır. Bunlar tüketici algısı, olumsuz veya olumlu etkiler ve sonuçta ortaya çıkan değerdir. Her şeyden önce, bir marka ve ürünleriyle ilgili hem bilgi hem de deneyimi içeren tüketici algısı, marka değerini oluşturur. Bir tüketici segmentinin bir marka hakkında sahip olduğu algı, doğrudan olumlu veya olumsuz etkilerle sonuçlanır. Marka değeri pozitifse, kuruluş, ürünleri ve finansmanı fayda sağlayabilir. Bir Müşteri bir markaya aşina olduğunda veya onu rakipleriyle kıyaslanamayacak şekilde tercih ettiğinde, bir şirket yüksek bir marka değerine ulaşmış demektir. Marka değerini değerlendirmek için özel muhasebe standartları geliştirilmiştir. Muhasebede, maddi olmayan bir varlık olarak tanımlanan bir marka, genellikle bir şirketin bilançosundaki en değerli varlıktır. Marka adı, bir markanın konuşulabilen veya yazılabilen ve bir ürünü, hizmeti veya şirketi tanımlayan ve onu bir kategori içindeki diğer benzer ürünlerden ayıran kısmıdır. Marka oluşturulurken; tek yada birden çok kelimeleri, cümleleri, işaretleri, sembolleri, tasarımları, sloganları veya bu unsurların herhangi bir kombinasyonunu içerebilir. Marka kimliği ise markayı diğerlerinden ayıran bir isim, bir tasarım, bir dizi resim, bir slogan, bir vizyon, yazı stili, belirli bir yazı tipi veya bir sembol vb. gibi bir dizi bireysel bileşendir. Somut olayda da davalı Banka ülkemizde uzun yıllardır bilinen tanınan ... Bankası AŞ olarak faaliyet göstermekte olup, ... esaslı markasının Davalı, “...” ibaresini 1991 yılından itibaren tescilsiz olarak, 1997’den itibaren ise tescilli seri markaların kök unsuru olarak kullanmış ve söz konusu ibareyi 2007 yılında ... no ile tescil ettirmiştir.( koruma tarihi; 2.10.2007, tescil tarihi; 9.1.2009, bülten yayım tarihi; 31.3.2009 olarak ... Sınıflar için tescil ettirmiştir). Dolayısıyla dayalı yanın markasına yatırım yaparak bankacılık faaliyetleri sonucunda ... ibaresi ile diğer seri markalarının tescil tarihinde belirli bir bilinirliğe ulaştığı, yatırım yaparak markasını güçlendirdiği, seri markalar yolu ile ... ailesinin devamı seri markalar oluşturduğu anlaşılmıştır. Marka sahipleri,özellikle bankacılık gibi teknolojinin sürekli yenilendiği bir alana hizmet veren finansal hizmet sunan özel ve kamu bankalarının zaman içinde değişen ihtiyaçlarına göre önceki markalarının (kök marka) asıl unsurunu koruyarak ve bunlara eklemeler veya çıkarmalar yaparak yeni markalar, sloganlar oluşturdukları da bilinmektedir. Seri marka yaratılmasının ardında yatan asıl gaye, kök markanın ilgili tüketici kitlesi nezdinde inşa etmiş olduğu prestij ve güvenilirlik imajından istifade etmektir. Tüketiciler, piyasaya sürülen yeni markayı önceki markanın doğal bir uzantısı olarak algıladıkları için, kök markaya duydukları güven hissiyle bu yeni markaya da yönelim gösterirler.Kök markaya eklenen unsurların ayırt ediciliğinin bulunmaması veya zayıf ayırt ediciliğe sahip olması durumunda, söz konusu seri markanın kullanımı ve kök markanın kullanımı sayılır. Tescilli markanın ayırt ediciliği olmayan eklerle birlikte kullanımının SMK n. 9. m. 1 uyarınca tescilli markanın kullanımı sayılmasından harekette, söz konusu ekleri içeren seri markaların da tescilli marka hakkının korumasının kapsamında yer aldığı hususu rahatlıkla ifade edilebilir. Bu kapsamda kök markanın sahibi, söz konusu seri markaları da tescil ettirme konusunda müktesep bir hakka sahiptir. Somut olayda davalı yanın, “...” kök ibaresini içeren “...” markasını 1991 yılında piyasaya sunduğu, 1997 yılından bu yana “...” kök markası çerçevesinde markasal olarak kullandığı, yüksek bütçeli tanıtım harcamaları yaptığı, “...”, “... ”, “... Online”, “... ”, “... ”, “... ”, “...”, “... ...”, “... ”, “... ”, “... ”, “... ”, “... ”, “... ”, “... ” ve “... ” gibi markalar ile seri markalar ve slogan markalar(Türkiyenin en bonkör kartı ..gibi) yarattığı, Davalının, “...” kök markasının, 2007 yılında .. tescil numarası ile .... sınıflarda da tescil ettirdiği, sunulu deliller itibarıyla “...” kök markasının yanına, sunulan ürün veya hizmet grubunu doğrudan tarif eden, tanımlayıcı nitelikte ikincil unsurların eklenmesiyle seri markalar ailesi oluşturduğu, kök unsurun ... olduğu, zaman içinde teknolojik gelişmeler ile birlikte markanın sunduğu hizmetin tanımlayıcısı olarak (“...”, “...”, “...”, “... ”,”...”….), gibi yani ürün veya hizmetin bizzat nevi ve sunuluş biçimini belirten, tescil konusu mal veya hizmetler açısından tek başlarına tescil edilmeleri mümkün olmayan ve ayırt edilik gücü son derece zayıf işaretler ile seri markalar oluşturulmasının bankacılık sektörü yönünden sıklık ile uygulanan ekler olduğu anlaşılmıştır. Dava konusu “...” ibareli markalar incelendiğinde de söz konusu markaların asıl ayırt edici ve baskın unsurunun “...” olduğu, “...” kelimesinin ise tıpkı önceki seri markalardaki ikincil unsurlar gibi doğrudan sunulan hizmetin niteliğini tanımladığı anlaşılmaktadır. “...” ibaresinin finansal hizmetlere ilişkin .... sınıfta bir çok firma tarafından da tescil ettirildiği hususu da sunulu deliller ile anlaşılmıştır. Dolayısıyla davalıya ait “...” ibareli markaların, davalının tescilli “...” kök markasının ayırt edici niteliği bulunmayan bir eklemeyi içeren seri markası niteliğinde olduğu ve davalının söz konusu seri markalar bakımından müktesep hakka sahip bulunduğu , davacının, ... tescil nolu “...” markasının tescil ediği 2007 tarihine kadar, “...” ibaresi üzerinde davalıdan markasal olarak daha önce gerçek bir hakkının bulunduğunu ispat edemediği anlaşılmıştır. GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASININ İNCELENMESİ(SMK 6/3 DAYALI HÜKÜMSÜZLÜK İSTEMİ) Davacının “...” ibaresi üzerindeki öncelik hakkının, davalının “...” markası ve bu ibareye ayırt edici nitelikte olmayan eklemelerle oluşturulan seri markalar üzerinde müktesep hakkının oluştuğu kabul edilebilecek en geç tarih olan 2007 yılından (... tescil nolu “...” markasının korumasının başladığı tarih) önce ortaya çıkmış olması gereklidir. Dosyaya sunulan belgeler incelendiğinde davacı tarafından “...” markasının 2007 yılından önce Türkiye’de kullanıldığını ilişkin hiçbir kanıtın sunulmadığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafından “...” işaretinin markasal kullanımının tek örneği olarak, davacı ile Türkiye’de lisanslı bir ödeme kuruluşu olan Iyzico arasında 23.02.2017 tarihinde imzalanan İşbirliği Sözleşmesi ile bu işbirliğine ilişkin internet duyurusu ve bu kapsamda kesilen faturalar davacı yanca delil olarak gösterilmişse de; davacı ile Iyzico arasındaki ortaklık kapsamında davacı, ödemelerin Türkiye’den yurtdışındaki satıcılara ulaştırılması için hizmet vermektedir. Bu sebeple davacı, Türkiye’de değil, yurtdışında ödeme hizmeti sunmaktadır. Bu durum, bir kargo firmasının Türkiye’den teslim aldığı ürünleri, yurtdışındaki muhataplarına teslim edebilmek için yurt dışındaki kargo firmasıyla anlaşma yapmasından farksızdır. Dolayısıyla bu kullanımın Türkiye’de markasal bir kullanım sayılması da mümkün görülmemiştir. Öte yandan davacının, “...” ibaresi üzerinde öncelik hakkını iddia ettiği finansal hizmetlerinin Türkiye’de sunulması, ancak kamu kurumlarından alınacak izinle mümkündür. İzin şartı, davacı ile ... arasındaki ortaklık konusunu oluşturan elektronik para ve ödeme hizmetleri için de geçerlidir. 6493 sayılı Kanun uyarınca elektronik para veya ödeme hizmetlerinin sunulabilmesi için, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Anonim Şirketi’nden faaliyet izni alınması gereklidir. Dolayısıyla davacının “...” ibaresini dava konusu finansal hizmetler bakımından kullanılması hususunda ülkemizde yetkili birimlerden aldığı bir izne rastlanmadığı gibi, davalıya karşı üstün bir hak sahipliğinin de bulunmadığı, dolayısıyla davacının gerçek hak sahipliğine dayalı (SMK 6/3 maddesine ) hükümsüzlük isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. TANINMIŞLIK İDDİASINA DAYALI HÜKÜMSÜZLÜK İSTEMİNİN İNCELENMESİ Davacı kendisine ait markanın tanınmış marka olduğu iddiasında bulunmuştur. 6769 sayılı SMK'da ve taraf olduğumuz tanınmış markalarla ilgili uluslararası anlaşmalarda tanınmış markanın tanımı ve kriterleri gösterilmemiş, bu husus Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği üzere konu mahkeme içtihatları ve öğretiye bırakılmıştır. Nitekim Özel Daire 13/03/1998 tarih ve 5647/1704 s. bir kararında "bir kişi veya teşebbüse sıkı sıkıya bağlı, garanti, kalite, kuvvetli reklam ve yaygın dağıtım içeren, müşteri, akraba, dost ve düşman ayırımı yapılmaksızın, coğrafi sınır, kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışımdır" biçiminde bir tanımlama getirmiş ve bu tanıma nazaran da markanın promosyon sonucunda kazanılan herkesçe veya ilgili kesimce bilinme, emtia söylendiğinde o markanın akla gelmesi, ilişkin olduğu sektörde iyi bilinme ve geniş bir dağıtım ağına sahip olma gibi kıstaslara göre markanın tanınmış marka olup olmadığının tespiti cihetine gidilmektedir. Doktrinde konuyla ilgili yapılan bir başka tanıma göre ise; "Bir ülkenin bir veya birkaç yöresinde tutunma markalar değil, dünya çapında olmasa bile, yurt içi ve yurt dışında ilgili çevrelerce bilinen, Paris Sözleşmesine üye devletlerden birinin yurttaşına veya o ülkelerden birinde yerleşik olan ya da ticari veya sınai işletmeye sahip kişilere ait bulunan markalar" tanınmış markalardır (Bkz. Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku, 2012, s. 411). SMK m.6/5'te yer alan "Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi" ibaresine temel teşkil eden düzenleme Paris Konvansiyonunun 1. mükerrer 6. maddesi hükmüdür. Bu hükümde tanınmış marka kavramına yönelik olarak verilen kriter "herkesçe bilindiği mütalaa edilen" kavramıdır. Markanın tanınmış olup olmadığının tespitinde 1997 tarihli WIPO kriterlerinden faydalanılır. WIPO tarafından ortaya konulan kriterler şu şekildedir; Markanın tescilinin ve kullanımının süresi ,Markanın tescilinin ve kullanımının yayıldığı coğrafi alan ve kapsam. Markanın üzerinde kullanıldığı mal ve/veya hizmetin piyasadaki yaygınlığı, pazar payı, yıllık satış miktarı ,Markaya ilişkin promosyon çalışmalarının (özellikle de Türkiye'deki promosyon çalışmalarının) özellikleri, (Promosyonun süresi, devamlılığı, yayıldığı coğrafî olan, kapsam, promosyona harcanan para, promosyonun niteliği (TV reklamı, yerel gazete ilanı, sadece çocuk sahiplerine yönelik yapılan tanıtım vs.) , Reklam niteliğinde olmayan ancak markanın tanıtımına faydalı olabilecek nitelikte faaliyetler var mıdır? (Gazete, dergi, TV vb. medya organlarındaki yayınlar, markalı ürünlerin fuarlarda teşhiri vb.) Markanın tanınmışlığını gösteren bir mahkeme kararı var mıdır veya marka sahibinin markasını koruma yolundaki etkin çabaları nelerdir? (Tanınmışlık kararı dışında, verilmiş mahkeme kararları, hâlen devam etmekte olan marka, haksız rekabet davaları, itiraz sayıları vb.), Marka ne derece orijinaldir, markanın ayırt edicilik niteliği nedir?,Markanın tanınmışlığına ilişkin yapılmış kamuoyu araştırmaları varsa bunların sonuçları ,Markanın sahibi firmaya ilişkin özellikler (firmanın büyüklüğü, çalışan sayısı, ödenmiş sermayesi, cirosu, kârı, yurt çapında ve yurtdışında sahip olduğu dağıtım kanalları; şubeleri, bayilikleri, servis ağı, ödediği vergi, ihraç miktarları, piyasasına hâkimiyeti vs., Marka üzerinde kullanıldığı mal veya hizmetle özdeşleşiyor mu? Marka kelime veya şekil olarak görüldüğü anda refleks olarak belli bir ürünü çağrıştırıyor mu? Marka üzerinde kullanıldığı mal veya hizmetle ilgili olarak belli bir kaliteye veya statüye işaret ediyor mu? , Markayı taşıyan ürüne veya marka sahibi firmaya ilişkin olarak alınmış belgeler, ödüller , Markayı taşıyan ürünlerin dağıtım kanalları ( marka sahibi firmanın kendine ait dağıtım kanallarının dışında) ve söz konusu ürünlerin ithalat ve ihracat olanakları nelerdir? , Eğer marka bir satışa konu olmuşsa, marka üzerinde kıymet takdiri yapılmışsa markanın parasal değeri nedir? ,Markanın parasal değeri, marka sahibinin yıllık bilançosunda gösterilmiş midir? ,Marka tescillerinin kapsadığı mal ve/veya hizmet portföyünün genişliği nedir? ,.Marka halk nezdinde tanınan bir marka ise bu tanınmışlık düzeyini ne kadar süredir korumaktadır,.Markanın tanınmışlığından ötürü, bu niteliğine yönelik tecavüz fiilleri var mıdır? Marka üçüncü kişilerce taklit ediliyor mu? (Markaya benzer başvuruların yoğunluğu, markanın piyasada haksız yere üçüncü kişilerce kullanılıp kullanılmadığı vs.). Marka üçüncü kişilerce kullanılmakta ise bu kullanım, şekil ve üzerinde yayıldığı coğrafi ve ticari olan itibariyle tanınmış marka sahibine zarar veriyor mu? Marka, üzerinde kullanıldığı mal veya hizmetin niteliği itibariyle veya potansiyel ve fiili kullanıcı kitlesinin niteliği itibariyle tecavüze açık mı, değil mi? ,gibi kriterler belirlenmiştir. Ancak markanın tanınmış marka olarak belirlenmesinde, markanın ilgili toplumun ilgili kesiminde sahip olduğu yüksek bilinirlik düzeyi dikkate alınması gereken kriterlerden biridir. Her somut olayda hakim tarafından sunulu delillere göre takdir edilmesi gereklidir. Bu kapsamda somut olaydaki deliller incelendiğinde; Davacı yanın “...” markasının davalıya ait markanın başvuru tarihi itibariyle, ABD, EUIPO, Yeni Zelanda, Japonya, Almanya, Birleşik Krallık, Birleşik Arap Emirlikleri, Şili, Hindistan, Kanada, Avustralya, Çin, İsrail, Japonya, Norvej, Kore, Şingapık, İsvilikleri, Arjantin, Hindistan, Hong Kong, Güney Afrika, Sri Lanka, Malezya, Kolombiya, Meksika, Rusya, Endonezya’da dava konusu ...sınıflarda tescilli olduğu ifade edilmiştir. Ancak “Tescillerin Küresel Genişliği” tanınmışlık için tek başına bir gösterge değildir. Öğretide ve uygulamada WIPO kriterlerine özgü tanınmışlık kriterleri ile birlikte dikkate alınmalıdır. Davacı tarafından sunulan söz konusu bilgi ve belgeler incelendiğinde, davacının gelir, reklam vb eylemlerinin doğrudan “...” markası adı altında sunulan hizmetlere değil, şirketler grubunun genel ticari faaliyetlerine ilişkin olduğu görülmektedir. Dolayısıyla sunulu belgelerin, tek başına davacının “...” ibaresini tanımış marka hâline getirdiğini ispata yeterli değildir. “...” markasının Türkiye’de tanımış olduğuna dair davacı yanca sunulu deliller kanaat oluşturmak için Wipo kriterlerine göre hiçbir veri içermediğinden tanınmışlık iddiasına dayalı hükümsüzlük istemlerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. SMK m. 6/6’YA DAYALI HÜKÜMSÜZLÜK İDDİALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Davacı ... unvanlı şirketin 1997 yılında kurulduğu, ... alan adının 21.06.1997 tarihinden beri davacı adına tescilli olduğu, ... ticaret unvanının ise 25.03.2009 tarihinde tescil edildiğini, davacının ticaret unvanından kaynaklı olarak da SMK m. 6/6 uyarınca da davalıya ait "..." ibareli markaların hükümsüz kılınmasının gerekli olduğunu ileri sürdüğü anlaşılmıştır. SMK m. 6/6 uyarınca “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını çermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir”. Bu hüküm çerçevesinde bir markanın hükümsüzlüğünün talep edilebilmesi için hedef kitle nezdinde tescil konusu marka ile ticaret unvanının sahibi şirket arasında bir iltibasın söz konusu olması gereklidir. Aksi halde tacirleri birbirinden ayırmak için kullanılan ticaret unvanının, mal ve hizmetleri birbirinden ayırmaya yarayan markalara göre öncelik sağlanması yasanın aradığı bir düzenleme değildir. SMK m. 6/6’ya dayanan tarafın ticaret unvanının, Türkiye’deki belirli bir tanınmışlık kazanması halinde Türkiye’deki hedef kitlenin tescile konu markayı ticaret unvanı sahibiyle ilişkilendirilecek olması gerekir. Aynı ilkeler, alan adı bakımından da geçerlidir. SMK m.6/6 kapsamında yurt dışında tescilli ancak Türkiye de tescilli olmayan bir ticaret unvanına dayanarak hükümsüzlük talep edilmesi mümkündür, ancak bu talep ‘ülkesellik ilkesi’ nedeniyle otomatik olarak kabul görmemektedir. Yargıtay’ın yerleşik uygulaması uyarınca, bu tür durumlarda Paris Sözleşmesi’nin 8. maddesinin sağladığı korumanın, genellikle karşı tarafın “kötüniyetli” olması (MK m.2, SMK 6/9 )veya davacının Türkiye ile olan ciddi ticari bağlantısı/girişimleri ile desteklenmesi halinde geçerli olacağı yönündedir. Davalı yanın hükümsüzsüzlük talep edilen markalarının esaslı unsuru olan “..., ibaresi davalı firmanı da ticaret unvanın ana unsurudur. Ancak sunulu delillere göre; Davalı, “...” ibaresini 1991 yılından itibaren tescilsiz olarak, 1997’den itibaren ise tescilli seri markaların kök unsuru olarak kullanmış ve ... esas unsurlu ibareyi 2007 yılında tek başına tescil etmiştir. Dava dosyasında davacının dayanmış olduğu ticaret unvanı veya alan adının, bu anlamda Türkiye’de davalının müktesep hakkına göre üstünlük sağlayan bir kullanıma sahip olduğuna yönelik herhangi bir kanıt sunulmadığı gibi davalının kötüniyetli olduğu yönünde de davacı yanca delil sunulmamıştır. Aksine dayalı yanın markasına yatırım yaparak bankacılık faaliyetleri sonucunda ... ibaresi ile belirli bir bilinirliğe ulaştığı, yatırım yaparak markasını güçlendirdiği, seri markalar yolu ile ... ailesinin devamı seri markalar oluşturduğu anlaşıldığından unvana dayalı hükümsüzlük istemi yerinde görülmemiştir. KÖTÜNİYETLİ TESCİL İDDİASININ İNCELENMESİ SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir amir hükmünü düzenlemiştir. Tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Çünkü bu düzenlemeler, esasen, TMK'nın 2. maddesinin özel bir uygulamasından ibarettir. HGK’nın 29.06.2022 tarih, ...E., ... K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere, gerek 556 sayılı KHK’da gerekse de 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nda hangi hâllerde kötü niyetli marka başvurusunun söz konusu olduğu belirtilmemiştir. Ancak genel olarak kötü niyetli marka başvurusu; hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu kapsamda başvuru sahibinin markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hâli, kötü niyetin varlığında önem kazanmaktadır. Örneğin, gerçek hak sahibi olmamakla birlikte başkasının ticaretinde kullandığı tescilsiz bir işareti, kendisinin hak sahibi olmadığını bile bile tescili için başvuruda bulunan kimse kötü niyetli sayılacaktır. Yine başkası tarafından kullanılan bir markanın aynısını veya benzerini bilerek ve haklı bir neden olmaksızın sırf rakibini engellemek amacı taşıyan engelleme markaları kötü niyetli marka başvurusu olarak değerlendirmelidir. Ayrıca başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme ve marka ticareti yapmak ya da şantaja yönelik başvuruda bulunmak ve tescil ettirmek de kötü niyetli olarak kabul edilmelidir. Görüldüğü üzere kötü niyetli marka başvurusu hâli her somut olay kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Asıl olan iyi niyet olduğu için tescilin kötü niyetli olduğunu iddia edenin bunu ispatlaması gerekmektedir. Ancak bu olgu spesifik bir tespit olduğundan her somut olayda mahkemece takdir edilmesi gereklidir. Kötü niyetin varlığı her somut olayın özellikleri dikkate alınmak suretiyle değerlendirilmelidir. Buna göre somut olayda davalının kötüniyetli olduğu iddiası davacı yanca ispat edilmediğinden SMK 6/9 maddesine dayalı hükümsüzlük isteminin reddi gerekmiştir. Toplanan deliller, HMK 266 madde kapsamında dosyadaki deliller ile uyumlu ve Marka hukuku ilkelerine göre hazırlanmış bilirkişi raporu, marka tesciline dair davacı ve davalı yanca sunulu marka tescil dökümleri, hükümsüzlüğü istenin markalara ilişkin TPMK kayıtları, uzman görüşleri, ticari sicil kayıtları bir bütün olarak incelendiğinde hükümsüzlük istemlerinin hiç birinin somut olayda gerçekleşmediği gözetilerek sübut bulmayan davanın reddine dair hüküm oluşturulması gerekmiştir. HÜKÜM: 1-Davanın reddine, 2-732,00-TL ilam harcının yatırılan 427,60-TL peşin harçtan mahsubu ile hazineye gelir kaydına, artan 305-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafın yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı gideri tarafından yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta hüküm tesisine yer olmadığına, 6-Taraflarca fazla yatırılan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ve talebi halinde iadesine Dair karar taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İSTİNAF YASA YOLU AÇIK olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 24/09/2026

Katip ¸e-imzalıdır

Hakim ¸e-imzalıdır

Atıf: Diğer, E. 2024/252, K. 2026/214, T. 24.09.2026, www.arakarar.com/karar/diger-karar-2024-252-e-2026-214-k-36c084cb67d1