Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/940 E. 2026/1011 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/940
- Karar No
- 2026/1011
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/940 Esas
KARAR NO:2026/1011
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ARA KARAR TARİHİ:09/03/2026
NUMARASI:2026/216 Esas, Derdest, Ara Karar
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:02/07/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkilinin, davalı şirkete 01/01/2024 tarihli sözleşmeler ve ek protokol uyarınca iş makinesi kiraya verdiğini ve yol yapımına ilişkin taşıma işlerini eksiksiz yerine getirdiğini, sözleşmeye göre aylık faturaların vadelerinde ödenmemesi halinde davalının temerrüde düşeceğinin ve aylık %4 (yıllık %48) gecikme faizi uygulanacağının kararlaştırıldığını, davalı şirketin 23/02/2024 ile 28/02/2025 tarihleri arasında kesilen toplam 13 adet hakediş faturasını ödemediğini, noter ihtarnamesine ve e-posta uyarılarına da yanıt vermediğini, alacağın tahsili amacıyla İstanbul 34. İcra Müdürlüğü'nün .... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ancak davalı şirketin borcun tamamına haksız olarak itiraz ettiğini, davalı şirketin takibe itiraz ettikten sonra müvekkilinin banka hesabına üç parça halinde toplam 6.626.402,81 TL tutarında kısmi ödeme yaptığını, yapılan bu ödemelerin TBK. 100 uyarınca öncelikle işlemiş faizden, ardından asıl alacaktan düşülmesi sonucunda geriye net 4.553.630,24 TL asıl alacak kaldığını, alacağın varlığının sözleşmeler, karşılıklı imzalanan hakediş belgeleri, e-posta yazışmaları ve dekontlarla sabit olduğunu, ticari dava şartı arabuluculuk sürecinin de anlaşamama ile sonuçlandığını belirterek davalının takibe itirazının iptaline, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra tazminatına hükmedilmesine, davalının menkul, gayrimenkul ve üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarının borca yetecek kadar kısmına ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı cevap dilekçesinde; davacı talebinin gerçek ticari ilişkiyi ve taraflar arasındaki son mutabakatı bilinçli şekilde göz ardı eden fahiş bir faiz talebine dayandığını, müvekkilinin maden sahasındaki faaliyetlerinin kamu otoritelerinin kararlarıyla durdurulduğunu, bu durumun Türk Borçlar Kanunu anlamında mücbir sebep oluşturduğunu ve ödeme güçlüğünün dışsal nedenlerden kaynaklandığını, yaşanan bu olağanüstü süreç sonrasında tarafların görüşerek yeni bir sözlü ödeme mutabakatı kurduğunu, müvekkilinin ana parayı kısa sürede taksitlerle ödemeyi, davacının ise faiz talep etmemeyi kabul ettiğini, müvekkilinin bu mutabakata uygun olarak milyonlarca TL ödeme yaparak ana para borcunu fiilen tasfiye ettiğini, davacının da bu ödemeleri herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin kabul ettiğini, davacının müvekkili aleyhine hiçbir faiz faturası düzenlemediğini, kendi ticari defterlerinde ve cari hesap kayıtlarında bakiyenin "0" olarak göründüğünü, bu durumun faizden fiilen feragat edildiğini açıkça ortaya koyduğunu, müvekkilinin usulüne uygun tutulan ticari defterlerinde de davacıya ait herhangi bir faiz borcu ya da bakiye alacak kalemi bulunmadığını ve cari hesabın tamamen kapandığını, sözleşmedeki faiz oranının ölçüsüz bir ekonomik yük doğurduğunu, borcun ifasının müvekkili açısından ciddi şekilde ağırlaşması nedeniyle TBK m.138 uyarınca faiz yönünden uyarlama yapılması gerektiğini, davacının, sözleşme kapsamında müvekkili tarafından karşılanan ve davacı alacağını azaltıcı unsur olan yakıt (mazot) bedeli mahsuplarını dikkate almayarak güvenilir olmayan, hatalı bir bakiye yarattığını, alacağın çekişmeli olması, kesin ve muaccel bulunmaması ve yaklaşık ispat şartının gerçekleşmemesi nedeniyle ihtiyati haciz şartlarının oluşmadığını belirterek davacının haksız itirazın iptali davasının ve ihtiyati haciz talebinin reddini ve dürüstlük kuralına aykırı davranan davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEME KARARI:İlk derece mahkemesi 09/03/2026 tarihli ara kararı ile; taraflar arasında faiz başlangıç tarihi, yapılan ödemelerin mahsup edilmesi ve işlemiş faiz miktarı konularında uyuşmazlık bulunduğu, bu hususların ancak yargılamada tahkikat aşamasında yapılacak inceleme ile tespit edilebileceği, mevcut aşamada ihtiyati haciz için aranan yaklaşık ispat şartının sağlanamadığı gerekçesi ile ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Mahkemenin, alacağın yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle ihtiyati haciz talebini haksız olarak reddettiğini, müvekkilinin davalı şirkete 01/01/2024 tarihli sözleşmeler uyarınca iş makinesi kiraya verdiğini ve taşımacılık ile yol yapımı işlerini eksiksiz yerine getirdiğini, davalı şirketin listede dökümü yapılan 23/02/2024 ile 28/02/2025 tarihleri arasındaki toplam 13 adet hakediş faturasını ödemeyerek temerrüde düştüğünü, sözleşmede temerrüt için faturanın ödenmemesi yeterli görülse de davalıya Beyoğlu ... Noterliği üzerinden ihtarname gönderildiğini ve borç ödenmeyince icra takibi başlatıldığını, davaya ve takibe dayanak olan kiralama sözleşmesinin, faturaların, e-posta yazışmalarının ve karşılıklı imzalanan hakediş belgelerinin borcun tam olarak ispatına dahi kafi olduğunu, davalıya tebliğ edilen faturalara Türk Ticaret Kanunu uyarınca yasal 8 günlük süre içinde herhangi bir itirazda bulunulmadığını, borçlu davalının takipten sonra borcun bir kısmına ilişkin ödeme yaptığını, ancak takibin tamamına haksız olarak itiraz ettiğini, davalının borcu ödemekten kaçınmak ve zaman kazanmak amacıyla işlemler yaptığını, mal varlığını başka şirkete aktarma veya ekonomik olarak zayıflama riski nedeniyle alacağın tehlikeye düştüğünü, müvekkilinin araçlarını ve iş makinelerini şoför ve operatörleriyle davalının hizmetine sunduğunu, verilen hizmet nedeniyle araçlarının yıprandığını, şoförlerin maaşlarının ve primlerinin yatırıldığını, ancak hizmetin karşılığını alamadığını, borcun rehinle de temin edilmemiş olması sebebiyle mağdur olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılarak alacağını teminat altına almak amacıyla davalı şirketin mal varlığı ve alacakları üzerine 4.553.630,24 TL üzerinden ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:Dava, taraflar arasındaki makine kiralama ve taşıma sözleşmeleri nedeniyle düzenlenen fatura alacağının tahsili amacıyla yapılan takibe davalı tarafça yapılan vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Derdest dava kapsamında ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmesi üzerine davacı tarafından buna yönelik ara karar istinaf edilerek ihtiyati haciz talebinin reddine yönelik ara kararın kaldırılması ile ihtiyati haciz kararı verilmesi talep edilmiştir. Mahkemece, yukarıda yazılı gerekçe ile talebin reddine karar verilmiş olup karar davacı tarafından istinaf edilmiştir. Davacı taraf, takipten sonra yapılan ödemelerin öncelikle takip tarihine kadar işleyen faizden düşeceğini belirterek takibin 4.553.630,24 TL üzerinden devam ettiğini iddia etmiştir. Davalı taraf ise, ana parayı ödediğini ve taraflar arasında faiz alınmayacağına dair sözlü bir mutabakat (feragat) olduğunu ve yapılan ödemelere çekince konulmadığından davacının faiz alacağından feragat ettiğini, sözleşmedeki faiz oranının fahiş olduğunu, faiz oranın uyarlanması ve mazot bedellerinin mahsubu gerektiğini savunmaktadır.Taraflar arasında takipten sonra yapılan ödemelerden sonra davacının talep edebileceği alacak miktarı açısından uyuşmazlık bulunmaktadır. İstanbul 34. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası incelendiğinde; davacının davalı aleyhinde 14.07.2025 tarihinde 6.639.902,81 TL asıl alacak ve 4.540.130,24 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 11.180.033,05 TL alacağın tahsili için takip başlattığı, davalının yasal süresi içinde borca ve ferilerine itiraz ettiği görülmüştür.2004 sayılı İİK'nun 257 ve devamında ihtiyati haciz düzenlenmiştir. İhtiyati haciz şartlarına 257. maddede, 258. maddede ise ihtiyati haciz kararına yer verilmiştir. 258. maddenin ilk fıkrasında alacaklının alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeye mecbur olduğu ifade edilmiştir. İcra ve İflas Kanunun 258. maddesinin 2. cümlesinde "Alacaklı alacağı ve icabında İhtiyati haciz sebepleri (m.257) hakkında mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermeye mecburdur." düzenlemesi yer almaktadır. Kanun, senetlerden değil, delillerden bahsetmektedir. İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için bir kimsenin aleyhine delil olmak üzere vücuda getirdiği bir belgenin varlığı şart değildir. İhtiyati haciz kararı verilirken dikkat edilmesi gereken hususun alacağın yazılı delille ispatı değil, alacağın varlığı konusunda hakime kanaat verecek delillerin sunulmasıdır. Hakim, taraflar arasındaki ilişkiye, alacağı doğuran sebebin şekline ve niteliğine göre ibraz edilen delilleri değerlendirerek alacağın varlığı hakkında bir kanaata vardığı takdirde İİK'daki diğer şartlar mevcutsa ihtiyati haciz talebini kabul edecektir. Alacağın varlığına kanaat getirilmesi yaklaşık ispattır. Bununla birlikte hukuki bir işlem söz konusu olduğunda, alacağın varlığının bir belgeye veya belgeler zincirine dayanması tercih edilmesi gereken bir seçenektir.Diğer hukuki himaye tedbirlerinde olduğu gibi İhtiyati hacizde de amaç, davaya ilişkin bir yargılamadan farklı olarak maddi hukuka dayanan hak bakımından nihai bir karar verip uyuşmazlığı sona erdirmek değildir. İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için "alacağın yargılamayı gerektirmesi" şeklinde bir koşul kanunda öngörülmemiştir.İhtiyati hacizde teminat İİK 259. maddede düzenlenmiştir. Maddede, ihtiyati haciz isteyen alacaklının hacizde haksız çıktığı takdirde borçlunun veya üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan mesul ve HMK 96’cı maddesinde yazılı teminatı vermeye mecbur olduğu, ancak, alacağın bir ilama müstenid ise teminatın aranmayacağı, ilam mahiyetinde bir vesikaya müstenid ise mahkemenin teminata lüzum olup olmadığını takdir edeceğine yer verilmiştir.Davacı taraf alacağının varlığını, sözleşmelere, karşılıklı imzalanan hakediş belgelerine, e-posta yazışmalarına ve dekontlara dayandırmıştır.Davacı tarafça, davalı tarafa borcun ödenmesi için 24.09.2024 tarihinde ihtarname gönderilmiş olup (ihtarname tebliğ şerhi dosyada bulunmamaktadır.) borcun ödenmemesi üzerine icra takip tarihi olan 14.07.2025 tarihinden sonra davalı tarafça cari hesaba mahsuben açıklamalı 24.07.2025 tarihli 2.626.402,81 TL, 22.08.2025 tarihli 2.000.000,00 TL ve 30.09.2025 tarihli 2.000.000,00 TL bedelli ödemeler yapılmıştır.Somut olayda, yargılamanın bulunduğu aşama ve mevcut deliler itibariyle davacının sözleşme uyarınca düzenlenen faturalardan kaynaklı ödemeler sonrasında bakiye alacak miktarı yönünden yaklaşık ispat koşulu sağlanamamıştır. Bu nedenlerle, talep eden tarafça dosyaya ibraz edilen deliller alacağın varlığı hakkında kanaat edinmeye yeterli görülmediğinden mevcut delil durumunda yaklaşık ispat sağlanamadığından ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen ara kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/216 Esas sayılı derdest dava dosyasında verilen 09/03/2026 tarihli ara kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı davacı tarafından yatırıldığından başkaca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde BIRAKILMASINA,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi ile aynı Kanunun 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.02/07/2026