Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/917 E. 2026/1298 K. – Tenfiz
Konu: Tenfiz
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/917
- Karar No
- 2026/1298
- Karar Tarihi
- Konu
- Tenfiz
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/917
KARAR NO:2026/1298
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:15/01/2026
NUMARASI:2025/518 Esas - 2026/42 Karar
DAVANIN KONUSU:Yabancı mahkeme ilamının tenfizi
Taraflar arasındaki tenfiz davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı firma ... ile davalı şirket ... arasındaki mal alım satım ilişkisi kapsamında davalı ...'in müvekkil firmaya borcu bulunduğunu, davalı ... tarafından söz konusu borç ödememesi nedeniyle davacı firma tarafından işbu borcu tahsil etmek amacıyla Polonya Mahkemelerinde dava açıldığını, işbu dava sonucunda ise 21.08.2023 tarihinde Bialystok Bölge Mahkemesi VII. Ticaret Dairesi tarafından VII GC 117/22 numaralı dosya kapsamında ...'in, davacının borçlu olduğu hüküm altına alındığıını ve ilgili borç tutarının davacının, davalı ... tarafından ödenmesine karar verildiğini, dilekçeleri ekinde de yeminli tercümesi ve apostil şerhi bulunan kararda da yer aldığı üzere ... tarafından davacıya 29.276,22 Euro ve ayrıca bu tutara 24.01.2022 tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faiziyle birlikte davacı firmaya ödemesine karar verildiğini, ayrıca, söz konusu kararda davalı ... tarafından 6.808-PLN tutarında mahkeme harcının ve 5.417 PLN tutarında vekalet ücretinin de kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faizi ile ödenmesine karar verildiğini, mezkur mahkeme kararının, 07.09.2023 tarihinde kesinleştiğini, dilekçeleri ekinde sunulan kararın altında yer alan icra edilebilirlik şerhinde de işbu hususun yer aldığını, ayrıca ilgili kararın kesinleştiğine ilişkin belgenin yeminli tercümesini de sunduklarını, talebe konu mahkeme kararının Türkiye’de geçerli ve icra edilebilir olması amacıyla mahkeme tarafından "... tarafından müvekkile 29.276,22 Euro ve ayrıca bu tutara 24.01.2022 tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faiziyle birlikte ve 6.808-PLN tutarınca mahkeme harcının ve 5.417 PLN tutarında vekalet ücretinin de kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faizi ile müvekkil firmaya ödemesine" ilişkin kararın tenfizini talep ettiklerini iddia ederek, Bialystok Bölge Mahkemesi VII. Ticaret Dairesi'nin 21.08.2023 karar tarihli ve 07.09.2023 kesinleşme tarihli, davalı şirketin davacıya 29.276,22 Euro ve ayrıca bu tutara 24.01.2022 tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faiziyle birlikte ve 6.808-PLN tutarınca mahkeme harcının ve 5.417 PLN tutarında vekalet ücretinin de kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faizi ile ödenmesine ilişkin kararın tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili savunmasında özetle; dava konusunun tenfize ilişkin olduğunu yurt dışında verilen bir kararın tenfizi için belirli şartlar öngörülmüştür : Tenfiz şartları madde 54 – "Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması. ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması." şeklinde düzenlendiğini, davacının, kanunda açıkça belirtilmiş olan şartları taşımaksızın huzurdaki davayı ikame ikame ettiğini, zira davacının, alacak iddiasında bulunarak Polonya Mahkemelerinde dava açmış ve açılan davada tarafımızca yetki itirazında bulunulduğunu, görülen davaya ilişkin konuda Türk mahkemelerinin yetkili olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. Maddesi şu şekildedir, "MADDE 90- ...Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/3/2004-5170/7 md) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." şeklinde olduğunu, dosyaya konu olay, temel hak ve özgürlüklere ilişkin olmadığından milletlerarası sözleşme öncelikli uygulanmayacak, hukukumuzda geçerli kanunların uygulanması gerektiğini, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 40. Maddesi gereği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetkiye ilişkin hükümlerine bakmak gerekeceğini, burada ele alınması gereken ilk kuralın 6/1. maddede düzenlenen genel yetki kuralı olduğunu, genel yetkili mahkemenin, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, gerçek ve tüzel kişiler bakımından, davalının yerleşim yeri mahkemesinin, yabancılık unsuru içeren davalarda, MÕHUK'un 40. maddesinden hareketle aynı zamanda milletlerarası yetkiye sahip olduğunu, somut olayda da davalı şirketin yerleşim yeri Türkiye'de olduğundan yargı ve karar merci de Türk Mahkemeleri olduğunu, davacı şirket tarafından Polonya'da açılmış dava konusu, münhasıran Türk mahkemelerinin yetkili olduğu konuyu içerdiğini, bu nedenle yetkili mahkeme Türk mahkemeleri olup uygulanacak olan hukukun ise Türk hukuku olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında ihtilaf çıkması halinde uygulanacak hukuk açık bir şekilde belirlenmediğini, bu doğrultuda 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un ilgili hükümlerinin değerlendirilmesi ve bu doğrultuda uygulanacak hukukun tespit edilmesi gerektiğini, söz konusu Kanun'un "Sözleşmeden Doğan Borç İlişkilerinde Uygulanacak Hukuk" başlıklı 24. Maddesi'nin "MADDE 24-(1) Sözleşmeden doğan borç ilişkileri tarafların açık olarak seçtikleri hukuka tabidir. Sözleşme hükümlerınden veya halin şartlarından tereddüde yer vermeyecek biçimde anlaşılabilen hukuk seçimi de geçerlidir. (2) Taraflar, seçilen hukukun sözleşmenin tamamına veya bır kısmına uygulanacağını kararlaştırabilirler. (3) Hukuk seçimi taraflarca her zaman yapılabilir veya değiştirilebilir. Sözleşmenin kurulmasından sonraki hukuk seçimi, üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak kaydıyla, geriye etkili olarak geçerlidir. (4) Tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları halinde sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanır. Bu hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutad meskeni hukuku, ticari veya mesleki faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak kabul edilir. Ancak halin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşme, bu hukuka tabi olur." şeklinde düzenlendiğini, dava dosyasında taraflar arasındaki ticari ilişkide, davalı şirketin, davacı şirketin sipariş etmiş olduğu ürünleri üreterek davacı şirkete teslim etme yükümlülüğü bulunduğunu, davacı şirketin ise vermiş olduğu siparişler doğrultusunda davalı şirketin üreteceği ürünlerin bedelini ödeme yükümlülüğü bulunduğunu, kanunda karakteristik edim kavramının açık bir şekilde açıklanmadığı, ancak para ödeme yükümlülüğü olan tarafin ediminin karakteristik edim olmayacağı hususunun benimsendiğini, bu doğrultuda davalı şırketin ediminin, davacı şirket tarafından oluşturulan siparişlerin üretimini yaparak söz konusu ürünleri sevk etmek olduğunu, davacı şirketin ediminin ise sipariş etmiş olduğu ürünlerin bedelini/ parasını ödemek olduğu hususu göz önünde bulundurulduğunda davacı şirketin edımınin karakteristik edim olmadığının açık olduğunu, kaldı ki davaya konu edilen malların üretildiği ve mal alım satımının yapıldığı yerin davalı şirketin bulunduğu ülke olan Türkiye olduğunu, bu doğrultuda Türk Hukuku'nun geçerli olacağının tartışmasız olduğunu, bu kapsamda Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un ilgili hükümleri de dikkate alınarak taraflar arasındaki ihtilafa ilişkin olarak uygulanacak olan hukukun Türk Hukuku olduğunu, davanın Türkiye'de açılması gerekmekte iken Polonya'da açılmasının hatalı olduğunu, bahse konu kararın, Türk mahkemelerinin münhasır yetki alanına girmesi sebebi ile tenfiz için aranan şartlardan madde 54-b fıkrasında yer alan şart karşılanmadığından mahkemece tenfiz talebinin reddini talep ettiklerini, Polonya Mahkemesinde açılan davanın neticesinin davalıya ulaşmadığını, karara itiraz hakkının kullanılamadığını, bu halde kesin bir karardan söz etmek mümkün olmadığını, davalının haberi olmaksızın, itiraz hakkı tanınmadan yabancı mahkeme kararının kesinleşmesi Türk Hukuku açısından açıkça kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini, açıkça kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğinden kanunda tenfiz için aranan şartı sağlamaması sebebi ile davacının tenfiz talebinin mahkemece reddini talep ettiğini, davalının davacı şirkete herhangi bir borcu olmadığını, bu yönde verilen yabancı mahkeme kararını kabul etmediklerini, Silivri Türkiye bölgesinde yapışkanlı bant ve ambalaj sektöründe faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, davalı şirketin birçok şirket ile ticari ilişkısı bulunmakta olup bu şirketlerden biri de davacı şirket olduğunu, davacı şirket ile davalı şirket arasında yüzey koruyucu ürün malzemesinin alım-satımı konusunda anlaşma sağlandığını, davacı şirket tarafından farklı tarihlerde, farklı miktarlarda yüzey koruyucu film üretilmesi hususunda davalı şirkete siparişler verildiğini, davalı şirketin, davacı şirketin vermiş olduğu siparişler doğrultusunda istemiş olduğu ürünlerin üretimini hatasız ve ayıpsız olarak gerçekleştirdiğini ve davacı şirkete teslim edilmek üzere sevkiyatını yaptığını,davacı şirket tarafından 140.000,00 Euro tutarlı siparişin ödeme yapılan bölümüne ilişkin davalı şirket tarafından ürünlerin üretilerek davacı şirkete teslim edilmek üzere sevk edildiğini, ürünlerin Polonya'ya gönderilmek üzere ülkemiz gümrüğüne teslim edildiğini, Polonya'daki gümrük tarafından da teslim alındığını, işbu hususun gümrük kayıtlarında da sabit olduğunu, ürünlerin davalı tarafından Polonya'ya sevk edildiğinin ispatı açısından teslimata ilişkin tüm kayıtların Türkiye ve Polonya gümrük kayıtlarının mahkemenizce celbini talep ettiklerini, ödeme yapılan kısım kadar ürünlerin gönderimi davalıya sağlandıktan sonra davacı tarafından ödemenin tamamı gönderilmediğinden bakiye tutara ilişkin sipariş davalı şirket tarafından üretilmiş olmasına rağmen davacı şirkete sevk edilemediğini, davacı şirketin, 1.000.000 m² miktarlı ürün üretilmesi yönünde sipariş oluşturduğunu ve davalı şirket tarafından tüm siparişlerin üretilmiş olmasına rağmen davacı şirketin bir kısım siparişe ilişkin ödeme yapmamış olması sebebiyle zarara uğradığını, davacı tarafın, her ne kadar davacı dilekçesinde davalı şirkete 6.905,42 Euro fazladan ödemede bulunduğunu ve söz konusu ödemenin davalı şirket tarafından iade edilmediğını iddia etmişse de davalı şirket, davacı şirketin vermiş olduğu sipariş ve üretmiş olduğu ancak sipariş tutarına ilişkin ücretin tamamının ödenmemesi nedeniyle teslim edemediği ürünler kapsamında davacı şirketten alacaklı olduğunu, bu nedenle davacı şirketin alacak iddialarını kabul etmediklerini, davalı şirketin, taraflar arasındaki sözleşmeye uygun şekilde ürünleri üreterek siparişleri davacı şirkete teslim etmış olmasına rağmen davacı şirket tarafından son siparişe ilişkin ödemenin tamamını gerçekleştirmemesi ve bu doğrultuda maddi olarak asıl zarar gören tarafın davalı şirket olması sebebiyle haksız ve dayanaktan yoksun şekilde ikame edilen davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, bu yöndeki tüm itirazlarımızı Polonya Mahkemesindeki dosyaya sunmuş olduklarını, ancak nihai karar tarafımızca tebliğ edilmediğini ve savunma haklarının kısıtlandığını, davalının borçlu olmadığı sabit olan dosya ilişkin alacak iddiasını ve iddiaya ilişkin verilen Polonya Mahkemesi kararını kabul etmediklerini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... dava konusu kararın 30/07/2021 tarihinde yasal olarak yürürlüğe girdiği ve icra kabiliyeti kazandığı, tenfizi talep olunan yabancı ülke ilamının ülkemiz kamu düzenine aykırı bir yönünün bulunmadığı, yargılama sırasında tenfizi talep olunan ülkenin usül hükümlerinin uygulanmasının doğal ve yargılama safhasında adil yargılama hakkının ihlal edilmediği, usulüne uygun kesinleştiği ve 5718 Sayılı Kanunu'nun 54. maddesinde belirtilen tüm tenfiz şartlarının gerçekleşmiş olduğu, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuk Hakkında Kanunu'nun ilgili maddelerinde belirtilen şartları taşıyan dava konusu verilen kararının Türkçe onaylı tercümesiyle aslının sunulduğu anlaşılmakla...." gerekçesiyle davanın kabulü ile Bialystok Bölge Mahkemesi VII. GC117/22 dosya numaralı Ticaret Dairesi'nin 21.08.2023 karar tarihli ve 07.09.2023 kesinleşme tarihli, davalı şirketin davacıya 29.276,22 Euro ve ayrıca bu tutara 24.01.2022 tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faiziyle birlikte ve 6.808-PLN tutarınca mahkeme harcının ve 5.417 PLN tutarında vekalet ücretinin de kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek kanuni gecikme faizi ile ödenmesine ilişkin kararın tenfizine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemenin tenfiz kararı verdiğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesince Bialystok Bölge Mahkemesinin 21.08.2023 tarihli kararının tenfizine karar verilmişse de tenfiz şartları oluşmadığından kararın kaldırılması gerektiğini, müvekkili ile davalı şirket arasında alım satım ilişkisi kapsamında davacının müvekkiline borcu bulunduğunu, borcun ödenmemesi nedeniyle tahsil amacı ile Polonya Mahkemelerinde dava açıldığını, dava sonucunda müvekkilinin davacıya borçlu olduğuna dair hüküm alındığını, davacı tarafça söz konusu kararın tenfizinin talep edildiğini, tenfize ilişkin olarak belirli şartların gerektiğini, MÖHUK 54.maddede söz konusu şartların düzenlendiğini, şartlar taşımadan huzurdaki davanın açıldığını, Polonya Mahkemelerinde dava açıldığını, açılan davada yetki itirazında bulunulduğunu, Türk Mahkemelerinin yetkili olduğunu, MÖHUK 40.maddesi gereğince Türk Mahkemelerinin Milletlerarası yetkisinin düzenlendiğini, Polonya'da açılan davanın konusunun münhasıran Türk Mahkemelerinin yetkili olduğu konuyu içerdiğini, MÖHUK 24.maddede; sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde uygulanacak hukukun düzenlendiğini, 4.fıkrada; tarafların hukuk seçimini yapmamış olmaları halinde sözleşmeden doğan ilişkiye o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukukun uygulanacağını, Polonya Mahkemesinde açılan davanın müvekkiline ulaşmamış olduğundan karara itiraz hakkının kullanılamadığını bu nedenle kesin bir karardan söz etmenin mümkün olmadığını, müvekkilinin haberi olmaksızın itiraz hakkı tanınmadan yabancı mahkeme kararının kesinleşmesinin açıkça Türk Hukuku açısından kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini, 54.maddenin (c) bendi gereğince; tenfizi istenen kararın kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması şartının arandığını, ayrıca müvekkilinin davacı şirkete herhangi bir borcunun olmadığını bu yönden verilen mahkeme kararının kabulünün mümkün olmadığını, Polonya Mahkemesinin müvekkili tarafından ürünlerin Polonya'ya sevk edilmesine rağmen sevkin ispatı açısından gümrük kayıtlarını incelenmeksizin hukuka aykırı şekilde karar verildiğini, müvekkili şirketin sözleşmeye uygun şekilde ürünleri üreterek siparişlerini davacı şirkete teslim etmiş olmasına rağmen davacı şirketin son siparişe ilişkin ödemenin tamamını gerçekleştirmemesi ve bu doğrultuda asıl zarar görenin müvekkili olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, mahkemenin kararı hiçbir delil toplamadan ve inceleme yapılmaksızın verdiğini, ürünlerin müvekkili tarafından Polonya'ya sevk edildiğine ilişkin tüm kayıtların Türkiye ve Polonya gümrük kayıtlarının ilk derece mahkemesince celbi talep edilmişse de taleplerinin değerlendirilmediğini, hiçbir delil toplanılmadığını, defter ve kayıtlar incelenmediğini iddia ederek, kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, MÖHUK 50. maddesi gereğince yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili Bialystok Bölge Mahkemesi VII. Ticaret Dairesinin 21.08.2023 tarihli kararının tenfizini talep etmiştir. Tenfizi talep edilen karar ve ekleri incelendiğinde; taraflar arasındaki 29.276,22 EURO alacak talebine ilişkin davada, mahkeme tarafından 29.276,22 EURO ve ayrıca bu tutara 24.01.2022 tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar kanuni gecikme faizi işletilmesine karar verildiği ayrıca davalının davacıya 6.808,00 PLN tutarında mahkeme harcı ile 5.417,00 PLN tutarında vekalet ücreti ödenmesine karar verildiği, kararın 07.03.2024 tarihinde kesinleştiği, icra edilebilir olduğunun belirtildiği görülmüştür. Mahkemece, tarafların beyanları sonrasında yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden yabancı mahkeme kararının tenfizine dair hüküm tesis edilmiştir.Yabancı mahkeme kararlarının tenfizi, MÖHUK'un 50 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 50. maddesinde, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Aynı maddenin 51. maddesi uyarınca görevli mahkeme, asliye mahkemesi olup yetkili mahkeme ise aleyhine tenfiz istenen kişinin yerleşim yeri mahkemesidir. Kanun asliye mahkemesi demekle yetinmiş olup, davanın konusuna göre asliye ticaret mahkemesi eldeki davada görevlidir.Aynı Kanun'un 53. maddesi uyarınca, yabancı mahkeme ilamının tenfizini isteyen tarafın dava dilekçesine, yabancı mahkeme ilâmının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilâmı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesini, ilâmın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesini sunması gerekli olup somut olayda sunulduğu anlaşılmaktadır. MÖHUK'un 54. maddesinde yabancı mahkeme ilamının tenfiz engelleri sınırlı olarak gösterilmiştir. Buna göre tenfiz talebinin reddedilebilmesi için Türkiye ile Polonya arasında tenfiz konusunda bir uluslararası sözleşmenin ya da karşılıklılık koşulunun gerçekleşmemiş olması, ilamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuya ilişkin olması, kararın Türk kamu düzenine aykırı olması ve o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması gerekir. Somut olayda Türkiye ve Polonya arasında karşılıklılık ilkesine göre uygulama bulunduğu, ayrıca davaya konu uyuşmazlığın satış sözleşmesinden kaynaklanmış olması nedeniyle Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuya ilişkin olmadığı anlaşılmaktadır. Yine kararın içeriği itibariyle kamu düzenine aykırı bir husus içermediği anlaşılmıştır. Esasen tanıma ve tenfiz davalarında taraflar, maddi vakıaların yeniden tartışılmasını isteyemez ve tenfiz davasında mahkemece yapılacak inceleme, tanıma ve tenfiz engellerinin mevcut olup olmadığıyla sınırlıdır. Mahkeme kararının maddi hukuk yönünden isabetli olup olmadığı denetlenemez. Aleyhine tanıma ve tenfiz talep edilen taraf, ancak tenfiz şartlarının bulunmadığını (tenfiz engellerinin mevcut olduğunu) öne sürerek itiraz edebilir. Yani uyuşmazlığın esasına ilişkin savunma sebeplerine dayanamaz ve bunlara ilişkin olarak delil gösteremez. Bu nedenlerle, davalı vekilinin kararının esasına dair iddialarının dinlenmesi mümkün değildir. Bu husus, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2000/2-1051 Esas, 2000/1068 Karar ve 21.06.2000 tarihli emsal ilamında; "...Tanıma ve tenfiz hakiminin prensip olarak yabancı hakem kararının doğruluğunu inceleyemeyeceği, gerek yabancı karara uygulanmış usul, gerekse kararda yer alan maddi ve hukuki tespitlerin tanıma ve tenfiz hükmünün inceleme konusu dışında olduğu, bu sistemin (revision au fond) yasağı olarak ifade edildiği, usulde veya kararın hükmünde yapılmış olan hataların tanıma ve tenfiz kararına kural olarak etkili olamayacağı..." şeklinde ifade edilmiştir. Bu açıdan davalı vekilinin davalının davacıya borcu bulunmadığı yönündeki savunmasının ve istinaf sebebinin dinlenmesi mümkün değildir. Tenfiz kararının verilebilmesi için davalının savunma hakkının ihlâl edilmemiş olması gerekir. MÖHUK’nın 54/ç maddesi gereğince, kendisine karşı tenfiz istenen kişi, mahkemeye o yer kanunlarına göre usulüne uygun olarak çağrılmamış yani davet edilmemiş veya uygun çağrı yapılmadığı ya da yapıldığı hâlde temsil edilmemiş veyahut da o yer kanunlarına aykırı olarak kararın gıyabında veya yokluğunda verilmiş olması hâllerinde ilgilinin tenfize karşı Türk mahkemesinde itiraz etmesi üzerine yabancı mahkeme kararının tenfizi mümkün olmayacaktır. Somut davada, yukarıda açıklanan gerekçelere ve ibraz edilen mahkeme kararı ile yasal şartların oluştuğu, yargılamanın kararı veren ülke hukukuna göre yürütülüp davalıya kendi hukukları çerçevesinde savunma imkânının tanındığı anlaşıldığından mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiş, istinaf başvurunun reddi gerekmiştir. Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usule ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 72.050,61 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 08.07.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.