Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/395 E. 2026/847 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/395
- Karar No
- 2026/847
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2026/395 Esas
KARAR NO: 2026/847
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 24/11/2022
NUMARASI: 2020/414 E. - 2022/196 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/05/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın 1996 tarihinde kurulduğunu 1999 tarihinde unvan değişikliği ile “...” olarak başladığı faaliyetlerine devam ettiğini ve yaklaşık 20 yıldır ... markasının ... Merkez ..., Merkez ... ... ... ... gibi farklı tali unsurlarla birlikte ... İbaresinin koruyarak tıbbi hizmetler sınıfında 24.04.2008 tarihinde markasını ... no ile “... ... ...” olarak tescil ettirdiğini, Müvekkilinin yaklaşık 25 yıldır ... markası adı altında profesyonel ... hizmetleri Sonucunda haklı bir itibar ve güven kazandığını ve ... ibareli marka üzerinde de üstün hakkı bulunduğunu, Davalı şirketin sahibi ... 1999 -2016 tarihleri arasında davacı şirketin ana ortağı olduğunu ve ... markasının davacı şirket adına önceden onay verdiğini ancak bu onayı geri aldığını, Davalı şirketin sahibi Dr. ... 24.05.2016 tarihinde davacı şirketten ayrıldığını ve 02.06.2016 tarihinde davalı şirket adına ... ... markası için tescil başvurusun yaptığını, Davacı şirketin bu başvurudan sonra haberi olduğundan ... nolu başvuruya itiraz edilmediğinden davalı şirketin sahibinin ... ... markasını kötü niyetli tescil ettirdiğini, Davacı vekili müvekkili firmanın ... markası üzerinde öncelikle hak sahibi olduğunu bu sahipliğin davalı şirketin sahibi ile geçmişteki iş ilişkisinde de teyit edilerek ... markasını müvekkili firma adına tescil edildiğini, o dönemde bunu davalı şirketin de kabul ettiğini, Davalı şirket sahibi ile davacı şirket arasındaki iş ilişkisi sona erdiğini, sona ermesinden sonra da ... ifadesinin marka tescilini aldığını ve müvekkil grup firmalarına markanın kullanımı önlemek amacıyla dava açtığını, savcılığa şikayette bulunduğunu, davacı vekili müvekkili firmanın geçmişteki ilişkiye dayanarak öncelikle uyuşmazlığı sulh ile çözmek istediğini ancak davalı şirket sahibinin kötü eylemleri sonucu hükümsüzlük davacı açmak zorunda kaldıklarını, Davalı şirketin eylemlerinin TMK m. 2'ye aykırılık oluşturduğunu, davalı şirket sahibinin bilinçli ve sistemli bir şekilde kötü niyetli hareket ettiklerini, SMK'nın hükümsüzlük nedenleri arasında kötü niyet olduğunu, Kaldı ki, davalının ... markası üzerinde asıl hak sahibinin müvekkili davacı şirket olduğunu TPMK'nın davalı şirketin yeni marka başvurularını reddettiğini, buna karşılık davacı müvekkili şirketin başvurularını kabul ettiğini, zira marka üzerinde asıl hak sahibi müvekkili şirketin olduğunu, Taraflar arasındaki markaların benzer olduğunu markalarda esaslı unsurun ... ifadı olduğunu bu nedenle de davalı şirketin markasının hükümsüz kılınana kadar müvekkili davacı ve grup şirketleri aleyhine tescil belgesinin kullanılmamasını, Davalının eylemlerinin aynı zamanda SMK marka tecavüz şartlarını taşıdığını, aynı şekilde TTK m. 54 vd. haksız rekabet koşullarının oluştuğunu, ... nolu ... markasının hükümsüz kılınmasını, sicilden terkinini, www.....com.tr ve www.....com alan adlarının müvekkile devrine ve kapanmasını, talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davalı şirketin 1999 yılında ... ... ... ibaresini kullandığı daha sonra markasını ... ... ... gibi farklı şekilde kullandığını, 1999 yılından beri ... ibaresini düzenli bir şekilde kullandığını, her iki firmada da ... ibaresinin ortak olarak kullanıldığını davacının Son ... ... ibaresini davalının ise ... ... ibareli markayı kullandığını, bu fiili paylaşımın kendiliğinden gerçekleştiğini, davacı şirket ortağının davalı şirketten 2017 yılında ayrıldığını ... numaralı marka tescilinden haberdar olduğunu, bu sebeple davalının kötü niyetli olmadığını ... ibaresi üzerinde davalı şirketin önceye dayalı gerçek hak sahipliği bulunduğunu, davaya konu edilen alan adlarının da hak sahibinin davalı şirket olduğunu, açılan davanın haksız olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "....Davanın REDDİNE," karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Yerel Mahkeme kararının aksine marka hükümsüzlük davalarındaki sessiz kalma süresinin başlangıç anının marka tecavüz davalarından farklı olarak tescil tarihinden itibaren başlayacağını, tescilsiz kullanım döneminin hükümsüzlük davalarında hesaba katılmayacağını, davalı markasının 07.02.2017 tarihinde tescil edildiğini, hükümsüzlük davasının da 2020 yılında açıldığını, tescil tarihinin üzerinden sadece 3 yıl geçtiğini, 5 yıllık sessiz kalma nedeniyle hak kaybı oluşmadığını, taraf markalarının karıştırılabileceği de mahkeme tarafından kabul edildiğine göre başkaca bir sebep aranmaksızın aksi yöndeki karar kaldırılarak davalı markasının hükümsüz kılınması gerektiğini, sırf mütecaviz marka kullanımlarına karşı sessiz kalındı diye bu kişilere bir de marka tescil hakkı tanınamayacağını, -Davalı “...” markasını 2006 yılına kadar ancak izinle kullanabildiğini, müvekkilinin ise üstün hak sahibi olduğu markasını bugüne kadar bir izne tabi olmadan kullandığını, Mahkemenin de gerekçesine dayanak gösterdiği dosyada alınan ikinci bilirkişi raporunda,
davalı ile dava dışı ... arasında yargılaması devam eden Anadolu 1 FSHHM 2017/620-E. 2019/301 K. nolu dosya kararına atıf yapılarak, davalının 2006 yılına
kadar anılan Vakfı'nın izniyle ancak ... markasını kullanabildiği tespiti yapıldığını (1.9.2022 tarihli Bilirkişi Raporu s.5), anılan mahkemenin karar gerekçesinde de açıkça; ... markasını davalı firmadan evvel tıbbi hizmetler alanında ilk defa ihdas edip kullananın dava dışı ...olduğu, 1995 yılında kurulan bu .... “... ... Merkezi” adı altında ... adına faaliyet göstermeye başladığı, ..... ... hizmeti sunamayacağına dair görüş bildirilmesi üzerine ... yılında bu ... Merkezinin dava dışı ... ... .... Şti. firmasına devredildiği, 11.08.2006 tarihinde ise bu işletmenin (huzurdaki davalı) ... ... firmasına devredildiği, aralarındaki protokolle “...” ibaresinin ... hizmetleri için kullanımının ancak.... izniyle olduğu belirtildiğini, dolayısıyla davalının 2006 tarihine kadar ... ibaresini ancak anılan..... izniyle kullanabildiği, bu tarihten önce davalının iddia ettiği gibi kendisine ait bağımsız bir markası ve kullanımı olmadığı söz konusu yargılamada karara bağlandığını, davalının da anılan bu karara karşı bir itirazda bulunmadığını ve bu hususun huzurdaki dosyadaki bilirkişi raporuyla da tespit edildiğini,
2006 yılından sonra ise davalının yine müvekkili firmanın zimni izni sayesinde markayı kullanabildiğini, bu iznin de işbu dava ile sonlandırıldığını, Mahkeme gerekçesinde taraflar karıştırılarak davalı yerine müvekkili davacının anılan Vakfın izniyle ... markasını kullandığının belirtildiğini, markayı izinle kullanan tarafları karıştırdığını, mülga 556 sayılı KHK m.8/3 ve gerekse SMK m.6/3 kapsamında gerçek hak sahipliği kazanılabilmesi için, marka kullanımının başkasının izni ile gerçekleşmemiş olması gerektiğini, markayı ilk defa kullanan kişinin, kendi ad ve hesabına kullanması gerektiğini, somut olayda davalı tarafın, ... ibareli markayı 2006 yılına kadar dava dışı ...’nın izniyle kullanabildiği, davalının ... ibareli kullanımı 1999-2006 yılları arasında kendi ad ve hesabına ilk defa gerçekleşmemiş olduğundan 2006 yılına kadar zaten gerçek hak sahipliğini edinmesinin mümkün olmadığı, 2006 yılından sonraki kullanımı ise müvekkili davacının marka hakkını ihlal edecek durumda olduğunu, anılan mahkeme ilamına göre ...’nın tıbbi hizmetler bakımından tescilsiz ... ibareli marka üzerindeki sahipliğinin 2006 yılında bu markayı terk ettiği için son bulduğunu, buna karşın anılan tarihte (2001-2006 yılları arasında) ... ibareli markayı tescilsiz olarak tıbbi hizmetlerle ilgili olarak bağımsız ve kesintisiz biçimde kullanan müvekkilinin, marka üzerinde haksız rekabet hükümleriyle de korunan SMK m.6/3 kapsamında yasaklama yetkisini de içeren gerçek hak sahipliğini elde ettiğini, davalının 2006 yılından sonra ... markasını kullanımının, bu kez de müvekkilinin anılan hakkını ihlal edeceğini, davalının kullanımının “ilk defa kullanım" olmadığını,
-Müvekkili firmaya ait 24.04.... sayılı markanın, ortaklarından ayrı ve bağımsız tüzel kişiliğe sahip müvekkili davacı Merkez ... şirketi adına tescilli olduğunu, müvekkili şirketin tüzel kişilik kazanmasından önceki dönemde, uyuşmazlık konusu “...” asli unsurlu markanın firmalarda ortaklığı bulunan... ve ...
... tarafından birlikte veya ayrı ayrı şahıs firması ya da gerçek kişi tacir sıfatıyla tescilsiz olarak kullanıldığına ve müvekkili şirketin kurulması aşamasında da ortaklar tarafından şirkete ayni sermaye olarak konulduğuna ya da müvekkili şirket tarafından ortakların izniyle tescilsiz olarak kullanıldığına dair bir iddia ya da kanıt da olmadığını, anılan marka üzerinde yukarıda adı geçen gerçek kişi ortakların, bağımsız tüzel kişiliğe sahip müvekkili şirkete karşı öncelik ve üstün hakları bulunmadığını, ortakların gerek şirkette ortaklıkları devam ederken gerekse ortaklıktan ayrıldıktan sonra, bu markayı kendi adlarına kullanamayacak-larını ve yeniden tescil ettiremeyeceklerini, davalının markayı tescil ettirdiği tarihte, müvekkili şirket ortağı olan ...’ın, Davalı Şirkette kısmi hissedar olması, markanın tescili veya kullanımına izni verdiği sonucunu doğurmayacağını,
Davalının markayı tescil ettirdiği 2017 yılında davacı şirketin hakim ortağının davalı şirkette de ortak olması ve uzun süre markayı kullanan davalıya itiraz etmemesi nedeniyle davalı marka tescilinin kötü niyetli olmadığı şeklindeki görüşün de isabetli olmadığını, Müvekkili firmanın 2001 yılından 2016 yılına kadar eşit hisseye sahip 1- ..., 2- ..., 3-... olmak üzere üç ortaktan oluştuğunu, buna karşı davalının ise hisse devirlerinin yapıldığı 2016 yılına kadar ..... ve ... ...’dan oluşan iki ortaklı olduğunu, 2008 yılında müvekkili adına marka tescili yapıldığında da müvekkilinin eşit hisseye sahip 3 ortaklı bir firma olduğunu, 2016 yılında davalı firma ortaklarından .... ... müvekkili firmadaki %33.3 hissesini .....’a devrettiğini, buna karşı ....'ın da davalı firmadaki %50 hissesinin %15’ini A. ...’a devrettiğini, kalan %35 hissesinin devri için de A. ... ile ... arasında ödeme planları yapıldığını ve davalı firmadan ayrıldığını, hisse takasının yapılmasıyla .. ...’ın, ....’a ait hisselerin bir kısmını alıp davalı firmada hakim ortak konumuna geçtikten 9 gün sonra davalı firma adına marka tescil başvurusunda bulunmasıyla ortaya çıktığını, marka başvurusunun yapıldığı tarihte, müvekkili şirketin ortağı ....’ın, davalı şirketten resmen tam ayrılmadığını ve kısmi hisse devri prosedürünün henüz tamamlanmadığını gerekçe gösterilerek davalı şirketin müvekkili şirket adına tescilli olan bu markayı elde etmesine izin verildiği şeklinde değerlendirmenin hukuka ve ticari hayatın doğal akışına da aykırı olduğunu, marka sahibinin ortaklar değil müvekkili şirket tüzel kişiliği olduğunu, Müvekkil firmanın tüzel kişiliğinin veya ortaklarının özellikle de diğer ortak ...’in davalı firma adına 2016 tarihinde yapılan bu marka başvurusu için açık veya zimni bir izni veya onayı olmadığını, adı geçen müvekkil şirket ortağı ...’ın da bu yönde davalı şirkete vermiş olduğu bir onay ve izin olmadığını, Davalı şirketteki hisselerini devreden ve sadece süreç içerisinde devredilecek kısmi hissesi kalan ... zaten o tarihte fiilen davalı şirketten ayrılmış olup, azınlık hisse sahibi olduğu davalı şirketi temsil ve yönetim yetkisi de bulunmadığını, dolayısıyla temsil ve yönetiminde olmadığı davalı şirketin uyuşmazlık konusu marka tescil başvurusunda bulunduğunu bilmesi, onay vermesi ve tahkik etmesi de hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, TTK hükümleri gereği şirket ve yöneticileri dışında kalan hissedarlar tacir hükümlerine tabi olmadıklarından, basiretli bir tacir gibi davranmaları ve şirket icra organlarının marka başvurusu yapma ve benzeri karar ve eylemlerinden daima haberdar olmaları kendilerinden beklenemeyeceğini,
Davalı marka tescilinin yapıldığı 2016 tarihinde davalı şirkette hakim hisse sahibi konumunda bulunan A. ... olup, davalı şirketin temsil ve yönetim yetkisinin, ...’a ait olduğunu, bu sebeple iddia edildiği gibi ...’ın davalı adına marka tescilini yaptırma izin ve iradesine sahip olduğunun iddia edilmesinin hukuken de mümkün olmadığını, müvekkili şirketin temsile yetkili müdürünün ise ... olduğunu, ... ibareli markanın, müvekkil şirketin işletmelerinde kullandığı önemli bir malvarlığı değeri olduğunu, hükümsüzlüğü istenilen markanın başvuru ve tescil tarihinde, müvekkili şirketin ortağı olan ...’ın davalı şirkette de kısmi ortaklığının resmen henüz bitmemiş olmasının, davalı markasının tesciline izin verilme şeklinde değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığını, hisse devirlerinin yapıldığı 2016 yılında yürürlükte bulunan mülga 556 sayılı KHK m.16/3 hükmü uyarınca markanın devri veya kullanım yetkisinin devrini içeren sözleşmelerin yazılı biçimde yapılmasının sıhhat şartı olduğunu, ortakları arasında, “...” ibaresinin davalı şirket tarafından bağımsız kullanılması hususunda yazılı bir kabul ya da izin içeren bir sözleşme de mevcut olmadığını, bu nedenle kötü niyet gerekçesiyle de hükümsüzlük koşullarının oluşmuş olduğunu, davalı şirketin ... sayılı markayı, hakim ortağı A. ...’ın müvekkili şirketteki hisselerini devretmesinden 9 gün gibi kısa bir süre sonra tescil ettirdiğini, marka tescilinden ve sahibinin ticari faaliyetlerinden haberdar olunmasına rağmen, tescilli ve ayırt ediciliği yüksek bir işaretin ayırt edilemeyecek derecede benzerinin, tescil kapsamında olan ve fiilen kullanıldığı hizmetleri de içerecek biçimde izinsiz ve habersiz rakip firma tarafından tescil ettirilmesi şüphesiz bir kötüniyetli bir davranış olduğunu, hisse devirlerine rağmen marka hakkının müvekkili üzerinde bırakıldığının da farkında olduğunu, kötüniyetli marka tescilinin, diğer mutlak veya nispi ret nedenleri ile birleşmeksizin başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olduğunu, somut olayda ise karşı tarafın markanın tescilinden sonra, müvekkille organik bağı bulunan şirketlere karşı anılan marka tescilinden doğan hakların ileri sürülmesi, ihtiyati tedbir kararlarıyla kullanımların engellenmeye çalışılmış olması da baştan beri sahip olunan sahiplenme amacını ortaya koyduğunu, Davalının adına ... esas unsurlu markayı tescil ettirmesinin zaten müvekkili adına tescilli, öncelik hakkı da bulunan marka hakkını ihlal ettiğini, davalı tarafa ait markanın kötüniyetli tescil ürünü olduğu, SMK m. 6/9 ve m. 25/1 hükümleri uyarınca hükümsüzlüğüne karar verilmesi şartları oluştuğunu, -Tecavüz davasında da sessiz kalma nedeniyle hak kaybı olmadığını, sessiz kalma nedeniyle hak kaybı için, mütecavizin başkası adına tescilli markayı izinsiz olarak kendi ad ve hesabına kullanması gerektiğini, davalının, ... ibareli markayı 2006 yılına kadar anılan Vakfın izniyle kullandığını, 2006 yılından sonraki kullanımının ise müvekkilinin zımni izniyle gerçekleştiğini, bir diğer deyişle müvekkilinin 2006 yılından bu yana davalının ... ibareli markayı kullanımına zımnen izin verdiğini, davalı tarafın, ... ibareli markanın müvekkili şirket tarafından uzun yıllardan beri kullanıldığını ve onun adına tescilli bir marka olduğunu zaten bildiğini, tecavüz bakımından sessiz kalma nedeniyle hak kaybının iyiniyetli olma koşulu da gerçekleşmediğini, -Davalıya ait ... ... markasının hükümsüzlüğü için açılan dava derdest olup işbu davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini,
Davalı ile dava dışı ... arasında yargılaması devam eden Anadolu 1 FSHHM 2017/620E. 2019/301K. sayılı dosyasında görülen davanın halen derdest olduğunu, Yargılamanın sonunda aynı zamanda işbu dava konusu da olan davalıya ait “... ...” markasının hükümsüz kılınma ihtimali bulunduğunu, ... ... markasının hükümsüzlüğü halinde huzurdaki davada davalının dayanak markası geriye etkili olarak hükümsüz kılınmış sayılacağı için marka tecavüz taleplerinin de haklılığı tespit edilecek ve yine aynı zamanda huzurdaki hükümsüzlük davasını da doğrudan etkileneceğini bu nedenlerle kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını, SMK m. 35/6’hükmüne göre, Marka sahibinin,
sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyeceğini, Davacı şirketin hükümsüzlüğe dayanak olarak gösterdiği ... numaralı ... ... ... markasını 2008 yılında tescil ettirdiğini, Müvekkilinin ise 1999 yılından itibaren fiilen ... sektöründe kullanmış olduğu ... numaralı ... ... markasını 2016 yılında tescil ettirdiğini ve bu davanın açılmış olduğu 21.12.2020 tarihine kadar nizasız fasılasız kullandığını, Davacı tarafın 2008 yılından 2020’nin sonuna kadar herhangi bir itirazda bulunmadığını, Davacı ve davalı şirket sahiplerinin birbirlerinin şirketlerinde ortaklık yaptığı, daha sonraları payları birbirlerine devrettikleri, davacı ve davalı şirketlerin aynı sektörde ve aynı bölgede faaliyet gösterdiği düşünüldüğünde birbirlerinden haberdar olmamaları gibi bir durum da söz konusu olamayacağına göre, davacı tarafın 2008 yılından itibaren sessiz kalarak davalı tarafın marka kullanımına ses çıkarmadığını,
2020 yılı sonu itibariyle markaya tecavüz ve hükümsüzlük davası açma hakkını kaybettiğini, “...” ibaresinin dava dışı ...’nın izniyle kullanılmış olduğuna yönelik iddiaların gerçeği yansıtmadığını, müvekkili şirket ile ... arasında görülen .... E. ve ... K. Sayılı dosyada, mahkemece davalı ... ... LAZER + Şekil ibareli markası üzerindeki tescilinin hükümsüzlüğüne karar verildiğini, müvekkilinin önceki tarihli kullanımının bu kararla ispatlandığını, ... LAZER + Şekil ibareli marka 10.08.2015 tarihinde ... numarası ile Dr. ... adlı kişi tarafından tescil ettirildiğini, ... ise daha sonra bu markayı dava dışı Dr. ...’dan devraldığını, ...’nın 2015 yılına kadar “...” ibareli bir markası bulunmadığını, ...’nın markayı 2015 yılında devralması dışında “...” ibaresi üzerinde hiçbir surette bir hakkı söz konusu olmadığını, Davacı vekilinin sadece müvekkili şirket ana ortağı .......’ın davacı şirketten ayrılma tarihine yer verdiğini, davacı şirket ana ortağı ...’ın müvekkili şirketten ayrılma tarihine hiçbir şekilde yer verilmediğini, davacı şirket ana ortağı ...'ın, müvekkili şirketten 25.05.2017 tarihinde ayrıldığını, Müvekkili şirkete ait ... ... ibareli markanın ise ... numara ile 07.02.2017 tarihinde tescil edildiğini, yani davacı şirket ortağı... henüz müvekkili şirket ortaklarından biri iken ... ... ibareli marka başvurusu yapıldığını ve akabinde tescil edildiğini bu nedenle...’ın müvekkili şirketin o zamanki ortaklarından birisi olarak bundan haberdar olmadığının iddia edilmesinin gerçeği yansıtmayan temelsiz bir iddia olduğunu, müvekkili şirketin o zamanki ortaklarından birisi olan...’ın onayı olmadan böyle bir tescil yaptırmasının mümkün olmadığını, sözü edilen her iki markanın da aynı bölgede yıllardır nizasız fasılasız kullanıldığını, davalı şirketin daha önce hiç kullanmadığı bir markayı değil, 1999 yılından beri fiilen ... hizmetlerinde kullanmış olduğu ... ... ibareli markayı tescil ettirdiğini, ...'ın davalı şirket olduğu dönemde tescilin onun da bilgisi ve onayı dâhilinde yapıldığını, o zamanlar davalı şirket ana ortaklarından biri olan...’ın bu durumdan haberdar olmadığı iddiasının, şirket ortaklığı sorumluluğu ile bağdaşmadığı gibi hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, ... ibaresi üzerinde müvekkili şirketin geçmişe dayalı gerçek hak sahipliği söz konusu olduğunu, müvekkili şirketin 1999 yılından beri ... ibaresini açmış olduğu ... bünyesinde ... sektöründe nizasız fasılasız günümüze kadar kullandığını ve 07.02.2017 tarihinde ... numara ile tescil ettirdiğini, Müvekkilinin ... ibareli marka kullanımı davacı şirketin kurulmasından bile çok önceye dayandığını,
Sınai Mülkiyet Kanunu m. 6/3 ve sunulu Yargıtay kararları ışığında değerlendirme yapıldığında, müvekkilinin davacı tarafın tescilinden önce ... esas
ibareli markasına davalının tescilinden çok önce ayırt edicilik ve bilinirlik kazandırdığını, 1999 yılına ait düzenlenen faturalarda ilk defa ... ... ibaresi kullanıldığını, daha sonraki yıllarda bunu ... ... MERKEZİ (2000), ... ... ... (2000), ÖZEL ... ... (2004) ve Özel ... ... (2005, 2006) gibi ibarelerle günümüze kadar devam ettiğini, Müvekkili şirketin 2006 yılından itibaren günümüze kadar artık ... esas ibareli markasını ... ... + Şekil ibaresi ile kullanmaya başladığını,
Davacı şirket ortağı... ile davalı müvekkil şirket ortağı ..., şu an ortağı oldukları şirketlerde yıllarca ortaklık yapmışlar ve ... ibareli markaları beraberce kullanmış olduklarını, taraflar birbirlerine hisse devirlerinden sonra ... davalı müvekkili ... Limited Şirketinin sahibi, davacı şirket ortağı... ise davacı ...Limited Şirketi’nin sahibi olduğunu, taraflar birbirlerine hisse devri yaparken söz konusu markaları devretmediklerini, dolayısı ile her iki ortağın sahibi olduğu şirketlerin “...” ibareli kendi markalarını kullanmaya devam ettiklerini, müvekkili şirketin ... ibaresi üzerinde hak sahibi olduğunu ve tescilli markasını kullanmasının asla davacı markasına tecavüz olarak görülemeyeceğini, Müvekkili şirket “.... Şti.” ticaret unvanı ile 1998 yılında ticaret siciline kaydolarak tüzel kişilik kazandığını ve o günden bugüne kadar ... hizmetleri konusunda faaliyetlerine başladığını, kullandığı marka ... ibaresi olduğunu, Müvekkili şirket tarafından ilk defa düzenlenen 1999 yılına ait faturalarda “... ... ...” ibaresi kullanıldığını, daha sonraki yıllar içinde müvekkili şirket markasını Özel ... ..., Özel ... ... ve Özel ... ... MERKEZİ gibi farklı yan unsurlarla kullanmış olsa da ... ibaresi bu markalarda hep esas unsur olarak varlığını koruduğunu, müvekkilinin öncelikle geçmişe dayalı kullanım daha sonra ise tescilli ... ... markasından dolayı ... ibaresi üzerinde hak sahibi olduğunu, dosya içeriğinde bulunan fatura örneklerinden, müvekkili şirketin ... esas ibareli markasını davalı tescilinden çok önce ... hizmetlerinde kullanmış olduğunu, öncelik hakkının söz konusu olduğunu, ... ... markasının, karşı tarafa ait ... ... ... + Şekil ibareli markasına tecavüz iddiasının herhangi bir hukuki temeli bulunmadığını, Dava dışı ...’na ait “... Lazer” ibareli marka, müvekkilinin açmış olduğu davanın yerel mahkemece kabul edilmesiyle birlikte hükümsüzlüğüne karar verildiğini, her iki davanın tarafları farklı olup, davalar arasında birbirini etkileyecek bir bağlantı bulunmadığını, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dairemizin 17.01.2025 tarihli, 2023/388 Esas, 2025/139Karar sayılı kararıyla; Davacı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile,- İstanbul Anadolu ... Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 24/11/2022 tarih, 2020/414 E., 2022/196 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,
-Davanın KISMEN KABULÜNE;
-Davalı adına tescilli ... sayılı ... ... markasının "Tıbbi Hizmetler. Güzellik Hizmetleri. İşyeri ve personel sağlığı ile ilgili danışmanlık hizmetleri" sınıfında KISMEN HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE, fazlaya ilişkin talebin reddine,
-Davacı tarafın markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, meni ve refi talepli davasının reddine,
-www.....com.tr ve www.....com alan adlarının devrine mümkün olmazsa terkinine yönelik talebin reddine, karar verilmiştir.
Dairemizin kararına karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 05/11/2025 tarih ve 2025/1740 Esas 2025/193 Karar sayılı kararıyla; "... davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine,
Davalı vekilinin temyiz itirazlarına yönelik, uyuşmazlığa konu "..." esas unsurlu tescilsiz markanın hem davacı hem de davalı şirketçe tıbbi hizmetler alanında ilgili oldukları Vakfın izni ile tescilsiz olarak kullanılmaya başlandığı, daha sonra taraf şirketlerin ortak faaliyette bulunmak suretiyle bu işareti kullandıkları, akabinde “...” işaretinin davacı adına ... numaralı “... ... ...” olarak 44. sınıfta tescil edildiği, davaya konu ... numaralı “... ...” ibareli markanın da 44. sınıfta davalı adına tescilli olduğu, bu tesciller taraf şirketlerin ortaklarının bilgileri ve iradeleriyle yapıldığından anılan tescillerin tarafların rıza ve muvafakatiyle yapıldığının kabulü gerekir.
Zira dosya kapsamından davalı şirket ortağı ve yetkilisi ...'ın 1999 yılından 2016 yılına kadar davacı şirketin ortağı olduğunun ticaret sicil kayıtlarından anlaşıldığı, davacı şirket yetkilisi...'ın da davalı şirketin eski yetkilisi olduğu, ihtilafsız birlikte kullanımın ortakların davacı ve davalı şirketlerdeki hisselerini kısmen devrettiği 24.05.2016 tarihi ve tümüyle devrettikleri 25.05.2017 tarihleri arasında dahi devam ettiği, taraflar arasında barışçıl şekilde kullanımların davanın açıldığı 21.12.2020 tarihine kadar nizasız olarak gerçekleştiği, böylece markanın oluşturulmasında tarafların müşterek emek ve çaba harcadıkları anlaşılmaktadır.
Bu durumda “...” işareti üzerinde tarafların birbirlerine karşı gerçek ve üstün hak iddiasında bulunamayacakları kaldı ki, Dairemizin daha önceki bir çok kararına konu olan ve “birlikte var olma” olarak tanımlanan marka hukukuna ait ilke uyarınca tarafların “...” işareti üzerinde birlikte hak sahibi olduklarının kabulü ile sonucuna göre karar vermek gerekirken dava konusu markanın kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmesinin doğru olmadığı" gerekçesiyle; hükmün bu nedenle davalı lehine bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay bozma ilamı ve duruşma günü taraf vekillerine tebliğ edilmiş, davalı vekili bozma ilamına uyulmasını, davacı vekili Dairemizin önceki kararında direnilmesini talep ettiklerini beyan etmiş, usul ve yasaya uygun görülmekle Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.
GEREKÇE;
Dava, ... ibaresinin gerçek hak sahipliği, taraf markalarının benzer olması ayrıca kötü niyetli tescil iddiasıyla davalı adına tescilli ... sayılı ... ... markasının hükümsüzlüğü ve davalıya ait www.....com ve www.....com.tr alan adlarının davacıya devri olmadığı takdirde iptali taleplidir.
Davalıya ait ... numaralı "... ..." markasının 02/06/2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle 44. sınıfta 07/02/2017 tarihinde tescil edildiği tespit edilmiştir.
İlk derece mahkemesince davalının uzun süre ... markasını 2016 yılına kadar tescilsiz kullandığı, 20 yıldır kullanıma sessiz kalındığı, tescilsiz kullanılan markanın tescil ettirilmesinin kötüniyetli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yargıtay bozma ilamına konu Dairemizin kararında, markanın kötüniyetli tescil edildiğine yönelik davacı iddiası yerinde görülmemekle birlikte, tescilde teklik ve öncelik ilkesi nedeniyle davalı markasının kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak, sessiz kalma nedeniyle markaya tecavüz ve haksız rekabetten kaynaklanan talepler ile alan adlarının devri olmazsa terkini taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Uyulmasına karar verilen Yargıtay bozma ilamında taraf vekillerinin bozma dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmekle, taraflar yönünden usuli kazanılmış hak teşkil eden hususlar dikkate alınarak yargılamamaya devam olunmuştur.
Yargıtay bozma ilamında, marka hükümsüzlüğü davası yönünden, marka üzerindeki ihtilafsız birlikte kullanımın dava tarihine kadar devam ettiği, “birlikte var olma” olarak tanımlanan marka hukukuna ait ilke uyarınca tarafların “...” işareti üzerinde birlikte hak sahibi olduklarının kabulü gerektiğine işaret edilmiş, markanın kısmen hükümsüzlüğüne ilişkin Dairemizin kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Davacı vekilinin bozma ilamına karşı ibraz ettiği 12/05/2026 tarihli dilekçesinde; müvekkilinin marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğu, markayı Vakfın iznine ihtiyaç duymaksızın kendi ticari organizasyonu, marka yatırımı ve işletmesel faaliyeti kapsamında kullandığını, Vakfın izni ile davalı şirketin kullandığını, müşterek emek, birlikte hak sahipliği ve birlikte var olma yönündeki bozma gerekçelerinin gerçeklikle bağdaşmadığını, taraf şirketlerin birbirinden bağımsız tüzel kişilikler olduğunu, birlikte var olma düzeninin oluşmadığını ileri sürdüğü anlaşılmıştır.
İstanbul Anadolu 1. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2017/620 Esas, 2019/301 Karar sayılı kararının, İstanbul BAM 16. HD 2020/30 Esas, 022/821 Karar sayılı kararı ile esastan reddine karar verildiği ve Yargıtay 11. HD. 2022/5192E. 2024/1210 K. Sayılı kararı gerekçesinde; Davacı adına tescilli ... numaralı "... ..." markasının, davacı-karşı davalı tarafça ... markasının "... ...", "... ...", "... ... ..." , "... ..." ibareleri ile 1999 yılından itibaren aralıksız olarak kullanıldığı tespiti yapıldığı anlaşılmaktadır.
Davalı şirketin 2006 yılına kadar dava dışı ...'nın izniyle, 2006 yılından itibaren ise davacı şirketin izniyle "..." markasını kullandığı, ortakların davacı ve davalı şirketlerdeki hisselerini kısmen 24/05/2016 ve tümüyle devrettikleri 25/05/2017 tarihinden sonra da davalı şirketin bu ibareyi aynı şekilde kullanmaya devam ettiği, davanın ise 21/12/2020 tarihinde açıldığı, 20 yılı aşkın sürede ... markasının taraflarca barışçıl şekilde kullanılmasına devam olunduğu, taraflar arasında niza yaşanmadığı, böylece markanın oluşturulmasında tarafların müşterek emek ve çaba harcadıkları, bu durumda “...” işareti üzerinde tarafların birbirlerine karşı gerçek ve üstün hak iddiasında bulunamayacakları kanaatine varılmış, tüm talepler yönünden davanın reddine karar verilmiş, tarafların usuli kazanılmış hakları korunarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın tüm talepler yönünden REDDİNE,
2- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
2/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcından peşin alınan 54,40 TL'nin mahsubu ile 677,60 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
2/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
2/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan, 23,50 posta giderinin, davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,
2/d- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,
3-İstinaf ve temyiz aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
3/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcından peşin alınan 179,90 TL'nin mahsubu ile 552,10 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
3/b- İstinaf ve Temyiz yargılaması için davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
3/c-Temyiz yargılaması için davalı tarafından yapılan 3033,70 TL temyiz yoluna başvurma harcı, 400.00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 3.433,70 TL'nin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,
3/d-İstinaf aşamasında bir duruşma yapıldığından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, 22.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,
3/e-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
Dair, duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK Ek 1'inci maddesine, (14 Kasım 2024 tarihli, 32722 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren) 7531 sayılı 7/11/2024 tarihli kanunun 22. maddesi ile 3. fıkra olarak eklenen madde gereğince temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.14/05/2026