Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/278 E. 2026/50 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/278
Karar No
2026/50
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 41. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/278 - 2026/50 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 41. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/278 KARAR NO : 2026/50 (KARARI KALDIRARAK YENİDEN ESAS HAKKINDA KARAR)

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 28/03/2024 NUMARASI : 2021/446 Esas, 2024/159 Karar DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : 1- VEKİLİ : Av. DAVALI : 2 - VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Marka ile İlgili Kurum Kararlarının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 28/03/2024 tarih ve 2021/446 Esas, 2024/159 Karar sayılı karara karşı davacı vekilince süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuş olmakla, dosya incelendi, işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalı Şirketin "..." ibaresinin 05., 29.,30. ve 35.sınıftaki mal ve hizmetler bakımından 18/04/2020 tarih 2020/42557 sayılı marka başvurusuna konu ettiğini, müvekkilinin tanınmış “...” markasının sahibi olduğunu, " ..." ibareli markaların 1999 yılından buyana adlarına tescilli olduğunu, aynı zamanda T/02387 ve T/02386 sayısı ile tanınmış marka olarak da koruma altına alındığını, dava konusu “...” markasının müvekkili markaları ile ayırt edilemeyecek düzeyde benzer olduğunu, müvekkilinin “...” ibaresi ile oluşturduğu seri markalarının bulunduğunu, başvuruya konu "..." ibaresi ile "..." markalarının karıştırılmama, aralarında bağlantı kurulmama ihtimalinin bulunmadığını, yalnızca "..." değil, "... kelimesini ayırt edici unsur" olarak içeren başka markalarının da var olduğunu, dava konusu markanın tescilinin müvekkili markaları ile iltibasa yol açacağını, dava konusu markanın 35. sınıfta yer alan “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” için tescil edilmek istenildiğini, müvekkilinin de aynı sınıfta yer alan çok sayıda tescilinin bulunduğunu, dava konusu markanın müvekkili markasını birebir içerdiği gibi tanınmış marka olması nedeniyle ayrıca korunması gerektiğini, diğer taraftan “...” ibaresinin müvekkilinin ticaret unvanını da oluşturduğundan SMK'nin 6/6. maddesi uyarınca da üstün hakkının bulunduğunu, dava konusu markanın tescilinin, müvekkili markalarının tanınırlığına zarar verebilecek sonuçlar doğuracağı gibi haksız rekabete de sebebiyet vereceğini ileri sürerek 2021-M-9861 sayılı YİDK kararının iptaline, dava konusu 2020/42557 sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinike karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle, verilen Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Davalı Şirket, yöntemine uygun tebligata rağmen, davaya cevap vermediği gibi duruşmalara da katılmadığından yargılamaya yokluğunda devam edilmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece,dava konusu başvuru kapsamında 35. Sınıfta kalan hizmetlerin tamamının, davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında da birebir yer aldığı, buna bağlı olarak taraf markalarının benzer satış noktalarında, benzer ihtiyaçlara yönelik, benzer tüketici kitlesine hitap eden, birbirleri yerine ikame edilebilirliği bulunan, birbirleri ile aynı pazarda rekabet içerisinde bulunan, birbirlerini tamamlayıcı nitelikte ürünler oldukları, herhangi bir grafik unsur taşımaksızın düz bir sözcük markası olarak başvuru konusu edildiği, beş harften oluşan “...” kelimesinin bilinen bir anlama sahip olmadığı, başvuru sahibinin soyadı olduğu, kelimenin yazımına uygun şekilde “...” şeklinde telaffuz edileceği, davacı yanın “...” kelime kökünü sabit tutmak kaydıyla bu ilaveye eklediği ek sözcük markaları ile yarattığı “...+” şeklinde oluşturulmuş onlarca farklı markasının olduğu, davacı yan markalarının tamamının dilimizde somut bir anlama sahip olan, tüketicinin ilk anda derhal algılayabileceği “...” sözcüğü esas unsurunu taşıdığı, her ne kadar taraf markaları 35.sınıfta aynı ya da benzer mal ve hizmetleri kapsamakta iseler de markaların bir bütün olarak ilgili tüketici kitlesi nezdinde yarattıkları algıda aynı iktisadi kaynağa ait, birbirlerinin devamı ya da serisi niteliğinde algılanabilecek işaretlerden oluşmadıkları, “...” şeklindeki bütünün, davacı yanın “...” esas unsurlu, tanınmış ve seri markalarını çağrıştırmayacağı, davacı yanın seri markaların tamamında “...” ibaresinin münhasıran varlığını koruduğu, “...” ibaresinin de özellikle kavramsal nihai algısı itibariyle “...” kelimesi ile ilişkilendirilmesine yol açacak bir izlenimi tüketiciye sunmayacağı, ortalama tüketici her ne kadar harf dizilimsel olarak taraf markaları arasında bir benzerlik tespit etse de bu benzerliğin kavramsal açıdan oluşan farklılık karşısında zayıf kalacağı, taraf markaları ile aynı ya da farklı zamanlarda karşı karşıya kalan tüketicilerin, dava konusu markayı gördüğünde zihninde davacı markalarını çağrıştırmasını gerektirir bir benzerliğin işaretler arasında mevcut olmadığı, davacı yanın “...” esas unsurunu taşıyan markalarının tanınmış marka statüsünde olduğu, dava konusu markanın tescilinin, davacı markalarının tanınmışlığına ne şekilde zarar verebileceği, itibarını ne şekilde zedeleyebileceği ya da haksız bir menfaati ne şekilde temin edebileceği yönünde bir algıya da ulaşılamamış olduğu, davacı yanın ticaret unvanın kılavuz unsuru da “...” ibaresi olup anılan ibare aynı zamanda davacı yanın markalarının kendisi olduğu, bu halde dava konusu “...” ibaresi ile “...” şeklindeki davacı markaları arasında iltibasa neden olacak bir benzerlik görülmediğinden, ticaret unvanı açısından da SMK m. 6/6 uyarınca ileri sürülen üstün hak sahipliğinin varlığından söz edilemeyeceği, taraf markaları arasında iltibas bulunmadığı, iltibas tehlikesinin bulunmaması halinde 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının uygulama alanı bulmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davacı Şirket adına kayıtlı "..." markaları ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olan "... " marka başvurusunun aynı , aynı tür ve benzer ürünler için tescilli 6769 sayılı SMK'nin 6.maddesine aykırı olduğu, "... " markasının seri marka algısı yaratacağını, müvekkil adına tescilli "..." ibareli marka ile dava konusu "..." markası telaffuz, biçim ya da anlam kriterleri bakımından ele alındığında ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, tüketicinin zihninde markalar arasında bağlantı kurulacağını, müvekkil markasının davalı markası içinde aynen, ilk, esas ve baskın unsur olarak yer aldığını, işitsel benzerliğin tek başına karıştırılma ihtimaline yol açacağını, diğer taraftan markaların emtia ve hizmet listelerinin aynı olduğunu, mal ve hizmet benzerliğinin bulunduğunu, aynı sektörde 35.sınıftaki hizmetler yönünden tüketici nezdinde karışıklığa yol açılacağını, markalar arasındaki görsel, işitsel benzerliğin, davacının sektörel tanınmışlığı dikkate alındığında markalar arasında iltibas tehlikesinin bulunduğu, dava konusu markanın müvekkil markasının serisi bir marka olduğu, markaların üreticileri arasında idare-ekonomik bir bağ olduğu zannına yol açacağını, dava konusu markanın tescilinin müvekkil markasının itibarına zarar verebileceğini, haksız yarar sağlayabileceğini, markalarının ... nezdinde tanınmış marka olarak tescilli olduğunu, diğer taraftan "..." ibaresinin müvekkilinin ticari ünvanı olduğunu ileri sürerek YİDK'nin 11/11/2021 tarih 2021-M-9861sayılı itirazın reddi kararının ipali ve 2020/42557 sayılı ... ibareli marka başvurusunun tescili talep edilen mal ve hizmetler bakımından tescile uygun olmadığının tespiti ile işlemden kaldırılmasına, tescil işlemleri tamamlanmış ise hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesi istemi ile istinaf isteminde bulunmuştur.

GEREKÇE: Dava, Marka ile İlgili Kurum Kararlarının İptali, Marka Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 1-Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, özellikle dava konusu 2020/42557 sayılı "..." ibareli markanın, herhangi bir grafik unsur taşımaksızın düz bir sözcük markası olduğu, beş harften oluşan “...” kelimesinin başvuru sahibinin soyadı olduğu, kelimenin yazımına uygun şekilde “...” şeklinde telaffuz edildiği, davacının itiraza mesnet "..." esas unsurunu taşıyan markalarının ise gerek şekil unsurlu gerekse şekil unsuru olmaksızın T/02387 ve T/02386 sayıları ile ... tanınmış markalar sicilinde kayıtlı, tanınmış marka statüsünde korunabilecek markalardan olduğu, davacı yanın "...+" şeklinde oluşturduğu çok sayıda markasının olduğu, markanın asli unsurunun "..." sözcüğünden oluştuğu, her ne kadar taraf markaları 35.sınıfta bir kısım mal ve hizmetler bakımından aynı ya da benzer olsa da markaların bir bütün olarak ilgili-ortalama tüketici kitlesi nezdinde yarattıkları algıda aynı iktisadi kaynağa ait birbirlerinin devamı ya da serisi niteliğinde algılanabilecek işaretlerden oluşmadıkları, "..." ibaresinin, davacı yanın "..." esas unsurlu, tanınmış ve seri markalarını çağrıştırmayacağı, davacı yanın seri markaların tamamında "..." ibaresinin münhasıran varlığını koruduğu, "..." ibaresi ile ilişkilendirilemeyeceği, işaretler arasında iktisadi–idari kaynaklar açısından ilişkilendirme ihtimali dahil karıştırılma ihtimaline yol açacak, iltibasa neden olacak bir benzerlik bulunmadığı, dava konusu başvuru markasının tescilinin, davacı markalarının tanınmışlığına ne şekilde zarar vereceği, itibarını ne şekilde zedeleyeceği ya da haksız menfaatin ne şekilde temin edileceğinin somut olarak kanıtlanamadığı, öte yandan davacı yanın ticaret unvanın kılavuz unsurunun da “...” ibaresi olduğu, davacı yan ticaret unvanı açısından da üstün hak sahipliğinin somut olaya bir etkisi olmadığı, SMK'nin 6/6.maddesi koşullarının gerçekleşmediği gibi taraf markaları arasında iltibas tehlikesi bulunmadığına göre 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/5.maddesi uyarınca tanınmışlık irdelemesi yapılmasının da gerekli olmadığı benimsenerek davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

2-Kamu düzenine ilişkin olup mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gereken hususlar bakımından yapılan istinaf incelemesine gelince hükmün kuruluş biçimi bakımından aynı isabetin sağlandığı söylenemez. Bilindiği üzere bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanun'unda ve bu Kanun'a bağlı (1) sayılı Tarifede gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar - ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. Anılan Kanun'un 27. maddesinde "(1) sayılı Tarifede yazılı maktu harçların, ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödeneceği, mükerrer 138/2.maddesinde ise, her takvim yılı başından itibaren geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan maktu harçların o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılacağı hükümlerine yer verilmiştir. Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harç olup dava açılırken başlangıçta ödenir, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1.maddesinde düzenlenen bu harç, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin olup sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı açıktır. Karar ve ilam harcı ise "nispi ve maktu" olmak üzere ikiyi ayrılmaktadır. Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilirken hüküm altına alınan çekişme konusunun dava tarihi itibariyle belirlenen değeri üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesinde karar ve ilam harçlarının dörtte birinin peşin, geri kalanının da kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödeneceği hükme bağlanmıştır. Peşin olarak ödenecek dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğunun tespit edilmesi halinde de eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). Bu durumda "dava açılmakla işlem tamamlandığından" o tarihte yürürlükte bulunan Tarifede belirlenen tutarın başvuru harcı olarak peşin alınması, karar ve ilam harcında ise karar tarihinde yürürlükte bulunan maktu harç esas alınarak ve gerektiğinde eksik kalan tutarın tamamlatılarak alınması gerekir. Yukarıda açıklanan Kanun düzenlemeleri ve ilkeler doğrultusunda yapılan değerlendirmede, dava açılırken peşin ödenen maktu karar ve ilam harcının, yargılama sırasında yürürlüğe giren Tarife ile artırılması halinde 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi ve mükerrer madde 138/2. hükümleri uyarınca eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken dava açılışında alınan "peşin maktu karar ilam harcının" yeterli olduğu, yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel harca tamamlanmasının mülkiyet hakkı ihlali olacağı gerekçesiyle yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesinin isabetsiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hâl böyle olunca harca yönelik düzenlemelerin kamu düzenine ilişkin olduğu, yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerektiği, anılan hususun yeniden yargılamayı gerektirmediği gözetilerek HMK'nin 353/1-b-2.maddesi uyarınca duruşma yapılmaksızın ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılarak düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 28/03/2024 gün ve 2021/446 Esas- 2024/159 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın yukarıda açıklanan nedenlerle REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 59,30-TL harçtan mahsubu ile bakiye 672,70-TL karar ve ilam harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden ve istinaf eden davacı aleyhine hüküm kurumlamayacağından ilk derece mahkemesi karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre belirlenen 25.500,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde ve istinaf aşamasında herhangi bir gider yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333), 8-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talebi halinde davacıya iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 01/10/2026 tarihinde HMK'nin 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 01/11/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/278, K. 2026/50, T. 01.11.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-278-e-2026-50-k-dc251d3f6625