Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1725 E. 2026/2275 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1725
Karar No
2026/2275
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/1725 KARAR NO : 2026/2275

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/07/2026 NUMARASI : 2026/273 Esas 2026/502 Karar DAVANIN KONUSU : ALACAK BAM KARAR TARİHİ : 14/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 20/10/2026

Taraf vekilleri tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesinin 17.maddesi uyarınca Lübnan devleti ve Lübnan asıllı gerçek kişiler ile tüzel kişilerin, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 48.maddesi gereği teminat göstermekten muaf olduğunu, sözleşmenin ifa yeri Aliağa olması nedeniyle mahkememizin yetkili olduğunu, tarafların Mton başına ücreti 342 USD (1.000 Mtonlık kısmı için 322 USD kararlaştırılmıştır) olan 29.07.2025 tarihli sözleşme ile Aliağa limanı teslimli çelik hurda satımı konusunda anlaştıklarını, sözleşmenin 12.maddesi ile sözleşme bedelinin %90 kadar kısmı geminin limana varışıyla ve boşaltmadan önce ödeneceğinin, %10 bakiye kısım ödemesinin ise denetim şirketinin onayı sonrası yapılacağının kararlaştırıldığını, sözleşme şartlarına aykırı şekilde davalı tarafından ödeme yapılmadan yükün boşaltıldığını, sonrasında davalı bir kısım ödemeler yapsa da bu ödemelerin sözleşmede düzenlenen belirli vade tarihine aykırı şekilde gerçekleştiğini, müvekkilinin yüklediği geminin limana varış tarihi 01.11.2025, dava dışı şirketin denetleme tarihinin 03.11.2025, boşaltma işleminin tamamlanma tarihinin 04.11.2025 olduğunu, davalının 600.000-USD ödemeyi 31.10.2025 tarihinde, 500.000-USD ödemeyi 14.11.2025 tarihinde,100.000-USD ödemeyi ise 23.12.2025 tarihinde yaptığını, davalının vade tarihinde ihtarsız temerrüde düştüğünü, 500.000-USD için 01.11.2025-14.11.2025 tarihleri arası, 100.000-USD için 01.11.2025-23.12.2025 tarihleri arası 3095 sayılı kanun uyarınca yabancı para alacağına işletilecek her türlü faiz haklarının saklı olduğunu, müvekkili tarafından düzenlenen 20/25 nolu faturaya itiraz edilmediğini, davalının bakiye borcu 208.626,00-USD üzerinden Aliağa İcra Müdürlüğünün 2026/429 E.sayılı dosyası ile takip yapıldığını, itiraz üzerine takibin durdurulduğunu bildirerek, sözü edilen icra takibine vaki itirazın 25,00 USD'lik bölümünün iptaline, %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Uyuşmazlığın taraflar arasında akdedilen 29/07/2025 tarihli satış sözleşmesinden kaynaklandığını ve uyuşmazlıkların çözüm merci olarak devlet mahkemelerine dışlayarak tahkim yolunu seçtiklerini, bu nedenle davanın usulden reddi gerektiğini, ayrıca davalının yerleşim yerinin Denizli olması hasebiyle Karşıyaka Mahkemelerinin değil Denizli mahkemeleri olduğunu, esas yönden ise, taraflar arasında birbirini takip eden süreğen bir ticari ilişki bulunduğunu ve davacının bir kısım teslimat yükümlülüklerini yerine getirmediğini, 06/09/2025 ve 12/12/2025 tarihli sözleşmelerden doğan teslimat yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle bakiye ödemenin müvekkili tarafından askıya alındığını, karşı tarafın piyasa fiyat artışları bahanesiyle edimden kaçındığını ve bu durumun dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, alacağın likit olmadığını, ayrıca mal teslim edilmemesi nedeniyle müvekkilinin işletmesindeki üretim planlamasında aksamalar olduğunu ve zararlar doğduğunu bildirerek, tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise yetki itirazının kabulüne, davanın esasına girilmesi halinde takas/mahsup ve ödemezlik def'ileri uyarınca davanın esastan reddine, icra inkar tazminatı talebinin reddine, davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini savunmuştur. MAHKEMECE İSTİNAF İNCELEMESİNE KONU KARAR İLE: "...Taraflar delil ve belgelerini, davacı vekili Türkçe'ye tercüme edilmiş 29/07/2025 tarihli sözleşme örneğini ibraz etmişler, Aliağa İcra Müdürlüğünün 2026/429 E.sayılı dosyası örneği uyap ortamından celbedilmiştir. Dava, uluslararası ticari alım satım sözleşmesinden kaynaklanan mal bedeli alacağının tahsili konusundaki icra takibine vaki itirazın kısmen iptali ile devamı istemine ilişkindir. Öncelikle çözülmesi gereken sorun; taraflar arasında akdedilen sözleşmede öngörülen tahkim şartı nedeniyle mahkememizce bu davaya bakılıp bakılamayacağı noktasındadır. Tahkim anlaşmasının konusunu oluşturan bir uyuşmazlıkta dava mahkemede açılmışsa; karşı taraf, tahkim itirazında bulunabilir. Tahkim itirazının ileri sürülmesi ve tahkim anlaşmasının geçerliliğine ilişkin uyuşmazlıkların çözülmesi, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ilk itirazlara ilişkin hükümlerine tâbidir. Tahkim itirazının kabulü halinde, mahkeme davayı usulden reddeder (4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu m.5). Yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, taraflar, aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler. Anlaşma, yazılı delille ispat edilmesi hâlinde geçerli olur. Dava, ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması hâlinde yetkili Türk mahkemesinde görülür (MÖHUK m.47/1). Olaya dönüldüğünde, taraflar arasında akdedilen 29/07/2025 tarihli "Sales Contract" başlıklı satış sözleşmesinin 26.maddenin bir öncesinde yer alan paragraf ile İsviçre Cenevre'deki kurum tahkim merci olarak belirlenmiş ve uluslararası tahkim şartı öngörülmüştür. Sözü edilen maddeye göre taraflar arasındaki sözleşmeden doğan tüm uyuşmazlıkların İsviçre hukukuna tâbi olacağı ve 1980 tarihli BM Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Konvansiyonuna göre çözüleceği kararlaştırılmıştır. Lübnan tâbiyetindeki davacı şirket nedeniyle ticari ilişkide yabancılık unsurunun bulunduğu, davacı satıcı tarafından davalı alıcıya Aliağa Limanı teslimli çelik hurda satımı konusunda anlaşıldığı, ifa yerinin Aliağa ilçesi olduğu aşikardır. Bu bağlamda, uyuşmazlık ile ilgili münhasır yetki kuralının söz konusu olmaması, yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz saydığına ilişkin bir beyan ve delilin bulunmaması, davalı vekilinin cevap süresi içerisinde mahkememizde tahkim ilk itirazında bulunması, milletlerarası tahkim şartının varlığı karşısında davanın sırf bu nedenle usulden reddine karar vermek gerekmiştir.' şeklindeki gerekçe ile; "Davanın usulden REDDİNE, " şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Sözleşmede yer alan tahkim şartının 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK) madde 4'e uygun şekilde akdedilmediğini, MTK madde 4; "... tahkim anlaşmasının taraflarca imzalanmış yazılı bir belgeye..." hükmünü ihtiva ettiğini, ancak; dava dilekçesi ekinde sunulan sözleşmeden görüleceği üzere sözleşme iki tarafça imzalanmadığını, tarafların sözlü olarak sözleşme akdettiğini ancak daha sonra davalı tarafından anlaşmaya aykırı şekilde tahkim şartı eklendiğini, müvekkilinin de iddialarını ispatlamak amacıyla davalı imzalı sözleşmeyi dosyaya kazandırmış olduğunu, bu husus tahkim şartının kabul edildiği anlamı taşımadığını, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 12.04.2026 tarih ve E.2006/521, K.2006/5446 kararının da bu yönde olduğunu, tahkim şartının özellikle kabul edildiği ispatlanmadığı sürece geçerli bir tahkim şartının varlığından bahsedilemeyeceğini, bunun yanı sıra sözleşmede tahkim şartını düzenleyen maddede hem İsviçre Hukukunun hem de 1980 tarihli BM Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Konvansiyonun uygulanacağını düzenlendiği ve tahkim sözleşmesinde var olması gereken kesinliği ihlâl edecek şekilde ikili bir hukuk tercihi yapılmış olduğunu, MTK madde 4/3; "Tahkim anlaşması, tarafların tahkim anlaşmasına uygulanmak üzere seçtiği hukuka veya böyle bir hukuk seçimi yoksa Türk hukukuna uygun olduğu takdirde geçerlidir" hükmüne göre değerlendirme yapılması gerektiğini, her ne kadar uygulanacak hukuk kuralı tereddüte yer vermeyecek şekilde kararlaştırılmadığı için tahkim şartı geçersiz olsa da mahkemenin gerekli görürse İsviçre Hukukuna ve/veya varsa BM Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Konvansiyonunda tahkime ilişkin düzenlemeleri araştırması ve incelemesi gerektiğini, tahkim şartının belirsizleşmesine neden olan her türlü durum, kayıt, husus tahkim şartının geçersiz olması sebebini doğuracağını, bu sebeple uygulanacak iki hukuk seçimi yapılmasının tahkimin geçersiz olduğu anlamı taşıyacağını, nitekim tahkim şartının bir anlığına geçerli olduğu kabul edilirse tahkim yargılamasında hangi hukukun uygulanacağı sorunu çözülemeyecek ve Türk Mahkemeleri kendi yetkisindeki bir uyuşmazlığı çözümlemekten kaçınmış olacağını, bu durumda Anayasa madde 36; "Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz" hükmüne aykırılık anlamına geleceğini, davanın 1.119-TL üzerinden kısmi dava olduğu göz önüne alındığında, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret kenar başlıklı madde 13/2 gereği hükmedilen vekalet ücreti kabul veya reddedilen miktarı geçemez hükmünün uygulanması kabil geldiğini, yani içtihatta da bahsi geçtiği üzere tarifenin üçüncü kısmına göre vekalet ücretine hükmedilmesine ama vekalet ücreti usulden ret olması nedeniyle maktu vekalet ücreti geçmemesi gerektiğinden bahisle istinaf başvusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, davalı istinaf başvurusunun esastan reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Taraflar arasındaki 29.07.2025 tarihli sözleşmenin 26. maddesinde yer alan İsviçre merkezli tahkim şartının, uyuşmazlığın çözüm yerini devlet mahkemeleri dışına çıkardığını, davanın açılmasını müteakip süresi içerisinde tahkim itirazında bulunduklarını, müvekkili .... A.Ş.nin davada kendisini vekil aracılığıyla temsil ettirdiğini, bu vekilin sunduğu hukuki yardım neticesinde davanın usulden reddedildiği bir senaryoda, vekalet ücretine hükmedilmemesinin veya sembolik bir rakam takdir edilmesinin, avukatın emeğinin ve müvekkilinin hak arama hürriyetinin zedelenmesi anlamına geldiğini, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2023/244, K. 2023/1871, T. 14.12.2023 tarihli kararının da bu yönde olduğundan bahisle istinaf başvurusunun kabulüne, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/273 Esas ve 2026/502 Karar sayılı ilamının, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi/eksik hükmedilmesi yönünden düzeltilerek onanmasına veya kararın ortadan kaldırılarak vekalet ücreti yönünden yeniden hüküm kurulmasına, istinaf yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, İİK 67. maddesi gereğince, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla davalının itirazının kısmen iptali istemine ilişkin olarak açılmış itirazın iptali davasıdır. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar res'en gözetilerek ve yine HMK 357/1.maddesindeki, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf incelemesi sırasında dinlenemez ve yeni delillere dayanılamaz hükmü çerçevesinde yapılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; dava konusu somut olayda, taraflar arasında akdedilen 29/07/2025 tarihli "Sales Contract" başlıklı satış sözleşmesinin 26.maddenin bir öncesinde yer alan paragraf ile İsviçre Cenevre'deki kurum tahkim merci olarak belirlenmiş ve uluslararası tahkim şartı öngörüldüğü, sözü edilen maddeye göre taraflar arasındaki sözleşmeden doğan tüm uyuşmazlıkların İsviçre hukukuna tâbi olacağı ve 1980 tarihli BM Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Konvansiyonuna göre çözüleceğinin kararlaştırıldığı, Lübnan tâbiyetindeki davacı şirket nedeniyle ticari ilişkide yabancılık unsurunun bulunduğu, davacı satıcı tarafından davalı alıcıya Aliağa Limanı teslimli çelik hurda satımı konusunda anlaşıldığı, ifa yerinin Aliağa ilçesi olduğunun aşikar olduğu, uyuşmazlık ile ilgili münhasır yetki kuralının söz konusu olmaması, yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz saydığına ilişkin bir beyan ve delilin bulunmaması, davalı vekilinin cevap süresi içerisinde mahkememizde tahkim ilk itirazında bulunması, milletlerarası tahkim şartının varlığı karşısında davanın sırf bu nedenle usulden reddine karar verilmiştir. İş bu karar davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davaya konu Nazilli İcra Müdürlüğü'nün 2020/649 Esas sayılı icra takip dosyasının incelenmesinden; davacı alacaklı tarafından davalı borçlu hakkında 208.626,00 USD asıl alacak ve 1.760,46 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 210.386,46 USD alacağın temini için ilamsız takip başlatıldığı, ödeme emrinin davalı borçluya tebliği üzerine, davalı borçlu vekili tarafından sunulan itiraz dilekçesi kapsamında takibin durduğu ve davalının itirazının fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 25 USD üzerinden iptali için eldeki davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır. Özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların mahkemeler dışında tahkim yolu ile çözümü, tarafların yapacağı bir tahkim sözleşmesi ile mümkündür. Başka bir deyişle tahkim sözleşmesi, tahkim yargılamasının temelini oluşturur. 6100 Sayılı Kanun'un 412/1 maddesi gereğince tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır. 6100 sayılı HMK'nın 412/2. maddesine göre tahkim sözleşmesi, taraflar arasındaki sözleşmenin bir şartı veya ayrı bir sözleşme şeklinde yapılabilir. Görüldüğü üzere taraflar bağımsız bir tahkim sözleşmesi yapmak yerine aralarındaki ilişkiyi düzenleyen asıl sözleşmeye bir madde (şart) ekleyerek bu sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözülmesini kararlaştırmaları mümkündür. Uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümlenmesine ilişkin irade açıklaması tahkim sözleşmesinin temel kurucu unsurudur. Geçerli bir tahkim sözleşmesinden bahsedilebilmesi için tarafların tahkim iradelerinin yazılı olarak yaptıkları sözleşmede ihtilafa yer vermeyecek şekilde açıkça belirtmeleri gerekir. Açık ve kesin irade açıklaması tahkim sözleşmesi ister ayrı bir tahkim sözleşmesi şeklinde isterse tahkim şartı şeklinde yapılsın sözleşmenin geçerliliği için aranan esaslı unsurlardandır. Başka bir deyişle tahkim sözleşmesinde tahkim iradesi açık, kesin ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek derecede ortaya konulmalıdır. Zira uyuşmazlığın genel yol olan devlet yargılamasının dışına çıkarılarak taraf iradeleri ile tahkimin kapsamına alınması ve hakemde çözüleceğinin kabul edilmesi istisnaî bir durum olduğundan, tahkim sözleşmesinin geçerliliği de açık ve kesin bir tahkim iradesinin varlığını gerektirmektedir. Dava konusu somut olayda; Davacı tarafça, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında dava ve icra takibine konu bakiye alacığın davalı tarafça ödenmediği iddiası ile eldeki itirazın iptali davasında fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 25.USD asıl alacak üzerinden davalının icra takibine vaki haksız ve hukuka aykırı itirazının iptaline karar verilmesi talep edilmiştir. Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde taraflar arasındaki sözleşmedeki tahkim şartı nedeni ile davanın öncelikle bu nedenle, bu talebin kabul edilmemesi halinde yetkili mahkemelerin davalının ikametgahı itibarıyla Denizli Mahkemeleri olduğundan yetkisizlik kararı verilmesi ve ayrıca davanın esastan da reddine karar verilmesi savunma olarak ileri sürülmüştür. Mahkemece dosya üzerinden yapılan değerlendirme neticesinde sözleşmedeki tahkim şartı nedeni ile davanın usulden reddine karar verilmiştir. Davacı tarafça, 22.06.2026 tarihli dilekçe ekinde sunulan ve taraflar arasında akdedildiği belirtilen 29/07/2025 tarihli sözleşmesinin Türkçe tercümesinin incelenmesinden, 26.maddenin üst kısmında yer alan paragraf da " Tahkim yeri Cenevre/ İsviçre'de bulunur ve tahkim işlemleri İngilizce olarak yürütülecektir. Bu sözleşme İsviçre hukukuna tabidir ve uyuşmazlıklarda 1980 tarihli BM Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Konvansiyonu (CISG) uygulanacaktır. Bu sözleşmeyle ilgili her türlü talep yukarıda belirtilen karşı tarafın adresine taahhütlü posta veya özel kurye yoluyla gönderilecektir. Adres değişikliği meydana geldiği tarihten itibaren 15 gün içinde karşı tarafa bildirilmelidir. Aksi takdirde bu sözleşmede belirtilen adreslere gönderilen her türlü talep bildirimi geçerli sayılacaktır. Tahkim hükmünün geçerliliği veya tahkim mahkemesinin yargı yetkisi taraflardan biri tarafından itiraz edilirse söz konusu konularda nihai kararı vermekle ilgili tahkim mahkemesi yetkilidir. Tahkim mahkemesinin kararı her iki taraf için de bağlayıcı olacaktır. Taraflar tahkim mahkemesinin kararının karar alacaklısı tarafından icra talep edildiği her yerde icra edileceği konusunda tam mutabakata varmışlardır ..." şeklinde düzenlendiği görülmüştür. Dava konusu somut olayda, davalının Türk Kanunlarına göre Türkiye'de kurulmuş ve merkez adresi Türkiye'de olan bir şirket olduğu, bu nedenle kendi ülke mahkemesinde kendisini daha iyi savunabilecek olan davalı şirketin tahkim itirazında bulunarak iş bu davada Cenevre/İsviçre Tahkim Mahkemesi'nin görevli olduğu yönündeki itirazı MK’nın 2.maddesi hükümleri ile bağdaşmaz. Bu nedenle İlk Derece Mahkemesince davalının tahkim itirazının MK’nın 2. maddesi hükümleri ile bağdaşmayacağı nazara alınarak davalı vekilinin tahkim itirazının reddine karar vermesi gerekirken, anılan husus gözden kaçırılarak yazılı olduğu şekilde tahkim itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2018/2354 E, 2019/833 K ve 2016/3848 Esas ve 2017/5825 Karar, 2017/1529 Esas ve 2019/487 Karar sayılı kararı da bu yöndedir) Yukarıda anlatılan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin kabulü ile, HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince mahkeme kararının kaldırılmasına, kaldırma sebebine göre davalı tarafın istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dosyanın mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin KABULÜNE, 2-Kaldırma sebebine göre davalı tarafın istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 3-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 10/07/2026 tarih, 2026/273 Esas ve 2026/502 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-4 maddesi maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 4- Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 5- İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından, taraflar yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6- İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 732,00.TL istinaf karar harcının istek halinde İADESİNE, 7- İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 2.002,00.TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 8- İstinaf yoluna başvuran davalıdan alınan 732,00.TL istinaf maktu karar harcının istek halinde İADESİNE, 9- İstinaf yoluna başvuran davalıdan alınan 2.002,00.TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 10- İstinaf yargılama giderlerinin esas kararla birlikte ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. 14/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1725, K. 2026/2275, T. 14.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1725-e-2026-2275-k-95916538321d