Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1631 E. 2026/1482 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1631
- Karar No
- 2026/1482
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/1631 - 2026/1482 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1631 KARAR NO : 2026/1482 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 24/02/2026 NUMARASI : 2025/4 E. - 2026/50 K.
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Tasarım Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 24/02/2026 Tarih ve 2025/4 Esas - 2026/50 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin su parkları alanında dünyanın sayılı üreticilerinden olduğunu, davalı Şirketin 2018/01583 sayılı su kaydırağı ögesi tasarım başvurusunda bulunduğunu, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa davaya konu tasarımın tescil için gerekli yenilik vasfına sahip bulunmadığını, dava konusu tasarımın daha önce piyasaya sunulmuş olan su kaydırağı öğelerinin yan yana getirilmesi ile oluşturulduğunu, bu ögelerin sayılarının arttırılmasının tasarıma yenilik vasfı yüklemeyeceğini, davaya konu tasarımın müvekkili dahil sektördeki diğer firmaların su kaydırağı ürünlerinin ögelerini taşıdığı için ayırt edicilik vasfına da sahip olmadığını, dava konusu tasarımın kendinden sonrakilere seçenek hakkı tanımadığını, bu haliyle başvurunun kötü niyetli bulunduğunu, davalının başvurusunun aynı zamanda haksız rekabete yol açacağını ileri sürerek, YİDK'in 2018-T-1106 sayılı kararının iptaline, dava konusu tasarımın sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu tasarımın tescil şartlarını sağladığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Şirket vekili, müvekkilinin son derece yenilikçi kaydırak modelleri tasarladığını, bu tasarımların Türkiye'de korunması amacıyla tescil başvuruları yaptığını, davaya konu tasarımın yenilik ve ayırt edicilik kriterlerini taşıdığını, davacının kötü niyet ve haksız rekabet iddialarının da haksız ve dayanaksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacı tarafça, işlem ve dava dosyasına sunulan ve birçoğu somutlaştırılmamış dokümanlar karşısında, davaya konu tasarımların yenilik ve ayırt ediciliğini ortadan kaldıran nitelikte önceki tarihli bir dokümanın tespit edilemediği, mutlak yenilik kriteri çerçevesinde yapılan araştırmalarda önceki tarihli olarak tespit edilen dokümanlardan ... linkinde yer alan 8 Ağustos 2017 tarihli videodaki tasarımın, davalı tarafa ait olduğunun belirtildiği, dava konusu başvurudan 12 ay öncesinde kalan bir kamuya sunum olarak değerlendirilen bu paylaşımın yenilik kırıcı doküman olarak görülemeyeceği, yine davalının ... hesabındaki paylaşımda yer alan yeşil renkli modülün ise dava konusu tasarımın yeniliğini ortadan kaldırmadığı ve yenilik kaldırıcı bir dokümanın varlığının tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, "heyetimizce de yenilik kaldırıcı bir dokümanın varlığının tespit edilemediği" denilmek suretiyle değerlendirme yapıldığı, bilirkişilerin kendi uzmanlık deneyimlerinin ve dosyaya sunulan deliller dışında yaptıkları araştırmaların sonucuna göre dava konusu tasarımların mutlak yenilik koşulunu sağlayıp sağlamadığı konusunda ayrıntılı ve gerekçeli bir değerlendirmede bulunmadıklarını, bu haliyle söz konusu bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığı gibi objektif olma kriterini de taşımadığını, tasarımlarda sadece küçük ayrıntılarda fark var ise tasarımın aynı kabul edilmesi gerektiğini, bilirkişi raporunda davalı tasarımını ayırt edici kılan unsurlar olarak S-benzeri profil eğrisinin ve dar ağız yapısının gösterildiğini, ancak bu formların, su kaydıraklarında modüler parçaların birbirine eklemlenebilmesi ve su akış dinamiğinin sağlanması için kullanılan teknik zorunluluktan kaynaklanan sıradan unsurlar olduğunu, bilirkişilerce değerlendirme yapılırken iddia ve delillerinin dikkate alınmadığını, hükme dayanak bilirkişi raporunun, bilgilenmiş kullanıcı olarak değerlendirilebilecek bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilmediğini ve şablon cümleler alıntılanarak düzenlendiğini, bu haliyle raporun eksik ve hatalı tespitlere dayandığını, bilirkişi heyeti tarafından hatalı değerlendirme yapılarak müvekkili tarafından dosyaya ibraz edilen görsellerin, incelemeye esas detay seviyesinde bir veri-görsel olmadığı yönündeki değerlendirmenin, dosyada mübrez deliller karşısında hatalı bulunduğunu, söz konusu tasarımları birbirlerinden farklılaştıran hususun, bütünü oluşturan parçaların tasarımları olduğunu, bilirkişi raporunda, dava konusu su kaydırağı ile piyasadaki su kaydıraklarının karşılaştırıldığını ve tescili talep edilen su kaydırağı öğelerinin tamamının mutlak yeniliğini etkileyecek benzerlikte bir tasarımın bulunmadığının bildirildiğini, fakat bu tespitin gerekçesinin açıklanmadığını, bu yönden de söz konusu bilirkişi raporunun hatalı bulunduğunu, davaya konu tescil başvurusunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE :1-Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dosya kapsamında alınan ve içinde tasarım uzmanlarının da bulunduğu iki ayrı bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan bilirkişi raporlarında, davaya konu tasarımların yenilik ve ayırt edicilik niteliklerini taşıdığının açıklandığı, söz konusu raporların denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunduğu, buna göre birleşik ürün niteliğindeki söz konusu tasarımların, SMK'nın 56/2. maddesi kapsamında da yenilik ve ayırt edicilik niteliklerini taşıdığı, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, öte yandan dava konusu tasarım başvurusunun kötü niyetli yapıldığının da ispat edilemediği anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına " karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira "harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir" (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanununda ve bu Kanuna bağlı 1 sayılı Tarifede gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanununun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesi uyarınca "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". 492 sayılı Harçlar Kanununun Mükerrer Madde 138/2 hükmü uyarınca "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harçtır. Dava açarken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı ise nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşittir. Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanununun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı Tarifenin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Her ne kadar ilk derece mahkemesi kararı, sadece davacı tarafça istinaf edilmiş ise de yargılama harçları kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, harçlar konusunda kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ise tabiidir (Yargıtay 5. HD.'nin 22/01/1982 tarih ve 12534/240).
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 24/02/2026 gün ve 2025/4 Esas - 2026/50 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 44,40-TL harçtan mahsubu ile bakiye 687,60-TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 5-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre belirlenen 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 7-Davalılar tarafından herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333), 9-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talebi halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 10/09/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 11/09/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.