Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1470 E. 2026/983 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1470
- Karar No
- 2026/983
- Karar Tarihi
T.C. TEKİRDAĞ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/1470 KARAR NO : 2026/983
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : .........ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : NUMARASI : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : DAVA KONUSU : DAVA TARİHİ : KARAR TARİHİ : KARAR YAZIM TARİHİ :
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı .......... 'nin yüzde 50 oranında pay sahibi ortağı olduğunu, diğer ortak ...... ........ ile aralarındaki eşit pay dağılımı nedeniyle şirkette yapısal bir kilitlenme yaşandığını, şirket müdürü ...... .........'nin müvekkilinin bilgi alma ve inceleme haklarını sistematik olarak engellediğini, şirket finansal kayıtlarının müvekkilinden gizlendiğini, müdürün şirket kazançlarını şahsi hesabına usulsüz aktardığını, genel kurul toplantılarının yasal süresinde yapılmadığını ve usulsüz gerçekleştirildiğini, şirketin kâr etmesine rağmen kâr payı dağıtılmadığını, organ eksikliği ve kilitlenme nedeniyle şirketin yönetilemez hale geldiğini, şirketin ağır borç yükü altında olduğunu, ................ A. Ş. tarafından başlatılan icra takipleri nedeniyle müvekkilinin şahsi malvarlığının tehdit altına girdiğini, müvekkilinin kefaletlerinden rücu ettiğini, .............. A. Ş. nezdindeki kredilerin Kat edildiğini, şirkette kayıt dışı istihdam ve mali usulsüzlükler yapıldığını, bu hususların CİMER ve vergi dairelerine ihbar edildiğini, arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamadığını, ayrılma akçesinin tespiti için belirsiz alacak davası açıldığını, şirketin en değerli aktifi olan taşınmazın icra yoluyla satışının şirketin içini boşaltma riski taşıdığını, bu nedenle icra satışlarının durdurulmasını, şirkete denetim kayyımı atanmasını, müvekkilinin haklı sebeple ortaklıktan çıkmasına izin verilmesini, ayrılma akçesinin tahsilini, aksi takdirde şirketin feshine ve tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince "... 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.638/2-son cümlede ortağın çıkma davası açması durumunda mahkemenin ortağın durumunun teminat altına alınması için gereken önlemlere karar verileceği düzenlenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.638/2; bir ortağın ayrılmasıyla ilgili davada, hukuken kesinleşmiş karara kadar ortaklığın fonksiyon ve fiil ehliyetinin sınırlandırılmamasını veya ortadan kaldırılmamasını ve ortakların haklarının zayi olmamasını amaçlamaktadır. Mahkemece böyle bir geçici hukuki korumaya karar verilebilmesi için, haklı sebebin gerçekleştiğine ilişkin yaklaşık ispatın sağlanması gerekmektedir. Ticari defter ve kayıtların hukuka uygun tutulması basiretli tacir ilkesi gereği zorunlu olmakla ve yöneticilerin yasa gereği ağırlaştırılmış özen ve dikkat sorumluluğu bulunmakla iş bu aşamada iddiaların soyut kaldığı belirlenmiştir. Saptanan ve hukuksal durum karşısında; davacının talebi yönünden yapılan incelemede; diğer şirket ortaklarının/ yöneticisinin şahsi harcama yaptığını ve payı oranında alacağının bulunduğunu iddia etmesi tek başına yaklaşık ispatın sağlandığının kabulüne yeterli değildir. Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden iş bu aşamada bahsedilemez. İddialar yargılamayı gerektirmektedir. HMK'nın ihtiyati tedbire ilişkin hükümleri yanında TTK'nın 638. madde hükmü de dikkate alınarak yapılan değerlendirme neticesinde davacının ihtiyati tedbir talebinin yasal şartlarının oluştuğuna kanaat getirilmemekle henüz yaklaşık ispat bulunmadığından talebin reddine karar verilmiştir ..." gerekçesiyle "Davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine ..." karar verildiği anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin %50 pay sahibi olduğu davalı şirketten haklı sebeple çıkma, şirketin feshi ve tasfiyesi talepli davada yerel mahkemenin ihtiyati tedbir talebini reddeden ............ tarihli ara kararının hukuka aykırı olduğunu, davalı şirketin en değerli aktifi olan taşınmazın ............. tarihinde icra yoluyla satışa çıkarıldığını, bu durumun telafisi imkansız zararlar doğuracağını, ......... İcra Dairesi'nin ...../.......... sayılı dosyasındaki satış ilanının somut bir delil teşkil ettiğini, ...... ..... Noterliği’nin ......... tarihli hesap Kat ihtarnamesi ile şirketin kredi borçlarının Kat edildiğinin sabit olduğunu, tapu takyidatında 661.889,54 TL tutarında kamu haczi bulunduğunu, .......... tarihli borç dökümü ve ............. tarihli e-yoklama fişi ile şirketin mali yapısının çöktüğünün ve muhasebe usulsüzlüklerinin resmi kayıtlarla ispatlandığını, 2023 yılı Kurumlar Vergisi beyannamesinde 1.184.380,49 TL tutarında kanunen kabul edilmeyen gider bulunduğunu, .......... Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen ihtiyati haciz kararının yaklaşık ispatın gerçekleştiğini gösterdiğini, HMK m. 390/3 uyarınca yaklaşık ispatın yeterli olduğunu, mahkemenin HMK m. 31 uyarınca davayı aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, TTK m. 638/2 uyarınca ortaklık payının korunması için şirket malvarlığı üzerinde tedbir alınmasının yasal bir zorunluluk olduğunu, emsal bölge adliye mahkemesi kararlarının da bu yönde olduğunu, şirket faaliyetlerinin denetimi için denetim kayyımı atanmasının gerektiğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkemenin ret kararının kaldırılmasını, icra işlemlerinin durdurulmasını, şirket malvarlığı üzerine ihtiyati tedbir konulmasını ve denetim kayyımı atanmasını talep etmiştir. DELİLLER: ......... Asliye Ticaret Mahkemesinin ...../...... Esas sayılı dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf incelemesi HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Dava, haklı sebeple ortaklıktan çıkmaya izin verilmesi ve ayrılma akçesinin tespiti, tali talep ise asli talebin kabul görmemesi halinde Türk Ticaret Kanunu'nun 636/3. maddesi uyarınca şirketin haklı sebeple feshine ve tasfiyesine talepli davada ihtiyati tedbir istemine ilişkindir. İstinaf incelemesine konu karar başlığında; tarafların T.C./Vergi/MERSİS numaralarının; davacının ve davacı vekilinin adreslerinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir. TTK'nin 636. maddenin 3. ve 4. fıkraları, "Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir." hükmünü içermektedir. Anılan 4. fıkrada, fesih ve tasfiye davası açıldığında mahkemece gerekli önlemlerin alınacağı belirtilmiştir. Alınacak önlemler konusunda ayrıntılı düzenleme bulunmadığından, tamamlayıcı hüküm olarak HMK'nin ihtiyati tedbire ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Davacının asli talebi şirket ortaklığından çıkma olup, TTK'nin 638/2. maddesinde, "Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir." hümü yer almaktadır. Bu maddede de, çıkma talep edenin haklarının korunması için gerekli tedbir kararlarının alınacağı belirtilmiş olup, ihtiyati tedbirin koşullarının bulunup bulunmadığının yine HMK'nın 389 vd. hükümlerine göre belirlenmesi gerekir. Bir diğer deyişle, TTK'nın 638/2.ve 636/4 maddelerindeki tedbirlere hükmedebilmek için, ihtiyati tedbirin koşullarının bulunması gerekir. Bu bağlamda davacı, geçici hukuki koruma kararı verilmezse telafisi güç veya imkânsız zararların doğacağını ve davadaki haklılığını yaklaşık olarak ispatlamalıdır. HMK'nın 389. maddesinde; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir " hükmü, aynı Yasa'nın 390/3 maddesinde ise ''Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır" düzenlemesi yer almaktadır. Haklı sebeple fesih davasındaki ihtiyati tedbirler kural olarak dava açan ortağın haklarının ve şirket malvarlığının korunmasını amaçlar. Bu bağlamda mahkemenin ihtiyati tedbire hükmederken, orantılılık ve ölçülülük ilkesinin yanı sıra hem ortaklığın hem de dava açan ortağın menfaatlerini de gözeterek uygun bir tedbire hükmetmesi gerekir. Kuşkusuz mahkeme ortaklığın feshine neden olacak veya bu sonucu doğuracak nitelikte tedbirlere hükmedemez. Aksi hâlde davanın sonunda elde edilebilecek sonuç peşinen ihtiyati tedbir kararıyla elde edilmiş olur. Eldeki davada; davacının iddiaların 6102 sayılı TTK'nın 636-(3) maddesi kapsamında haklı neden olup olmadığının belirlenmesi için yargılama yapılması gerektiği anlaşılmıştır. Gerek 6102 Sayılı TTK ve gerekse özel yasalarda limited şirkete temsil kayyımı, atanmasına ilişkin bir hüküm bulunmamakla birlikte 6102 Sayılı TTK'nın 1.maddesinde "Türk Ticaret Kanununun, Türk Medeni Kanunu'nun ayrılmaz bir parçası" olduğuna ilişkin hükmü karşısında konu ile ilgili 4721 Sayılı TMK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Türk Medeni Kanunu'nun 426.maddesinde düzenlenen temsil kayyımlığı müessesesi, gerçek kişiler esas alınarak getirilmiş bir kurum olmakla birlikte tüzel kişiler içinde temsil kayyımı atanabileceği gerek öğretide (Türk Medeni Hukukunda Kayyımlık-..... ....... .......-Sh. 103) ve gerekse yargı kararlarında (Yargıtay 11.H.D. 1988 tarih 65-3848 sayı vb.) kabul görmektedir. Türk Medeni Kanunu'nun 403/2 maddesinde kayyımın belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanacağı, 426.maddesinde vesayet makamının, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hallerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atayacağı, kayyım atamasının yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel olmayacağı, 427. maddesinde ise bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa kayyım atanacağına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Somut uyuşmazlık, ihtiyati tedbir isteyen davacı tarafından ortağı olduğu şirketin TTK'nın 636/3 maddesi hükmü uyarınca haklı nedenle ortaklıktan çıkma mümkün olmaması halinde ise feshi istemine ilişkindir. Tüm bu belirlemelere göre; Davacının şirketin kötü yönetildiği veya şirket malvarlığının azaltıldığına dair bir iddiası olsa da bu yönde yaklaşık ispata yarar bir delil sunulmadığı, bu haliyle davacının şirkete kayyım atanması yönündeki ihtiyati tedbir talebinin ve dahi mevcut yetkili müdürlerin (davalının) temsil ve ilzam yetkilerinin sınırlandırılması yönündeki ihtiyati tedbir talebinin reddi gerektiği soncuna Dairemizce varılmıştır. Öte yandan; yukarıda önemle belirtildiği şekilde TTK'nın 636-(4) maddesinde; "Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir." hükmüne yer verilmiştir. Davacı taraf davasını TTK'nın 636-(3) maddesine dayandırmış olmakla yukarıda da değinildiği üzere "haklı neden" kavramını yargılama esnasında açıklamaya ve ispat etmeye çalışacaktır. Bu aşamada davacının bu davayı açmaktaki amacının "haklı neden" olarak tanımlanan nedenleri ispat ederek, ortağı bulunduğu davalı şirketin feshi yolu ile tasfiyesi ile ortaklıktan payına düşecek bedeli almak olduğundan, yargılama sonrasında veya yargılamanın devamı sırasında davacının bu hakkının zedelenmemesi de önem arz etmektedir. Haklı sebeple fesih davasındaki ihtiyati tedbirler kural olarak dava açan ortağın hakları ve şirket malvarlığının korunmasını amaçladığından, davacının davalı şirketin taşınır, taşınmaz ve ruhsatlarının üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesinin tarafların arasındaki hak ve menfaat dengesine uygun düşeceği Dairemizce değerlendirilmiştir. Bu itibarla, talepte bulunan davacı vekilinin istinaf başvurusunun, açıklanan nedenle kısmen kabulü ile, Mahkemenin 'davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine' dair inceleme konusu ........... tarihli ara kararının kaldırılmasına, davacının ihtiyati tedbir talebi hakkında HMK'nin 353/1-b-2. maddesi uyarınca yeniden hüküm kurulmasına, bu suretle davacının, davalı şirketin taşınır ve taşınmaz malları ile hak ve alacaklarının üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönündeki ihtiyati tedbir talebinin taktiren 200.000 TL teminat mukabilinde kısmen kabulüne, davacının fazlaya ilişkin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile inceleme konusu ............. Asliye Ticaret Mahkemesinin ......... tarih ve ....../..... Esas sayılı davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, davacının ihtiyati tedbir talebi hakkında yeniden hüküm kurulmasına, bu suretle: Davalı ...nin taşınır ve taşınmaz malları ile hak ve alacaklarının üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi amacıyla, takdiren 200.000,00 TL nakit veya süresiz banka teminat mektubu karşılığında, dava sonuna kadar İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA, davacının fazlaya ilişkin ihtiyati tedbir talebinin reddine, 6100 sayılı HMK m. 392/1 hükmü uyarınca teminat şartı sağlandığında kararın infazı için gerekli işlemlerin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK m.392/2 gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren 1 ay içinde haksız ihtiyati tedbir nedeniyle tazminat davası açılmaması halinde davacı tarafından yatırılan teminatın talep üzerine İlk Derece Mahkemesi tarafından davacıya iadesine, İstinaf başvurusu nedeniyle yapılan harç ve masraflar yönünden; Yatırılan istinaf başvurma harcının Hazine'ye irat kaydına, Yatırılan istinaf karar harcının kararın kesinleşmesi ve talep edilmesi halinde İlk Derece Mahkemesi tarafından ilgilisine iadesine, İstinaf başvuru giderlerinin esas hükümle birlikte İlk Derece Mahkemesi tarafından değerlendirilmesine, İstinaf incelemesi duruşmalı olarak yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Karar ilamının 6100 sayılı HMK'nın 359/4. maddesi uyarınca; İlk Derece Mahkemesince taraflara tebliğine, Artan istinaf avanslarının İlk Derece Mahkemesi tarafından HMK m.333'e uygun iadesine, İlişkin; dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362/1-f maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 09/09/2026
Başkan E-İmza
Üye E-İmza
Üye E-İmza
Katip E-İmza ¸ * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*