Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1331 E. 2026/1731 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1331
Karar No
2026/1731
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1331

KARAR NO : 2026/1731

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: (KAPATILAN)İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 09/09/2020

NUMARASI : 2018/655 Esas - 2020/370 Karar

DAVA: Ticari Şirket (Şirkete Özel Denetçi Tayin Edilmesi)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 23/09/2026

Dairemizden verilen 17/01/2024 tarih ve 2023/1551 Esas - 20264/30 Karar sayılı kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13/05/2026 tarih ve 2025/11-122 Esas - 2026/317 Karar sayılı ilamıyla bozulmakla, dosyanın Dairemizin yukarıdaki esasına kaydı yapılıp duruşmalı olarak yapılan incelemesi sonucunda:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA

: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; müvekkilinin davalı şirkette %49,4 oranında pay sahibi ortak olduğunu, 26/04/2018 tarihli 2017 yılına ait olağan genel kurul toplantısında gündemin 7.maddesiyle bağımsız denetçinin seçimi hususunun görüşülerek ... AŞ.'nin bağımsız denetçi olarak atanmasına karar verildiğini, söz konusu kararın Ticaret Sicil Gazetesinde 10/05/2018 tarihinde yayınlandığını, bağımsız denetçi olarak atanan firmanın davalı şirketin yaklaşık 5 yıldır bağımsız denetim ve tam tasdik raporlarını hazırladığını, ancak firmanın gerçek anlamda davalı şirketi denetlemekten çok şirket çalışanı gibi hareket ederek firmayı yöneten pay sahiplerinin talimatları doğrultusunda işlem yaptığını, kendisinin sorduğu sorulara cevap alamadığını, bu şekilde denetçinin görev ve yükümlülüklerini ihlal ettiğini, denetçiye genel kurulda da bir takım sorular sormak istendiğini, ancak sorulara cevap alamadığı gibi yönetim kurulu tarafından denetçiye müdahale edilerek cevap vermesinin de engellendiğini, bu durumun TTK 407/2 maddesine aykırılık teşkil ettiğini, denetçinin 2016 yılı olağan genel kuruluna ise hiç katılmadığını, tarafsızlığı ve güvenilirliği hakkında şüphe uyandırdığını belirterek bağımsız denetçi olarak atanan şirketin görevden alınıp mahkemece uluslararası standartta bağımsız denetçi atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle ; davacının hukuki dayanaktan yoksun gerçek dışı ithamlarla doldurulmuş şekilde iddialar ileri sürerek dava açtığını, genel kurulda yapılan oylama neticesinde kabul oylarının çoğunluğu sonucu bağımsız denetim firmasının seçildiğini, genel kurul kararının usul ve yasanın aradığı tüm şartları taşıdığını, seçilen bağımsız denetim firmasının müvekkili şirkete hizmet vermekte olup, işinin ehli, usul ve yasa çerçevesinde görevini yerine getiren bir firma olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda,"Davacının, özetle denetçinin tarafsız olmadığı, sergilediği davranışlara taraflı davrandığı kuşkusu uyandırdığı ve çoğunluk lehine muhasebe gizlemelerini içerdiği, iddialarının somut deliller olmaksızın heyetimizce tespiti mümkün değildir" denilmiştir. Bilirkişi heyetinin ek raporda belirttiği bu hususlar uyarınca kök rapordaki görüşlerini koruduklarını bildirdiği, bilirkişi heyetince davacının öne sürdüğü nedenlerle ve bağımsız denetim kuruluşunun bağımsızlığını yitirdiği iddiasının dosya kapsamıyla birlikte incelenmesinden TTK, 660 Sayılı Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Bağımsız Denetim Yönetmeliği Hükümleri kapsamında bağımsız denetim kuruluşunun bağımsızlığını yitirdiğine dair hususlara rastlanmadığından Bağımsız Denetçinin azli ve yerine yenisinin atanması için gerekli koşulların oluşmadığını kök raporunda açıkladığı anlaşılmış, yapılan yargılama ve toplanan deliler uyarınca düzenlenen bilirkişi heyeti kök ve ek raporu gerekçeli ve denetlenebilir nitelikte olduğundan mahkememizce de hükme esas alınmak suretiyle davanın reddine" karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; denetçinin 2016 yılı genel kurul toplantısına katılmadığını, davacının genel kurul toplantılarında sorduğu soruların cevaplanmadığını, denetçinin bağımsız ve tarafsızlığını yitirmekle tamamen davalı şirket yöneticilerinin emir ve talimatları ile hareket ettiğini, bilirkişi raporları arasında çelişki olduğunu, verilen kararın 6102 sayılı Kanun'un 407 nci maddesine aykırılık teşkil ettiğini, yeni denetçi atanmasına karar verilmesi gerekirken davanın reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.

Dairemizin 09.04.2021 tarih ve 2021/1111 Esas - 2021/814 Karar sayılı kararı ile; "Davanın yasal dayanağı 6102 sayılı TTK'nın 438. vd. maddelerine dayanan özel denetim isteme hakkıdır. Söz konusu hukuk normlarına göre, genel kurulun özel denetçi atanması talebini reddi halinde pay sahipleri, koşulları varsa, ticaret mahkemesinden özel denetçi atanmasını isteyebilir. TTK'nın 439/2 maddesine göre dilekçe sahiplerinin kurucuların ve şirket organların kanuni ve esas sözleşmeyi ihlal ederek şirketi veya pay sahiplerini zararar uğrattıklarını ikna edici bir şekilde ortaya koymaları halinde özel denetçi atanır. TTK 'nın 440/2. maddesinin son cümlesi uyarınca da mahkemenin kararı kesin olup ilk derece mahkemesinin kararına karşın kanun yoluna başvurulması mümkün değildir (Yargıtay 11.HD'nin 11/06/2014 tarihli, 2013/16879 E- 2014/11122 K sayılı kararı).Bu hukuki açıklamaya göre, ilk derece mahkemesinin özel denetçi atanmasına dair kararı TTK'nın 440/2.maddesi uyarınca kesin ilk Derece Mahkemesince verilen karar kesin niteliktedir. Kesin nitelikteki karar ile ilgili olarak,ilk derece mahkemesince , karara karşı kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesi sonuca etkili değildir. Açıklanan nedenlerle kesin olan kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulamayacağından davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine" şeklinde karar verilmiş, 02.11.2021 tarihli ek karar ile "Dava 6102 sayılı TTK'nın 399 maddesi uyarınca şirkete atanan Bağımsız Denetçinin görevden alınarak yerine yenisinin atanması istemine ilişkindir. Anılan madde uyarınca; şirketin bulunduğu yer Asliye Ticaret Mahkemesinden şirket yönetim kurulu ve denetçinin seçimine genel kurulda karşı oy vermiş, karşı oyunu tutanağa geçirmiş sermayenin %10, halka açık şirketlerde %5' ini oluşturan(Azlık) pay sahipleri başka bir denetçi atanmasını talep edebilir. TTK 'nın 339/6. maddesi uyarınca da mahkemenin kararı kesin olup ilk derece mahkemesinin kararına karşın kanun yoluna başvurulması mümkün değildir. (Yargıtay 11.HD'nin 01/07/2014 tarihli, 2014/5407 E- 2014/12581 K. sayılı kararı).Kesin nitelikteki karar ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince, karara karşı kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesi sonuca etkili olmayıp kesin olma niteliğini ortadan kaldırmayacaktır. İlk derece mahkemesi 09.09.2020 tarihli kararıyla istinaf yasa yolu açık olmak üzere davanın reddine karar vermiş ise de bağımsız denetçinin azli ve yerine yenisi atanması istemine ilişkin davalarda ilk derece mahkemesince verilen kararlar TTK'nın 399/6. maddesi uyarınca kesin niteliktedir.Bu hukuki açıklama ve gerekçeye göre istinaf incelemesine konu karar kesin nitelikte olduğundan dairemizce istinaf incelemesine konu davanın kesin olması nedeniyle istinaf başvurusunun usulden reddine ve bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun da istinaf karalarına karşı karar düzeltme yasa yolu bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi doğru olup ortada esastan istinaf incelemesi yapılmasına elverişli bir karar bulunmadığından davacı vekilinin istinaf incelemesinin esastan yapılması talebinin reddine" şeklinde karar verilmiştir.

Dairemizce verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından temyiz yasa yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 17/07/2023 tarih ve 2022/964 Esas - 2023/4512 Karar sayılı ilamı ile; "...İlk Derece Mahkemesi kararının istinaf edilmesi üzerine kararın temyiz edilemeyecek nitelikte, kesin bir karar olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiş, davacı vekilinin bu karara ilişkin olarak yaptığı istinaf başvurusunun esastan inceleme talebinin ise 02.11.2021 tarihli ek karar ile reddine karar verilmiş ise de 6102 sayılı Kanun'un 399 uncu maddesinin beşinci fıkrasında Görevden alma ve yeni denetçi atama davası, denetçinin seçiminin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilanından itibaren üç hafta içinde açılacağı, azlığın bu davayı açabilmesi için denetçinin seçimine genel kurulda karşı oy vermiş, karşı oyunu tutanağa geçirtmiş ve seçimin yapıldığı genel kurul toplantısı tarihinden itibaren geriye doğru en az üç aydan beri, şirketin pay sahibi sıfatını taşıyor olması şarttır." düzenlemesi mevcut olup mahkeme kararının kesin olduğuna ilişkin bir düzenleme bulunmazken aynı Kanun'un 6 ncı ve 7 nci fıkraları uyarınca verilen kararların kesin nitelikte olduğu düzenlenmiştir. O halde, somut olayda 6102 sayılı Kanun'un 339 uncu maddesinin beşinci fıkrası gereğince denetçinin görevden alınarak yenisinin talep edildiği dikkate alındığında mahkemece verilen kararın kesin nitelikte olduğuna dair bir hüküm bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesinin 02.11.2021 tarihli ek kararının bozularak kaldırılmasına, Asıl karara yönelik temyiz itirazlarına gelindiğinde, Bölge Adliye Mahkemesi 09.04.2021 tarihli yerel mahkemece verilen kararın kesin nitelikte olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklandığı üzere ilk derece mahkemesince verilen karar kesin nitelikte olmayıp Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf sebeplerinin incelenmesi gerekirken, kararın kesin nitelikte olduğu gerekçesi ile başvurunun usulden reddine karar verilmesi doğru olmadığı" gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay bozma ilamı üzerine dosya Dairemizin 2023/1551 Esasına kaydedilmiş ve Dairemizin 17.01.2024 tarih ve 2023/1551 Esas- 2024/30 Karar sayılı kararı ile " İlk derece mahkemesi 09.09.2020 tarihli kararıyla istinaf yasa yolu açık olmak üzere davanın reddine karar vermiş ise de bağımsız denetçinin azli ve yerine yenisi atanması istemine ilişkin davalarda ilk derece mahkemesince verilen kararlar TTK'nın 399/6. maddesi uyarınca kesin niteliktedir. Bu hukuki açıklama ve gerekçeye göre istinaf incelemesine konu karar kesin nitelikte olduğundan Yargıtay bozma ilamına karşı direnme kararı verilerek ; dairemizce istinaf incelemesine konu davanın kesin olması nedeniyle istinaf başvurusunun usulden reddine ve bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun da istinaf kararlarına karşı karar düzeltme yasa yolu bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi doğru olup ortada esastan istinaf incelemesi yapılmasına elverişli bir karar bulunmadığından Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 17/07/2023 tarih 2022/964 Esas - 2023/4512 Karar sayılı bozma ilamına karşı direnilmesine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun TTK.'nun 440/2. ve HMK.'nun 346. maddeleri gereğince usulden reddine"karar verilmiştir.

Bu karara karşı davacı vekili tarafından temyiz yasa yoluna başvurulması üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/05/2026 Tarih 2025/11-122 Esas Ve 2026/317 Karar Sayılı İlamında "...6102 sayılı TTK'nın 399/4. maddesinde düzenlenen görevden alma davası ile 399/6. maddesinde düzenlenen denetçi atanması davası arasındaki bu farkın temel nedeni; görevden alma davasının haklı sebep bağlamında suçlama içermesi ve açılacak davada bu suçlamanın gerçekliği noktasında bir çekişme olmasına rağmen, denetçi atanması davasında şirketin denetimsiz kalmasının önüne biran evvel geçilmesi amacının bulunmasıdır (Hayri Bozgeyik vd., "Anonim Şirketlerde Denetçinin Değiştirilmesi Davası", Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 32, 2024, Sayı 3, s.1861-1888). Ayrıca, görevden alma davası sırasında şirketin mevcut hâlde denetim altında olduğu ancak denetçi atanması davası sırasında şirketin bir denetçisinin bulunmadığı da unutulmamalıdır (Tekinalp vd., s. 519). Bu itibarla, gerek usul hükümleri uyarınca özel kanun hükümleriyle kesin olduğu belirtilen nihai kararlar dışında istinaf kanun yolunun açık olduğu ana kuralı ve gerekse de 6102 sayılı TTK'nın 399. maddesinin 4 ve 6. fıkra hükümlerinin farklı hukuki durumları düzenleyen ve farklı amaçlara hizmet eden davalara ilişkin düzenlemeler içermesi karşısında, 6102 sayılı TTK'nın 399/4. maddesinde düzenlenen denetçinin görevden alınması davalarında verilen kararın, TTK'nın 399/6. maddesinde düzenlenen denetçi atanması davası yönünden verilen kararın kesin olduğuna ilişkin ifadenin teşmili suretiyle kesin olduğu kabul edilemez" gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle HMK'nın 371. maddesi gereğince bozulmasına karar verilmiştir.

DAİREMİZCE YAPILAN İNCELEMEDE;

Davacı tarafça, şirket genel kurulunca seçilen ve önceki yıllarda görev almış olan bağımsız denetim şirketinin 6102 sayılı TTK'nın 399/4. maddesi uyarınca şirket yönetiminden yana taraflı davranışlar gösterdiği ve bu nedenle anılan maddede düzenlenen haklı sebebin oluştuğu iddiasıyla görevden alınarak yeni bir bağımsız denetçi atanması talep edilmiştir.

TTK'nın 399/4.maddesinde Şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinin yönetim kurulunun, sermayenin yüzde onunu, halka açık şirketlerde esas veya çıkarılmış sermayenin yüzde beşini oluşturan pay sahiplerinin istemi üzerine, ilgilileri ve seçilmiş denetçiyi dinleyerek, seçilmiş denetçinin şahsına ilişkin haklı bir sebebin gerektirmesi, özellikle de onun taraflı davrandığı yönünde bir kuşkunun varlığı hâlinde, başka bir denetçi atayabileceği düzenlenmiştir. Anılan madde gerekçesinde hükmün "denetçi güvencesi ilkesi" bağlamında düzenlendiği, bu kapsamda denetçinin ancak mahkemenin tarafsızlığı bozan herhangi bir olgu veya davranışın varlığı başta olmak üzere haklı bir sebebin varlığı durumunda vereceği kararla görevden alınabileceğine yer verilmiştir.

Dairemizce dosya kapsamına alınan Ticaret Sicil Gazetesi'nin 07.06.2021 tarihli ... sayı ve 925.sayfada yer alan ilana göre davalı şirkete görevden alınması istenen denetçi şirket yerine başka bir denetçi şirketin atanmasına karar verildiği anlaşılmıştır Somut olayda yargılamanın geldiği aşama itibariyle yeni denetçi seçimi yapıldığı anlaşılmakla konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

6100 sayılı HMK’nın 326/2. maddesi gereğince; kural olarak yargılama giderleri, davadaki haklılık oranına göre haksız çıkan tarafa yükletilir. Yine aynı Kanun'un 331/1. maddesinde de; "...Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder..." biçiminde düzenleme bulunmaktadır.

Somut olayda dosya kapsamındaki deliller ile seçilmiş denetçinin şahsına ilişkin haklı bir sebebin veya taraflı davrandığının ispat edilmemiş olmasına göre davacının dava tarihi itibariyle dava açmakta haklı olmadığı anlaşılmakla yargılama gideri ile vekalet ücretinden davacının sorumlu tutulmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere

1-Konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına,

2-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harçtan peşin alınan 90,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 641,70 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,

3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 45.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

5-Davacı ve davalı tarafından dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde davacı ve davalı tarafa iadesine,

6-İstinaf ve Temyiz Yargılamasına İlişkin Olarak;

a-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

b-Davacı tarafından istinaf ve temyiz aşamasında yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,

c-Davacı tarafın istinaf gider avansından kullanılmayan kısmının HMK.'nun 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince yatırana iadesine,

7-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,

Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren yasal 2 haftalık süre içerisinde Yargıtay 11. Hukuk Dairesine temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 23/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1331, K. 2026/1731, T. 23.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1331-e-2026-1731-k-04d6276f4f1d