Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1262 E. 2026/1236 K. – Şirketin Feshi

Konu: Şirketin Feshi

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1262
Karar No
2026/1236
Karar Tarihi
Konu
Şirketin Feshi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2026/1262

KARAR NO:2026/1236

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 22. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:20.04.2026 tarihli ara karar

NUMARASI:2025/672 Esas (Derdest)

DAVANIN KONUSU:Şirketin feshi

Taraflar arasındaki şirketin feshi davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sırasında ara kararda yazılı nedenlerle davalı vekilinin ihtiyati tedbir talebine dair verilen ara karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davalı vekili, ihtiyati tedbir talepli dilekçesinde özetle; davacı ...'ün, işbu davada müvekkili şirkete çeşitli fiiller isnat ederek ... ... Şirketi'nin tasfiyesini, bunun mümkün olmaması halinde ise ortaklıktan çıkma gibi alternatif çözüm yollarının uygulanmasını talep ettiğini, ne var ki davacının bu taleplerinin, şirket aleyhine yürütülen sistematik ve kasıtlı bir varlık eritme faaliyetinin perdesi niteliğinde olduğunu, banka dekontları ile teyit edilmiş belgelerin, davacının davasını sürdürdüğü dönemde müvekkili şirketlerin hesaplarını bizzat boşaltmaya devam ettiğini gözler önüne serdiğini, davayı açan avukatların dava tarihinde halihazırda müvekkili şirketlerin vekili olduğunun noterce belgelendiğini, bu iki olgu bir arada değerlendirildiğinde huzurdaki davanın kötü niyetle açıldığını ve şirketin tasfiyesini kolaylaştırmak amacıyla araçsallaştırıldığının anlaşılacağını, banka dekontlarına yansıyan işlemlerin, davacı ...'ün müvekkili şirketlere ait ... hesaplarından kısa bir dönem içinde birden fazla yüksek tutarlı nakit çekimi gerçekleştirdiğini tartışmasız biçimde ortaya koyduğunu, bu çekimlerin tamamında işlem yapanın ... olduğunun banka kayıtlarıyla sabit olduğunu, ...'a ait ... numaralı ... hesabından 28.01.2026 tarihinde 200.000 TL nakit çekimi yapıldığını, bu işlemin ardından ihtarname keşide edilerek davacıdan söz konusu paranın nereye kullanıldığının belgelenmesi talep edildiğini, davacı tarafından ihtarnameye herhangi bir yanıt verilmediğini, 03.03.2026 tarihinde 200.000-TL nakit çekimi gerçekleştirildiğini, 09.03.2026 tarihinde 600.000-TL nakit çekimi gerçekleştirildiğini, yalnızca ... hesabından yapılan çekimlerin toplamının 1.000.000-TL olduğunu, ...'e ait ... numaralı ... hesabından 09.03.2026 tarihinde saat 15:04:14'te 400.000-TL nakit çekimi gerçekleştirildiğini, davacının, aynı gün (09.03.2026) iki ayrı grup şirketinin hesabından kısa aralıklarla (sırasıyla 15:04:14 ve 15:07:36) nakit çekmesinin, bu tasarrufların şirketlerin ticari ihtiyaçlarıyla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, aksine planlı ve koordineli bir varlık çıkarma faaliyetini yansıttığını, davacı ...'ün 2026 yılı Ocak-Mart döneminde grup şirketleri bünyesindeki KMH hesaplarından gerçekleştirdiği toplam çekimin 1.400.000 TL olduğunu, bu tutarların tamamının hesapları eksi bakiyeye düşürmek suretiyle şirketleri doğrudan kredi borcuna soktuğunu, davacının bu çekimlerin hiçbirini şirket adına yapılmış herhangi bir ödemeyle ya da şirket amacına uygun bir harcamayla ilişkilendirip belgeleyemediğini, ihtarname aracılığıyla tanınan süreye karşın tek bir açıklama dahi getirilmediğini, bu durumun, söz konusu bedellerin şirket dışına çıkarıldığını ve davacının zimmetinde kaldığını ortaya koyduğunu, davacının eylemlerinin TCK m.155 kapsamında güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu ve bu hususta suç duyurusunda bulunulacağını, Erzincan .. Noteri'nin 03.09.2025 tarih ve ... yevmiye numaralı vekâletnamesiyle davacı ...'ün, ... ... Şirketi ile ... Şirketi adına Av. ... ... ve Av. ... ...'i vekil olarak tayin ettiğini, huzurdaki tasfiye davasının ise bu vekâletten yalnızca 10 gün sonra, 13.09.2025 tarihinde aynı avukatlar tarafından, bu sefer davacı ... adına müvekkili şirketlere karşı açıldığını, Av. ... ve Av. ...'in, 03.09.2025 ile 18.03.2026 tarihleri arasında yaklaşık 6,5 ay süreyle hem davacı hem de davalı şirketlerin vekili sıfatını aynı anda taşıdıklarını, bu süre zarfında aynı avukatların, müvekkili şirketler adına bankalar ve resmi mercilerden bilgi ve belge talep ettiğini, şirketin gizli ticari ve finansal verilerine erişim sağladıkları/sağlamaya çalıştıklarının bankalarca müvekkili firmaya yapılan bildirimlerden sonra anlaşıldığını, Avukatlık Kanunu gereği, anılan avukatların, müvekkili şirketlerin vekili sıfatıyla edindiği bilgileri ve vekâlet ilişkisinden doğan güveni, bizzat o şirketleri hedef alan bir davayı yürütmek için kullandıklarını, söz konusu hukuka aykırılık nedeniyle ilgili avukatlara yönelik Ankara ve İstanbul Baroları nezdinde disiplin şikâyeti yapıldığını, müvekkili şirketlerin, söz konusu çıkar çatışmasını fark etmelerinin ardından 18.03.2026 tarihinde Beyoğlu ... Noteri'nin ... yevmiye numaralı azilnamesiyle Av. ... ve Av. ...'i her iki şirket vekâletinden azlettiklerini, davacının hem şirket hesaplarını boşaltması hem de şirket aleyhine hukuki süreç başlatmasının, TTK m. 638/2'nin tedbir yetkisini harekete geçiren haklı sebeplerin tipik tezahürleri olduğunu belirterek, davacı ...'ün ortaklıktan doğan tüm hak ve yetkilerinin teminatsız olarak tedbiren dondurulmasına, esas talep kabul edilmez ise asgari düzeyde davacının olağan ve olağanüstü genel kurullara katılım ve oy kullanma hakkının, bilgi alma ve inceleme hakkı ile şirketi temsil ve ilzam yetkisinin teminatsız olarak tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince davalının ihtiyati tedbir talebinin değerlendirildiği 20.04.2026 tarihli ara kararla; "...TTK'nın 638. maddesinde talep edenin haklarının korunması için gerekli tedbir kararlarının alınacağı belirtilmiş olup, ihtiyati tedbirin koşullarının bulunup bulunmadığının yine HMK'nın 389 ve devamı hükümlerine göre belirlenmesi gerekir. Bir başka deyişle, TTK'nın 638/2 ve 636/4 maddelerindeki tedbirlere hükmedebilmek için, ihtiyati tedbirin koşullarının bulunması gerekir. Bu bağlamda talep eden geçici hukuki koruma kararı verilmezse telafisi güç veya imkânsız zararların doğacağını ve davadaki haklılığını yaklaşık olarak ispatlamalıdır. Somut olayda yaklaşık ispatın şartları dosya kapsamında bu aşamada gerçekleşmediği anlaşılmakla " gerekçesiyle, davalı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dosyaya müvekkili şirket tarafından sunulan resmî banka dekontları ve noter ihtarnamesinin, davacının haksız eylemlerini şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtladığını, davacının, ... hesabından 09.03.2026 tarihinde 400.000 TL; grup şirketi olan ... Şirketi hesabından ise 28.01.2026 tarihinde 200.000 TL, 03.03.2026 tarihinde 200.000 TL ve 09.03.2026 tarihinde 600.000 TL; olmak üzere toplam 1.400.000 TL'yi KMH (kredili mevduat) hesaplarını eksi bakiyeye düşürerek çektiğini, mahkemenin, dosyaya sunulan banka dekontlarını ve ihtarnameyi görmezden gelerek yaklaşık ispatın oluşmadığına kanaat getirmesinin hukuken kabul edilemeyeceğini, davacının, bir yandan müvekkili şirketin feshini talep ederken diğer yandan şirketin içini boşaltarak ticari faaliyetleri sekteye uğrattığını, müvekkili şirketin, davacının keyfi ve belgesiz para çekimlerine karşı korunması gerektiğini, davacının avukatlarının müvekkili şirketin vekili sıfatını taşıdıkları bir dönemde, vekalet ilişkisinin sağladığı güveni ihlal ederek bizzat kendi müvekkilleri olan şirkete karşı işbu fesih davasını açtıklarını, davacının şirket hesaplarından çektiği 1.400.000 TL'nin şirket amacına özgülenmediğini, belgesiz biçimde zimmete geçirildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu ara kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, ara kararın kaldırılmasına ve tedbir talebinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, davalı şirketin fesih ve tasfiyesi, olmadığı takdirde davacı veya davalının çıkma payının ödenerek ortaklıktan çıkarılması istemine ilişkindir. Davalı vekili 20.04.2026 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara kararın kaldırılmasına, TTK'nın 638/2 ve HMK'nın 389. maddeleri gereğince davacı ...'ün ortaklıktan doğan tüm hak ve yetkilerinin teminatsız olarak tedbiren dondurulmasına, davacının olağan ve olağanüstü genel kurullara katılım ve oy kullanma hakkı, bilgi alma ve inceleme hakkı ile şirketi temsil ve ilzam yetkisinin teminatsız olarak tedbiren durdurulmasına karar verilmesini istemiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında verilen 20.04.2026 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş; bu ara karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı ile dava dışı ... ve ... şirket ortakları ve şirketi münferiden temsile yetkili temsilcileri olduğu davacı açıklamalarından anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesi, davalının talepleri ile ilgili bir değerlendirmede bulunmuş ve TTK'nın 638/2. maddesi ile HMK'nın 389. ve devamı maddelerindeki şartlar değerlendirilerek talep ve inceleme tarihi itibariyle yaklaşık ispat bulunmadığı ve ihtiyati tedbir kararı verilmemesi hâlinde telafisi güç veya imkansız zararlar doğacağını yaklaşık ispat ölçüsünde kanıtlanmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir.TTK'nın 636/4. maddesinde, fesih ve tasfiye davası açıldığında mahkemece gerekli önlemlerin alınacağı belirtilmiştir. Davalının talebi, TTK'nın 638/2 ve HMK'nın 389. maddeleri gereğince davacı ...'ün ortaklıktan doğan tüm hak ve yetkilerinin teminatsız olarak tedbiren dondurulması, davacının olağan ve olağanüstü genel kurullara katılım ve oy kullanma hakkı, bilgi alma ve inceleme hakkı ile şirketi temsil ve ilzam yetkisinin teminatsız olarak tedbiren durdurulmasıdır. TTK'nın 638/2. maddesinde, davacı hakkında ve davacının talebi üzerine verilecek önlemleri düzenlemektedir. Dolayısıyla davalının talebi bakımından maddenin uygulanma kabiliyeti yoktur. HMK'nın ihtiyati tedbire ilişkin genel hükümleri bakımından yapılan değerlendirmede ise, ihtiyati tedbirin HMK'nın 390/3 maddesindeki koşullarının bulunması gerekir. Bu bağlamda davacı, geçici hukuki koruma kararı verilmezse telafisi güç veya imkânsız zararların doğacağını ve davadaki haklılığını yaklaşık olarak ispatlamalıdır.HMK'nın 389. maddesi uyarınca; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir ". Aynı Yasa'nın 390/3 maddesi,'' Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' düzenlemesini içermektedir. Somut olayda, ihtiyati tedbirin yasal koşullarının mevcudiyeti kanıtlanmamıştır. Davalı tarafından açılmış bir karşı dava da bulunmamaktadır.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 391/3 ve 353/1.b.1 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ihtiyati tedbir talep eden davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye irat kaydına,

3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,

5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 25.06.2026

KANUN YOLU:HMK'nın 362/1.f ve 391/3 maddeleri uyarınca karar kesindir.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1262, K. 2026/1236, T. 25.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1262-e-2026-1236-k-ce971009437f