Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1243 E. 2026/1655 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1243
Karar No
2026/1655
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BAM 12. HUKUK DAİRESİ T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/1243 KARAR NO : 2026/1655

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 09/06/2026 NUMARASI : 2025/943 Esas - 2026/509 Karar DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... VEKİLLERİ : Av. ... - Av. ... DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 24/12/2025 İSTİNAF KARAR TARİHİ: 08/10/2026

Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacı vekili, davalı ile dava dışı ... (...) arasında ticari temsilcilik ilişkisi kurulduğunu, davalının bu ilişki kapsamında ... adına reklam verenlerle çalıştığını ve onlardan tahsilat yaptığını, ancak topladığı parayı ...'ye aktarmadığını, davalının ... ile imzaladığı 02/04/2025 tarihli sözleşmeyle borcun varlığını ve miktarını yazılı olarak kabul ettiğini, borcu nasıl ödeyeceğini de bu sözleşmede beyan ettiğini, ancak kararlaştırılan taksitlerin vadesinde ödenmediğini, ... şirketinin 20/06/2025 tarihli temlik sözleşmesiyle davalıdan olan 748.296-USD alacağının tamamını müvekkiline temlik ettiğini, İstanbul 28. İcra Dairesi'nin 2025/34361 Esas sayılı dosyasıyla ilamsız takip başlattıklarını, davalının borca ve takibe gerekçe göstermeden itiraz ettiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 20.000-USD'nin, devlet bankalarının bir yıl vadeli USD mevduatına uyguladığı en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili, dava dışı Channel Factory ile müvekkili arasında şahsen kurulmuş bir ticari sözleşme veya borç ilişkisi olmadığını, temsil ilişkisinin ... ... LLC ile kurulduğunu ve müvekkilinin sözleşmeleri bu şirket adına temsilci sıfatıyla imzaladığını, bu nedenle şahsi sorumluluğunun doğmadığını, ... ... LLC şirketinin danışmanlık hizmeti verdiğini ve fatura düzenlediğini, danışmanlık protokolünde yabancı hukukun uygulanacağını, mahkemenin yetkisiz olduğunu, esas yönünden de müvekkilinin borcu olmadığını belirterek davanın husumet yokluğu ve yetkisizlik nedeniyle usulden, aksi kanaatte olunursa esastan reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece; borcu doğuran sözleşmenin dava dışı ... ile yine dava dışı ... ... şirketi arasında kurulduğu, davalının bu borçtan şahsen sorumlu olmadığı gerekçesiyle, davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, müvekkilinin temlik alacaklısı olarak dava açmakta hukuki yararı vardır ve uyuşmazlık, davalının borçtan şahsen sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. İlk sözleşme olan "..."in giriş kısmında taraf "... ..." olarak gösterilmiştir. Bu sözleşmede şirket kaşesi yoktur ve "... ..." geçerli bir şirket unvanı değildir. Davalı bu sözleşmeye dayanarak ... adına müşterilerden para toplamıştır. 02/04/2025 tarihli "Amendment to ..." protokolünün giriş kısmında taraf "... Turkey", imza bölümünde ise "... ..." olarak yazılmıştır. Davalı bu protokolü kendi adıyla ve kaşesiz imzalamıştır. İlk sözleşmenin ... adına imzalandığı kabul edilse bile, 02/04/2025 tarihli tasfiye protokolü davalının bizzat imzaladığı bağımsız bir borç ilişkisi doğurmaktadır. Davalı, icra takibine itirazında ve arabuluculuk aşamasında husumet itirazında bulunmamıştır. ... ...'in fatura düzenlediği savunması da belgeye dayanmamaktadır, çünkü dosyaya hiçbir fatura sunulmamıştır ve var olmayan bir şirket adına fatura düzenlenmesi zaten mümkün değildir. Bütün sözleşmeleri bizzat davalı imzaladığından davalı doğrudan taraftır ve pasif husumet yokluğu gerekçesi hatalıdır. Davacı vekili bu nedenlerle kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE:Dava, alacağın temliki sözleşmesine dayanılarak temlik alan tarafından açılan kısmi alacak davasıdır.İlk derece mahkemesince borcu doğuran sözleşmenin dava dışı şirketler arasında kurulduğu ve davalının şahsen sorumlu olmadığı gerekçesiyle davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.Dosyada bulunan 20/06/2025 tarihli temlik sözleşmesine göre temlik eden ..., 02.04.2025 tarihli "..." başlıklı sözleşmeden doğan 748.296-USD alacağının tamamını davacıya temlik etmiştir. Temlik sözleşmesinde borçlu, T.C. kimlik numarası ve adresiyle birlikte şahsen davalı ... olarak gösterilmiştir. Ancak temlik, temlik eden ile temlik alan arasında yapılan bir tasarruf işlemidir. TBK'nın 188. Maddesine göre temlik alan, alacağı temlik edenin elindeki hukuki durumla devralır ve borçlu, temlik edene karşı ileri sürebileceği savunmaları temlik alana karşı da ileri sürebilir. Bu nedenle borçlunun kim olduğu, temlik sözleşmesindeki nitelendirmeye göre değil, temlike konu alacağın kaynağı olan temel sözleşmeye göre belirlenmelidir.Temlike konu 02/04/2025 tarihli sözleşmenin giriş kısmında, 01/01/2023 tarihli ...'in ... ile "... (...)" arasında kurulduğu belirtilmiştir. "..." olarak tanımlanan taraf, ...'ye 897.446,00-USD net borcu bulunduğunu kabul etmiş ve bu borcu taksitler hâlinde ödemeyi üstlenmiştir. Sözleşmenin imza bölümünde "..." adına yalnızca "By: ..." ibaresi yer almakta, şirket kaşesi, ticaret unvanı veya sicil bilgisi bulunmamaktadır. Sözleşmeyi davalı ... kendi adıyla imzalamıştır. Asıl sözleşme olan ...'in imza bölümünde de karşı taraf yalnızca "... ..." olarak gösterilmiştir. Böylece aynı sözleşme ilişkisinde borçlu taraf için "...", "... " ve "... ..." olmak üzere üç farklı isim kullanılmış, bu isimlerin hiçbiri bir ticaret unvanı veya sicil bilgisiyle desteklenmemiştir.Bir sözleşmenin temsil yoluyla kurulduğunun ve hükümlerinin doğrudan temsil olunan hakkında doğduğunun kabulü için TBK'nın 40 vd maddelerine göre iki koşulun birlikte bulunması gerekir: Temsilci açıkça veya durumdan anlaşılacak şekilde başkası adına hareket etmiş olmalı, temsil olunan da hukuken var olan, hak ve fiil ehliyetine sahip bir kişi olmalıdır. Adına işlem yapıldığı belirtilen tüzel kişi hukuken yoksa ya da kullanılan isim, gerçek kişi bir tacirin kendi ticari işletmesini tanıtmak için kullandığı bir işaretten ibaretse, sözleşmenin tarafı ve borçlusu o ismi kullanarak işlemi yapan ve imzayı atan gerçek kişidir.Temsil yetkisi olmadan başkası adına işlem yapan kişi de, temsil olunan işlemi onaylamadıkça bundan doğan sonuçlardan sorumludur. Davalı, sözleşmeleri ... adına temsilci sıfatıyla imzaladığını ve bu şirketin danışmanlık hizmeti verip fatura düzenlediğini savunmuştur. Ancak bu isimleri taşıyan bir tüzel kişinin varlığını, sicil kaydını, merkezini ve kendisinin bu tüzel kişideki temsil yetkisini gösteren hiçbir belge sunmamış, sözünü ettiği faturaları da dosyaya ibraz etmemiştir. İlk derece mahkemesi, borcun dava dışı "... ..." şirketine ait olduğunu kabul etmiş, ancak bu şirketin yurt içinde veya dışında sicile kayıtlı, gerçekten var olan bir tüzel kişi olup olmadığını araştırmamıştır. Temlike konu sözleşmede borçlu olarak gösterilen "... " ile imza bölümündeki "... ..."in hangi hukuki kişiliğe karşılık geldiği de belirlenmemiştir. Bunun yanında davalının bu yapılar içindeki sıfatı ve temsil yetkisi ortaya konulmamış, davalının kendi adıyla attığı imzanın hangi sıfatla atıldığı tartışılmamış, tahsilatların hangi hesaplara yapıldığı ve ...'ye yapılan kısmi ödemelerin kimden geldiği incelenmemiştir. Üçüncü bir kişi adına hareket edildiği savunması belgeyle kanıtlanmadan, davalının kendi imzasını taşıyan, kaşe ve unvan içermeyen bir borç kabulü belgesinden şahsen sorumlu olmadığı sonucuna varılamaz. Buna göre ilk derece mahkemesince öncelikle "... ", "..." ve "... ..." adlarının herhangi bir sicile kayıtlı bir tüzel kişiye karşılık gelip gelmediği, davalının hangi şirketin yetkilisi olduğu hususunda yazılı delillerini sunması için süre verilmeli, davalının bu yapılardaki sıfatı ve temsil yetkisi belirlenmeli, "..." isminin davalının gerçek kişi tacir olarak kullandığı bir işletme adı olup olmadığı ve sözleşmelerde şahsen sorumlu olup olmadığı belirlenmelidir. Borcun kendisine değil bir tüzel kişiye ait olduğunu savunan davalıya, temsil ilişkisini ve temsil olunanın varlığını ispata yönelik cevap dilekçesinde sözünü ettiği faturaları ibraz etmesi için uygun bir süre verilmeden, tahsilat ve ödeme kayıtları ile toplanan deliller birlikte değerlendirilmeden davalının 02/04/2025 tarihli sözleşmeden doğan borçtan şahsen sorumlu olmadığı sonucuna varılması hatalı olup, eksik inceleme sonucu pasif husumet yokluğuna dayanan ret kararı yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanıp değerlendirilmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak, dava yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca KABULÜ ile İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/06/2026 tarih 2025/943 Esas, 2026/509 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,"Dava yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine"Yatırılan 732-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362(1)-g maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.08/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1243, K. 2026/1655, T. 08.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1243-e-2026-1655-k-de4225335913