Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1239 E. 2026/1448 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1239
Karar No
2026/1448
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1239

KARAR NO: 2026/1448

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 24/04/2026

NUMARASI: 2025/694 Esas - 2026/293 Karar

DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/07/2026

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile dava dışı sigortalı .... A.Ş. arasında 20/07/2023 - 20/07/2024 tarihli ve ... numaralı ürün sorumluluk ve ürün geri çağırma sigorta poliçesi düzenlendiğini, sigortalı ...'un otomotiv sanayisi için aydınlatma, mekantronik ve elektronik devre parçaları ürettiğini, hasara konu olan led projektörün kapı eşiği aydınlatması olarak kullanıldığını, sigortalı tarafından üretilen bu ürünün ...'ya gönderildiğini, söz konusu ürünün .... ve ....... üretilen ve dava dilekçesinde markaları belirtilen araçların ön kapılarında kullanıldığını, üründeki kusurun led projektörü tutan montaj tırnağının kırılması ve projektörün yerinden çıkması olduğunu, yerinden çıkan projektörün araç şasesinde boyayı çizdiğini, kaporta sacının ve fitilinin ezilerek hasara uğramasına neden olduğunu, ilk şikayetin Mart 2023 tarihinde sigortalıya iletildiğini, sigortalı adına yapılan analizler sonucunda projektörlerde kullanılan plastik ham maddenin kopma uzama değerinin , TDS'de belirtilmiş olan aralık değerinin dışında olduğunu, ham maddenin granül halinde Türkiye merkezli ...'den tedarik edildiğini, projektörlerin üzerinde bulunan QR kod sayesinde üretim tarihi ve izlenilebilirlik imkanının bulunduğunu, kusurlu ürünlerin Ekim-Kasım 2022 tarihleri arasında üretildiğinin tespit edildiğini, bu dönemde üretilen şüpheli ürün miktarının 54.000 adet olduğunu, davalı tarafın ham maddesinde kusur olduğunu kabul etmediğini, bu dönemde riskli araç miktarının yaklaşık 27.000 olduğunu, araçların piyasaya sürüldüğünü ve son kullanıcılara satıldığını, Temmuz 2023 tarihinden itibaren mağdurun servislerinde yapılan projektör değişimlerinin masraflarının sigortalıya iletildiğini, 7.414 adet projektör değişiminin yapıldığını, bazı araçlarda tek projektör, bazılarında ise her iki projektörün birlikte değiştirildiğini, sigortalıya söz konusu masraflar kapsamında 1.147.780,10Euro'nun 12/03/2023 tarihinde ödendiğini, müvekkili sigorta şirketinin, sigortasına yaptığı ödeme sonucunda sigortalısının hak ve alacaklarını temlik aldığını, TTK'nun 1472.maddesinde düzenlenen haklara halef olduğunu belirterek söz konusu söz konusu zararın, ham maddeyi tedarik eden davalılardan tahsili gerektiğini belirterek 1.147.780,10Euro'nun ödeme tarihinden itibaren davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili ıslah dilekçesinde özetle; geriye doğru ve ileriye doğru, davacının, davalıya hiçbir borcu bulunmadığının menfi olarak ( borcunun olmadığının ) tespitinin yapılmasını, davaya konu teminat mektuplarının haksız ve hukuksuz olarak paraya çevrilmiş olması sebebi ile, ( şimdilik harcı 40.000,00 TL harç yatırılarak ve ileride bilirkişinin belirlediği bedel üzerinden davayı ıslah etmek, fazlaya dair haklar saklı kalmak ve harç tamamlamak üzere ) paraya çevrilen teminat mektup bedellerinin ve teminat mektuplarının paraya çevrildiği tarihlerden itibaren işlemiş ve işleyecek ticari temerrüt faizinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, şeklindeki belirsiz alacak davası şeklindeki taleplerini 500.000,00 TL üzerinden belirli hale getirdiğini belirterek dava değeri 500.000,00- TL olarak bildirmiştir.

CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın yabancı merkezli bir şirketin şubesi olduğunu, Türkiye'de sigortacılık faaliyeti gösterebilmesi için şube izni ve resmi ruhsat belgesinin ibrazının gerektiğini, ... ile davacı arasında geçerli bir sigorta poliçesi bulunduğun ispat etmesi gerektiğini, davanın tüzel kişilikleri farklı olan 2 davalıya karşı açıldığını, davalılardan ...Aş'nin dava konusu olay ile ilgilisinin bulunmadığını, davacıya ürün satmadığını, bu davalının pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını, müvekkili ... tarafından üretilen ürünlerle ilgili yapılan testlerin cevap dilekçesinde ayrıntılı olarak açıklandığını, üretilen plastiğin şartnamedeki niteliklere uygun olduğunu, hasar ile zarar arasında ki uyumun ortaya konulması gerektiğini, illiyet bağı olması gerektiğini, müvekkilinin kusurunun ispat edilemediğini, İntertek firmasının test raporunun dikkate alınmasının mümkün olmadığını, analiz sertifikaları üzerinde, datanın silinmesi ve kaybolması ihtimali ile delil tespiti yapılmasını talep ettiklerini ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Şube olarak ticaret siciline tescil edilmek, şubeye tüzel kişilik kazandırmamaktadır. Bir merkeze bağlı olduğu halde müstakil sermayesi ve müstakil muhasebesi bulunan veya muhasebesi merkezde tutulduğu ve müstakil sermayesi olmadığı halde kendi başına ticari muamele yapan yerler şube sayılır. Şube kendi başına işlem (muamele) yapabilirse de , bu işlemden doğan hak ve borçlar merkeze aittir. Şube olmanın faydası sadece , şubenin yaptığı işlemden dolayı (merkeze karşı ) merkezin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabilir olmasıdır. Şubenin işlemlerinden dolayı dava da taraf olarak şubenin taraf olduğu ilgili kişi (merkez) davacı yada davalı gösterilmelidir.

Yani şubenin bulunduğu yerde dava açılması , davanın şube tarafından yada şubeye karşı açılacağı anlamına gelmez. Şubelerin ayrı bir tüzel kişiliği yoktur, zira şubeler ticari işletmenin bir parçası olup, merkeze bağlıdır. Şubenin kar ve zararı merkeze aittir, şubenin aracılığı ile elde edilen hakların, istenilen borçların sahibi de şube değil işletmenin kendisidir. O halde taraf ve dava ehliyeti şubenin bağlı olduğu tüzel kişiye aittir. Bu nedenle şube tarafından açılan davanın , davacının taraf ehliyetinin bulunmaması nedeniyle, usulden reddine, ..." karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin, sigortacılık mevzuatına tabi özel statülü bir yapıyı genel ticaret hukukundaki olağan şube kavramı ile değerlendirdiğini, ilk derece mahkemesi, müvekkil yabancı sigorta şirketinin Türkiye’deki faaliyet organizasyonunu yalnızca Türk Ticaret Kanunu kapsamında yer alan klasik şube müessesesi çerçevesinde değerlendirdiğini ve le taraf ehliyeti bulunmadığı sonucuna ulaşıldığını, müvekkili şirketin, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu kapsamında ruhsatlandırılmış, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu SEDDK denetimine tabi, sigortacılık faaliyeti yürütme yetkisi kamu otoritesince tanınmış özel statülü bir finansal teşkilat olduğunu, bu yapı, Türkiye’de sigorta sözleşmesi akdetme, poliçe düzenleme, prim tahsil etme, hasar ödeme, teknik karşılık ayırma, reasürans işlemleri yürütme ve rücu ile halefiyet haklarını kullanma yetkisine sahip olup, ayrıca sigorta tahkim mekanizması dahil olmak üzere tüm yargısal ve idari süreçlerde aktif taraf sıfatı ile yer aldığını, 5684 sayılı Kanun ve ilgili ikincil mevzuat uyarınca yabancı sigorta şirketlerinin Türkiye’de faaliyet gösterebilmesi zorunlu olarak şube organizasyonu üzerinden gerçekleştirildiğini, bu nedenle “şube” ibaresi burada teknik ve düzenleyici bir zorunluluğun sonucu olup klasik ticaret hukuku anlamındaki bağımsız tüzel kişiliği bulunmayan basit bir irtibat birimini ifade etmediğini, müvekkilin Türkiye’de poliçe düzenlemesi, prim tahsil etmesi, hasar ödemesi yapması ve kanuni halefiyet ile temlikten doğan rücu haklarını kullanması hukuken mümkün kabul edilirken, aynı faaliyetlerden doğan alacağını yargı önüne taşımasının “şube” ibaresi gerekçe gösterilerek engellenmesi hukuken isabetli olmadığını, Sigortacılık Kanunu, Kuruluş ve Çalışma Esasları Yönetmeliği ve Sigortacılık Sektöründeki Uluslararası Faaliyetlere İlişkin Karar Kapsamında Yabancı Sigorta Şirketi Türkiye Şubelerinin Hukuki Statüsü Özel Olarak Değerlendirilmesi gerektiğini, Sigorta Şirketleri ve Reasürans Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esaslarına İlişkin Yönetmelik ile birlikte 3 Ağustos 2007 tarihli ve 26602 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sigortacılık Sektöründeki Uluslararası Faaliyetlere İlişkin Karar birlikte değerlendirildiğinde yabancı sigorta şirketlerinin Türkiye’deki faaliyet rejiminin klasik ticaret hukuku şube kavramından ayrıştığı ve özel bir kamu hukuku denetim sistemi içinde yapılandırıldığı açıkça ortaya çıktığını,

Türkiye’de faaliyette bulunacak yabancı sigorta şirketlerinin ödenmiş sermaye şartı ve kendi ülkesinde sigortacılık yapma ehliyeti gibi koşullara tabi tutulması bu yapının yalnızca ticari bir temsil birimi değil düzenleyici otorite tarafından izin verilen lisanslı bir sigortacılık organizasyonu olduğunu ortaya koyduğunu, Yabancı Sigorta Şirketi'nin Türkiye'deki ilk şubesinin "Merkez" olarak kabul edilmesi gerektiğinin düzenlendiğini, özetle müvekkilinin İstanbul dışında başkaca Şubeleri de olsaydı ve dava o şube tarafından açılmış olsaydı, ilk derece mahkemesi sen şubesin davayı merkez olan "... Şubesi" açması gerektiğini, ancak mevcut durumda Müvekkili Sigorta Şirketi Türkiye yönünden zaten merkez durumunda olduğunu, tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde yabancı sigorta şirketi Türkiye şubesinin hukuki niteliği sıradan bir ticari şube değil kamu otoritesi tarafından ruhsatlandırılmış müdürler kurulu ile yönetilen sigortacılık faaliyeti yürütme yetkisine sahip ve sigorta şirketleri ile aynı düzenleyici rejime tabi özel statülü bir organizasyon olduğu sonucuna ulaşıldığını, bu nedenle salt ticaret hukuku yaklaşımıyla şube tüzel kişiliğe sahip değildir gerekçesi üzerinden taraf ehliyeti değerlendirmesi yapılması sigortacılık sektörüne özgü özel düzenleyici rejimin göz ardı edilmesi anlamına gelmekte olup hukuken isabetli olmadığını, dosya kapsamındaki poliçe, ödeme belgeleri, temlik ilişkisi, arabuluculuk kayıtları, ticaret sicil kayıtları, ruhsat belgeleri ve vekaletname aynı hukuki organizasyona işaret ettiğini, Mahkemenin Dayandığı Genel Şube İçtihatları, somut olayın Sigortacılık Hukuku Rejimi ile uyumsuz olduğunu, ilk derece mahkemesi, kararında şubelerin ayrı tüzel kişiliği bulunmadığına ilişkin genel nitelikteki Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarına dayandığını, ancak anılan içtihatlar, esas itibarıyla genel ticari işletme şubelerinin taraf ehliyetine ilişkin uyuşmazlıklara ilişkin olduğunu, bu nedenle sıradan bir ticari şube için geliştirilen içtihadın, yabancı sigorta şirketlerinin zorunlu şube modeliyle Türkiye’de faaliyet gösterdiği sigortacılık hukuku alanına aynı şekilde uygulanması isabetli olmadığını, kabul Anlamına Gelmemek Üzere, Taraf Gösteriminde Eksiklik Bulunduğu Varsayılsa Dahi HMK m. 115/2 ve HMK m. 124 uyarınca süre verilmeden davanın usulden reddi hukuka aykırı olduğunu, duruşma sırasında karar aşamasına geçildiği esnada, bu hususun mahkemece dava şartı olarak değerlendirilebileceği anlaşılarak, taraflarına açıklama yapmak ve gerekli belgeleri sunmak üzere süre talep edildiğini, ne var ki bu talebimiz zapta geçirilmediği, tarafımıza herhangi bir kesin süre verilmediği ve eksikliğin giderilmesine imkan tanınmadan doğrudan davanın usulden reddine karar verildiğini, müvekkilin aynı unvanla taraf olduğu yargılamalar, uygulamadaki kabulü ve hukuki güvenliği gösterdiğini, müvekkil Şirket uzun yıllardır Türkiye’de sigorta şirketi olarak faaliyet göstermekte, poliçe düzenlemekte, prim tahsil etmekte, hasar ödemesi yapmakta, sigorta tahkim ve mahkeme süreçlerinde taraf olmakta ve yaptığı ödemeler nedeniyle rücu davaları açtığını, bu kapsamda, müvekkil tarafından açılmış ve/veya müvekkile karşı açılmış kesinleşmiş veya karara çıkmış mahkeme kararları, UYAP kayıtları ve emsal ilamlar istinaf incelemesinde dikkate alınması gerektiği, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE : Dava, ürün sorumluluk ve ürün geri çağırma sigorta poliçesi kapsamında sigortalısına ödeme sigorta şirketinin ödediği bu bedeli rücuen tahsili istemi, tazminat davasıdır.

İlk derece mahkemesince davacı tarafın taraf ehliyetinin bulunmamasının nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar vermiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.

İstinafa konusu uyuşmazlık temelde; davacı tarafın taraf ehliyetinin bulunup bulunmadığı noktasındadır.

Davacı, dava dışı sigortalı .... A.Ş. Lehine 20.07.2023 başlangıç, 20.07.2024 bitiş tarihli Ürün Sorumluluk ve Ürün Çağırma Sigorta Poliçesi imzalanmış olup, poliçe kapsamından davacı tarafından dava dışı sigortalıya ödenen 1.147.780,10 Euro tazminatın davalıdan rücuen tahsili için eldeki dava açılmıştır.

Şube, bir merkeze bağlı olduğu halde müstakil sermayesi ve müstakil muhasebesi bulunan veya muhasebesi merkezde tutulduğu ve müstakil sermayesi olmadığı halde kendi başına ticari muamele yapan yer olup, kendi başına işlem yapabilirse de bu işlemden doğan hak ve borçların merkeze ait olduğu, şubelerin (bağlı oldukları merkezden ayrı) tüzel kişiliklerinin ve bu nedenle taraf ve dava ehliyetinin de bulunmadığı, fakat tüzel kişiliğin tüzüğünde şubelerin de organ olduğu (tüzel kişiyi temsil edebileceği) kabul edilmiş ise ancak bu durumda şubenin tüzükte açıkça yazılı olması halinde bağlı olduğu tüzel kişi adına dava açabileceği, şayet bağlı olduğu tüzel kişinin tüzüğünde şubenin tüzel kişiyi temsil edebileceği yazılı değil ise tüzel kişi adına dava açmasının da mümkün olmadığı, şubenin tüzel kişiyi bu şekilde temsil yetkisi olsa bile davanın şube tarafından tüzel kişi (merkez) adına açılması gerektiği, somut uyuşmazlıkta ... Şubesi'nin kendi adına dava açtığı, söz konusu sigorta poliçesinin davacı tarafından düzenlendiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 02.06.2010 tarih, 2010/19-250 Esas, 2010/300 Karar sayılı emsal nitelikteki ilamı, davacı şubenin kendi adına değil, ancak tüzel kişi adına dava açabilecek olması karşısında (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 11.06.2014 tarihli, 2014/6132 E., 2014/11181 K. Sayılı ilamı) Mahkemece davacı tarafın taraf ehliyetinin bulunmamasının nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.

HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.09/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1239, K. 2026/1448, T. 09.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1239-e-2026-1448-k-244ec264b96c