Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1207 E. 2026/1233 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1207
- Karar No
- 2026/1233
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1207 Esas
KARAR NO: 2026/1233
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ARA KARAR TARİHİ: 13/07/2026
NUMARASI: 2026/... Esas
DAVA: KOOPERATİF GENEL KURUL KARARININ İPTALİ
KARAR TARİHİ: 24/09/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı dava dilekçesinde; davalı kooperatifin ... numaralı üyesi olarak ... Blok (No:...) ... numaralı dairenin, ... numaralı üyesi olarak ...Blok (No:...) ... numaralı dairenin maliki olduğunu, 16/05/2026 günü yapılan kooperatifin 2025 senesi olağan genel kuruluna vekili ile katılmak istemesine rağmen buna müsaade edilmediğini, genel kurulda hukuka aykırı kararlar alındığını, davalı kooperatifin, İstanbul hâkim ve savcıları tarafından ... senesinde anılan dönemde hâkim ve savcılara sosyal destek olmak ve konut edindirme amacı ile "..." unvanı ile kurulduğunu, ... yılında A, B ve C Blok olarak ... parselde inşaatı başlamış ve ... parsel üzerinde kurulu inşaatın 1996 yılında tamamlandığını, kooperatifin, 27.05.2006 tarihinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı onayından geçen ana sözleşmesi sonrasında ... Sitesi İşletme Kooperatifine dönüştüğünü, halen de bu sıfat ile 634 sayılı Yasa uyarınca sitenin yönetimini üstlendiğini, kooperatifin, toplu yapıya ilişkin özel hükümlerin düzenlendiği 634 sayılı Kanunun 70. maddesine intibak sağlamadığını, tek yönetim planı düzenlemediğini, sitede toplu yapı yönetiminin olmadığı, toplu yapı yönetimi olmaması sebebiyle sitenin parsel bazında kat malikleri genel kurulu tarafından yönetilmesi gerekirken davalı kooperatifin siteyi yönetmeye devam etmek istemesi sebebiyle işbu davanın açıldığını, gündemin 5. maddesi ile, 2025 yılı bilanço, gelir gider tablolarının ibra edildiğini, bilanço, gelir ve giderlerin toplantı tarihinden itibaren en az onbeş gün önce incelenmeye hazır edilmediğini, bilançoda hatalar olduğunu, gündemin 6. maddesi ile yönetim kurulu ibra edilmiş ve gündemin 8. maddesi ile 2026 senesi tahmini bütçesi görüşülerek kabul edilmiş ise de, bu kararların 634 sayılı ve 1163 sayılı Yasaya aykırı olduğunu, aidatların görüşüldüğü gündemin 9. maddesi ile aidatların 1.800,00 TL olarak kabulüne karar verildiğini, kooperatifin elde ettiği gelirlere rağmen aidatların yeniden değerleme oranı olan %25,49 yerine %110 üzerinden fahiş şekilde arttırıldığını, gündemin 10. maddesi ile, otoparklar yönünden karar alındığını, 25/05/2025 tarihinde yapılan 2024 yılı genel kurulunda kooperatif üyeleri yönünden tek araçlı parklama ilkesi kabul edilmiş olup bu şekilde üyelerin müktesep hak elde ettiğini, buna rağmen dava konusu genel kurul kararı ile, farklı bir karar alınarak yönetim kuruluna soyut, başı sonu belli olmayan bir yetki verildiğini, gündemin 12. maddesi ile ticari alanın düzenlenmesi ve harcama yapılması yönünden karar alındığını, ancak genel kurul çağrısına harcama yapılacak taşınmazın tapu kayıt bilgileri dercedilmediğinden buranın mülkiyet durumunu araştırabilecek bilgilerin genel kuruldan saklandığını, bu taşınmazın ise ... Ada ... Parsel'de bulunan taşınmaz olduğunu, buranın üzerinde davalı kooperatifin paylı mülkiyetinin bulunduğunu, paylı mülkiyete konu taşınmaz üzerinde bir işlem yapılabilmesi için paydaşların oybirliği gerektiğinden kooperatif genel kurulunun söz hakkının bulunmadığını, gündemin 13. ve 14. maddeleri ile, huzur hakları yönünden karar alındığını, 2024 yılı genel kurulunda yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerinin huzur hakkı iki sene icin belirlenmesine rağmen 2025 senesi genel kurulunda aynı konuda tekrar karar alınarak daha yüksek huzur hakkına karar verilmesinin hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğunu belirterek davalı kooperatifin 16/05/2026 tarihinde yapılan 2025 yılı genel kurulunun 5, 6, 8, 9, 10, 12, 13 ve 14. maddeleri ile alınan kararlarının yoklukla sakat olmaları sebebiyle öncelikle hükümsüzlüğüne; bu talepleri kabul görmez ise, davacının vekili ile genel kurula katılmasının engellenmesi hak arama özgürlüğünün kısıtlanması niteliğinde bulunduğundan söz konusu genel kararlarının iptal edilmesine; ayrıca 9, 10, 12, 13 ve 14. maddelerinin uygulanmasının tedbir yolu ile durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu genel kurul toplantısı ve alınan kararların 1163 sayılı Kanun, kooperatif ana sözleşmesi ve hukuka uygun bir şekilde gerçekleştirildiğini, davacı ne bizzat ne de vekil vasıtasıyla toplantıda yer almadığından dava açma hakkının bulunmadığını, kooperatifin maruz kalabileceği muhtemel zararlar için uygun bir teminat yatırılmasını talep ettiklerini, birden fazla parsel üzerinde tek yönetim planına göre yönetilen kooperatifin hukuki meşruiyetinin bulunduğunu, sitenin bütününe yönelik güvenlik, temizlik, peyzaj ve ortak alanların bakımı gibi hizmetler, ana sözleşme ile kooperatife verilmiş bir görev olup mülkiyetin birden fazla parsele yayılmış olması,nın kooperatifin tescilli amacı doğrultusunda yürüttüğü işletme bütünlüğünü ve yönetim meşruiyetini ortadan kaldırmadığını, müvekkil kooperatifini bir işletme kooperatifi olduğu, amacının site sakinlerinin ortak ihtiyaçlarını karşılamak ve site yönetimini üstlenmek olduğunu, müvekkili kooperatifin ana sözleşmesi ve site yönetim planının, kurulduğu günden bu yana tüm parselleri ve ortak alanları bir bütün olarak kapsayacak şekilde tescil edildiğini, kooperatif genel kurullarında temsil yetkisinin ancak bir başka ortağa veya ortağın eşi/birinci derece akrabalarına tanınması sebebiyle bu nitelikleri haiz olmayan davacının vekilinin genel kurula kabul edilmemesinin hukuka uygun olduğunu, genel kurul kararları usul ve yasaya uygun olarak alınmış olup davacı, iddialarını somut ve ciddi delillerle ispatlayamadığı gibi tedbir talebinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, kararların uygulanmasının kooperatifin ve ortakların büyük çoğunluğunun menfaatine olduğunu belirterek ihtiyati tedbir talebi ile birlikte davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEME KARARI:
İlk derece mahkemesi 13/07/2026 tarihli ara kararı ile; somut olayda, HMK'nun 389. maddesi kapsamında telafisi imkansız zarar doğuracak nitelikte bir durumun söz konusu olmadığı, kaldı ki mevcut delil durumu dikkate alınarak yaklaşık ispat koşulunun da oluşmadığı gerekçesine istinaden ihtiyati tedbir talebinin reddine dair karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Ara karar yasal süresinde davacı tarafından istinaf edilmiştir.Davacı istinaf dilekçesinde; 13/07/2026 tarihinde verilen beyan süresinden sonra verildiğinden usule aykırı olduğunu, mahkemenin ise, yönetim kurulu üyelerinin bu usulsüz beyanlarını tedbire red kararına esas aldığını, ayrıca davalı kooperatifin esasa cevap süresinde davaya cevap vermediğini, dava dilekçesine eklenen parsel bazındaki yönetim planları, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.07.2024 tarihli kararı ve sitenin vaziyet planı dikkate alındığında genel kurulun geçersiz olduğunun yaklaşık olarak ispat edildiğini belirterek ilk derece mahkemesinin tedbirin reddine ilişkin ara kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiş olup tedbir talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dava, davalı kooperatifin 16/05/2026 tarihinde yapılan 2025 yılı genel kurulunun 5, 6, 8, 9, 10, 12, 13 ve 14. maddeleri ile alınan kararlarının terditli olarak yokluk sebebiyle hükümsüzlüğüne, aksi halde iptallerine karar verilmesi istemine ilişkindir.
İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.
Davacı dava dilekçesi ile birlikte, dava konusu 9, 10, 12, 13 ve 14. genel kurul kararlarının uygulanmasının tedbir yolu ile durdurulmasına karar verilmesini talep etmiş olup mahkemece tesis edilen ara karar ile, telafisi imkansız zarar doğuracak nitelikte bir durumun söz konusu olmadığı ve mevcut delil durumu itibariyle yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığından bahisle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. Davacı yaklaşık ispat şartının oluştuğunu ileri sürerek işbu ara kararı istinaf etmiş ve kararın kaldırılarak tedbir talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İhtiyati tedbir 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun onuncu kısım birinci bölümünde "geçici hukuki korumalar" üst başlığı ile 389. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 389/1 maddesi "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." ve yine Kanunun 390/3 maddesi "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır." hükümlerini içermektedir. Anılan hükümlerde de açıkça belirtildiği üzere, ihtiyati tedbir kararı, bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde ve talep edenin davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi şartıyla uyuşmazlık konusu hakkında uygulanacak geçici bir hukuki korumadır.
İhtiyati tedbir verilebilmesinin en önemli şartlarında biri, ihtiyati tedbir sebebinin mevcut olmasıdır. Kanunda bu husus genel olarak düzenlenmiş, hâkime oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmıştır (m. 389/1). Kanun, burada "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından" söz etmektedir. Bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi hâlinde, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkânsız hâle gelmesi, gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilecektir. Hâkim kararında somut sebep gösteremiyor, bunu en azından açıklayacak veya asgari ölçüde ikna edecek delil değerlendirmesi yapamıyor, yaklaşık ispat ölçüsünü yakalayamıyorsa tedbire karar vermemelidir. Ancak bu da hiçbir zaman tam bir ispat seviyesinde ispat şartına dönüşmemelidir. (Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes Muhammet; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, Ankara 2011-Sh.715-717) (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24/04/2012 gün ve 2011/15388 esas, 2012/6651 karar sayılı ilamında belirtildiği gibi).
Somut olayda, dava konusu genel kurul kararlarının uygulanmasının tedbiren durdurulması talep edilmiştir Tedbiren durdurulması talep edilen 9. gündem maddesi ile aidat tutarının belirlenmesine ilişkin karar alındığı; gündemin 10. maddesi ile, yönetim kuruluna, otopark konusunda yasal çerçevede kalarak düzenleme yapması ile ilgili yetki verilmesinin kararlaştırıldığı; gündemin 12. maddesi ile ticari alanın düzenlenmesi ve bu konuda harcama yapılması için yönetim kurulunun yetkilendirilmesi ile ilgili karar alındığı; gündemin 13. maddesi ile, yönetim kuruluna aylık huzur hakkı ve gündemin 14. maddesi ile denetim kuruluna ödenecek yıllık ücretler ile ilgili karar alındığı anlaşılmıştır.
Dosya kapsamındaki mevcut yazı, belge ve bilgilere göre, 6100 sayılı HMK'nun 389. ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbire ilişkin şartların somut olayda gerçekleşmediği dikkate alındığında ilk derece mahkemesi ara kararının gerekçelerine nazaran usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen ara kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-.... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/... Esas sayılı derdest dava dosyasında verilen .../07/2026 tarihli ara karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf harcı davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi ile aynı Kanunun 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi.24/09/2026