Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1180 E. 2026/1715 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1180
Karar No
2026/1715
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/1180 KARAR NO : 2026/1715

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN ARA KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15.05.2026 NUMARASI : 2026/504 Esas DAVA : MENFİ TESPİT KARAR TARİHİ : 08/07/2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 08/07/2026

İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/504 Esas sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda ihtiyati tedbir talebinin dair verilen ara karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: İhtiyati tedbir isteyen davacı vekili Dikili Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne sunduğu dilekçesinde özetle; Ticari bir alış verişi nedeniyle davacı ...'ya .... Şti. tarafından adına keşide edilerek verilmiş bulunan muhtelif çeklerden bir kısmı tahsile verilmek üzere arkası ciro edilerek bankaya verilmiş ancak daha sonra çeklerin keşidecisi olan firma yeni bir ödeme planı sunması üzerine çeklerin bir kısmı keşidecisine davacının iade ettiğini, çeklerdeki cirosunu iptal etmeden çekleri keşidecisine iade etmiş ve bu çekleri iade ettiğine dair keşidecisinden yazılı belge aldığını, davacı tarafından cirosu iptal edilmeyerek keşidecisine iade edilen çeklerden bir kısmı nasıl eline geçtiği tarafımızca bilinmeyen bir şekilde ... tarafından arkası önce kendisi tarafından tek ortağı ve yetkilisi olduğu ....Şti.'ne ciro edilmek suretiyle bankaya ibraz edilerek karşılıksız vurdurulmuş daha sonra da sadece çekte cirosu olan Müşteki Müvekkil aleyhine Dikili İcra Müdürlüğünün 2026/30 , 2026/29, 2026/61 ve 2026/62 sayılı dosyalarla icra takibi başlattığını, davacının çekteki cirosu sonrası hamili görülen kişiyle hiç bir ticari alış verişi olmadığını, çekleri ciro ederek ...'a vermediğini, çek keşidecisi olan ....Şti.'ne iade ettiğini, çeklerin keşidecisi .....Şti. Konkordato müracaatında bulunmuş taraflarınca yapılan araştırmada bu çekleri Müvekkil aleyhine takibe koyan Davalı .....Şti. Çekin keşidecisi .....Şti. Nin konkordato dosyasına alacak bildiriminde bulunduğunu, bu durumun keşideci firma ile çekleri bu firmadan alan Davalı arasında esasen ticari bir alışveriş olduğunu ortaya koyduğunu, çekleri hiç bir alım-satım ilişkisi olmayan Davacının cirosu mevcut olarak kabul etmek suretiyle bedelsiz senedi işleme koymak eyleminde dolayı Davalı şirketin tek ortağı ve sahibi firmasının önünde cirosu bulunan .... hakkında Dikili Cumhuriyet Başsavcılığına tarafımızdan ayrıca 02.02.2026 tarihinde suç duyurusunda bulunulduğunu, davanın arabuluculuk süreci için Dikili Arabuluculuk Bürosuna müracaat edilmiş 2026/3 dosya numarası ve 2026/19358 arabuluculuk dosya numarası ile 20.02.2025 tarihinde yapılan toplantı ile taraflar anlaşmaya varamayarak anlaşmazlık tutanağı düzenlendiğini, çeklerin keşidecisi ile çekleri takibe koyan Davalı arasında danışıklı olarak Davacının davaya konu çeklerdeki cirosu iptal edilmeden Davacıyı makasa almak suretiyle aleyhine işlem başlatıldığından Davaya konu takiplerin dayanağı çekler nedeniyle Davacının Davalıya borçlu olmadığının tespitine ve Dikili İcra Müdürlüğünün 2026/29 ve 2026/30 sayılı takiplerin iptaline karar verilmesi, karar verilinceye değin Davacı açısından telafisi imkansız zararların doğmasının önlemek bakımından takiplerin durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, müşteki adına keşide edilmiş ve keşidecisine iade edilmiş çeklerle ilgili olarak Dikili İcra Müdürlüğünün 2026/30 ve 2026/29 sayılı takiplerin dayanağı çeklerle borçlu olmadığının tespitine, takiplerin iptaline, karar verilinceye değin takiplerin durdurulması ile ilgili ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. MAHKEMECE: "...6100 sayılı HMK'nın 389. maddesinde; "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği", 391. maddesinde; "mahkemenin tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi sakıncayı ortadan kaldıracak ve zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verilebileceği", 390/3. maddesinde de; "tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır." düzenlemelerine yer verilmiştir. 2004 sayılı İcra İflas Kanunun "Menfi tespit ve istirdat davaları" başlıklı 72. Maddesinde "Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın %15'inden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın %15'inden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir" maddesi ile açıkça belirtilmiştir. Geçici hukuki koruma yargılamasını asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri ispat ölçüsü noktasındadır. Kanunda açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada normal bir yargılamada yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü; hakim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa konusunda tam bir kanaate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez. Ancak, kanun koyucu bazen ya doğrudan kendisi düzenleme yaparak ya da işin niteliği ve olayın özelliği gereği hakime, bu durumu belirterek, ispat olgusunu düşürme imkanı vermiştir. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Doktrinde bu yön karar verilmesi için tam ispat ölçüsü yerine yaklaşık ispat ölçüsü olarak ifade edilmektedir. Ancak, yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Tam ispatın arandığı durumlarda bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır. Yaklaşık ispat durumunda ise hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğunu gözardı etmez. Bu sebepledir ki, genelde geçici hukuki korumalara, özelde ihtiyati tedbire ve ihtiyati hacze karar verilirken haksız olma ihtimalide dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması öngörülmüştür. Geçici hukuki korumalarda, bazen karşı tarafın dinlenmemesi, tüm delillerin ayrıntılı bir biçimde incelenmesine yeterli zamanın olmaması gibi sebeplerle yaklaşık ispat yeterli görülmüştür; bu çerçevede, aslında ispat ölçüsü bakımından HMK'nunda bir yenilik getirilmemekle birlikte, “yaklaşık ispat” kavramı kullanılarak doktrinde kabul gören ifade tasarıya alınmış; ayrıca, burada hem tam ispatın aranmadığı belirtilmiş hem de basit bir iddianın yeterli olmadığı, vurgulanmak istenmiştir. İcra İflas Kanunun 72/3 maddesi uyarınca yapılan incelemede; Yukarıda yazılı düzenlemelerde de belirtildiği şekilde davacı vekilinin ileri sürdüğü isteği yönünden haklılığını yaklaşık ispat kuralı çerçevesinde kanıtlaması gerekir. Soyut iddiadan daha çok, tam ispattan daha az bir durumun varlığı halinde yaklaşık ispat halinden söz edilebilecektir. Dolayısıyla; davacı tarafın davaya konu hakkının varlığı ve bu hakkın tehlikede olduğu konusunda mahkemede güçlü bir kanaat oluşması gerekir. Olaya bu açıdan bakıldığında; davacı vekili tarafından dosyaya sunulan iddiaların ancak yargılama ile tespit edilebileceği, davacının yaklaşık ispat kuralı gereği davanın esası hakkındaki haklılığını ispatlayamadığından talebin reddine karar vererek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.'' gerekçesi ile; H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere 1-İhtiyati tedbir isteyen vekilinin ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE, " şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, çekleri keşideciye iade ettiğine dair keşideciden yazılı bir teslim ve iade tutanağı aldığını, çeklerin keşideciye iade edildiğini gösterir imzalı tutanak dilekçesi ekinde (EK-1) sunulduğunu, bu tutanaktaki imza; çeklerin keşidecisi olan ... Şti.'nin tek ortağı ve yetkilisi olan ...’a ait olduğunu, çeklerin müvekkilinin zilyetliğinden rızası ile çıktığını, ancak tedavüle çıkarılması amacıyla değil, iade amacıyla keşideciye teslim edildiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtladığını, müvekkili elinden çıkan bu çeklerin, daha sonra ...’ın eline ne şekilde geçtiği bilinmediğini, ciro silsilesinin hukuken ve fiilen koptuğu, davalının kötü niyetli hamil olduğu ortaya konduğunu, çeklerin keşidecisi ile çekleri takibe koyan davalı arasında danışıklı olarak davacının davaya konu çeklerdeki cirosu iptal edilmeden davacıyı makasa almak suretiyle aleyhine işlem başlatıldığını, çekleri hiç bir alım-satım ilişkisi olmayan davacının cirosu mevcut olarak kabul etmek suretiyle bedelsiz senedi işleme koymak eyleminde dolayı davalı şirketin tek ortağı ve sahibi firmasının önünde cirosu bulunan ... hakkında Dikili Cumhuriyet Başsavcılığına tarafımızdan ayrıca 02.02.2026 tarihinde suç duyurusunda bulunulduğunu, Müvekkil ...’ya ait İzmir İli, Dikili İlçesi, ... Mahallesi, ... Ada, ...Parsel sayılı arsa niteliğindeki taşınmazın, Dikili İcra Müdürlüğü’nün 2026/30 Esas sayılı dosyası üzerinden cebri satışı talep edilmiş ve bu doğrultuda taşınmazın kıymet takdiri yapıldığını, Müvekkili hiçbir ticari ilişkisinin bulunmadığı, ekte sunduğumuz yazılı iade tutanağı ile de borçsuzluğunu yaklaşık ispat ölçüsünün de ötesinde ortaya koyduğumuz bir takip nedeniyle, mülkiyetinde bulunan bu arsanın satışı, müvekkil açısından geriye dönüşü imkansız, ikame edilemeyeceğini, telafisi mümkün olmayan çok ağır mülkiyet hakkı ihlallerine ve maddi zararlara yol açacağını, cebri satış tehdidinin bu derece somutlaşmış ve ihale aşamasına yaklaşmış olması karşısında, dairenin acelelikle tedbir kararı vermesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Talep, davacı tarafından açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin olarak verilen ara kararların kaldırılması istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. İhtiyati tedbir, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389. ila 399. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, aynı yasanın 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartlarına yer verilmiştir.HMK'nın 389. maddesine göre "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir". Anılan maddeye göre öncelikle mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden endişe edilmesi hallerinde ihtiyati tedbir kararı alınabilecektir. Mevcut durumda meydana gelebilecek değişmeyle kastedilen taraflar arasında çekişmeli olan veya yargılama konusunu oluşturan şey ya da hak üzerindeki değişimlerdir.HMK'nın 389/1.maddesi uyarınca ihtiyati tedbir kararı uyuşmazlık konusu hakkında verilebilecektir. Buna göre çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan şey ya da hak, aynı zamanda ihtiyati tedbirin konusunu da oluşturacaktır. Dava konusu yapılmayacak veya yapılmamış olan şey veya hak hakkında ihtiyati tedbir kararı verilemeyecektir. Taraflar arasında çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan hak, aynı zamanda tedbirin konusu hakkı da oluşturacaktır. Kanun, "uyuşmazlık konusu hakkında" diyerek bu hususa vurgu yapmıştır. İhtiyati tedbir öğretide “…kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı veya davalının (dava konusu ile ilgili olarak) hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır.” şeklinde tarif edilmiştir. Anılan tariften de anlaşılacağı üzere ihtiyati tedbirin diğer fonksiyonları yanında davanın devamı sırasında ve verilecek hükmün kesinleşmesine kadar olan süreç içerisinde dava konusu şey üzerinde yeni bir takım ihtilafların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki korumadır. HMK'nın 390/3. maddesinde ise tedbir talep eden tarafın dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek zorunda olduğu belirtilmiştir. Bu düzenleme gereği tedbir talep eden tarafın talebi dışında resen başkaca bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi mümkün değildir. İhtiyati tedbir kararına itiraz HMK'nın 394/2.maddesinde; ''İhtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebilir.'' şeklinde düzenlenmiştir. HMK'nın 391/3. ve 394/5. maddelerinde ihtiyati tedbire dair belirtilen (ilk derece) mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş; bu kanun yolunun ne anlama geldiği ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341/1. maddesinde "ilk derece mahkemelerinden verilen ... ihtiyati tedbir ... taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir." hükmü ile istinaf olarak açıkça belirtilmiştir. Yüksek yargı kararlarında belirtildiği üzere; Kanun koyucu, ihtiyati tedbir hakkında karar verecek olan hakime geniş bir takdir alanı bırakmışsa da hakim, her somut olayda, ihtiyati tedbir şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini dikkatlice incelemelidir ve hangi yasal sebebe ve hangi somut duruma göre ihtiyati tedbir kararını verdiğini kararda belirtmelidir. Ayrıca verilecek ihtiyati tedbir kararının da uyuşmazlığın esasını çözümler nitelikte olmaması gerekir. İhtiyati tedbir şartları mevcut değilse, yasanın öngördüğü ölçüde ispat edilememişse, ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmelidir Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi ara kararlarının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına; istinafa konu ihtiyati tedbir kararının verilebilmesi için gerekli şartların sağlanamamış olduğunun anlaşılmasına ve yargılamayı esastan yürütüp sonuçlandıracak olan ilk derece mahkemesinin, dosyanın bulunduğu aşama itibariyle mevcut deliller ışığında bu kapsamda ortaya koyduğu takdirine göre davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin tarih ve 2026/504 Esas sayılı dosyasında ihtiyati tedbirin reddine ilişkin olarak verilen 15.05.2026 tarihli ARA KARAR, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan ihtiyati tedbir isteyen davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran ihtiyati tedbir isteyen davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-Kararın tebliği ve gider avansı iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362/(1)-f maddesi gereğince kesin olmak üzere 08/07/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1180, K. 2026/1715, T. 08.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1180-e-2026-1715-k-67d2fcfe40ec