Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/949 E. 2026/1120 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/949
Karar No
2026/1120
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

45. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2022/949

KARAR NO: 2026/1120

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: (KAPATILAN) İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARETMAHKEMESİ

TARİHİ: 14/12/2021

NUMARASI : 2017/541 Esas - 2021/135 Karar

DAVA: İtirazın İptali

KARAR TARİHİ: 16/09/2026

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; Taraflar aralarındaki anlaşma uyarınca; davacının davalı şirket işçilerine yemek sağladığını, davacı tarafından 2017 mart ayı faturasının kesilerek davalı şirkete kargo yolu ile tebliğ edildiğini, davalı tarafın faturalara itiraz etmediğini ve bedellerini de ödemediğini, bunun üzerine başlatılan Beykoz İcra Dairesi'nin ... E. sayılı takip dosyasına davalının kötü niyetli olarak itiraz ettiğini beyanla, itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin dava konusu hizmeti almadığını, davacıdan sadece Şubat ayında yemek hizmeti aldığı bu hizmetin bedelini ödediğini, bu hususun ticari defterlerilerinde mevcut olduğunu, akabinde davacının davalı şirketin düzenli ödeme yaptığından olsa gerek dava konusu aylar için de fatura kestiğini, ticari defterlerden görüleceği gibi davalının aldığı başka hizmet olmadığını, yazılı delil ile ispatlanacak iddialar ile ilgili davacının tanık deliline dayanmasına muvafakatlerinin olmadığını, faturaların müvekkili şirkete tebliğ edilmediğini, davacı yandan müvekkiline herhangi bir kargo paketinin gönderilmesinin faturaların tebliğ edildiği anlamına gelmeyeceğini, davacı yandan 04.04.2017 tarihinde bir kargo geldiğini akabinde 07.04.2017 tarihinde müvekkili şirketin bahsi geçen adresten gelen kargoda belge çıkmaması nedeniyle herhangi bir zan altında kalmamak adına kargoyu Yurtiçi Kargo ... takip numaralı kargosu ile iade ettiğini belirterek davanın reddini ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, hukuki niteliği itibariyle, davacı tarafça fatura alacağına istinaden başlatılan Beykoz İcra Dairesi'nin ... E. sayılı icra takibine davalı tarafça yapılan itirazın iptali ve icra inkar tazminatı isteminden ibaret davada, emsal nitelikte Bursa BAM 5. HD'nin 2019/1753 E. 2021/1573 K., 2019/1734 E. 2020/1155 K. ve Antalya BAM 11. HD'nin 2019/1092 E. 2020/396 K. sayılı ilamlarında tanık deliline başvurulamayacağı belirtildiği, aksi halde dahi davacı tanıklarından ... tam olarak hangi aylarda hizmet alındığını beyan etmemiş olup, diğer tanık ...'un ise tanıklık yaptığı duruşmada davalı şirketten ayrılmış olduğu, başka bir firmada çalıştığı, ayrıca ortalama 3 ay yemek yendiğini beyan ettiği, davalının bir kısım dava dışı olan ve ödenmiş hizmeti kabul ettiği, tanığın net olarak kaç günlük hizmet alındığını açıklamadığı, ortalama bir gün verdiği, alacağın varlığının kesin olarak tespiti yönünden davacının davasını ispatlayamadığı kanaatine varıldığı, hal böyle olunca Mahkememizce davacıya yemin teklifinde bulunup bulunmadığı sorulduğu, davacı vekili yemin deliline dayanmadıklarınını beyan ettiği, bilindiği gibi fatura tek başına alacağı ispata elverişli olmadığı, fatura konusu hizmetin/malın karşı tarafa teslim edildiğine yönelik başkaca yazılı belgelerle desteklenmesi gerektiği, davacının bu hususta yazılı bir belge sunamadığı, faturaların davalı defterlerinde de kayıtlı olmadığı, davacı yemin deliline de dayanmadığından davasını ispatlayamadığı, davalı tarafa dava konusu faturaların fiziki olarak gönderilmesi, tek başına hizmet verildiğini de ispatlamadığı, zira faturanın tebliğ edilmiş olması ve süresinde faturaya itiraz edilmemiş olması ancak hizmet/mal teslimi ispatlandığı takdirde hüküm doğurmakta ve tebliğ alanın fatura içeriğini kabul etmiş sayılması karinesini doğurduğu, kaldı ki eldeki davada davalı iade faturasının da düzenlendiği, hal böyle olunca tüm dosya kapsamına göre ispatlanamayan davanın esastan reddine karar verildiği, davacının kötü niyetli olarak takip başlattığı ispatlanamadığından davalının kötü niyet tazminatı isteminin de reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle '' Davanın REDDİNE, Davalının kötüniyet tazminat isteminin reddine'' dair karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili tarafından süresinde sunulan istinaf dilekçesinde; dava konusu alacağın dayanağı faturaların davalı şirketin aldığı yemek hizmetinden kaynaklı olup bu hizmetin verildiğinin tanık ile ispatının mümkün olduğunu, fatura konusu yemek hizmetinin verildiğine ilişkin tanıkların dinlendiğini özellikle davalı şirket çalışanı yemek hizmetinin verildiğini açıkça kabul ettiğini, tanık dinlenmesinde herhangi bir usule aykırılık bulunmamakta olup tanık beyanları doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, tanık anlatımları ile faturaların birbirlerini desteklediğini, davalı yana faturalar tebliğ edilmesine rağmen kötüniyetli olarak söz konusu faturaları ticari defterlerine işlemediğini ve faturalara itiraz da etmediğini, davalı tanığının beyanına itibar edilemeyeceğini, müvekkilinin defterinde olup davalının defterinde yer almayan 18.02.2017 tarihli 552,26 TL bedelli faturanın davalı şirket yetkilisi ... tarafından ödenmiş olmasına rağmen davalı şirket defterine de kaydedilmediğini, bu durumun dahi açıkça davalının kötüniyetli olduğunu gösterdiğini, davalı yanın özellikle ticari teamüllere aykırı olarak işine gelen faturayı defterlerine işleyerek işine gelmeyeni işlemediğini belirterek, kararın kaldırılmasını davanın kabulü ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

Dava, hizmet alım sözleşmesinden kaynaklı fatura alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı 2017 yılı mart ayında davalı şirket çalışanlarına yemek hizmeti sunulması nedeniyle düzenlenen iki ayrı fatura kaynaklı alacaklı olduğunu iddia etmiş, davalı ise bahsedilen tarihte davacı tarafından yemek hizmeti sunulmadığını savunmuş olup İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde taraflar arasında sözleşme ilişkisi kanıtlanmadığından davanın reddine dair verilen karara karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Mali müşavir bilirkişiden aldırılan 17.06.2019 tarihli raporda:"Tarafların ticari defterinin usulüne uygun olarak tutulduğu, lehlerine delil vasfı taşıdığı, davacı tarafından takibe dayanak gösterilen 31.03.2017 tarih ... no.lu 5.495,04 TL, 07.04.2017 tarih ... no.lu 529.20 TL tutarındaki toplamda 6.024,24 TL tutarlı iki adet faturaların kendi ticari defter ve belgelerinde kayıtlı olduğu, bu faturaların davalı kayıtlarında yer almadığı, davacının kendi ticari defter ve kayıtlarında davalıdan takibe dayanak iki adet faturadan ötürü 6.024,24 TL alacaklı göründüğü, davalının davacıya takip tarihinde borçlu görülmediği, davacı tarafından 28.02.2018 tarih ... no.lu 1.963,44 TL tutarında davalıya borç kaydedilen faturanın da her iki taraflarırıda ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, bu fatura tutarının davalı şirketin ... internet bankacılığı üzerinden 22.03.2017 tarihinde 1.963.44.-TL olarak davacıya havale edildiği, ancak davacı kayıtlarında davalının bu ödemesinin yer almadığı, ancak taraflar arasında bu faturaya ilişkin ihtilaf bulunmadığı gibi davacı yanca da alacağa dayanak yapılmadığı, mahkemenin hukuki değerlendirmesine bağlı olarak, hizmetin verildiğinin kanıtlandığının kabulü halinde davacının takip tarihinde davalıdan takibe dayanak iki fatura toplamı olan 6.024,24-TL alacak talep edebileceği, tarafların tacir olduğu dikkate alındığında, bu alacağına takip tarihinden tahsil tarihine kadar avans faizi talebinin de yerinde olacağı, davacının temel ilişkide hizmeti verdiğinin kanıtlanmadığı sonucuna ulaşılması halinde davacının takip tarihinde davalıdan alacak isteminin yerinde olmayacağı..." belirtilmiştir.

Sunulan istinaf sebeplerinin incelenmesi:

İspat; dava konusu yapılan hakkın gerçekten var olup olmadığının anlaşılması, maddi hukukun o hakkın doğumunu veya sona ermesini kendisine bağladığı vakıaların doğru olup olmadığının tespit edilmesi sonucunda mümkün olur ve dava konusu hak ile buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları yönünde mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda 187/1.maddesinde "İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir." şeklinde düzenlenmiştir. ... (olgu) ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. Hakim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK'nın "İspat Yükü" başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." şeklinde düzenlenmiştir. Yani ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer. Kendisine ispat yükü düşen taraf için bu bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Zira taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; mesela, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, 6. b., 2.c., s.1972).

HMK'nun 200/1.maddesinde; bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri iki bin beş yüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle kanıtlanması gereğine işaret edilmiştir. Taraflar arasındaki hizmet ilişkisinin varlığı kural olarak yazılı veya kesin delillerle ispatlanmalıdır. Senetle ispat zorunluluğuna ilişkin HMK'nun 200 vd. maddelerindeki düzenlemelerin sonucu olarak sözleşme ilişkisinin kurulması hukuki işlem niteliğinde olduğundan, davalının akdi ilişkiyi inkar etmesi halinde, ispat yükü davacının üzerinde olup, sözleşmenin kurulduğunu davacının kural olarak yazılı delille veya ikrar, yemin, ticari defterler gibi diğer kesin delillerle ispatlaması gerekir. Yazılı delille (senetle) ispat zorunluluğu bulunan bu durumda tanık dinlenebilmesi için HMK'nun 200/2. maddesine göre karşı tarafın tanık dinlenmesine açıkça muvafakat etmesi, HMK'nun 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcının olması ya da HMK'nun 203. maddesinde sayılan istisnalardan birinin bulunması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29/04/2021 tarihli 2017/15-3098 E. 2021/546 K. sayılı ilamı).

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı kararı; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir.

Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.

Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).

Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.

Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafın takip konusu ettiği 31.03.2017 tarihli 5.495,04 TL ve 07.04.2017 tarihli 529,20 TL bedelli "yemek bedeli" açıklamalı her iki faturanın davacı ticari defterlerinde kayıtlı olmasına rağmen davalı ticari defterlerinde yer almadığı, taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmadığı, davalı faturalara konu 2017 yılı mart ayında davacı tarafından davalı şirket çalışanlarına yemek hizmet verildiği iddiasına yönelik sözleşme ilişkisini ispat edici yazılı sözleşme bulunmadığı gibi davalı tarafın sözleşme ilişkisini inkar ettiği sözleşmenin varlığı ve hizmet ifa edildiğine dair davacı tarafça başkaca yazılı belge ve delilin sunulmadığı, takip konusu faturanın davalı şirkete kargo evrakı ile 04.04.2017 tarihinde teslim edildiğine dair belgenin sunulduğu, ikinci fatura tarihinden önce bu tarihe yönelik davalı tarafın kargo evrakında faturanın bulunmadığı ve 07.04.2017 tarihinde iade kargo oluşturularak davacı şirkete gönderildiğine dair savunmasına ve ilgili kargo gönderi evrakını sunması dikkate alındığında faturaların davacı tarafça davalı tarafa teslim edildiğinin ispat edilmediği kanaatine varılmıştır.

Taraflar arasında 2017 yılı mart ayında yemek hizmeti verildiğine ilişkin davacı yanca varlığı iddia ve ispat olunan herhangi bir yazılı sözleşme bulunmadığı gibi diğer kesin delillerle de akdî ilişki ispatlanamamıştır. Alacak miktarına göre akdî ilişkinin tanıkla ispatlanması mümkün olmadığı gibi davalının açık rızası ve davacı yanca delil başlangıcı niteliğinde belge de bulunmadığından tanık beyanlarına dayalı olarak akdî ilişkinin varlığı ispatlanamaz. Davacı iddiasını, müddeabihin miktarına göre 6100 sayılı HMK'nın 200. maddesi hükmü gereği senetle ya da yemin deliliyle ispat etmek zorundadır. Ancak davacı sözleşme ilişkisini yasal deliller ile kanıtlayamamıştır. Davacının sunduğu fatura tek başına delil olarak kabul edilemeyeceği gibi, faturalar üzerinde teslime yönelik davalı imzası da bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 15/02/2023 tarihli 2022/1049 E. 2023/591 K. sayılı ilamı da aynı mahiyettedir.

İlk Derece Mahkemesince, yargılamanın HMK'da düzenlenen usul kurallarına uygun olarak yapılmış olmasına, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip yasal düzenlemelere uygun isabetli, yeterli gerekçeyle karar verilmiş olmasına, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmıştır.

Açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davacı tarafından yatırılan 220,70 TL istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına,

3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı tarafından yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile 651,30 TL harcın ilk derece mahkemesince davacıdan tahsiline,

4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iadesine,

6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 16/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/949, K. 2026/1120, T. 16.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-949-e-2026-1120-k-b1d8bac7a0e4