Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1131 E. 2026/1491 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1131
- Karar No
- 2026/1491
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2026/1131
KARAR NO:2026/1491
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:29/04/2026
NUMARASI:2026/158 Esas - 2026/366 Karar
DAVA:İtirazın İptali (Genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:20/08/2025
İSTİNAF KARAR TARİHİ:17/09/2026
Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA:Davacı vekili; dava dışı ... Şti.'ye... Bankası A.Ş. tarafından genel kredi sözleşmeleri kapsamında kredi kullandırıldığını, davalının bu sözleşmeleri müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatıyla imzaladığını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine 03.08.1998 tarihli ihtarname ile hesabın kat edildiğini, alacağın Banka'dan ...ne, Fon'dan 20.02.2006 tarihinde ... A.Ş.'ye temlik edildiğini ve ...'nin müvekkili şirketle birleştiğini, borçlular hakkında 2013 yılında genel haciz yoluyla takip başlatıldığını, takibin yenilenerek İstanbul 5. İcra Dairesinin ... sayısını aldığını, davalının 10.05.2024 tarihinde borcun tamamına itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili; 1998 tarihli hesap kat ihtarnamesinin müvekkiline tebliğ edilemeyerek iade edildiğini, önceki takiplerde ödeme emirlerinin tebliğ edilmediğini, müvekkilinin borçtan 2024 yılında haberdar olduğunu, ödeme emrine dayanak belge eklenmediğini, alacağın fon alacağı olmadığını ve yirmi yıllık sürenin Fon'a tanınmış bir ayrıcalık olduğunu, alacağın eBKnın 125. maddesindeki on yıllık zamanaşımına tabi bulunduğunu, kefalette kefilin sorumlu olacağı belirli miktarın gösterilmediğini ve kefaletin bu nedenle geçersiz olduğunu savunarak davanın reddini ve müvekkili lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI:Mahkemece; sözleşmede davalının müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatıyla isim ve imzası bulunduğu, hesap kat ihtarının davalıya ve asıl borçluya tebliğ edilemeyerek iade edildiği, sözleşmenin 21.8. maddesinde kefil yönünden ihbarsız muacceliyet öngörülmüşse de muacceliyet ve temerrüdün oluşması için süre içeren bildirimin kefile tebliği gerektiği, İİKnın 68/b maddesindeki düzenlemenin kefil bakımından uygulanamayacağı, sözleşmenin 1997, ihtarnamenin 1998 tarihli olduğu ve başkaca ihtar bulunmadığı, TBKnın 598. maddesi ile 6101 sayılı Kanun'un 5. maddesindeki ek sürenin TBK'nda öngörülen süreden daha uzun olamayacağı gerekçesiyle, davalı yönünden hak düşürücü süre geçtikten sonra takip başlatıldığı gerekçesiyle davanın reddine, davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili; mahkemenin kabulüne göre dahi takibin 04.06.2013 tarihinde, yani bir yıllık ek sürenin dolduğu 01.07.2013 tarihinden önce başlatıldığını, takibin yeni bir takip olmayıp önceki takibin yenilenmesinden ibaret olduğunu, alacağın fon alacağı niteliğinin ve yirmi yıllık sürenin hiç tartışılmadığını, uyuşmazlık alacağın sübutu ve miktarı noktasında tespit edildiği hâlde bilirkişi incelemesi yaptırılmadan hüküm verildiğini, temerrüde ilişkin değerlendirmenin sözleşme hükümleri bir bütün hâlinde ele alınmadan yapıldığını ileri sürerek kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili; kararın sonuç itibarıyla isabetli olduğunu, ancak ret gerekçesine kefalet limitinin bulunmaması nedeniyle kesin hükümsüzlük, zamanaşımı, temerrüdün gerçekleşmemesi ve ödeme emrine dayanak belge eklenmemesi nedenlerinin de eklenmesi gerektiğini, vekâlet ücretinin dava değeri üzerinden nispi olarak takdir edilmesi gerekirken maktu belirlendiğini ve kötü niyet tazminatı talebinin reddinin yerinde olmadığını ileri sürerek kararın bu yönlerden düzeltilmesini istemiştir.
GEREKÇE:Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın müteselsil kefilden tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.6101 sayılı TBKnın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. maddesinin birinci fıkrası uyarınca "TBKnın yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır." Aynı Kanun'un 5. maddesinin ikinci fıkrasında ise "TBKnın yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri" bakımından, "TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri TBK nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, TBKnda öngörülen süreden daha uzun olamaz" düzenlemesi yer almaktadır.
TBKnın 598. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca"Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir."
Somut olayda; kefalet sözleşmesi 1997, hesap kat ihtarnamesi 03.08.1998 tarihlidir. İhtarname davalı kefile 05.08.1998 tarihinde, dava dışı asıl borçlu şirkete ise 06.08.1998 tarihinde "adres bırakmadan ayrılmış" şerhiyle tebliğ edilemeyerek iade edilmiştir. Alacak 2001 yılında ...ne, 20.02.2006 tarihinde ... AŞ'ye temlik edilmiştir. Takip 2013 yılında başlatılmış, sonradan yenilenerek İstanbul 5. İcra Dairesinin ... sayısını almış, davalı 10.05.2024 tarihinde borcun tamamına itiraz etmiş ve eldeki dava açılmıştır.Kefile başvurunun koşulu bakımından; kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı BKnın 487. maddesi uygulanır. Anılan hükümde, TBKnın 586. maddesinden farklı olarak, alacaklının kefile başvurabilmesi asıl borçluya ihtar gönderilmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması koşuluna bağlanmamıştır; alacaklı, asıl borçluya müracaat etmeden doğrudan müteselsil kefil aleyhine takip yapabilir.Bu itibarla,1998 tarihli ihtarnamenin asıl borçlu şirkete tebliğ edilememiş olması, tek başına davalı kefile başvurulmasını engellemez.Asıl borcun muacceliyeti bakımından; genel kredi sözleşmesi belirli bir vade taşımayan, cari hesap şeklinde işleyen bir kredi ilişkisi kurmakta olup, alacak, alacaklı bankanın sözleşmeden doğan yetkisini kullanarak hesabı kat etmesiyle muaccel hâle gelir. 818 sayılı BKnın 491. maddesi, muacceliyetin ihbara bağlı olduğu hâllerde ihbarın kefile de yapılmasını aramaktadır. Ne var ki taraflar arasındaki genel kredi sözleşmesinin 21.8. maddesinde, borcun müşteri yönünden muaccel olması hâlinde kefillere herhangi bir ihbarda bulunulmadan kefalet borcunun da muaccel olacağı kararlaştırılmıştır. Anılan madde, 491. maddedeki ihbardan önceden feragat niteliğindedir. 818 sayılı BKnın kefalete ilişkin hükümleri emredici nitelikte olmayıp, kefilin kendisine tanınan haklardan önceden feragat etmesi mümkündür; böyle bir yasak hukukumuza ilk kez TBKnın 582. maddesinin üçüncü fıkrasıyla girmiş olup, 1997 tarihli kefalete uygulanamaz.Sözleşmenin 21.8. maddesi geçerli olup, alacak kefil yönünden de hesabın kat edildiği 03.08.1998 tarihinde muaccel hâle gelmiştir.O hâlde, ilk derece mahkemesinin muacceliyet ve temerrüdün oluşması için süre içeren bildirimin kefile tebliğ edilmesi gerektiği yolundaki kabulü, muacceliyet yönünden yerinde değildir. Bununla birlikte, ihtarın kefile tebliğ edilememiş olması temerrüt bakımından sonuç doğurur: kendisine ihtar tebliğ edilmeyen kefil, takip tarihi itibarıyla temerrüde düşer; kat tarihinden takip tarihine kadar sözleşmede kararlaştırılan akdi faiz, takip tarihinden itibaren ise temerrüt faizi işler ve kefil bunlardan kefalet limitiyle sorumlu olur.Gerçek kişinin kefaletini on yılın geçmesiyle kendiliğinden sona erdiren düzenleme hukukumuza ilk kez TBK nın 598. maddesiyle girmiştir. 818 sayılı BK döneminde kefalet süreye bağlı olmadığından, davalının kefaleti TBKnın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce sona ermemiştir.Kefalet sözleşmesinin kurulduğu 1997 tarihi esas alındığında on yıllık süre, TBKnın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla dolduğundan, 6101 sayılı Kanun'un 5. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir yıllık ek süre işlemeye başlamış ve bu süre 01.07.2013 tarihinde sona ermiştir. Takip ise 04.haziran 2013 tarihinde ek süre dolmadan başlatılmıştır.Hak düşürücü sürede aranan, hakkın süresi içinde kullanılmış olmasıdır. Süresi içinde başlatılan takiple hak kullanılmış olduğundan, süre bundan sonra yeniden işlemeye başlamaz. Takibin sonradan yenilenmiş olması yeni bir takip başlatılması anlamına gelmeyip, mevcut takibin yeniden işleme konulmasından ibarettir; bu nedenle yenileme tarihinin hak düşürücü süre bakımından belirleyici olduğundan söz edilemez. Yine, hakkın kullanılması için takibin açılmış olması yeterli olup, ödeme emrinin tebliğ edilip edilmediği hak düşürücü sürenin dolup dolmadığını etkilemez.Nitekim Dairemizin 02.03.2026 tarihli, 2026/293 Esas – 2026/376 Karar sayılı ilamında da, İİKnın 78. maddesi uyarınca işlemden kaldırılan takibin düşmeyip derdest kalmaya devam ettiği belirtilmiştir.Bu halde, ilk derece mahkemesinin "davalı yönünden hak düşürücü süre geçtikten sonra takip başlatılması" kabulü dosya kapsamına uygun değildir. Mahkeme, takibin 04.06.2013 tarihinde başlatıldığını ve ek sürenin 01.07.2013 tarihinde dolduğunu kabul etmesine rağmen, bu iki tarihi karşılaştıran bir değerlendirme yapmamış, sonuca hangi tarihi esas alarak vardığını da göstermemiştir.Davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerindedir.Kaldırma sebebine göre davalı vekilinin istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer bulunmamaktadır.Açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesince davanın esasına girilmeden hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi nedeniyle davacı vekilinin diğer istinaf sebepleri incelenmeden kararın kaldırılmasını gerektirdiğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına , kaldırma sebebine göre davalı vekilinin istinaf başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına , dava yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/158 Esas - 2026/366 Karar sayılı 29/04/2026 tarihli kararının, HMK'nın 353(1)a-4-6 gereği KALDIRILMASINA;"Dava yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine"Kaldırma sebebine göre davalı vekilinin istinaf başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan (davacı 6.297,28-TL, davalı 732-TL) peşin istinaf karar harçlarının istek halinde kendilerine iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-g maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.17/09/2026