Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1122 E. 2026/1183 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1122
- Karar No
- 2026/1183
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1122 Esas
KARAR NO : 2026/1183 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2026/257 Esas - 2026/199 Karar
TARİH: 31/03/2026
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 12/06/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ...'na ait ...botu, 17 Ağustos 2016 tarihinde İstanbul Boğazı'nda Montrö Boğazlar Sözleşmesi hükümleri kapsamında Rusya Federasyonu Deniz Kuvvetleri'ne ait "..." isimli savaş gemisine denizden güvenlik, koruma ve refakat görevi icra ettiğini, Ulusal güvenlik görevi ifa edildiği esnada, davalı ...Ltd. şirketine ait ... numarası ... olan ... dökme yük gemisi, Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü (DÇÖT) hükümlerini ve Gemi Trafik Hizmetleri (...) sevk idare ilkelerini ağır surette ihlal ederek ...botuna iskele kıç omuzluğundan çarpmış; botun alabora olmasına sebebiyet vermiş olduğunu, bu feci çatma neticesinde botta görevli dört kahraman Türk askeri şehit olduğunu, üç personel yaralandığını ve kamu malı olan ...botu ağır hasar alarak operasyonel kabiliyetini yitirdiğini, davacı idare tarafından maddi zararların tazmini amacıyla İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/407 Esas sayılı dosyası üzerinden dava ikame ettiğini, yargılama sürecinde ... (...) kayıtları, ... radar görüntüleri ve denizcilik fakültelerinden alınan teknik bilirkişi raporları değerlendirilerek ... gemisinin çatma olayındaki kusur oranı %75 olarak saptandığını, davacının idarenin uğradığı toplam zararın %75 oranına karşılık gelen 3.921.077,25 TL'nin haksız fiil tarihinden (17.08.2016) itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline hükmedildiğini, yerel mahkeme kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09.07.2025 tarihli ve 2024/5443 E., 2025/4182 K. sayılı ilamıyla onanarak kararın kesinleştiğini, ilamın icrası tahsilatının yetersiz olduğunu, zararın döviz cinsinden gerçekleşmiş olmasına karşın Türk Lirası üzerinden tahsil edilmesinin gerektiğini, davalı borçlu ...Ltd.'nin yabancı uyruklu (... Adaları) bir şirket olması ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde muayyen bir yerleşim yeri ile haczi kabil başkaca malvarlığının bulunmaması dikkate alınarak, ileride telafisi imkânsız zararların önlenmesi ve alacağın teminat altına alınması amacıyla İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin dosyasında mahfuz ... A.Ş.'nin 13.10.2016 tarihli, 6.123.13.0068 referans numaralı, 1.771.828 Euro bedelli teminat mektubu üzerine davacı kurum harç ve teminattan yasal olarak muaf olduğundan teminatsız ihtiyati haciz konulmasını, fazlaya ilişkin talep, dava ve ıslah artırım hakları saklı kalmak kaydıyla haksız fiilin gerçekleştiği 17 Ağustos 2016 tarihi ile asıl alacağın tahsil edildiği Aralık 2025 tarihi arasındaki döviz kuru artışı, enflasyon ve alım gücü kayıplarından doğan şimdilik 1.000,00 EURO tutarındaki zararın tahsil tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari faizi ile birlikte davalı ...Ltd.'den tahsilini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıların üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 31/03/2026 tarih ve 2026/257 Esas - 2026/199 Karar sayılı kararında; "Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat davasıdır.
HMK da dava şartı olarak düzenlenmiş olan görev hususu genel mahkemeler ile özel ihtisas mahkemeleri arasıda veya özel ihtisas mahkemeleri arasıda söz konusudur.
TTK'nın Değişik 5. Maddesinde "Bir yerde birden fazla Ticare Mahkemesinin bulunması durumunda iş durumunın gerekli kaldığı yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, Asliye Ticaret Mahkemelerinden biri veya bir kaçı münhasıran bu kanundan veya diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevlendirilebilir." hükmünü içermektedir.
6103 Sayılı Türk Ticaret Kanunun Uygulanılması ve Yürürlüğü Hakkındaki Kanunun 8. Maddesi aynen "Deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalan;
(1) 6762 sayılı Kanunun 4 maddesinin üçüneü fikrası warınca kurulmuş bulunan denizcilik ihtisas mahkemesinin görmekte olduğu davalar, Türk Ticaret Kanunınun 5. maddesinin ikinci fikrasının ikinci cümlesi gereğince, Türk Ticaret Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren bir ay içinde, Häkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafindan, Türk Ticaret Kanınu ile diğer kanınlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevli kılınacak asliye ticaret mahkemesine devredilir.
(2) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan deniz ticaretine ve deniz sigortasına ilişkin hukuk davalarımı görmekte olan mahkemeler, yargı çevreleri içinde ve görev alanlarına giren sonuçlanmamış davaları ve işleri devredemezler" düzenlemesini içermektedir.
6103 Sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince HSK'ca İstanbul İlinde 6102 Sayılı TTK'nın Denizcilik Kitabından kaynaklanan uyuşmazlıkları görmek üzere görevli özel yetkili İstanbul Denizcilik İhtisas Dairesi belirlenmiştir. Bu durumda 01.07.2012 tarihinden sonra 6102 sayılı Kanunun Deniz Ticaret kitabından doğan uyuşmazlıklar ticari dava sayılacak, ticari davalar ise 6102 sayılı TTK'nun 5. Maddesi gereğince İhtisas mahkemesi olan olan Denizcilik Ihtisas Mahkemesince görülecektir.
Somut uyuşmazlıkta dava dilekçesi ve ekleri incelendiğinde hukuki ihtilafın deniz taşıtları arasında gerçekleşen kaza neticesinden kaynaklı olduğu, bu haliyle davanın görülüp sonuçlandırılmasının denizcilik ihtisas mahkemesinin görevine girdiğinin kabulü gerekmekte olup mahkemelerin görevi, kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekmektedir. Yukarıda anılan yasal düzenlemeler ve Hakimler ve Savcılar Kurulu kararı gereğince somut uyuşmazlığın çözümünde özel mahkeme olarak denizcilik ihtisas mahkemesi sıfatıyla İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesi görevli olduğundan mahkememiz görevsiz olması sebebiyle görevsizlik karan verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır. Tüm dosya kapsamı ve toplanan delillerin değerlendirilmesine göre görevli mahkeme İstanbul Denizcilik Ihtisas Mahkemesi olduğundan mahkememizin görevsizliğine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile,
'' 1-6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4 ve 5 maddeleri ile 6103 Sayılı Türk Ticaret Kanununun Uygulanması ve Yürürlüğü Hakkındaki Kanunun 8. maddesi gereğince görevli mahkeme İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesi olması sebebi ile MAHKEMEMİZİN GÖREVSİZLİĞİNE, İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ)'NİN GÖREVLİ OLDUĞUNA, '' karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın, denizcilik ihtisas mahkemesinin özel görev alanına değil; asliye ticaret mahkemesinin görev alanına girdiğini, her ne kadar eldeki uyuşmazlığın tarihsel arka planında deniz taşıtları arasında meydana gelen çatma hadisesi bulunsa da, huzurdaki davanın artık çatmanın esasına ilişkin olmadığını, çatmanın esasına ilişkin hususlar İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/407 Esas sayılı dosyasında incelenip hüküm altına alındığını ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin onama ilamı ile kesinleştiğini, eldeki davanın ise kesinleşmiş ilam sonrasında, hükmedilen alacağın Türk Lirası olarak tahsili sürecinde daavcı idarenin uğradığı döviz kuru artışı, enflasyon, alım gücü kaybı ve temerrüt faizini aşan zararlarının tazmini istemine ilişkin olduğunu, bu sebeple artık yapılacak yargılamanın, çatmanın esasın ilişkin inceleme değil; kesinleşmiş ilamın kapsamına, tahsilat ve icra sürecine, temerrüt faizinin zararı karşılayıp karşılamadığına, TBK m. 122 kapsamında munzam zarar şartlarının oluşup oluşmadığına, zarar hesabına, ilişkin olacağını, uyuşmazlığın, özel olarak Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nin münhasır görev alanına değil; Asliye Ticaret Mahkemesi’nin genel ticari uyuşmazlık görev alanına girdiğini, bu nedenle İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin görevli mahkemenin İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu yönündeki değerlendirmesinin yerinde olmadığını, ancak görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi değil, asliye ticaret mahkemesi olduğunu, somut olayda davalılar yönünden borcun, ticari gemi işletme faaliyetinden ve bu faaliyet kapsamında doğan sorumluluktan kaynaklandığını, bu sorumluluğun önce Asliye Ticaret Mahkemesi’nde hüküm altına alındığını, sonrasında ise daavcı idare tarafından bu hükmün zararı tam olarak karşılamaması sebebiyle munzam zarar davası açıldığını, TBK m. 122’ye dayanılmasının, davayı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev alanına taşımayacağını, aksine, asıl ticari ilişkiden ve ticari ilamdan kaynaklanan munzam zarar davası bakımından görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğunu, ileri sürerek; ilk derece mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına, davaya Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerektiğinin tespitine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın hukuki dayanağının TBK madde 122 hükmü olduğunu, somut olay kapsamında yapılacak tartışmaların da bu maddeden hareketle TBK kapsamında düzenlenen temerrüt, faiz ve zarar kavramlarına ilişkin olacağını, HMK'nun 2 inci maddesi uyarınca; munzam zarara ilişkin talepler bakımından özel bir görev kuralı getirilmediği sürece, genel görevli mahkeme olan asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğunu; ancak davacının kamu kurumu olmasına rağmen davalıların tacir olması karşısında TTK hükümlerinin de görevli mahkeme bakımından incelenmesi gerektiğini, TTK kapsamında mutlak ve nispi ticari dava olmak üzere ikili bir ayrım yapıldığını; TTK madde 5/f.1'e göre, aksine hüküm bulunmadıkça dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğunu; TTK madde 4/f.1(a)-(f) bentlerinde sayılan davaların mutlak ticari dava olduğunu; nispi ticari davanın ise bu bentlerde sayılanlar dışında her iki tarafın tacir olduğu ve uyuşmazlığın her iki tarafında ticari işletmesiyle ilgili olan davalar olduğunu; dolayısıyla TTK madde 3'te bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller olarak tanımlanan ticari işlerin davanın ticari dava olarak tanımlanmasına yetmeyeceğini; davalıların tacir sıfatı ve ticari işletmesi bulunduğunu; davacı ...'nın ise İçişleri Bakanlığı'na bağlı çalışan, bağlı kuruluş niteliğinde olan bir kamu kurumu olduğunu, bu halde, dava konusu talep mutlak ticari davalardan biri olmadığı ve her iki tarafın tacir sıfatı ve ticari işletmesi olmaması sebebiyle nispi ticari davalardan da olmadığını, açıklanan nedenlerle, somut olay bakımından görevli mahkemenin İstanbul asliye hukuk mahkemeleri olduğundan yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep ettiklerini, kamu kurumu niteliğinde olan davacı ...'nın iddiasının Türk Ticaret Kanunu madde 5 uyarınca deniz ticareti ve deniz sigortalarına ilişkin olmadığını; davayı görmek bakımından İstanbul Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli mahkeme olduğunu, Cevap dilekçesi sunulması için taraflarına süre verilmediğini ve doğrudan görevsizlik kararı verildiğini; herhangi bir hak kaybına uğranılmaması adına istinaf dilekçeleri kapsamında zamanaşımı itirazlarını sürme zorunluluğunun doğduğunu, davanın asıl alacağın zamanaşımı süresine tabi tutulduğunu, davacı talebinin de bu nedenle TTK'nun 1297 maddesi uyarınca zamanaşımına uğradığını, ileri sürerek, açıklanan ve re'sen takdir edilecek nedenlerle; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN EĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; davacının İstanbul 17 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/407 esas 2021/188 karar sayılı kesinleşmiş ilamına dayalı olarak icra yoluyla tahsil ettiği işlemiş faiz tutarının, davacı zararını karşılamadığından bahisle munzam zararın tespit ve tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
TBK'nun 122/1 fıkrası uyarınca alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Munzam zarar; para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması halinde ortaya çıkar ve borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsar. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Alacaklı munzam zarar talep edebilmek için borçlunun kusurunu ispat yükümlülüğü altında olmamakla birlikte zararını ve temerrüt ile zarar arasındaki illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Borçlu ise temerrüde düşmekte kusurunun bulunmadığını ispatla yükümlüdür.
Somut olayda; davacı çatma nedeniyle oluşan ve kesinleşmiş mahkeme kararına dayalı tazminat alacağına yürütülen temerrüt faizinin temerrüt nedeniyle ortaya çıkan zararı karşılamadığını ileri sürdüğüne göre; öncelikle zararını ve temerrüt ile zarar arasındaki illiyet bağını ispatlamakla yükümlüdür. Davalılar ise asıl alacağın ifasında temerrüde düşmekte kusurlu olmadıklarını ispatla yükümlüdür. Çatma nedenine dayalı tamzinat alacağı olan asıl alacağın ifa tarihi ve borçlunun temerrüt tarihleri bakımından değerlendirme yapma görevi Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla İstanbul 17 Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ait olduğundan, temerrüt faizi ile karşılanamadığı iddia olunan munzam zararın varlığı ve miktarı yönünden değerlendirme yapma görevi de bu mahkemeye aittir. Taraf vekillerinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Sonuç itibariyle ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından tarafların istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcı istinaf edenler tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harçların hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 12/06/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-c maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.