İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/225 E. 2026/554 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/225
- Karar No
- 2026/554
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2026/225 Esas KARAR NO :2026/554
DAVA:Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:16/03/2026 KARAR TARİHİ:01/07/2026 KANUN YOLU:İSTİNAF
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkile yapılan tebligatın usulsüz olduğunu, öğrenme tarihinin tebliğ tarihi olarak kabul edilmesini, ....İcra Müdürlüğü’nün 2025/... Esas sayılı ile başlatılan icra takibi kapsamında davacının davalıya herhangi bir borcu bulunmadığını, ödeme emrine konu alacağın müvekkilinin arabasının hasar bedeli ve ekspertiz ücreti bedeline yönelik alacak iddiası olduğunu, ... Ticaret Anonim Şirketi müvekkilin aracının hasar bedeline bir ödeme yapacak ise bu ödemeyi ... değilde müvekkilin hesabına yapması gerektiğini, takibe konu belge incelendiğinde paranın ... hesabına atıldığı, bu paranın bir lirasının bile müvekkile verilmediğini, ...'ın böyle bir ödeme almış olsa bile müvekkilin aracına hiçbir harcama yapmamış olduğunu, müvekkilin gerçekleşen kaza da kendi aracını kendisinin onardığını, alacaklının varsa bir alacağı müvekkil değilde parayı attığı hesap sahibi olan ...'ı sadece takip konusu etmesi gerekirken müvekkili takip konusu etmesinin hukuka aykırı olduğunu, ...'ın alacaklıdan söz konusu parayı aldığını, bu parayı müvekkilin aracının hiç bir hasarından harcamadan zimmetine geçirdiğini, alacaklı tarafından yapılan ödemenin müvekkilin aracı için yapılan bir ödeme yine bu ödemenin müvekkilin aracının hasarına tam veya kısmi harcandığı kanaatine varması durumunda müvekkil tarafından bayiden arabanın hasarı için ödemiş olduğu 85.766.00 TL ücreti ve 5000 TL çekici ücretinin alacaktan mahsup edilmesi gerektiğini, dava süresince icra veznesinde bulunan ve yatırılacak paraların davalıya ödenmemesi gerektiğini, mevcut hacizlerin bu teminat karşılığında kaldırılmasını ve yargılama devam ettiği sürece yeni haciz işlemlerinin uygulanmaması yönünde, %15 teminatın icra dosyasına yatırılması şartıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve yine davalının haksız ve kötü niyetli takip yapmış olması nedeni ile takip konusu alacağa konu miktarın % 20’si üzerinden kötü niyet tazminatına mahkum edilmesi gerektiğini talep ve dava etmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe : .... İcra Müdürlüğünün 2025/... E. sayılı dosyası, fatura, dekont, kaza tespit tutanağı, kazaya ilişkin fotoğraflar, tramer kayıtları, eksper raporu celp edilip incelenmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan hasar bedeli alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yönelik menfi tespit istemine ilişkindir. Davanın esasına geçilmeden evvel, öncelikle görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenir ve görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca her zaman ileri sürülebileceği gibi Hâkim tarafından da yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması zorunludur. 5235 Sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4. ve 5. maddelerinde hukuk mahkemeleri düzenlenmiştir. Kanunun 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar. Bu husus 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesiyle de teyit edilmiştir. Anılan maddenin ikinci bendi Hukuk Muhakemeleri Kanununda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğunu vurgulamıştır. Asliye Ticaret Mahkemeleri de 5235 Sayılı Kanunun 5. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinin 1 numaralı bendi uyarınca bu mahkemeler, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi davaların ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlenmiş, anılan kanunun 5. maddesinde asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir.Bu nedenle ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, menfi tespit isteminin, trafik kazasından kaynaklanan hasar bedeli alacağına ilişkin olduğu, hasar bedeli 6102 s. TTK.da düzenlenmediğinden ve özel Kanunlarda "ticari dava" olarak belirtilmediğinden uyuşmazlığın mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır. Nispi ticari dava bakımından, Mahkememizce, davacının tacir olup olmadığı incelenmiştir. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nin 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden, Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. Nispi ticari dava bakımından, davalının ticari şirket olması sebebiyle tacir olduğu konusunda duraksama yoktur. Ne var ki, bu ayrıma göre her iki tarafın, yani davacının da tacir olması zorunludur. 19/02/1986 tarih 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden BİRİNCİ SINIF TACİR SAYILAN VE BİLANÇO ESASINA GÖRE DEFTER TUTANLAR ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların (iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların) esnaf ve küçük sanatkar, tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. 21/07/2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 18/06/2007 tarihli 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile esnaf ve tacir ayrımına esas sınırlar belirlenmiş olup, bu kararda 213 Sayılı VUK 177.maddesinde belirtilen hallerden 1. ve 3.bendindeki konularda faaliyette bulunanlarda belirlenen sınırların yarısını, 2.benddeki faaliyetlerde bulunanların bu tutarın tamamını aşanların tacir olacağı belirlenmiştir. Davacı ...'in ... Defterdarlığı yazısı uyarınca 1. sınıf tacir olmadığı ve bilanço usulüne göre defter tutan kimselerden de olmadığı, bu itibarla davalının VUK 177. maddesi ve Bakanlar Kurulu kararı uyarınca tacir sıfatının olmadığı anlaşılmıştır. Hatta, davacının herhangi bir vergi kaydının bulunmadığı, defter tutma durumunun bulunmadığı ve açıkça tacir sıfatının bulunmadığı bildirilmiştir. O halde, davacının tacir olmadığı sübuta ermiştir. İSTANBUL BAM 9. HD. 2024/2393 Esas. 2024/2060 Karar sayılı ilamında; "...Somut uyuşmazlıkta davacının tacir yada esnaf kaydı olup olmadığının araştırılması ve varsa kayıtların getirtilmesi ayrıca davacının işletmesinin bağlı olduğu Vergi Müdürlüğüne müzekkere yazılarak davacının işletmesi bakımından basit usulde vergilendirilenlerden veya işletme hesabı esasına göre deftere tabi tutanlardan veya ticari bilanço esasına defter tutanlardan veyahut vergiden muaf kişilerden olup olmadığı sorularak gelen yazı cevaplarına göre davacının tacir olur olmadığı değerlendirilerek eğer davacı tacir ise davalı ... San. ve Tic. A.Ş. tüzel kişi tacir olması nedeniyle mahkemenin görevli olup olmadığı tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır..." İSTANBUL BAM 37. HD. 2023/2262 Esas 2024/474 Karar sayılı ilamında: "...Dava, davalı araç sürücüsünün, kendi şeridinde ilerleyen davacı aracını dikkate almaksızın hatalı U dönüşü yaparak maddi hasarlı kazanın oluşmasına sebebiyet vermiş olmasından kaynaklı ticari kazanç kaybının tahsili istemine ilişkin olup, dava, sigorta şirketine değil, karşı araç sürücüsü ve işletenine yöneltilerek açılmış olduğuna ve davacı ve davalının tacir olduğuna, bir başka ifadeyle kazaya karışan her iki aracın bir ticari işletme unsuru olduğuna dair dosya kapsamında bir bilgi ve belge bulunmadığına ve davanın mutlak ticari dava olmasını gerektiren bir yanı bulunmadığına göre haksız fiilden kaynaklı davaya bakmak görevi Asliye Hukuk Mahkemesine ait bulunmaktadır...." şeklindedir. İşbu menfi tespit davasında, takibe konu alacağın, trafik kazasından kaynaklanan hasar bedeli teşkil ettiğinden mutlak ticari dava olmadığı, nispi ticari dava uyarınca her iki tarafın tacir olmasının zorunlu olduğu, ancak celp edilen yazı cevapları ve yapılan araştırma uyarınca davacının tacir olmadığı, nispi ticari davanın şartlarının da bulunmadığı, eldeki dava ticari dava olmadığı için Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olmadığı, olayın haksız fiilden kaynaklandığı ve uyuşmazlığın çözümünde Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu anlaşılmakla, HMK.'nın 114/1-c, 115/2. maddeleri uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: (Ayrıntısı ve Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere); 1-6100 sayılı HMK'nın 114/1-c. ve 115/2. maddeleri uyarınca mahkememizin görevsizliği sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE, Görevli mahkemenin ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ olduğunun tespitine, 2-HMK.nın 20. maddesi uyarınca taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak talep etmesi halinde dava dosyasının görevli İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere hukuk mahkemeleri tevzi bürosuna gönderilmesine, 3-HMK'nın 20. maddesine göre kararın kesinleşme tarihinden itibaren iki hafta içinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği takdirde Mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine, 4-Harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, Dair, davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 01/07/2026
Katip ...
Hakim ...