Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/11 E. 2026/70 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/11
Karar No
2026/70
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

70. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/11

KARAR NO: 2026/70

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 27/10/2022

NUMARASI: 2018/779 Esas, 2022/667 Karar

DAVA: Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ : 27/12/2018

DAVA DEĞERİ: 56.066,00 TL

BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2019/141 ESAS -

2019/310 KARAR SAYILI DOSYASI

DAVA: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ : 03/04/2019

DAVA DEĞERİ: 309.883,21 TL

KARAR TARİHİ : 07/10/2026

Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

I. DAVA

Asıl davada davacı vekili, müvekkili şirketin ...doğrudan yabancı yatırımı ile kurulduğu ve ... faaliyet gösteren bir sanayi firması olup bugüne değin gerek Türkiye gerekse de ithalat vasıtası ile tüm Avrupa'da konveyör taşıyıcı sistemlerin üretim ve satışı ile iştigal eden bir firma olduğu, bugüne değin satılan her ürünün arkasında durulduğu, garanti kapsamında olan her türlü bakım onarımın gerçekleştirildiği, gerçekleştirilmeye de devam edildiği, davacı ile davalının 05/04/2014 tarihli sözleşme uyarınca davalının işyerine bir konveyör sistemi ile kurutma sistemi kurulması hususunda anlaştığı, bu sözleşme uyarınca ilgili sistemin işyerine sevk edildiği ancak sevkte ve ilgili sistemde yer alan bazı kısımların Almanya'dan ithalinde sıkıntı olması sebebi ile kurulumda gecikildiği, davalı yan tarafından bu hususta ... Ekim 2014 tarihinde .... Noterliği'nden düzenlenen bir ihtarname ile sistemin eksik parçalarının tamamlanarak teslim edilmesinin talep olunduğu, bu süreçte yaşanan sıkıntıların son bulması ile ilgili parçalar sevk edilerek sistemin çalışır hale getirildiği, sistem devreye alındıktan sonra sistemden kaynaklanmayan, doğrudan davalının işyerindeki sebeplerden kaynaklanan bir takım problemlerden dolayı makinenin çalışmasına rağmen ara ara hata kodu vererek çalışmayı durdurmakta olduğunun anlaşıldığı, müvekkilinin bağlı olduğu ... firmasından gelen mühendislerin incelemesi sonucu hatanın kaynağının tespit edildiği, davalıya bildirildiği ancak bu bildirime güvenmeyen davalı tarafından İstanbul Anadolu 19. Sulh Hukuk Mahkemesi kanalı ile delil tespitinin talep edildiği, ilk incelemede makinenin çalıştırılmadığı ve ilk rapor tespit talep eden veya vekili tarafından bilgi verilmediğinden ayrıntılı çalışma yapılmadan tespitin mümkün olmadığı şeklinde düzenlendiği, bundan tam 5 ay sonra ikinci kere tespit talep edildiği ve makinedeki çalışma hatasının elektrik regülasyonu, yani işyerinde üretim olmadığı zamanlar müvekkilinin kurduğu makineye gelen aşırı akım sebebi ile sistemin kendini yanmaktan korumak amacı ile durdurduğunun tespit edildiği, öncelikle bu delil tespitinin zamanında ilgili sulh hakimliği tarafından müvekkiline keşif gün ve saatinin bildirilmiş olması halinde tespite katılıp bu hususları açıklayacak teknik personelin iştirakinin sağlanacağı ve yokluklarında yapılan keşfi kabul etmediklerini, ilgili makine sisteminin ilk ihtar tarihi olan Ekim 2014'de çalışmıyor idi ise neden ilk tespit ihtardan bir sene sonra gerçekleştirildiği, bu tespitte makinenin çalıştırılmadığı, üzerine altı ay geçtiği ve ikinci tespitte çalıştırıldığı, hayatın mutat şartlarında ve aynı zamanda basiretli tacir olarak hareket eden davalının ilk sevk tarihinden itibaren nerdeyse iki sene sonra tespit talep ettiği, davalı işyerine kurulan sistemin keşide edilen ihtarnameden sonra aktif ve problemsiz olarak çalışır hale getirildiği ve fakat işyerinde bulunan elektrik problemlerinden dolayı yani bizzat davalının kusuru ile efektif çalıştırılamadığı, davalı tarafın sevk sürecinde yaşanan kısa süreli bir gecikmeyi fırsat olarak bilip üzerine düşen ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediği, o zamandan bu zamana defalarca şifahen talep edilmişse de bu ödemenin gerçekleştirilmediği, işbu sebeple de davanın açılması zorunluluğunun doğduğu, müvekkilinin davalıdan alacağı olan 56.066,00 TL nin fatura tarihinden bu yana işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsilini, mahkeme masraf ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Birleşen davada davacı vekili, taraflar arasında imzalanan 05/04/2014 tarihli sözleşme kapsamında davalı şirketin, sözleşmede ayrıntısı yazılı makine sistemini (eseri) imal ederek müvekkili şirketin adresinde test ederek çalışır vaziyette kurmayı taahhüt ettiği, makineye 24 ay garanti verildiği, davalı şirketin makine sistemini sözleşmede hükme bağlanan süre içinde tam ve eksiksiz çalışır vaziyette teslim edilmediğini, davalıya bu konuda 16/10/2014 tarihli noter ihtarnamesi gönderildiği, ihtardan sonra davalı şirket cihaz için girişimlerde bulunduğu ancak mühendislik hatası yüzünden cihazın hiçbir zaman olması gerektiği şekilde çalışmadığı sürekli hatalar verdiği, işbu davaya konu sözleşmeye dayalı şekilde İstanbul Anadolu 10.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/779 Esas sayılı dosyasında alacak davası açıldığı, anılan davada karşı dava açılmış ise de arabuluculuk şartı nedeni ile reddedildiği, bu nedenle arabuluculuk süreci tamamlandığı ve işbu davayı açtığından bahisle her iki davanın konusu ve tarafları aynı olup aralarında hukuki ve fiili bağlantı olduğundan davanın ilk açılan dosya ile birleştirilmesini, fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkilinin sözleşme nedeni ile davalıya ödediği toplam 25.000 TL'nin 7.4.2014 ödeme tarihinden, olmadığı taktirde ihtar tarihinden itibaren işleyecek ticari işlerde uygulanan avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline, fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile; Müvekkilinin sözleşme nedeni ile dava dışı .... şirketine ödediği toplam 45.620,00 Euronun dava tarihinden itibaren en yüksek yabancı para faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline, fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile; davalının işi gereği gibi ifa etmemesi nedeni ile müvekkilinin kullandığı ham madde telef olduğundan, ayrıca makine sisteminin çalışmaması nedeni ile müvekkilinin beklediği üretimi yapamayarak kâr kaybına uğradığından, net şekilde belirli olmayan anılan zarar ve kâr kaybı tutarlarının belirlenmesi için tüm delillerin toplanması, bilirkişilerce inceleme-tespit ve değerlendirme yapılması gerektiğinden, ileride tutarlar belirli hale geldiğinde talep tutarlarını yükseltme hakkı saklı kalmak (Belirsiz Alacak Davası) kaydı ile, uğranılan zarar ve kâr kaybı tutarlarının tespiti ile, ham madde kaybı nedeni ile uğranılan zararın şimdilik 1.000 TL'sinin, uğranılan kâr kaybının şimdilik 1.000 TL'sinin ihtar olmadığı taktirde dava tarihinden itibaren işleyecek ticari işlerde uygulanan avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, müvekkilinin elinde bulunan makinelerin, masrafı davalıya ait olmak üzere müvekkilinin faaliyet gösterdiği adreste (makinelerin olduğu yer) iadesine, delil tespiti dosyasında yapılan masraflar ile ihtarname masrafının yargılama gideri olarak davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile avukatlık ücretlerinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP

Asıl davada davalı vekili, taraflar arasında imzalanan 05.04.2014 tarihli sözleşme kapsamında davalı şirketin, sözleşmede ayrıntısı yazılı makine sistemini (eseri) imal ederek müvekkili şirketin adresinde test ederek çalışır vaziyette kurmayı taahhüt ettiğini, makineye 24 ay garanti verildiği, davacı şirketin makine sistemini sözleşmede hükme bağlanan süre içinde tam, eksiksiz ve çalışır vaziyette teslim edemediği, bir kısım parçaları gecikmeli şekilde sevk ettiği, davacının bu hususu dava dilekçesinde açıkça kabul etmekte olduğunu, davacı şirketin Eylül 2014 civarlarında eksik parçaları da getirerek test işlemine başladığı, daha ilk denemede konveyör sürücüsü ve ana motor sürücüsünün arızalı olduğu anlaşıldığından bu parçaların servise gittiği, bu aşamada davacı şirketin sözleşmeye, ilim ve fen kurallarına aykırı montaj işlemleri yaptığı, ayrıca cihazın bir takım başkaca hatalar da verdiği, müvekkili şirketin bu durumu 06.09.2014 tarihli e-mail ile davacıya yazılı şekilde ilettiği, davacı şirketin 8.9.2014 tarihli cevabi e-mailinde sorunu çözeceğini taahhüt ettiği, davacı şirketin sonraki günlerde müvekkili şirketin adresine personelini göndererek cihazı tamir etmeye ve çalışır duruma getirmeye çalışmış ise de bu hususta yine başarılı olamadığını, mevcut ayıp, eksiklik ve hataların bir kez daha 15.10.2014 tarihli e-mail ile davacı şirkete ve ... yetkiliye iletildiğini, davacıya bu konuda 16.10.2014 tarihli noter ihtarnamesi gönderilerek işin 15 gün içinde tamamlanması aksi halde ödenen tutarın iade edilmesi, gerektiğinde işin 3. kişilere de yaptırılabileceği hususlarının ayrıntılı şekilde ihtar edildiği, ihtardan sonra davacı şirketin cihazı uygun hale getireceğini vaat ederek tamir ve düzeltme için ara ara bir takım girişimlerde bulunduğunu ve bir takım yapısal ve/veya sistemsel nedenler ve mühendislik hataları yüzünden cihazın hiçbir zaman olması gerektiği gibi çalışmadığı, sürekli hatalar verdiğini ve daha sonra davacı şirketin sorunları çözdüğünü, makineyi bir hafta deneyebileceklerini, cihazın ani voltaj değişimlerine karşı korumalı şekilde imal etmediklerini ancak gerekli düzeltmenin kendilerince yapılacağını, bu aşamada makineyi mevcut hali ile bir hafta kullanarak deneme yapmalarının sorun olmadığının müvekkili şirkete telefonda beyan edildiği, bunun üzerine müvekkili şirketin durumu 24.07.2015 tarihli e-mailde özetleyerek yazılı onay istediği, davacı şirketin en kısa sürede malzemeyi tedarik edeceğini, kullanmanın sorun olmayacağı, aynı tarihli cevabi e-mail ile müvekkiline bildirdiğini, müvekkili şirketin; işin sözleşmeye, ilme ve fenne uygun şekilde tamamlanması, cihazın beklenen verim ve amaç kapsamında çalışması için bir müddet iyi niyetle beklediği, davacı şirkete her türlü şansı tanıdığı, buna rağmen davacı şirketin üstlendiği işi zamanında, tam ve eksiksiz şekilde ifa edemediği, davacı tarafın ortaya çıkan ayıplarının ani akım değişikliğine bağlamaya çalışmakta iseler de; davacının sözleşmeye konu özgün sistemi; müvekkilinin yaptığı işi ve beklentisini, kullanılacağı yeri ve kullanım amacını bilerek imal etmeyi taahhüt ettiği, müvekkilinin şirketin yüksek enerji isteyen metal alanında çalıştığının açıkça ortada olduğu, olası akım değişikliklerine karşı gerekli düzenlemeyi yapmanın davacının sorumluluğu altında olduğu, davanın haksız olup reddinin gerektiği, davacının bir talep hakkı varsa dahi bu talep hakkının zaman aşımına uğradığını, bir hakkı varsa dahi müvekkilinin haklarından takas ve mahsubunun gerektiğini beyan etmiştir. Birleşen davada davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını ileri sürmüş ve asıl dosya dilekçesindeki iddialarını yinelemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, söz konusu eserin baştan beri ayıplı olduğu ve davacının beklediği menfaati elde edemediği görülmüştür. TBK'nın 475. Maddesi gereği eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olduğundan birleşen davacının dönme hakkını kullanabileceği kanaatine varılmaktadır. Ancak söz konusu eserin davalı-birleşen davacıya 2014 yılında teslim edildiği sabittir.

Nitekim birleşen davacı yanca 15.10.2014 tarihinde davalıya mail gönderdiği keza 16.10.2014 tarihinde de noter ihtarı gönderdiği sabittir. Ayrıca yine birleşen davacı yanca 30.09.2015 tarihinde delil tespitinde bulunulmuştur. TBK'nın 478. Maddesi gereği Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmiş ise bu sebeple açılacak davalar teslim tarihinden başlayarak taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar. Somut olayda yüklenicinin ağır bir kusurunun bulunmadığı, sözleşme gereği üstlenilen eserin birleşen davacı iş yerine getirilerek eksiksiz teslim edildiği ve çalıştırıldığı ancak eserin ayıplı çıkması nedeni ile iş sahibinin beklediği menfaatleri elde edemediği anlaşılmıştır.

Taşınır mahiyetindeki eserlerde ayıp nedeni ile açılan davalarda zamanaşımı süresi teslim tarihinden başlayarak 2 yıldır. Birleşen davacı ayıp nedeni ile dönme hakkını kullanmak istemekte, ödediği bedeli geri alarak eseri iade etmek istemekte, aynı zamanda telef olan hammadde bedeli ile kâr kaybının tahsili istenmektedir. Birleşen davalı yanca süresi içinde zamanaşımı definde bulunulmuştur.

TBK'nın 478. Maddesi gereği taşınırlarda zamanaşımı teslim tarihinden başlamak üzere 2 yıl olduğundan, birleşen dava tarihi 03.04.2019 olduğundan ve zamanaşımı geçtiğinden ayıp nedeni ile sözleşmeden dönme hakkının kullanılmasından kaynaklı birleşen dava red edilmiştir. (Sonuca etkisi olmamakla birlikte birleşen davacı yanca zaten telef olan hammade ve kâr kaybına dair bir delil de sunulmamış bu alacaklar esas yönünden de ispat edilmemiştir.) Asıl dosya yönünden davacının teslim ettiği eserin ayıplı olduğu kanaatine varıldığından asıl dosyadaki bakiye alacak istemi de red edilmiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmiş asıl ve birleşen davanın reddine ilişkin hüküm kurulmuştur.

IV. İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı/birleşen davada davacı vekili istinafında, müvekkilinin sözleşmeden haklı şekilde döndüğüne göre, genel hükümlere dayalı ödenen bedelin iadesi ve zararların tazmini istemli dava bakımından beş yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini (TBK 125, 147/6.), Kabule göre; zamanaşımı süresinin verilen garanti süresi ve "hukuksal teslim" olguları dikkate alınarak hesaplanması gerektiğini, davalı yüklenicinin kötüniyetli ve ağır kusurlu olduğundan bahisle tehiri icra kararı verilmesine, birleşen dava bakımından verilen usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına, birleşen dosyadaki dava dilekçesi doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı/birleşen davada davalı vekili istinafında, makinelerin "ayıplı" olduğu hususunda herhangi bir kesin hüküm bulunmamakta olup, birleşen davada da görülebileceği üzere ayıp iddiası zamanaşımına uğramış olup bu sebeple alacak davasının reddedilemeyeceği, davada iddia ve savunmaların genişletilmesine karşı durmalarına rağmen iddia genişletilmiş, bu noktadan makineler "ayıplı" bulunmuş, alacak davalarının reddedildiğini, dava dilekçesi ve sonraki beyanlarda açıkça makinenin sökülüp kenara atıldığı ve senelerce atıl durumda kaldığı, çalışmadığı beyan olunmuş, akabinde tekrardan birleştirilip çalıştırılmış keşif de bu şekilde yapılmıştır.

Bu şekilde yapılan keşfe itiraz etmiş iseler de dikkate alınmamış, hangi şartlarda muhafaza edildiği belli olmadan yeniden çalıştırılan makinenin bu aşamadan sonra çalışıp çalışmayacağı müvekkiline ait bir sorumluluk olmadığından Mahkemece "ayıplı" olarak nitelendirilmesinin hatalı olduğunu, ayıplı olduğu iddia olunan makinelerin müvekkilinin üretip teslim ettiği makineler olmadığını, daha evvel müvekkili tarafından birden fazla makineden oluşan filtreleme tesisi teklifi verilmiş ise de davalı tarafından da kabul edildiği üzere makinelerden sadece konveyör kısmı müvekkili tarafından üretilip teslim edilmiş, diğer kısımlar yurt dışından dava dışı üçüncü bir firmadan temin edilmiş olup bu hususta da müvekkilinin sorumluluğu söz konusu olmadığını, dosyadan yapılan ticari defter tetkiklerinde de bu hususun açık olduğundan bahisle hukuka aykırı ilk derce Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden yargılama yapılması için ilk derece Mahkemesi'ne iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı/birleşen davada davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde, yerel mahkeme davacı yüklenici tarafından açılan davayı doğru şekilde reddettiğini, çekilen ihtarnamelerde, karşı dava ve cevap dilekçelerinde makinenin baştan beri sözleşmeye uygun şekilde teslim edilmediği, işlevini yerine getirmediği, ayıplı olduğu, eksik olduğu vb. hususlar defalarca dile getirildiğini, iddiaların genişletilmesi gibi bir husus söz konusu olmadığını,

Alman şirketiyle davacı şirketin birlikte çalıştıkları, aralarında organik ve fiili bağ olduğu, dosyada bulunan belgeler, sözleşme, e-mailleri yanıtlayan kişilerin Alman uyruklu olmaları kapsamında sabit olduğu gibi, davacı yüklenici dava dilekçesinde bu durumu zaten ikrar ve kabul ettiğini, nitekim ... şirketi davacı yüklenici şirketin tek sahibi olduğunu, bu hususlara yönelik iddia ve itirazların da yersiz olduğundan bahisle davacı yüklenicinin istinaf taleplerinin reddine, birleşen dava bakımından taraflarınca yapılan istinaf taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Asıl davada davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Asıl davada yüklenici bakiye iş bedelinin tahsilini talep etmiş, birleşen davada ise iş sahibi, sözleşme nedeni ile davalıya ödediği bedelin iadesi, dava dışı ... şirketine ödediği bedelin iadesi, ham madde kaybı nedeni ile uğranılan zarar ile uğranılan kâr kaybının tahsilini istemiştir.

Mahkemece, yüklenicinin yaptığı iş ayıplı olduğundan asıl davanın reddine, birleşen davanın ise zaman aşımından reddine karar vermiştir.Taraflar arasında 1 adet HSZ 5100 santrifüj ve santrifüj besleme konveyörü kurulup teslimi konulu 05.04.2014 tarihli sözleşme akdedilmiştir. Eser sözleşmesi iş sahibinin ödemeyi taahhüt ettiği ücret karşılığında yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi ve teslim etmeyi üstlendiği iki taraf için hak doğuran ve borç yükleyen bir sözleşmedir. Eser sözleşmesinde iş sahibinin asli borcu TBK 470.maddesi çerçevesinde meydana getirilen eser karşılığında bir miktar paranın ödenmesi, yüklenicinin borcu ise eseri zamanında ve ayıpsız olarak imal ve teslim etmektir.

Eser sözleşmesinde yüklenicinin ayıptan sorumluluğu TBK'nın 474 ile 478. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Yüklenicinin ayıptan sorumlu olabilmesi için eserin iş sahibine teslim edilmesi, eserin ayıplı olması, eserin iş sahibi tarafından kabul edilmemiş veya kabul edilmek zorunda olunmaması, eserin iş sahibi tarafından muayene ve ihbar külfetinin yerine getirilmiş olması, eserdeki ayıbın iş sahibinin tutumundan kaynaklanmamış olması ve son olarak ayıplı teslimden doğan hakların süresi içinde kullanılması gerekmektedir.

Ayıp, teslim edilen eserde sözleşme ile kararlaştırılmış olan veya dürüstlük kuralına göre olması gereken ya da kanunun öngördüğü niteliklerin bulunmaması olarak nitelendirileceğinden ayıplı bir eserin imali ve teslimi sözleşmenin gereği gibi ifa edilmediğini gösterir. TBK'nın 474/1.maddesi gereğince açık ayıplar bakımından iş sahibi işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve uygun bir süre içerisinde tespit ettiği ayıpların yükleniciye bildirmekle yükümlüdür.

Bu külfetlerin yerine getirilmemesi iş sahibinin yükleniciye karşı sorumluluğunu gerektirmemekte, sadece ayıplı eser teslimi dolayısıyla sahip olduğu haklardan yararlanamaması sonucunu doğurmaktadır. TBK'nın 477/1. maddesi gereğince gizli ayıplar açısından ise, ayıbın varlığı zaman aşımı süresi içerisinde vakit geçirilmeksizin yükleniciye bildirilmelidir. Birleşen dava yönünden; davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6098 sayılı TBK'nın 478. maddesi uyarınca yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.

Diğer yandan, ayıp dışındaki eser sözleşmesinden doğan alacaklar için ise TBK’nın 147/6 maddesindeki beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Hiç şüphesiz, TBK’nın 478. maddesindeki zamanaşımına ilişkin özel düzenlemenin uygulanması için talebin münhasıran eserin ayıplı şekilde tesliminden kaynaklı olması gerekir. Somut olayda, davacının sözleşmeden dönme ve bedel iadesine ilişkin talebi, münhasıran eserin ayıplı tesliminden kaynaklı olup, taşınırlar açısından TBK m. 478 gereği 2 yıllık zamanaşımına tâbidir.

Eserin teslim tarihi olan 09.08.2014 tarihinden başlayarak 2 yıllık zamanaşımı süresinin 07.02.2019 arabuluculuk başvuru tarihi itibariyle dolduğu anlaşıldığından davacı tarafın sözleşmeden dönme ve bedel iadesine ilişkin talebi zaman aşımına uğradığı anlaşıldığından mahkemece birleşen davada bu yöne ilişkin davanın reddine dair verilen kararda isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, davacının ham madde kaybı nedeniyle uğranılan zarar ve kâr kaybı istemlerinde ise TBK m. 147/6 gereği 5 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmalıdır.

Bu itibarla mahkemece, davacının ham madde kaybı nedeniyle uğranılan zarar ve kâr kaybı istemleri yönünden, TBK’nın 147/6. maddesi gereği, eserin teslim tarihi olan 09.08.2014 tarihinden başlayarak 5 yıllık zamanaşımı süresinin 07.02.2019 arabuluculuk başvuru tarihi itibariyle dolmadığı gözetilerek, bu alacak kalemleri yönünden işin esasına girilip, oluşacak uygun sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu sebeple birleşen dava davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmüştür.

Açıklanan nedenlerle, birleşen davada istinaf başvurusu kabul edildiğinden asıl dava yönünden istinaf başvurusu şimdilik incelenmeksizin birleşen dava davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Birleşen dava davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,

2-İSTANBUL .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin .../10/2022 tarih, 2018/.... Esas, 2022/... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

4-Asıl ve birleşen dava davacı vekili tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendilerine İADESİNE,

5-Asıl ve birleşen dava davacı vekili tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,

6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 07/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/11, K. 2026/70, T. 07.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-11-e-2026-70-k-67d2cbaf1882