Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/2013 E. 2026/467 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/2013
- Karar No
- 2026/467
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/221 E., 2023/470 K. DAVA TARİHİ : 02.03.2010
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davacılar vekili tarafından duruşma istemsiz, davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 03.02.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacılar ... ve ... vekili Avukat...ile davalı ... vekili Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili, müvekkillerinin çocukları ...'nin 10.05.2007 tarihinde davalı tarafından poliklinikte sünnet edildiğini, ancak yapılan tıbbi hata sonucunda çocuğun organında siyahlaşma, morarma ve kabuklaşma başladığını, bunun üzerine bir dizi ameliyata ve uzun süren tedavilere maruz kaldığını, çocuğun organının 2/3'ünün bulunmadığını ve baş kısmının tamamen işlevsiz durumda olduğunu, tedaviler sonucunda tamamen iyileşip iyileşemeyeceğinin de belirsiz olduğunu ve çocuğun cinsiyetini yitirdiğini, tüm bu olumsuzlukların ailenin tüm yaşamını felce uğrattığını ileri sürerek; davacı anne için 75.000,00 TL manevi, 4.000,00 TL maddi, davacı baba için 75.000,00 TL manevi, 5.000,00 TL maddi, küçük çocuk için 100.000,00 TL manevi, 1.000,00 TL de maddi tazminat olmak üzere toplam 260.000,00 TL tazminatın haksız eylemin meydana geldiği 10.05.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiş, 14.09.2022 tarihli dilekçe ile küçük ... için maddi tazminata ilişkin talebini 890.000,00 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davaya konu sünnet işleminin yapıldığı tarih olan 10.05.2007 tarihinden itibaren haksız fiile ilişkin 1 ve 10 yıllık süreler geçtiğinden davanın zamanaşımına uğradığını, dava konusu olayda kanama veya fazla kesmenin söz konusu olmadığını, davacının sünnetten sonra enfeksiyon kaptığını, yapılan tıbbi müdahalelere göre yanlış sünnet sonrası yapılan bir tedavinin olmadığını, enfeksiyon durumunun tıbbi hata olmayıp, komplikasyon olduğunu, sünnet ile zarar arasında illiyet bağı olmadığını, davacıya yaklaşık 1 ay sonra 12.000,00 TL ödendiğini, bunun ibra anlamına geldiğini savunarak; davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 04.02.2014 tarihli kararıyla; ATK raporu hükme esasa alınarak davanın reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Yargıtay (Kapatılan) 13. Dairesinin 06.10.2015 tarihli ilamıyla; hükme esas alınan raporda davalı tarafından yapılan sünnet operasyonunda kusur bulunup bulunmadığının yeterli şekilde değerlendirmeye tabi tutulmadığı gibi hükme esas olacak şekilde bilimsel görüş de sergilenmediği, o halde Mahkemece, bu konuda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir üniversiteden, aralarında plastik cerrahi, çocuk cerrahisi ve üroloji uzmanlarının bulunduğu, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, dava konusu olayda davalı doktora atfı kabil bir kusur olup olmadığı hususunda rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilmek suretiyle davalı vekilinin temyiz itirazları incelenmeksizin davacı yararına Mahkeme kararı bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozma ilamı öncesinde dinlenen davacı tanıklarının ortak beyanlarında sünnet işleminden sonra çocuğu davalıya pansumana götürdüklerini, penisinin morarmaya başladığını, ancak davalının yaptığı kontrollerde çocukta bir problem olmadığını söylediğini, davalı tanıklarının ise çocuğun penisinin ameliyattan sonra davalıya kontrole geldiğinde enfekte olduğunu gördüklerini, davalının çocuğun Gaziantep'e sevkinin uygun olacağını söylediğini ve davacıların maddi durumlarının iyi olmaması sebebi ile 12.000,00 TL civarı parayı da davacılara verdiğini beyan ettikleri, 08.04.2021 tarihli bilirkişi raporunda ... polikliniğinde Dr. ... tarafından yapılan sünnet işlemini takip eden operasyonlardan anlaşıldığı kadarıyla uygulanmış olan sünnet işleminde ve işlem sonrası komplikasyon yönetiminde bilimsel ve tıbbi gereksinimlerden sapma olduğu kanaatine varıldığı, çocuğun sünnet sonrası şikayetlerinin davacılar tarafından davalıya bildirildiğinin beyanlarla sabit olduğu, nitekim davalının olayda herhangi bir kusuru bulunmadığı iddiasına rağmen davacılara dönemin net asgari ücret tutarının yaklaşık 30 katı tutarında ödeme yapmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı anlaşıldığından çocuğunun maluliyeti ile gerçekleşen sonuç ile sünnet işlemi arasında illiyet bağının bulunduğu ve davalının kusurlu olduğu, davacı çocuğunun %32,3 oranında meslekte kazanma gücünü kaybetmiş olduğu, maluliyet oranının tespitinden sonra alınan aktüerya bilirkişisi tarafından hazırlanan raporun usul ve kanuna uygun olduğu, davanın kısmi dava olarak 02.03.2010 tarihinde açıldığı, Borçlar Kanunu'nda vekalet sözleşmesinden doğan alacakların 5 yıllık zamanaşımna tabi olduğu belirtilmiş ise de hekimin hukuki sorumluluğuna yönelik olayın aynı zamanda haksız fiilden kaynaklanması sebebiyle ceza zamanaşımının uygulanması gerektiği ve bu nedenle eylemin aynı zamanda TCK hükümlerine göre (taksirle yaralama) suçunu teşkil ettiği ve ıslah tarihi itibariyle 10.05.2007 tarihinde yapılmış olan sünnet işlemi ile ilgili vekalet sözleşmesinden doğan 5 yıllık zamanaşımı süresi ile 5237 sayılı TCK'da öngörülen 8 yıllık zamanaşımı süresinin de dolduğu, maddi tazminat bakımından ıslah edilen kısma ilişkin zamanaşımı itirazının kabulü gerektiği, davacılar tarafından dosyaya maddi tazminat taleplerine ilişkin belge sunulmadığı, aktüerya bilirkişi tarafından da dosya kapsamında bilgi ve belge bulunmadığından hesaplama yapılamadığı, belgeye dayanmayan giderlerin oluşacağı ve olay tarihi itibariyle 1.000,00 TL'lik bir harcamanın kadri maruf olduğu, küçüğün cinsel organında oluşan sorunlar nedeni ile küçüğün bir dizi ameliyat geçirdiği, küçüğün mevcut durum nedeniyle yaşadığı ızdırap, manevi huzursuzluk boyutu ile mevcut durumun küçük üzerinde gösterdiği ve göstereceği fiziki ve psikolojik etkiler, anne babanın evlatlarının yaşadığı bu durum nedeniyle yaşadığı üzüntü dikkate alınarak; davacı ... adına açılan maddi tazminat davasının kısmen kabulüne, 1.000,00 TL maddi tazminatın 10.05.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin zamanaşımı nedeni ile reddine, davacılar anne ... ve baba ...'in maddi tazminat taleplerinin reddine, davacı ... yönünden 100.000,00 TL, davacı anne ... yönünden 50.000,00 TL, davacı baba ... yönünden 50.000,00 TL manevi tazminatın 10.05.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp adı geçen davacılara verilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili; dava konusu yapılan olumsuzlukların ailenin tüm yaşamını felce uğrattığını, taleplerinin tamamının kabulü gerektiğini, Adli Tıp Kurumunun maluliyete ilişkin raporu ile maluliyet durumu ve bu maluliyetin oluşmasına sebebiyet veren kişinin belirlenebildiğini, vekalet ilişkisi nedeni ile açılan davada zamanaşımı süresinin zarar veren kişi ile meydana gelen zarar arasındaki illiyet bağının tespit edilmiş olduğu tarih itibari ile başladığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı vekili; hem bozma ilamı öncesi hemde bozma ilamı sonrası alınan bilirkişi raporu arasında çelişki olmadığı, her iki rapor davalı hekime kusur atfetmediği halde Mahkemece yeniden üç kişilik bilirkişi kurulundan rapor istendiğini, sonrasında oluşan çelişkinin giderilmesi için yeni bir heyetten rapor alınması talebinin karşılamadığını, dosyanın en son rapor veren heyete tekrar gönderilerek ek rapor talep edildiğini, uzman görüşlerinin dikkate alınmadığını, 06.12.2021 tarihli Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunca tanzim edilen raporun maluliyet oranının tespiti için talep edilen rapor olduğunu, Mahkemenin bu raporda kusurla ilgili kısımlara atfında hukuka uyarlık bulunmadığını, maluliyet raporunda kusurla ilgili herhangi bir değerlendirmenin yapılmadığını, sadece dosya kapsamında bulunan raporların özetine yer verildiğini, hükme esas alınan raporun kesin kanaat içermediğini, sünnet uygulamasının hatalı olup olmadığı hususunun bilimsel tespit ve bulgularla çözülmeyi gerektiren teknik bir konu olduğu halde tanık beyanları ile bu konuda bir kanıya varmaya çalışıldığını, davacı tanıklarının tarafsız ve objektif olmadığını, beyanlarının çelişkili olmadığını, cevap dilekçesine yeni vakıalar eklemek suretiyle yapılan ıslahın Mahkemece hukuka aykırı olarak reddedildiğini, davacı tarafça yapılan ıslahın süresinde olmadığını, davacı vekilince ıslah dilekçesinde faizin başlangıç tarihinin belirtilmediğini, bu nedenle ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini, ... yönünden maddi tazminat miktarı açısından kısmen ret, kısmen kabul hükmü kurulduğu halde reddedilen kısım için davalı müvekkil lehine nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, maddi tazminat talepleri tamamen reddedilen anne ve baba adına açılan davada her biri açısından müvekkil lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, vekilin özen yükümlülüğüne aykırılıktan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hakim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve uyulan bozma ilamı doğrultusunda kararın verilmiş olmasına ve bozmaya uymakla kesinleşen ve karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak durumu oluşturan kısımlar hakkında Mahkemece yeniden inceleme yapılmasına imkan bulunmadığının anlaşılmasına göre; davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2. Dava, davacıların çocuğu ...'nin 10.05.2007 tarihinde davalı doktor tarafından sünnet edilmesi sonucu uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, maddi tazminata ilişkin ıslah tarihi itibariyle dava zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı noktasındadır. Yargıtayın yerleşik uygulaması gereğince taraflar arasındaki ilişkinin vekalet sözleşmesinden kaynaklandığı hususunda duraksama yoktur. Dava tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 126.maddesi (6098 sayılı TBK'nın 147. maddesi) gereğince vekalet sözleşmesinde zamanaşımı süresi 5 yıldır. Bu aşamada, zarar kavramı üzerinde kısaca durulmasında yarar bulunmaktadır. Bilindiği üzere zarar, zarar verici fiil veya olayın zarar görenin hukuki varlık ve değerleri üzerindeki olumsuz etki ve sonuçlardır. Zararın öğrenilmesinden amaç, zarar verici olayı değil, zararın varlık ve niteliğini, unsurlarını, kapsamını öğrenmektir. Zararın varlığı ve bütün unsurları öğrenilmeden, zarar görenin dava yoluyla talep edeceği tazminat hakkında yeterli bir değerlendirme yapamayacağı açıktır. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın, onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysaki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi halde, doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır. Özellikle, vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşmaktadır. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zararlarda zamanaşımı süresinin başlangıcı, olay tarihi ya da tazminat sorumlusu ile zararın öğrenilme günü değil, sürekli sakatlığa ilişkin, kesin raporun ortaya çıktığı ve öğrenildiği tarihtir. Zarar görenin zararı öğrenmesinden amaç, zararın mahiyeti (kapsamı) ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, davayı ciddi ve objektif şekilde desteklemeye ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olmasıdır. Bu açıklamalar çerçevesinde somut olay incelendiğinde; davacılar vekili, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere çocuk için 1.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın 10.05.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, 14.09.2022 tarihli dilekçe ile çocuk yönünden maddi tazminat talebini 890.000,00 TL'ye yükseltmiştir. Davalının özen borcuna aykırı davranışlarından doğduğu ileri sürülen zarar, davacı ...'nin 10.05.2007 tarihinde gerçekleşen sünnet işlemi neticesinde ortaya çıkmış ise de; davacıda meydana gelen zararın kapsamının 06.11.2021 tarihli rapor ile öğrenildiği sabittir. O halde Mahkemece; davacının zararın kapsamını 06.11.2021 tarihli rapor ile öğrendiği, ıslahın da öğrenme tarihinden itibaren 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 126.maddesinde (6098 sayılı TBK'nın 147.maddesi) öngörülen beş yıllık süreler içerisinde yapıldığı gözetildiğinde, davacının talebinin ıslah tarihi itibariyle zamanaşımına uğramadığı sabittir. Bununla birlikte davalı tarafından sünnet işleminden 1 ay sonra davacılara verildiği belirtilen 12.000,00 TL'nin de ifa amacıyla yapıldığının kabulü gerektiğinden hükmedilecek tazminat miktarından düşülmesi gerekir. Mahkemece açıklanan ilkeler doğrultusunda sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı bir şekilde ıslahla artırılan kısmın zamanaşımına uğradığı belirtilmek suretiyle reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir. 3. Davacılar anne ve baba için dava dilekçesinde 75.000,00 TL manevi tazminat talep edilmiş, Mahkemece de talebin kısmen kabulüne, 50.000,00'er TL manevi tazminatın sünnet tarihinden işleyecek faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Dosya içeriğinden davacıların manevi tazminat isteminde Mahkemece de kabul edildiği gibi haklı olduğu anlaşılmaktadır. Ancak manevi tazminatın amacı zarara uğrayanda bir huzur duygusu uyandırmak olup, miktarın belirlenmesinde takdir hakkı kullanılırken objektif ölçülere dikkat edilmesi gerekmektedir. Manevi tazminatın miktarı bir tarafın zararına diger tarafın zenginleşmesıne neden olmamalıdır. Mahkemece tarafların sosyal ve ekonomik durumları, zararın miktarı, küçüğün maruz kaldığı haksız durum, yaşadığı sıkıntı ve mağduriyet ile çektiği ızdırap gözetildiğinde davacı anne ve baba için takdir edilen manevi tazminat miktarlarının düşük olduğu görülmektedir. Mahkemece olayın oluşuna uygun olarak daha yüksek miktarda tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir. 4. Kabule göre de; davalının vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; davacı anne ... adına açılan maddi tazminat davasında 4.000,00 TL, davacı baba ... adına açılan maddi tazminat davasında ise 5.000,00 TL talep edilmiş, Mahkemece davacı anne ve baba adına açılan maddi tazminat davalarının reddine karar verilmiştir. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (Tarife) 13. maddesi uyarınca; (1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarife'nin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7. maddenin ikinci fıkrası, 10. maddenin üçüncü fıkrası ile 12. maddenin birinci fıkrası, 16. maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarife'nin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez." düzenlemesi mevcut olup, buna göre, Mahkemece; Tarife'nin 13. maddesi gözetilmeksizin davalı lehine eksik miktarda vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalının sair temyiz itirazlarının reddine, Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, 40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin karşılıklı olarak birbirlerinden alınıp, birbirlerine verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harçlarının temyiz edenlere iadesine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.