Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1077 E. 2026/1733 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1077
Karar No
2026/1733
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/1077 KARAR NO : 2026/1733

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 31/03/2026 NUMARASI : 2025/1255 Esas 2026/310 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 09/07/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 09/07/2026

İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/1255 Esas ve 2026/310 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ticari alım-satım ilişkisi olduğunu, satış bedelinin toplamının 110.777,81-TL olup bu satışa ilişkin müvekkili tarafından fatura düzenlendiğini, müvekkili şirketin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiğini ve sözleşme gereği gibi ifa ettiğini, müvekkili şirketin alacağını tahsil edemediğini, İzmir 15. İcra Müdürlüğü’nün 2020/6340 E. sayılı icra dosyasıyla icra takibi başlattığını, davalı şirket tarafından takibe itiraz edildiğini, itiraz üzerine takibin durduğunu, iş bu davanın açılmasının zorunlu olduğunu, dava konusu alacağın ödenmesini ve dava sonunda alınacak ilamın icrası aşamasında ortaya çıkabilecek tahsil engellerinin şimdiden bertaraf edilmesini temin maksadı ile davalı şirketin borca yetecek her türlü taşınır, taşınmaz, mal, hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz kararı verilmesini, davanın kabulüne, İzmir 15. İcra Müdürlüğünün 2020/6340 esas sayılı dosyasına davalı tarafça yapılan haksız ve kötü niyetli itirazın iptaline ve takibin devamına, davalının takip konusu alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının mesnetsiz ve haksız olduğunu, takip dayanağı faturaya ilişkin olarak müvekkilin karşı tarafa böyle bir borcu bulunmadığını, takibe dayanak fatura müvekkil şirket kayıtlarında mevcut olmadığını, taraflar arasında ilgili faturada belirtildiği gibi bir ticari alışveriş gerçekleşmediğini, müvekkilinin davacıya borcu olmadığını, dava konusu alacağın likit bir alacak olmadığını, müvekkilinin iyi niyetli olduğunu belirterek haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, davacı aleyhine %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, fatura alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkememizce 01/07/2021 tarihinde " Mahkememizce dosya SMMM bilirkişiye tevdi edilerek rapor aldırılmıştır. 17/04/2021 havale tarihli bilirkişi raporunda; davacının davalı şirkete hitaben ve ....Kutu birim fiyatı 0,65 TL'den başlayan 144430 adet toplamı KDV dahil 110.777,81 TL tutarlı faturanın davacı şirketin yasal defterinde alacak olarak görüldüğünü, davalı şirketin yasal defter ve kayıtlarında hiçbir şekilde görülmediğini, BA formunda yer almadığını, davacının dava konusu KDV dahil 110.77,81 TL faturadan dolayı alacaklı olduğu konusunda karar vermesi halinde davacı taraf dava dilekçesinde dava konusu alacak tutarına faiz işletilmesi talebinde bulunmadığından faiz işletilmediği sonucuna varıldığı tespitlerine yer verilmiştir. Oluşa, dosya içeriğine ve bilimsel verilere uygun bulunan rapor mahkememizce benimsenmiş ve hükme esas alınabilir kabul edilmiştir. 2004 sayılı icra ve iflas kanununun 67. Maddesinde takip talebine itiraz edilen alacaklının itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebileceği, devam eden ikinci fıkrada ise dava sonunda borçlunun haksızlığına karar verilir ise borçlunun, alacaklının haksız olduğu kanaatine varılır ise karşı tarafın talebi üzerine alacağın %20'sinden az olmamak üzere tazminatla sorumlu tutulmasına karar verileceği hususları düzenlenmiştir. Yukarıda değinilen tespit ve somut durumlar ile mezkur yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde davacının fatura nedeniyle davalı taraftan takip tarihi itibariyle 110.777,81 TL tutarında alacaklı bulunduğu, davacının alacağını bu şekilde ispatladığı, davalı tarafça borcun ödendiği veya başka bir sebeple ortadan kalktığının ispatlanamadığı, söz konusu alacağa takip tarihinden itibaren ticari faiz işletilmesi gerektiği ve likit bulunan ve taraflarca bilinebilir durumda olan alacağa itirazında haksız çıkan davalının icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulması gerektiği, takdir ve sonucuna ulaşılmıştır." şeklinde karar verilmiş olup İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 13/11/2025 tarih 2022/641 Esas 2025/1916 Karar sayılı ilamı ile, "...Yukarıdaki açıklamalar ışığında, davacı şirket tarafından davalı şirket aleyhine fatura alacağına dayalı ilamsız icra takibinde bulunulması üzerine davalı şirketin borca itiraz ettiği, açılan itirazın iptali davasında davacının takibe dayanak faturaya konu malların davalı şirkete teslimini yazılı delillerle kanıtlaması gerektiği sadece davacı şirket ticari kayıtlarının faturalara konu malların teslimini kanıtlamada yeterli olmayacağı göz önünde bulundurularak mahkemece ispat yükü üzerinde olan davacı şirketin öncelikle takibe dayanak faturaya konu malların davalı şirkete teslimini yazılı delillerle kanıtlaması, bu durumun yazılı delillerle kanıtlanmaması halinde ise davacı şirkete malların satılıp teslimi hususunda yemin delili hatırlatılarak hasıl olacak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yukarıda yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir. Bu itibarla, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazının kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 355. ve 353/(1).a.6 maddeleri gereğince kararın kaldırılmasına, kararın kaldırma sebep ve şekline göre davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir." ifadelerine yer verilerek dosya yeniden yargılama yapılması amacıyla mahkememize gönderilmiştir. 27/01/2026 tarihli duruşmada davacı vekili "Yemin teklif ediyoruz, sevkiyat belgesi dosyada vardır, hatta bilirkişi raporunda da belirtilmiştir, ama yemin deliline başvuruyoruz, yemin teklif edeceğiz" şeklinde beyanda bulunmuş, mahkememizce duruşma tutanağının 1 nolu ara kararı ile davacı vekiline yemin metnini hazırlamaları ve dosyaya sunmaları konusunda iki haftalık kesin süre verilmiş, davacı vekili mahkememize sunmuş olduğu 28/01/2026 tarihli dilekçesi ile mahkememizin yemin metni hazırlanmasına ilişkin ara kararından rücu edilmesini talep etmiş, mahkememiz 02/02/2026 tarihli ara kararı ile davacı vekilinin talebinin reddine karar verilmiştir. Mahkememizin 31/03/2026 tarihli duruşmasında "Davacı tarafından düzenlenen 26/06/2020 tarih ve GIB2020000000228 numaralı faturaya konu malların, sevk irsaliyesi ile tarafıma teslim edilmediğine; namusum, şerefim ve kutsal saydığım tüm değerler üzerine yemin ederim.” hususlarında davalı şirket yetkilisi ....'in yemin metni çerçevesinde yemini usulüne uygun şekilde yaptırılmıştır. Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları ve sair deliller birlikte değerlendirildiğinde; açılan davanın fatura alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olduğu mahkememizce 01/07/2021 tarihinde davacının fatura nedeniyle davalı taraftan takip tarihi itibariyle 110.777,81 TL tutarında alacaklı bulunduğu, davacının alacağını bu şekilde ispatladığı, davalı tarafça borcun ödendiği veya başka bir sebeple ortadan kalktığının ispatlanamadığı, söz konusu alacağa takip tarihinden itibaren ticari faiz işletilmesi gerektiği ve likit bulunan ve taraflarca bilinebilir durumda olan alacağa itirazında haksız çıkan davalının icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulması gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verildiği karara karşı istinaf başvurusu üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 13/11/2025 tarih 2022/641 Esas 2025/1916 Karar sayılı ilamı ile, açılan itirazın iptali davasında davacının takibe dayanak faturaya konu malların davalı şirkete teslimini yazılı delillerle kanıtlaması gerektiği sadece davacı şirket ticari kayıtlarının faturalara konu malların teslimini kanıtlamada yeterli olmayacağı göz önünde bulundurularak mahkemece ispat yükü üzerinde olan davacı şirketin öncelikle takibe dayanak faturaya konu malların davalı şirkete teslimini yazılı delillerle kanıtlaması, bu durumun yazılı delillerle kanıtlanmaması halinde ise davacı şirkete malların satılıp teslimi hususunda yemin delili hatırlatılarak hasıl olacak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yukarıda yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle anılan kararın kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmakla mahkememizce yapılan yargılama neticesinde dosya kapsamında dava konusu malların davalıya teslimini gösterir nitelikte ispata elverişli bilgi belge bulunmaması sebebiyle davacı taraf dava dilekçesinde yemin deliline dayanmış olduğu ve 27/01/2026 tarihli duruşmada davacı vekili "Yemin teklif ediyoruz, sevkiyat belgesi dosyada vardır, hatta bilirkişi raporunda da belirtilmiştir, ama yemin deliline başvuruyoruz, yemin teklif edeceğiz" şeklindeki beyanı dikkate alınarak mahkememizce duruşma tutanağının 1 nolu ara kararı ile davacı vekiline yemin metnini hazırlamaları ve dosyaya sunmaları konusunda iki haftalık kesin süre verilmiş olup mahkememizin 31/03/2026 tarihli duruşmasında "Davacı tarafından düzenlenen 26/06/2020 tarih ve GIB2020000000228 numaralı faturaya konu malların, sevk irsaliyesi ile tarafıma teslim edilmediğine; namusum, şerefim ve kutsal saydığım tüm değerler üzerine yemin ederim.” hususlarında davalı şirket yetkilisi .....'in yemin metni çerçevesinde yemini usulüne uygun şekilde yaptırılmış olduğu dikkate alındığında davacının davasını ispat edemediği..." gerekçesi ile, Davanın REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyada mevcut yazılı deliller, özellikle sevk irsaliyesi ve bilirkişi raporu değerlendirilmediğini, eksik inceleme yapıldığını, istinaf incelemesinde bilirkişi raporunda açıkça irdelenen yazılı belgenin gözden kaçırıldığını, bilirkişi raporunda değerlendirilen irsaliye üzerinde teslim alan imzanın yer aldığını, davanın yazılı belge ile kanıtlandığını, yemin delili yazılı delil varken ilk sıraya alınamayacağını, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 13/11/2025 tarih 2022/641 E. ve 2025/1916 Karar sayılı ilamında belirtilen ispat sıralamasına göre yemin deliline başvurulmasını gerektiren bir durumun söz konusu olmadığını, yemin deliline ilişkin beyanın, yazılı delillerin varlığını ortadan kaldıran bir kabul olmadığını; mahkemenin olası değerlendirme yöntemi bakımından ihtirazi kayıt niteliğinde olduğunu, kararın hakkaniyete aykırı olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, fatura alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ispat yükü başlıklı 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Aynı Kanun’nun Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. Maddesi; " (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir. Türk Ticaret Kanunu’nda faturanın tanımı yapılmamıştır. Vergi Usul Kanunu'nun 229. maddesinde yer alan tanımlama ise; "Fatura satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklindedir. Bu durumda fatura; “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir.” şeklinde tanımlanabilir. TTK'nın 21. maddesinde faturaya ilişkin "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili olmayıp, taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge sayılacaktır. Anılan madde hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi yukarıda ayrıntısı açıklanan yasa hükmünden kaynaklı karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin alınan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmesinin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gereklidir. Maddede yer alan karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. Fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin delil olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumundaki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir. Sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi ilişkinin varlığının kanıtı değildir. Bu nedenle akdi ilişkinin inkârı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını ve faturaya konu malların teslim edildiğini hizmetin verildiğini kanıtlaması gerekir. Ayrıca yemin delili, HMK'nın 225. ve devamındaki maddelerde düzenlenmiş olup yemin kesin delil niteliğindedir. Bir vakıayı ispat yükü kendisine düşen taraf, o vakıayı başka delillerle ispat edemezse, diğer tarafa yemin teklifinde bulunabilir. Yemin, iddianın ispatı yönünden başvurulacak son bir ispat vasıtasıdır. Yemin deliline dayanan taraf, iddia veya savunmasının diğer delillerle ispatlanmamış olması nedeniyle bu delile sıra gelmiş olduğunu başka türlü bilemeyeceğinden; Hakim, ispat yükü üzerine düşen tarafın, iddiasını yazılı delillerle ispat edemediği kanaatine vardığı takdirde, ispat yükü üzerine düşen tarafa, dava ya da cevap dilekçesinde dayandığı yemin delilini de re'sen hatırlatmalıdır. Aksi halde, ispat yükü üzerine düşen tarafın tüm delilleri toplanıp, değerlendirilmemiş olacağından, yemin teklifi hakkı kullandırılmadan karar verilemez. Bununla birlikte iddia veya savunmasını ispat edemeyen tarafa yemin teklif etme hakkının hatırlatılabilmesi için yemin deliline açıkça dayanılmış olması zorunludur. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle Dairemizin kaldırma kararının gereklerinin yerine getirilmesine, açılan itirazın iptali davasında davacının takibe dayanak faturaya konu malların davalı şirkete teslimini yazılı delillerle kanıtlaması gerekmesine, sadece davacı şirket ticari kayıtlarının ve davalı şirket dışında müşteri ismi ....'a teslim alan imzalı sevkiyat bilgi formu ile teslim edilen malların davalı şirketin talimatı üzerine davalı şirket adına yada bizzat davalı şirkete faturalara konu malların tesliminin yapıldığının yazılı delillerle kanıtlanamamasına, davacı tarafından yapılan yemin teklifi üzerine davalı şirket yetkilisinin usulüne uygun olarak yemin etmesine, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 31/03/2026 tarih ve 2025/1255 Esas 2026/310 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 6-Kararın Dairemizce taraf vekillerine tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 09/07/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1077, K. 2026/1733, T. 09.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1077-e-2026-1733-k-f8d4112847f4