Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1055 E. 2026/1605 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1055
Karar No
2026/1605
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/1055 KARAR NO : 2026/1605

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 21/04/2026 NUMARASI : 2025/1172 Esas 2026/414 Karar DAVA : MENFİ TESPİT KARAR TARİHİ : 26/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 26/06/2026

İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/1172 Esas ve 2026/414 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın usulden reddine dair verilen karara karşı katılma yoluyla istinaf eden davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'in zeka geriliği olduğunu ve bu sebeple algılama yeteneğinin zayıf olduğunu, müvekkili, işbu özel durumundan haberdar davalı ...'in hileli davranışları ile izmir 13. İcra Dairesi 2024/3907 numaralı icra dosyasına dayanak 28.03.2024 tarihli senedi imzalamış olduğunu, menfi tespit davasına konu izmir 13. icra dairesi 2024/3907 esas sayılı dosyası kapsamında mübrez takip dayanağı 28.03.2024 düzenlenme tarih ve 500.000-TL meblağlı evrakta bononun asli unsuru düzenlenme yeri bulunmadığından; kambiyo vasfını taşımadığını, müvekkili ...'in bilişsel yetenekleri ankara numune eğitim ve araştırma hastanesi özürlü sağlık kurulu raporu'nda "sınırda mental aq: 70-75" seviyesinde olup 90 ve altı zeka geriliği kabul edildiğinden, müvekkilinde zeka geriliğinin olduğunun tespit edildiğini, aynı raporda müvekkilinin özür oranının %48 olarak tespit edildiğini, müvekkilinin günlük hayatta ki davranışlarından da zeka geriliğinin olduğunu, müvekkilinin okuma yeteneğinin çok az olup yazma bilgisinin olmadığını, müvekkilinin etimesgut şehit sait ertürk devlet hastanesi'den silah ruhsatı için almış olduğu 06.02.2024 tarihli durum bildirir sağlık kurulu raporu düzenlenmiş olup, rapordan da anlaşılacağı üzere müvekkilinin bilişsel yeteneklerinin silah ruhsatı almasına engel teşkil etmiş olduğunu, müvekkili ile davalının tanışıklığınin 2016 yılına dayanmakta olup davalınin müvekkilinin özel durumundan haberdar olduğunu, müvekkilinin basit hile ile kandırılabilecek durumda olduğunu, davalı müvekkilinin özel durumundan yararlanarak, hile ile senedi imzalatmış olduğunu, müvekkili ile şikayet edilen aynı dönemde gazilerin kullanımında olan gazi fizik tedavi uyum merkezinde kalırken, davalı müvekkile " sen çok savruk yaşıyorsun. paranı çarçur ediyorsun. gel sana bir senet imzalatayım. icra takibi başlatırız. her ay maaşından çekilir. biriken parayı 3-4 ayda bir sana veririm. yarın öbür gün evlenmek istersen falan toplu para sana lazım olur." diyerek müvekkiline parayı onun için biriktirip geri vereceği yalanı söylediğini, müvekkilinin kabul etmediğini, daha sonra müvekkilinin odasına gelerek tanıdığı galerici abilerinin olduğunu müvekkiline 500.000,00-TL nakit verebileceklerini ancak güvence için senet istediklerini söylemiş, müvekkili yine kabul etmemiş ancak evlenmek için sana para lazım olacak bulmuşsun faiz ödemeden para kabul et diyerek müvekkilini manipüle etmiş ve en sonunda ikna etmiş olduğunu, müvekkilinin 2016 yılından beri gelen tanışıklıkları ve arkadaşlıklarına ayrıca davalının da kendisi gibi gazi ve memur olmasına güvenerek senedi imzalamış olduğunu ancak bahsi geçen 500.000,00-TL nin kendisine verilmediğini, daha sonra davalının planlıca yaptığı dolandırıcılık eylemini desteklemesi için müvekkilini arayarak "avukatım bana whatsapp'tan bana elden verdiğin 500.000,00-TL yi ödeyemeyeceğim. bana icra takibi başlatıp maaşımdan çekebilirsin diye mesaj atman gerektiğini söyledi, icra kesinleşince abiler sana parayı verecek" dediğini, müvekkilinin de icra başlatmak için zorunlu olduğuna ikna olup mesajı yolladığını, daha sonra müvekkili 500.000,00-TL kendisine verilmediğinden davalı ile konuşmuş, davalı sen bana aylık 8.000,00-TL yolla ben senin için biriktiririm adamlar para vermekten vazgeçti dediğini, müvekkili de para almadığı için imzaladığı senedin kullanılmayacağını sandığını, müvekkili hakkında başlatılan icra takibi kesinleşip, maaşından kesintiler olunca davalıya "bu parayı ben senden almadım icra açmışsın" mesajı atmış olduğunu ancak davalı bir anda daha önceden de planladığı gibi " sen kendi ağzınla dedin ödemezsem icra takibi aç diye" dediğini, müvekkilinin neye uğradığını şaşırdığını, "kardeşim ne diyosun sen bana para mara vermedin, bana yardımcı olmak için param biriksin diye açmıştın" demişse de davalı ısrarla senaryosundan çıkmamış ve müvekkili dolandırıldığını bu mesajları alınca anlayabilmiş olduğunu, ayrıca davalı müvekkilin kendisi hakkında şikayette bulunması durumunu da gözeterek müvekkilinin eşine araba almak için kendisinden borç istediğini bunun üzerine eşinin 500.000,00-TL değerindeki altınlarını satıp kendisine verdiğini belirttiği mesajları da atmış olduğunu, müvekkilinin bekar olduğunu, müvekkili yemek parası bile olmadan geçirdiği zorlu bir döneminde davalı tarafından kandırılarak senet imzalamış olduğunu, müvekkiline davalı tarafından hileli davranışlarla imzalatılan 28.03.2024 tarihli senet dayanak gösterilerek izmir 13. icra dairesi 2024/3907 numaralı icra dosyası başlatılmış olup şuan dosyanın güncel borcu ₺790.452,24TL'dir. dosya kapsamında müvekkilinin maaşına haciz konulmuş olup, şuana kadar 168.529,12 TL müvekkilin maaşından kesinti yapılmış olduğunu ancak daha sonra telefon görüşmesinde davalı böyle bir para vermediğini, müvekkile biriken parayı ileride vereceği yalanlarıyla olayın aslında ne olduğunu ikrar ettiğini, müvekkilinin adına başlatılmış bulunan izmir 13. icra dairesi 2024/3907 esas sayılı icra takibinin tarafları aleyhine daha büyük zararlara yol açmadan durdurulması amacıyla gerekirse hakimliğimiz tarafından icra dosyasına şuana kadar yatırılmış olan168.529,12TL, davalının müvekkilin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanılması ve maddi durumunun teminat yatırmaya elverişsiz olduğu sebepleri gözetilerek teminatsız olarak, ihtiyati tedbir kararı verilmesine, davalı aleyhine açtıkları menfi tespit davasının kabulüne , müvekkilinin izmir 13. icra dairesi 2024/3907 e. sayılı dosya kapsamında borçsuzluğunun tespitine, izmir 13. icra dairesi 2024/3907 e. sayılı dosya kapsamında ödemiş olduğumuz paranın fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00-TLsinin faiziyle davalıdan tahsiline, davalının haksız ve kötü niyetli takip yapmış olması nedeni ile takipte kesinleşen miktarın en az % 40’ı üzerinden kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine, adli yardım talebinin kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesin talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; Davacının “teminatsız tedbirle icra takibinin durdurulması” talebinin reddi gerektiğini, Menfi tespit–istirdat taleplerinin birlikte ileri sürülmesinin hukuki yarar/olgunluk sorunu olduğunu, davacının “hile ile imzalatıldı / para almadı” iddiası, kendi önceki beyanları ve dosya gerçekliğiyle çelişmekte olduğunu, davacı tarafın savcılık sürecine konu olaylarda “algılama yeteneğinin zayıflığı” iddialarıyla şikâyette bulunmuş; savcılık kararında iddialar özetlenmiş; ancak neticede kovuşturmaya yer olmadığı sonucuna varılmış olduğunu, davacının sağlık raporları “ayırt etme gücü yokluğu”nu otomatik doğurmaz; ayrıca raporlar davacının günlük yaşam ve çalışma kapasitesini de göstermekte olduğunu, Bonoda düzenlenme yeri yok, kambiyo vasfı yok iddiasının, TTK sistematiği ve doktrin ışığında doğru olmadığını, menfi tespit davasında ispat külfeti davacıda olup bedelsizlik/borçsuzluk iddiası güçlü delille kanıtlanması gerektiğini, davacının sunduğu “telefon görüşmesi/...” gibi içerikler: ispat değeri ve hukuka uygunluk yönünden tartışmalı olduğunu, davacı talebindeki “kötü niyetli takip” iddiasının maddi olgularla bağdaşmadığını belirterek, davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine, davacının menfi tespit isteminin esastan reddine, davacının istirdat isteminin; icra dosyası celbiyle ödeme/tahsil statüsü netleşmeden ve İİK m.72 koşulları oluşmadan ileri sürülmesi nedeniyle öncelikle usulden reddine, aksi kanaatte esastan reddine, davacının “takipte kesinleşen miktarın en az %40’ı” üzerinden kötüniyet tazminatı isteminin reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, kambiyo senedinden kaynaklanan menfi tespit ve ödenen bedeller yönünden istirdat istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın Keşidecisi davacı ..., lehtarı davalı ... olan 28/03/2024 tanzim tarihli, 15/04/2024 vade tarihli 500.000,00 TL bedelli bononun bono vasfını taşıyıp taşımadığı, bononun bedelsiz kalıp kalmadığı, bononun düzenlenme tarihinde davacının bonoyu imzalamak için algılama yeteneğinin yeterli olup olmadığı, davalı tarafından kandırılıp kandırılmadığı, davacının davalıdan senet karşılığı olan bedeli alıp almadığı, sonucuna göre davacının İzmir 13. İcra Müdürlüğü'nün 2024/3907 Esas sayılı dosyası ile davalıya borçlu olup olmadığı ve icra dosyasında davalıya ödenen bedelin davacıdan istirdatının gerekip gerekmediği, Davacının davalıya dava konusu bono nedeniyle borçlu olup olmadığı hususunda olduğu anlaşılmıştır. Eldeki davanın görevsizlik kararı verilerek Mahkememize gönderilmeden önce 16/10/2025 tarihinde İzmir 20. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açıldığı anlaşılmaktadır. İzmir 20.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2025/395 Esas 2025/345 Karar sayılı kesinleşen görevsizlik kararı ile dosyanın 05/12/2025 tarihinde mahkememize tevzi edildiği anlaşılmaktadır. 7155 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı TTK'ya eklenen dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A maddesinde; "(1) Bu kanunun 4'üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." düzenlemesi getirilmiştir. Esasa ilişkin uyuşmazlığa girilmeden önce dava şartlarının eldeki davada mevcut olup olmadığına bakılmıştır. Ticarî davalarda arabulucuya başvuru zorunluluğu getiren TTK m. 5/A(1) hükmü 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında,” şeklinde değiştirilmiştir. 01/09/2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı Kanun'un m. 31 hükmü ile değişik 6102 sayılı TTK m. 5/A hükmünün son hâli "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." şeklinde olup, eldeki davanın 16/10/2025 tarihinde İzmir 20. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılmış olması nedeniyle olayda uygulanması gereken hüküm budur. Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde yapılan değerlendirmede; 7445 sayılı Kanun'un m. 31 hükmü ile 6102 sayılı TTK m. 5/A hükmünde yapılan değişiklik ile uygulamada ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi amacıyla maddeye açıklık getirildiği, davanın İİK nun 72/2 maddesi uyarınca menfi tespit talebine ilişkin olduğu ve 6102 sayılı TTK m. 4(1)-a kapsamında mutlak ticarî dava olduğu ve menfi tespit davalarının 01/09/2023 tarihinden itibaren dava şartı (zorunlu) arabuluculuk kapsamında olduğu, dava konusu çeklerin de üzerinde yazılı meblağ kadar parasal değer içerdiği ve menfi tespit davasının aynı zamanda konusunun bir miktar para olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan, 6325 sayılı HUAK'a "Dava Şartı Olarak Arabuluculuk" başlığı ile eklenen 18/A maddesinin 2. fıkrasında ise "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesi getirilmiştir. Bu yasal düzenleme gereğince konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce uyuşmazlıkla ilgili arabulucuya başvurup anlaşılamaması halinde son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dava dilekçesine eklenmesi zorunludur. Arabulucuya başvurulmadan doğrudan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilecektir. Genel dava şartlarının düzenlendiği 6100 sayılı HMK m. 115 hükmünde; dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise, bunun tamamlanması için mahkemenin kesin süre vereceği; dava şartı noksanlığının, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, davanın usulden reddedilemeyeceği ifade edilmiştir. Ancak 6325 sayılı HUAK m. 18/A(2) hükmünde, kanun koyucu açık düzenleme yaparak arabuluculuk dava şartının tamamlanabilir nitelikte olmadığı konusunda iradesini net olarak ortaya koymuştur. Bu nedenlerle, 6325 sayılı HUAK m. 18/A(2) hükmünün özel ve emredici nitelikte olması nedeniyle, 6100 sayılı HMK’nın sonradan tamamlanabilen dava şartlarına ilişkin m. 115 hükmünün uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Davacı vekiline dava dilekçesi ekinde arabuluculuk son anlaşamama tutanağının ve arabuluculuğa ilişkin başvuru numarasının dilekçede belirtilmediği görülmekle, arabuluculuk son anlaşamama tutanağının sunması için işbu ara duruşma zaptının tebliğinden itibaren 1 haftalık kesin süre verilmesine, kesin süre içerisinde arabuluculuk anlaşamama son tutanağı sunulmadığı takdirde dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmadığı yönünde değerlendirme yapılacağının ve davanın dava şartı yokluğundan usulden reddedileceği 26/03/2026 tarihli duruşmada ihtar edilmiştir. Davacı vekilinin 13.04.2026 tarihli dilekçesi ile arabuluculuk son tutanağını sunduğu, tutanak incelendiğinde davacı vekilinin dava açıldıktan ve dosyanın Mahkememize tevzi edildikten sonra 26/03/2026 tarihinde arabuluculuğa başvurduğu görülmüştür. Eldeki davanın 15/12/2025 tarihinde açıldığı, davanın açıldığı tarihte eldeki menfi tespit davasında zorunlu ara buluculuk başvurusunun dava şartı olduğu, söz konusu dava şartının tamamlanabilir dava şartı niteliğinde olmadığı, mahkememize görevsiz mahkemeden gelen davanın müstakil dava olmadığı, ilk davanın devamı olduğu ve aksi yönde istisnai nitelikte bir hüküm de bulunmadığından, davacı yanca iş bu dava açıldıktan ve dosya mahkememize tevzi edildikten dahi sonraki tarih olan 26/03/2026 tarihinde zorunlu ara buluculuk yoluna başvuruda bulunulduğu, oysa dava açılmadan önce zorunlu ara buluculuk yoluna başvurulmasının gerektiği nazara alınarak arabuluculuk dava şartı yokluğundan, davanın usulden reddine karar verilmiş, iş bu dava sebebiyle yapılan yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmış ve davalı yararına maktu vekalet ücreti takdir olunduğu..." gerekçesi ile; davanın zorunlu arabuluculuğa ilişkin dava şartı yerine getirilmediğinden, USULDEN REDDİNE" karar verilmiş, verilen bu karara karşı katılma yoluyla istinaf eden davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Katılma yoluyla istinaf eden davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafın eldeki menfi tespit davasının para ile değerlendirilebilir nitelikte olması nedeni ile davalı lehine maktu değil nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, yerel mahkemece verilen kararın hatalı olduğunu, dosyanın esasına ilişkin inceleme yapılması gerektiği halde dava şartı nedeni ile usulden reddine karar verildiğini, mahkemece verilen karar incelendiğinde; davanın esasına girilmediğini, uyuşmazlığın maddi yönünün değerlendirilmediğini, davanın zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirilmemesi nedeni ile dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verildiğini, AAÜT'nin dava şartı yokluğu nedeni ile verilen ret kararına ilişkin düzenlemeleri uyarınca konusu para ile değerlendirilebilen davalarda nispi ücret hesaplansa da hükmedilecek vekalet ücretinin maktu vekalet ücretini aşamayacağını, yerel mahkemece verilen usulden ret kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, verilen kararda dava şartı eksikliğinin davanın başında fark edilmediğini, uyuşmazlığın esasına ilişkin inceleme aşamasına geçtikten sonra söz konusu hususun gündeme getirildiğini ileri sürerek, yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu uyuşmazlığın para ile ölçülebilir nitelikte olduğunu, davacı tarafın İzmir 13. İcra Müdürlüğü'nün 2024/3907 Esas sayılı icra dosyasına konu borçtan dolayı borçlu olmadığının tespiti ile icra dosyasında yapılan ödemelerin iadesini talep ettiğini, uyuşmazlığın niteliği itibariyle konusu para olan para ile değerlendilebilen bir dava olduğunu, bu nedenle davalı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin doğrudan maktu olarak belirlenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, AAÜT'nin para ile ölçülebilen davalara ilişkin hükümlerinin dikkate alınarak dava değeri üzerinden nispi vekalet ücreti hesaplanması gerektiğini ve buna göre hüküm kurulması gerektiğini ileri sürerek, yerel mahkeme kararının vekalet ücretine ilişkin hüküm yönünden kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dairemizce HMK'nın 355 maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere inceleme yapılmıştır. Dava; kambiyo senedinden kaynaklanan menfi tespit ve ödenen bedeller yönünden istirdat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın arabuluculuk dava şartı yerine getirilmeden davanın açıldığından bahisle usulden reddine karar verildiği görülmüştür. 01.09.2023 tarihinden itibaren açılacak menfi tespit ve istirdat davalarında arabuluculuğa başvuru dava şartı haline getirilmiştir. Eldeki dava 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 2. fıkrasına göre zorunlu arabulucu kapsamında olup, dava şartı olarak ticari davalarda zorunlu arabuluculuk söz konusudur. Bu itibarla, davacı tarafça ticari uyuşmazlıklarda dava şartı olan arabuluculuk kuralınıa uyulmadığı görülmüştür. İlk oerece mahkemesince dava şartı noksanlığının re'sen tespit edilerek davanın usulden reddine ve davalı lehine maktu vekalet ücreti takdirinde bir hata olmadığı anlaşılmakla; yapılan istinaf başvurularının açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince katılma yoluyla istinaf eden davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/04/2026 tarih ve 2025/1172 Esas 2026/414 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan katılma yoluyla istinaf eden davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından alınması gereken 732,00 TL istinaf maktu karar harcı alındığından ve yeterli olduğundan, yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı tarafından alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı alındığından ve yeterli olduğundan, yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 4-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan taraflar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 26/06/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1055, K. 2026/1605, T. 26.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1055-e-2026-1605-k-0c2df53bc1c6