Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/686 E. 2026/1257 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/686
- Karar No
- 2026/1257
- Karar Tarihi
T.C. ERZURUM BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/686 KARAR NO : 2026/1257 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 26/12/2023 (Dava), 21/04/2025 (Karar) NUMARASI : 2023/757 Esas, 2025/228 Karar DAVA : Kıymetli Evrak İptali (Hisse Senedi İptali) Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalılar vekili ve ilgili ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacılar vekili, müvekkillerinin ... Gıda İnşaat Sağlık Hizmetleri ve Turizm Ticaret ve Sanayi A.Ş. isimli şirketin 200 adet olan tüm hisselerinin sahipleri olduklarını, müvekkillerden ...'ın 116 adet hisseye karşılık 290.000,00 TL değerinde hisse tutarına, ...'un 28 adet hisseye karşılık 70.000,00 TL değerinde hisse tutarına, ...'in 28 adet hisseye karşılık 70.000,00 TL değerinde hisse tutarına ve ...'in ise 28 adet hisseye karşılık 70.000,00 TL değerinde hisse tutarına sahip olduklarını, müvekkillerin sahip oldukları tüm hisselerin ... tarihli ve .... karar sayılı yönetim kurulu kararı ile davalı ...'a devredildiğini ancak müvekkillerinin bu devirlerden ve yapılan toplantıdan haberdar olmadıklarını, Yönetim Kurulu Karar defterinde müvekkillerin hiçbirisinin imzası bulunmadığı gibi pay defterinde de imzalarının bulunmadığını ve davalı ile müvekkilleri arasında imza edilmiş herhangi bir hisse devir sözleşmesi de mevcut olmadığını, tüm bu nedenlerle davalarının kabulü ile müvekkillerinin iradelerini yansıtmayan usulsüz hisse devirlerinin, müvekkillerinin imzalarının bulunmadığı yönetim kurulu kararlarının ve sonrasında müvekkillerin gıyabında yapılan genel kurulların iptaline ve bu usulsüz devirlerden önceki haliyle müvekkillerden ...'ın 116 adet hisseye karşılık 290.000,00 TL değerinde hisse tutarına, ...'un 28 adet hisseye karşılık 70.000,00 TL değerinde hisse tutarına, ...'in 28 adet hisseye karşılık 70.000,00 TL değerinde hisse tutarına ve ...'in 28 adet hisseye karşılık 70.000,00 TL değerinde hisse tutarı oranında hissedar sayılmalarına; şirketle ilgili özellikle malvarlığının azaltılmasına matuf tüm iş ve işlemlere engel olunmasını, şirket adına herhangi bir tasarrufta bulunulmamasını teminen ihtiyati tedbir kararı verilmesini, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:
İlgili ... vekili cevap dilekçesinde, öncelikle huzurdaki davada taleplerden birisinin yönetim kurulu ve genel kurul toplantılarının iptaline ilişkin olduğunu ve davanın bu talep yönünden şirkete açılmasının gerektiğini, bu talep yönünden müvekkiline husumet düşmediğini, diğer taraftan müvekkilinin dava konusu hisselerin tamamını ( Beheri 500 TL olan 2.000 adet nama yazılı hissenin) ... tarihinde - yani mahkemece 12/01/2024 tarihinde verilen ihtiyati tedbir kararından önce - 1.000 adedini ...'a, 400 adedini ...'a, 300 adedini ...' a ve kalan 300 adedi ise ...'a devrettiğini, dolayısıyla dava konusu olan hisse devrinin iptali talebinin de konusuz kaldığını, müvekkili ile davacılar dava konusu hisselerin devri konusunda anlaşmaya varıldığını ve...tarihinde şirkete ait hisselerin tümünün davacılardan devralındığını, davacıların talebiyle hisse devrine ilişkin yönetim kurulu kararı hazırlandığını, hisse devrine ilişkin yönetim kurulu kararı imzalanmadan önce davacılardan %58 oranında eski pay sahibi ve eski yönetim kurulu başkanı ...'ın kendi ... hesabı aracılığı ile hisse devrine ve yönetim kurulu değişikliğine ilişkin işlemler devir işleminin hemen ardından Haziran...' te mersis sistemi üzerinden bizzat davacının kendisi tarafından yapıldığını, mersis üzerinden müvekkilinin tek ortak ve yönetim kurulu başkanı olduğuna ilişkin işlemlerin ... tarafından yapıldıktan sonra ... tarihinde müvekkilinin tek ortak olarak şirketin yönetim kurulu, yetkilileri, unvanı, amacı ve konusuna ilişkin değişikliler yaptığını, ayrıca aynı tarihte sermaye artırımı için karar aldığını ve bu değişiklik ve kararların ... Tarihinde ... Gazetesinde yayınlandığını, artırılan sermaye borcundan kalan kısım (3/4' ü) ise 02.01.2024 tarihinde müvekkili tarafından ödendiğini ve müvekkilinin şirkete sermaye borcunun kalmadığını, davacıların şirkete ilişkin alınan kararların ilan edildiği ... tarihinden sonra hisse devrine ilişkin yönetim kurulu kararını imzalamak için şirketin Mali Müşavirinden şirket defter ve belgelerini aldıklarını, Mali Müşavirin tanık olarak dinlendiğinde bu durumun ispat edileceğini, dava konusu hisse devrinin davacılar tarafından dava tarihinden 10 gün önce öğrenildiğinin ve devirden tümüyle habersiz olduklarına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığını, tüm bu açıklanan nedenler göz önünde bulundurularak davaya konu hisse devri işlemine davacıların en başından beri rızaları olması ve hisse devri işleminden haberdar olmakla beraber işlemi bizzat kendilerinin yapmış olmaları, şirket defterlerine haksız şekilde el koyarak hisse devrine ilişkin yönetim kurulu kararının imzalanmasına kendi menfaatleri için engel olmaları ve yazılı devir sözleşmesinin olmaması nedeniyle haklarını kötüye kullanarak ileri sürdükleri haksız davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini istemiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde, önceki davalıya ait hisselerin, 1.000 adedinin müvekkil ...'a, 400 adedinin müvekkil ...'a, 300 adedinin müvekkil ...'a ve kalan 300 adedinin ise müvekkil ...'a ... tarihinde devredildiğini, davacılar vekilinin dava konusu hisselerin devrini dava tarihinden 10 gün önce şifahen öğrendiklerini, devirden habersiz olduklarını, devir bedelinin kendilerine ödenmediğini, devre ilişkin sözleşme de imzalamadıklarını iddia ettiğini ve hisse devrinin iptalini talep ettiğini... tarihli ... Ticaret Sicil Müdürlüğünden gelen müzekkere cevabında, ...-...sicil numaralarında kayıtlı "... ... BASIM YAYIN TİCARET ANONİM ŞİRKETİ." nin MERSİS sistemi üzerinden en son "..." isimli şahsın (davacı %58 oranında eski pay sahibi ve eski Yönetim Kurulu Başkanı) başvurusunun tespit edildiğinin bildirildiğini, aynı evrakın eklerinde davacının %58 oranında eski pay sahibi ve eski Yönetim Kurulu Başkanı... tarafından yapılan başvuruya ilişkin ekran görüntülerinin de mevcut olduğunu, ticaret sicil gazetesi kayıtlarına bakıldığında da ... tarihinde önceki davalı ...'un tek ortak olarak şirketin yönetim kurulu, yetkilileri, unvanı, amacı ve konusuna ilişkin değişikliler yaprığı ayrıca aynı tarihte sermaye artırımı için karar aldığı ve bu değişiklik ve kararların ... Tarihinde ... Gazetesinde yayınlandığının anlaşıldığını, davacılardan ...'ın eski hakim pay sahibi ve eski Yönetim Kurulu Başkanı olarak kendi ... hesabı aracılığı ile MERSİS sistemi üzerinden önceki davalı ...'un tek ortak olarak bakanlık temsilcilerinin katılımı ile yaptığı ilk genel kurul toplantısına ait kararlar ile ...'un tek ortak olduğunu gösteren belgeyi ... tarihinde bizzat kendisi tarafından sisteme yüklendiği; önceki davalının beyanı ile şirkete ilişkin alınan kararların ilan edildiği ... tarihinden sonra Hisse devrine ilişkin yönetim kurulu kararını imzalamak için şirketin Mali Müşavirinden şirket defterlerini talep etmelerine rağmen şirket defterlerini alıkoymaları ve yine şirkete ilişkin alınan kararların ilan edildiği ... tarihinden davanın açıldığı ... tarihine kadar ticari hayatta çok uzun kabul edilecek 6,5 ay gibi bir süre boyunca herhangi bir itirazda bulunmamış olması karşısında hisse devri işleminin yazılı sözleşme ile yapılmadığını ileri sürerek hisse devrinin iptalini istemelerinin açıkça hakkın kötüye kullanılması olduğunu, tüm bu sebeplerle, davacılar tarafından yazılı devir sözleşmesinin olmaması haklarını kötüye kullanarak ileri sürmeleri nedenleriyle haksız davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesince, " ...YAPILAN YARGILAMA SONUCU TOPLANAN DELİLLER ve TÜM DOSYA KAPSAMINDAN; Dava, anonim şirket paylarının devrinin geçersizliğinin tespiti ile iadesi isteğine ilişkindir. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) “Hisse Senetlerinin Devri” başlıklı 415. ve 416. maddelerinde hamile ve nama yazılı hisse senetlerinin ne şekilde devredileceği düzenlenmiş olup, her iki halde de hisse devrinin noterden yapılması gerektiği, bunun sıhhat şartı olduğuna dair bir koşul belirtilmemiştir. Aynı Yasa'nın 415. maddesi uyarınca, hamile yazılı senetler, elden teslim ile devredilir ve bu işlemle pay devri yapılmış olur. Nama yazılı pay senetleri ise, ciro ve teslim ile devredilir; devir şirkete karşı pay defterine kayıtla hüküm ifade eder.
Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda ise TTK bünyesinde bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte, payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği hususunda görüş birliği mevcuttur. Ancak payın serbestçe devredilebilirliğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar kuşkusuz çıplak pay için de geçerlidir. Nitekim çıplak payın devri genel hükümler doğrultusunda yapılır. Uygulanacak hükümler payın bedelinin tamamen ödenmiş olup olmadığı hususuna göre değişir. Bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devri genel hüküm niteliğindeki alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Alacağın temliki tasarrufi bir işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçer. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş çıplak payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olur. Anonim ortaklık payı bünyesinde çeşitli alacak hakları bulundurmaktadır. İşbu alacak haklarının devredilmesi eğer pay senede bağlanmamışsa, ancak Borçlar Kanunu'nda düzenlenen alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşebilir. Alacağın temliki de yazılı şekilde yapılır. Bedeli hiç ödenmemiş veya kısmen ödenmiş çıplak payın devrinin hukuki niteliği ise bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devrinden faklıdır. Zira, bedelinin tamamı ödenmiş pay, tali yükümleri bir yana bırakılacak olursa, pay sahibi açısından herhangi bir malvarlıksal borç içermediğinden sahip olduğu alacak hakkı niteliğindeki haklarından ötürü devri alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşecektir. Oysa, bedeli tam olarak ödenmemiş pay için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Çünkü bedeli tam ödenmemiş pay, hukuki niteliği itibariyle pay sahibi dışından malvarlıksal borç niteliğindeki taahhüt edilen pay bedelinin ödenmesi borcunu içerir. Anonim ortaklıklarda pay sahibinin asli borcu, taahhüt ettiği payların karşılığını oluşturan edimin ifasıdır. Bu kural hem nakdi hem de ayni sermaye taahhüdü için geçerlidir. Pay sahiplerinin taahhüt ettikleri payların karşılığını oluşturan edimi ifa etme borçları, ortaklık dışında da bir alacak hakkı teşkil eder. Bu durumda, karşılığı tamamen ödenmemiş bir payın devri, devralan kişi açısından bir borç yüklenmesi niteliğine sahip olacağından ötürü devir işleminin borcun üstlenilmesi hükümleri uyarınca, yani bir iç üstlenme sözleşmesi ve alacaklı konumundaki anonim ortaklığın onayı alınmak sureti ile yapılması gereklidir. İç üstlenme sözleşmesinin tabi olduğu şekil şartı hakkında hiç bir hüküm öngörülmemiştir. Bu nedenle, hukukumuzda hakim olan şekil serbestisi ilkesi uyarınca tarafların söz konusu nakil sözleşmesini herhangi bir özel şekle bağlı olmaksızın sözlü, yazılı veya resmi şekilde yapabilme hususunda serbest oldukları düşünülebilir. Ancak pay, sadece kendisine bağlanan borçların değil aynı zamanda hakların da kaynağını teşkil eder. Alacak haklarının devrinin alacağın devri hükümlerine tabi kılındığı düşünülecek olursa, taahhüt edilen payın karşılığını ödeme borcunun yanında, ortaklık haklarını da içeren bedeli tam ödenmemiş payın devri işleminin de yazılı şekilde yapılması zorunluluğu söz konusudur. Dolayısıyla bedeli tam olarak ödenmemiş çıplak payın devri yazılı bir devir beyanı ile birlikte anonim ortaklığın onayının alınması ile gerçekleşir. Anonim ortaklık adına devir işlemine onay vermeye eğer ana sözleşmede farklı bir düzenleme bulunmuyorsa yönetim kurulu yetkilidir (Yargıtay 11. HD. 12.11.2019 Tarih, 2018/1486 E. ve 2019/7096 K.). Yukarıda açıklanan ilke ve kurallara göre somut uyuşmazlık ele alındığında, dosya kapsamına ve aşamalarda dosyaya kazandırılan 13.11.2024 günlü muhasebeci bilirkişi raporuna göre, dava konusu edilen ve dava dışı ... ... ... A.Ş.'ye ait payların senede bağlanmamış çıplak pay niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre çıplak payın alacağın temliki hükümleri gereğince yazılı sözleşme ile devri mümkün olduğundan devri iddia edenin (somut uyuşmazlıkta davalı tarafın) iddiasını tanık ile ispat etmesinin mümkün olmadığı, devrin usulünce yapıldığına dair davacıların iradesini içeren yazılı bir temlik sözleşmesi sunulmadığı, cevap dilekçesinde ileri sürüldüğü şekliyle; davacıların talebi üzerine hazırlandığı savunulan hisse devrine ilişkin yönetim kurulu kararının hisselerini devreden ortaklarca (somut uyuşmazlıkta davacılarca) imzalanmamış olduğu; sadece davacıların paylarını devraldığı iddia olunan davalı tarafça imzalanmış olması nedeniyle senede bağlanmamış çıplak payların devri için aranan yazılılık unsurunu ihtiva etmediği, bu haliyle davacılar nezdinde bir borç da doğurmadığı, bu hale göre davacıların adı geçen dava dışı şirketteki paylarının usulünce devralınmayıp devrin geçersiz olduğu; esasen şekil şartının yerine getirilmediği yönündeki bu hususların cevap dilekçesinde ileri sürülen savunma ile de sabit olup ihtilafsız olduğu ve davadaki asıl uyuşmazlığın, davacıların eldeki davayı açmalarının hakkın kötüye kullanılması teşkil edip etmediği noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Bu yöndeki savunmanın yasal dayanağı olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinde; herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uyması zorunluluğu getirilmiş, uyulmamasının yaptırımı olarak da hakkın kötüye kullanılmasının hukuk düzeni tarafından korunmayacağı belirtilmiştir. Ayrıntısına Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20/10/2010 tarih ve ...Esas ve ...Karar sayılı kararında yer verildiği üzere; her hak gibi dava hakkı da sınırsız değildir. Nitekim, 4721 sayılı TMK'nın “Dürüst Davranma” alt başlıklı 2. maddesinde “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” ilkesine yer verilmiş, devamında da “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” kuralı getirilmiştir. Aynı Kanun'un “İyiniyet” başlıklı 3. maddesinde ise “Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır./ Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.” denilmiştir. Objektif iyiniyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen 4721 sayılı TMK’nın 2. maddesi, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanmasını yasanın korumayacağını belirtmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen "hakkın kötüye kullanılması yasağı" kuralının amacı, hâkime özel ve istisnai hallerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamaktadır. Bir hakkın kullanılmasının açıkça adaletsizlik oluşturduğu, gerçek hakkın tanınması ve bireyin korunması için tüm hukuki yolların kapalı bulunduğu zorunluluk hallerinde, 4721 sayılı TMK’nın 2. maddesi uygulama alanı bulur ve olağanüstü bir imkan sağlar; haksızlığı düzeltici, yasadaki kuralları tamamlayıcı fonksiyonunu yerine getirir (25.1.1984 T. 1983/3 E., 1984/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı). Dürüstlük kuralı, bir kimseden dürüst bir insan olarak beklenen davranışı ifade eder. Bir davranışın bu nitelikte olup olmadığı, toplumda geçerli ahlak ölçülerine gelenek ve göreneklere, karşılıklı uygulanagelen teamüllere ve hakları sağlayan ilişkilerin amacına göre tayin edilir.
Diğer yandan, hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı belirlenirken; o kişinin hakkın kullanılmasında geçerli ve haklı bir yararının varlığı, hakkın kullanılmasının sağlayacağı yarar ile başkalarına vereceği zarar arasında aşırı oransızlığın olmaması, bir kimsenin kendi ahlaka aykırı davranışına dayanmaması ve uyandırılan güvene aykırı davranışta bulunmaması gibi ölçütler hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığını belirler. Diğer taraftan, kullanılan hak soyut değil somut olaylara dayanmalıdır. Hak sahibinin hakkını kullanmada iyi ya da kötü niyetli olduğunu saptamak, kullananın iç dünyası ile ilgili olduğundan bunu belirlemek oldukça güçtür. Ancak bunun belirlenmesi her somut olaydaki durum gözetilerek dışa yansıyan olgulara göre belirlenmelidir. Hemen belirtilmelidir ki, yargı mercileri önünde sav ve savunma hakkı, yasal araç ve yollardan sapılarak, hakkın arkasına kötü niyetle sığınılıp, ahlaka aykırı davranışlarla ve karşı tarafı zararlandırmak amacıyla kullanılmış ise doğan zararın giderilmesi gerektiğinde kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Ancak, önemle vurgulanmalıdır ki, bu kuralın taliliği (ikinciliği) de gözetilerek her soruna öncelikle ona ait kanun hükümlerinin uygulanması asıldır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20.10.2010 tarih, ...Esas ve ...Karar). Yukarıda açıklanan ilke ve kurallara göre davacıların, eldeki davayı açmaları bakımından haklarını kötüye kullandıklarına dair davalı tarafın soyut savunmasının aksine dosyada somut bir kanıt bulunmadığı gibi bu kuralın taliliği (ikinciliği) de gözetildiğinde açıkça dayanaksız olan pay devri işlemi bakımından hakkın kötüye kullanılması savunmasının dinlenilmesi mümkün görülmemiştir. Daha sade bir anlatımla, ortada bir kısım şekil şartının eksik yerine getirilmiş olması değil; hiç yerine getirilmemiş olması sözkonusu olduğundan ve bu yönüyle ortada, geçersiz de olsa davacıların iradesini yansıtan bir işlem bulunmadığından bu durumun hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilmesi mümkün görülmeyip cevap dilekçesinde bu yönde ileri sürülen savunmaya hukuken bir değer verilememiştir. Hâl böyle olunca, davacıların adı geçen dava dışı şirketteki paylarının usulünce devralınmayıp devrin geçersiz olduğu ve ortada hakkın kötüye kullanılması anlamına gelecek bir davranış bulunmadığı anlaşılmakla davanın kabulü cihetine gidilmiştir. Bununla birlikte, davacıların talep sonucu pay devrinin iptali ve dava konusu payların kendilerine iadesi isteğine ilişkin olup ayrıca şirket pay defterine tescili isteğini içermediğinden bu yönde bir hüküm kurulmadığı gibi esasen şirket pay defterine tescil isteği olsa idi dahi şirketin davada yer almaması nedeniyle bu yönde hüküm kurulması da mümkün olmayacağından mahkememizce yalnızca tespit ve iadeye ilişkin hüküm tesis edilmiştir. Buna göre, davadaki talep sonucu itibariyle husumetin yalnızca payı devraldığı iddia olunan ...'a yöneltilmesi mahkememizce yeterli görülmüştür. Ne var ki, dava konusu payların dava sırasında davalı tarafça üçüncü kişiler ..., ..., ... ve ...'a devredilmiş olmakla davacı tarafa 6100 sayılı HMK'nın 125. maddesi uyarınca seçimlik hakları hatırlatılarak tercihinin ne yönde olduğu sorulmuş ve davacılar vekilince dosyaya sunulan 19.12.2024 günlü dilekçe ile tercihlerinin, dava konusu hisseleri yargılama sırasında devralan üçüncü kişilere karşı davaya devam etmek yönünde olduğu bildirilmiş olmakla hüküm, bu kişilere yönelik kurulmuş ve anılan yasal düzenlemenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca adı geçenler ve başta husumetin yöneltildiği ..., yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır. Son olarak, davadaki yönetim kurulu kararının iptaline ilişkin istek ile genel kurul kararının iptaline ilişkin istek bakımından dosya tefrik edilip mahkememizin ... Esas sayılı dosyası üzerinden karar verilmiş olmakla bu istekler yönüyle eldeki dosya üzerinden mükerrer bir hüküm kurmaktan kaçınılmış ve denetim kolaylığı bakımından bu açıklamanın yapılması ile yetinilmiştir. Neticeten, yukarıda yer verilen açıklamalar, değinilen yasal düzenlemeler ve tartışılan deliller itibariyle mahkememizce yürütülen tahkikat sonucunda davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçesiyle " Davanın KABULÜ ile; 1-... Ticaret Sicili Müdürlüğünün ...-...sicil numaralarında kayıtlı ... ... Basım Yayın Ticaret Anonim Şirketi'nin (Eski Unvan: ...) ... tarihli ve ....karar sayılı "Hisse Devri Hakkında" konulu Yönetim Kurulu Kararına dayalı davacı ...'a ait 116 adet hissenin, davacı ...'e ait 28 adet hissenin, davacı ...'e ait 28 adet hissenin ve davacı ...'a ait 28 adet hissenin ...'a ve adı geçen tarafından da davalılar ..., ..., ... ve ...'a yapılan devrin HÜKÜMSÜZLÜĞÜNÜN TESPİTİ ile adı geçen davalılarca ...'dan devralınan dava konusu 116 adet hissenin davacı ...'a, 28 adet hissenin davacı ...'e, 28 adet hissenin davacı ...'e ve 28 adet hissenin davacı ...'a İADESİNE, " şeklinde karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ : Davalılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde; ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın davacıların dava açmasının hakkın kötüye kullanılması teşkil edip etmediği noktasında toplandığının tespit edilmesine rağmen, dosyada somut delil bulunmadığından bahisle hakkın kötüye kullanılması savunmasının ispatlanamadığı yönündeki gerekçenin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyanın UYAP kaydında yer alan ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün ...tarihli müzekkere cevabında ...-...sicil numarasında kayıtlı ... ... Basım Yayın Ticaret Anonim Şirketi için MERSİS üzerinden en son davacı eski pay sahibi ve eski yönetim kurulu başkanı ... tarafından işlem yapıldığının belirtildiğini, söz konusu müzekkere ekinde yer alan evrak incelendiğinde anılan davacının, önceki ortak ...'un tek ortak olarak bakanlık temsilcisi katılımıyla gerçekleştirdiği ilk genel kurul toplantısına ait kararlar ile tek ortak olduğunu gösteren belgeyi ... tarihinde bizzat sisteme yüklediğinin tespit edildiğini, yöneticilerin de bu kararla değiştiği gözetildiğinde davacıların hisse devrinden haberdar olup onay verdiklerini ve huzurdaki davada yazılı şekil şartını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğunu, MERSİS işlemleri sonrasında tek ortak tarafından ... tarihinde şirketin yönetim kurulu, yetkilileri, unvanı, amacı ve konusuna ilişkin değişiklikler yapılıp sermaye artırımı kararı alındığını ve bu hususların ... tarihli ... Gazetesinde yayımlandığını, ilk derece mahkemesinin anılan müzekkere cevabına ve sicil gazetesine gerekçeli kararda hiç değinmediğini, ayrıca yazılı hisse devir sözleşmesinin davacılar tarafından imzalanmadığının belirtilmesine ve asıl savunmanın hakkın kötüye kullanılmasına dayanmasına karşın, önceki ortak vekili tarafından .... tarihli dilekçeyle dinlenilmesi talep edilen tanık ...'in hisse devrinin yazılı olması gerektiği gerekçesiyle dinlenmemesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini savunarak mahkemece verilen kararın kaldırılması talebi ile istinafa başvurmuştur. İlgili ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde; uyuşmazlığın davacıların davayı açmasının hakkın kötüye kullanılması teşkil edip etmediği noktasında toplandığını, ilk derece mahkemesince dosyada somut delil bulunmadığından bahisle bu savunmanın ispatlanamadığı gerekçesiyle karar verilmişse de UYAP kayıtlar.yer alan .... tarihli....Ticaret Sicil Müdürlüğü müzekkere cevabı ile ... tarihli ... Gazetesi incelenmeden hüküm kurulduğunu, anılan müzekkere cevabı ekinde yer alan evrak uyarınca davacı eski pay sahibi ve eski Yönetim Kurulu Başkanı ... tarafından, müvekkili ...'un tek ortak olarak Bakanlık temsilcilerinin katılımıyla yaptığı ilk genel kurul toplantısına ait kararlar ile müvekkilinin tek ortak olduğunu gösteren belgenin ... tarihinde bizzat MERSİS sistemine yüklendiğini, bu işlemler sonrasında müvekkilinin tek ortak sıfatıyla 13.06.2023 tarihinde şirketin yönetim kurulu, yetkilileri, unvanı, amacı ve konusuna ilişkin değişiklikler yaparak sermaye artırımı kararı aldığını, bu hususların ... tarihli ... Gazetesinde yayımlandığını ve artırılan sermaye borcunun kalan kısmının da .... tarihinde müvekkilince ödenerek borcun kalmadığını, davacıların alınan kararların ilan edildiği ... tarihinden sonra hisse devrine ilişkin yönetim kurulu kararını imzalamak üzere şirket mali müşavirinden şirket defter ve belgelerini teslim almalarına rağmen bu defterleri alıkoyduklarını, müvekkili ve şirketle iletişimi kopararak hisse bedelinin ödenmesini engellediklerini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı uyarınca davacının MERSİS üzerinden işlem yapması, hisse devri kararını imzalamak için aldığı defterleri alıkoyarak şeklin gerçekleşmesine engel olması ve ilan tarihinden davanın açıldığı ... tarihine kadar 6,5 ay boyunca sessiz kalıp sonradan şekil eksikliğini ileri sürerek hisse devrinin iptalini istemesinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu, ayrıca mahkemenin.... tarihli celsesinde verilen iki haftalık kesin süre içerisinde ....tarihli beyan dilekçesiyle hisselerin devri, şirketin fiilen devralınması, defterlerin alıkonulması ve tarafların anlaşması konularında bilgi sahibi olan ... isimli tanığın dinlenilmesinin talep edilmesine karşın hisse devrinin yazılı olması gerektiğinden bahisle tanık dinlenilmeden karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu savunarak mahkemece verilen kararın kaldırılması talebi ile istinafa başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: Dava, anonim şirket paylarının devrinin geçersizliğinin tespiti ile iadesi isteğine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda TTK bünyesinde bir hüküm bulunmamaktadır. Payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği hususunda görüş birliği mevcuttur. Ancak payın serbestçe devredilebilirliğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar kuşkusuz çıplak pay için de geçerlidir. Çıplak payın devri genel hükümler doğrultusunda yapılır. Uygulanacak hükümler payın bedelinin tamamen ödenmiş olup olmadığı hususuna göre değişir. Bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devri genel hüküm niteliğindeki alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Alacağın temliki tasarrufi bir işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçer. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş çıplak payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olur. Anonim ortaklık payı bünyesinde çeşitli alacak hakları bulundurmaktadır. İşbu alacak haklarının devredilmesi eğer pay senede bağlanmamışsa, ancak BK'da düzenlenen alacağın temliki vasıtasıyla gerçekleşebilir. Alacağın temliki de yazılı şekilde yapılması geçerlilik koşuludur. Bu bağlamda çıplak pay alacağın temliki hükümlerine göre devredilebilir. Temlik ile çıplak pay devralana geçer. Taahhüt edilen payın karşılığını ödeme borcunun yanında, ortaklık haklarını da içeren bedeli tam ödenmemiş payın devri işleminin de yazılı şekilde yapılması zorunluluğu söz konusudur. Dolayısıyla bedeli tam olarak ödenmemiş çıplak payın devri yazılı bir devir beyanı ile birlikte anonim ortaklığın onayının alınması ile gerçekleşir. Anonim ortaklık adına devir işlemine onay vermeye eğer ana sözleşmede farklı bir düzenleme bulunmuyorsa yönetim kurulu yetkilidir. Somut olayda istinaf talebinde bulunan taraf vekillerinin ileri sürdüğü sebepler kapsamında yapılan inceleme sonucunda, mahkemece, yargılamanın HMK’da düzenlenen usul kurallarına uygun olarak yapılmış olduğu, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmadığı, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, ilk derece mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, çıplak payın alacağın temliki hükümleri gereğince yazılı sözleşme ile devri mümkün olduğundan devri iddia edenin (somut uyuşmazlıkta davalı tarafın) iddiasını tanık ile ispat etmesinin mümkün olmadığı, devrin usulünce yapıldığına dair davacıların iradesini içeren yazılı bir temlik sözleşmesi sunulmadığı, cevap dilekçesinde ileri sürüldüğü şekliyle; davacıların talebi üzerine hazırlandığı savunulan hisse devrine ilişkin yönetim kurulu kararının hisselerini devreden ortaklarca (somut uyuşmazlıkta davacılarca) imzalanmamış olduğu; sadece davacıların paylarını devraldığı iddia olunan davalı tarafça imzalanmış olması nedeniyle senede bağlanmamış çıplak payların devri için aranan yazılılık unsurunu ihtiva etmediği anlaşıldığından, davalılar vekili ve ilgili taraf vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalılar vekilinin ve ilgili ... vekilinin istinaf itirazlarının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Başvuru sırasında peşin alınan harcın mahsubu ile bakiye 116,60-TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye irat kaydına, 3-Başvuru sırasında peşin alınan harcın mahsubu ile bakiye 116,60-TL harcın ...'dan alınarak hazineye irat kaydına, 4-İstinaf başvurusunda bulunan tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 6-Kararın kesinleştirme ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 7-Gerekçeli kararın tebliği ve harç ikmali işlemlerinin Dairemizce yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361 ve 362. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süresi içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere 05/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.