Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/305 E. 2026/2637 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/305
Karar No
2026/2637
Karar Tarihi

T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/305 - 2026/2637 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2025/305 KARAR NO : 2026/2637

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/12/2024 NUMARASI : 2024/104 Esas, 2024/961 Karar

DAVACI : ... VEKİLİ : Av. DAVALI : VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ : 20/10/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/10/2026

.... Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.12.2024 tarih ve 2024/104 Esas, 2024/961 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların iddia ve savunmalarının özeti: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... poliçe numarası ile davalı şirkete ait sigortalı ... plaka sayılı aracın 23.04.2023 tarihinde müvekkiline ait ... plaka sayılı araca çarptığını, ... plakalı araç sürücüsü ...’un %100 kusurlu olduğunu, müvekkilinin aracında değer kaybı oluştuğunu, şimdilik 100,00 TL’nin davalıdan alınmasına, davalı sigortanın red cevabından itibaren yasal faiz işletilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. ISLAH : Davacı vekili 11.10.2024 tarihli bedel arttırım dilekçesi ile dava değerini 41.844,04 TL'ye arttırmıştır. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya değer kaybı talebi karşılığında 14.08.2023 tarihinde 38.155,96 TL ödeme yapıldığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davanın kabulü ile 41.844,04 TL değer kaybı alacağının 14.08.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiği görüldü. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan raporun denetime açık olmadığını, ayrıca dosya nezdinde sigorta uzmanı eksperden rapor alındığını, eksik incelemeyle kurulan bir raporun hükme esas alınmasının kabul edilemez olduğunu ayrıca raporun oto branşında ruhsatlı sigorta eksperi bilirkişiden aldırılmasının gerektiğini, hasar aşamasında yapılan değer kaybı ödemesinin SBM üzerinden atanan ekspertiz raporuna istinaden yapıldığının göründüğünü, hükme esas alınan bilirkişi raporu ile SBM raporu arasındaki farkın kaynağının bilirkişi raporunda yeterince açıklanmadığını, gerekçelendirilmeden hüküm kurulmuş olmasını kabul etmediklerini, KTK madde 97’de öngörülen başvuru şartı gereği dava öncesi sigorta şirketine başvuru şartının yerine getirilmiş olması karşısında ayrıca zorunlu arabuluculuğa başvurulması gerekmediği halde davacı yanca arabuluculuğa başvurulmuş olmasından dolayı ortaya çıkan ücretin davalıya yüklenmemesinin gerektiğini ve dilekçesinde bildirdiği Yargıtay kararları gereğince ücretin davacı tarafça ödenmesinin gerektiğini beyan ederek kararın kaldırılması ile talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, trafik kazası sonucunda araçta oluşan değer kaybı bedelinin tazmini talebine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekilinin bilirkişi raporuna yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Davacının aracının değer kaybı Anayasa Mahkemesinin 2019/40 E.2020 740 K. 17.07.2020 tarihli kararı sonrasında verilen Yargıtay 17. Hukuk dairesinin 2016/14600 E. 2019/6626 K. sayılı “… Dairemizce değer kaybının belirlenmesi hususunda aracın kaza tarihindeki hasar görmemiş piyasa değeri ile onarılmış haldeki piyasa değeri arasındaki fark kriteri esas alınmaktadır. Hükme esas alınan raporlarda bu kritere göre hesaplama yapılmadığı anlaşılmakla, dosyadaki fotoğraflar, kaza tespit tutanağı ve tüm belgeler incelenerek, aracın modeli, yaşı, hasarın ağırlığı, boyanmış olan yerler ve hasarlı bölgelerin özelliği nazara alınıp, aracın kaza öncesi ikinci el piyasa rayiç değeri ile tamir edildikten sonraki ikinci el piyasa rayiç değeri arasındaki farkın değer kaybını göstereceği ilkesine göre değer kaybının tespiti için yeniden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir…” içtihatına uygun olarak piyasa değerine ilişkin yetkili bayi, galericiler ve internet 2. el araç satış sitelerinde yapılan araştırmalar sonrasında, aracın, marka ve modeli, yaşı, kilometresi, kullanım amacı, donanımı, aracın hasar aldığı bölgeler, geçmiş hasar kayıtları, vs değer kaybına etki edecek faktörler dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra genel şartlar ile ekindeki formüllere göre yapılan tazminat hesabının yasal dayanağı kalmamıştır. Bu durumda Yargıtay yerleşik içtihatları dikkate alınarak kaza tarihindeki serbest piyasa koşullarına göre vasıtanın kazadan önceki rayici ile onarım sonrası değeri arasındaki farkın araç değer kaybı olarak belirlenmesi gerekmektedir. Bu durumda Yargıtay yerleşik içtihatları dikkate alınarak kaza tarihindeki serbest piyasa koşullarına göre vasıtanın kazadan önceki rayici ile onarım sonrası değeri arasındaki farkın araç değer kaybı olarak belirlenmesi gerekmektedir. Buna göre; karara dayanak yapılan 10.09.2024 tarihli bilirkişi raporunda araçta meydana gelen değer kaybının yukarıdaki formule ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre 80.000,00 TL olarak belirlendiği, davalı tarafça 14.08.2023 tarihinde yapılmış olan 38.155,96 TL'lik ödeme mahsup edildiğinde bakiye zararın 41.844,04 TL olduğu görülmüştür. Bu nedenle mahkemece verilen hüküm yerinde görülmekle davalı vekilinin bu yönlü istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

Davalı vekilinin usule uygun başvuru yapılmadığına ve arabuluculuk ücretine yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Dava, trafik kazasından kaynaklı araç değer kaybı nedeni ile maddi tazminat istemine ilişkindir. Kaza tarihinde ve poliçenin düzenleme tarihinde yürürlükte bulunan 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun ‘Doğrudan Doğruya Talep ve Dava Hakkı’ başlıklı 97. maddesinde (Değişik:14/04/2016-6704/5 md.) “Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.” düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda, davacı vekilinin, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin birinci fıkrasında; "İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine ilişkin aşağıdaki hükümler uygulanır." hükmü gereği arabulucuya başvurduğu ve taraflar arasında yapılan arabuluculuk görüşmesi neticesinde, düzenlenen 07.02.2024 günlü tarihli arabulucuk son tutanaklarından tarafların anlaşamadıkları görülmüş ve her iki taraf vekilinin de iş bu görüşmede hazır bulunduğu ve arabuluculuk son tutanağı anlaşmamazlık belgeleri üzerinde imzalarının bulunduğu görülmüştür. 2918 Sayılı KTK'nın 97. maddesi belirtilen sigorta şirketine başvuruya ilişkin dava şartı incelendiğinde, işbu başvurunun yazılı şekil şartı dışında başka bir şekil şartına bağlanmadığı ve yine bu başvurunun arabulucu vasıtasıyla yapılmasını engelleyen bir hüküm de bulunmamaktadır. Buna göre davacı vekili tarafından iş bu eldeki tazminat davası açılmadan önce yukarıda açıklandığı gibi 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin birinci fıkrası gereğince arabulucuya başvuru yapılmış arabulucu tarafından davalı sigorta şirketi vekili usulüne uygun şekilde görüşmeye çağrılmış, taraflar arasında bir arabulucu görüşmesi yapılmış ve fakat taraflar uzlaşamamışlardır. Bilindiği üzere Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin yerleşik kararlarına göre sigorta şirketine poliçeden kaynaklı olarak açılan maddi tazminat davalarında KTK 97 maddesi gereğince sigorta şirketine başvuru zorunluluğu bulunduğundan ayrıca 6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereğince arabulucuya başvuru zorunluluğu bulunmamakta bu husus dava şartı olarak kabul edilmemektedir. Bu noktada üzerinde durulması gereken husus davacının zorunlu olmadığı halde 6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereğince arabulucuya yapılan başvurunun KTK 97 maddesi gereğinde yapılması gereken başvuru olarak kabul edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. KTK 97 maddesinde sigorta şirketine yazılı olarak başvuru şartı bulunmaktadır. Bunun dışında başvurunun ne şekilde yapılması gerektiğine ilişkin bir şekil şartı bulunmamaktadır. Eldeki dosyada davacı tarafından 6325 sayılı yasa kapsamında arabulucuya başvuru yapılmış ve olup bu başvuru üzerine taraflar arabulucuda gerekli görüşmeyi yapmış ve fakat anlaşamamışlardır. Buna ilişkin olarak yazılı olarak bir anlaşmama son tutanağı düzenlemiştir. Taraflar arasında yapılan müzakerelere ilişkin olarak davalı sigorta şirketi temsilcisi ile davacılar vekili ve arabulucu tarafından imzalanan bir son tutanak bulunduğuna göre davalı sigorta şirketine yazılı olarak başvuru yapılmadığı söylenemez. Zira davacı vekili ile davalı sigorta temsilcisi arabulucu huzurunda tazminat ödenmesi konusunda müzakere yapmış ve anlaşamayarak buna dair bir son tutanak imzalamışlardır. Bu durumda artık davacının davalı sigorta şirketine tazminatın ödenmesi konusunda yazılı olarak bir başvurusunun bulunmadığından söz edilemeyecektir. Bu nedenle mahkemesince davacının KTK 97 maddesi gereğince usulüne uygun bir başvurusunun bulunduğu kabul edilerek işin esasına girilerek karar verilmesi ve arabuluculuk ücretinden kaynaklı masrafın davalıdan tahsili yerinde görülmüş, kaldı ki davalı tarafça davacıya 14.08.2023 tarihinde kısmi ödeme yapılmış olduğu anlaşılmakla davalı tarafa usule uygun başvuru şartının yerine getirilmiş olup davalının temerrüte düşmüş olduğunun kabulü gerekmekle davalı vekilinin bu yönlü istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince davanın yazılı şekilde karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 2.858,37 TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 715,00 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 2.143,37 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade, harç iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK'nın 359/4. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,

Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 20.10.2026

Başkan Üye Üye Katip ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır

İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/305, K. 2026/2637, T. 20.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-305-e-2026-2637-k-847fc4957573